Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2014/15797 E. 2015/12228 K. 01.07.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/15797
KARAR NO : 2015/12228
KARAR TARİHİ : 01.07.2015

MAHKEMESİ : BURSA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 22/05/2014
NUMARASI : 2011/705-2014/157

Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili dilekçesinde; müvekkili şirketin serbest tüketici konumunda elektrik satım ve dağıtım hizmetleri yapan davalının abonesi şirket olduğu, davalı UEDAŞ ile dava dışı TEİAŞ’ın da aynı yasa hükümlerine göre, lisansa tabi olarak faaliyet gösteren şirketler olup; UEDAŞ’ın dağıtım hizmeti TEİAŞ’ın iletim hizmeti verdiğini, bu şirketlerin verdiği hizmetlere karşılık talep edecekleri dağıtım ve iletim sistem kullanım bedellerinin EPK’nun 13.maddesi ile EPTY’nin 17, 18 ve 28.maddeleri gereğince EPDK tarafından belirlendiğini, EPTY’nin 28.maddesi gereğince davalı kendi adına taahhuk ettirdiği dağıtım bedeli yanında TEİAŞ’ın taahhuk ettirdiği iletim sistem kullanım bedelini üretici ve tüketicilerden TEİAŞ adına tahsil ettiğini, yönetmeliğin 28/1.maddesindeki ”İletim ve dağıtım tarifelerinde yer alan fiyatların yansıtılmasında söz konusu tarifelerde yer alan fiyat yapısının korunması esastır.” hükme göre iletim tarife metodolojisine göre belirlenen bedelin aynen yansıtılması gerekirken fazla bedel tahsil ettiğini, müvekkilinin 103 sayılı kurul kararına göre bölgesel bazda iletim tarifesinin 22. bölgesinde kaldığını, davalının 01.04.2003-01.0.2006 döneminde iletim bedelin mevzuata aykırı yansıtarak, 01.01.2004-01.09.2006 döneminde de EPDK tarafından onanmış 22. bölge tarifesi üzerinde, EPDK onayı olmadan keyfi olarak iletim bedelini müvekkilinden tahsil ettiğini, davalının faturalarda bu hususu gizlediğini, müvekkilinin bu uygulamadan 06.09.2011 tarihinde haberdar olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, müvekkilinden haksız tahsili edilen 10.000 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili dilekçesinde: öncelikle davanın husumet ve zaman aşımı yönünden reddine karar verilmesini, esas yönden; dağıtım sistem kullanım fiyatlarını uygularken iletim tarifesinden gelen fiyat ödeme bildirimlerinde ayrıca yansıtılacağına dair EPDK’nun 31.12.2003 tarih ve 271 sayılı kurul kararı gereğince işlem yapıldığından; dağıtım sistem bedeline ilaveten iletim sisteminden gelen ek maliyetin de bu bedele yansıtılacağına karar verildiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece; hükme esasa alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulü ile 5.939,19 TL’nin 18.10.2006 ödeme tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde değildir.
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Mahkemece, aldırılan 17.07.2012 havale tarihli bilirkişi kurulu raporunda,”…davalı her ne kadar iletim bedelini 2003 yılında 3.030 TL/KWh olarak uygularken 2004 yılından itibaren iletim bedelini 4.040 TL/KWh olarak uygulamaya başlasa da; davacıya uyguladığı nihai elektrik satış tarifesinde değişikliğe gitmemiş ve iletim bedelinde yapmış olduğu artışı tarife içindeki diğer bedelleri düşürmek sureti ile davacıya yansıtmadığı, dolayısıyla davacının fazladan bir bedel tahsil etmediği ” görüş ve kanaati bildirilmiştir.
Davacı vekilinin rapora itirazı üzerine aldırılan 31.03.2014 tarihli bilirkişi kurulu raporunda; ”…nihai elektirik satış tarifesinde değişikliğe gidilmemiş olması nedeniyle, gerçek anlamda davalı dağıtım şirketinin davacı şirketten fazla tahsil etmiş olduğu bir bedel bulunmadığının kabulü halinde davalının ödeme yükümlülüğünün bulunmayacağını, aksi halde fazla tahsil edilen iletim bedelinin 5.939,19 TL olduğu” görüş ve kanaati bildirilmiş, kurul içerisindeki elektrik elektronik mühendisi rapora muhalif kalmış, 17.04.2014 havale tarihli muhalefet raporunda; davacı tarafın alacağının 5.939,19 TL olduğunu belirtmiş, mahkemece muhalefet raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
HMK’nın 266 ve devamı maddeleri uyarınca hakim; çözümü özel ve teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hakim, kendisinin sahip olmadığı özel ve teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişiye başvurur. Bu nedenle, bilirkişinin kendisinden sorulan husus hakkında, özel ve teknik bir bilgiye sahip olması, başka bir deyişle o konuda uzmanlaşmış olması gerekir.
HMK’nun 281. maddesinde, tarafların, bilirkişi raporunda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri; mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden ek rapor alabileceği; ayrıca gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabileceği açıklanmıştır.

Bilirkişiler, raporlarını hazırlarken raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. Bilirkişi raporu aynı zamanda Yargıtay denetimine de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak, bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hüküm kurmaya dayanak yapılabilir.
Bilirkişi raporu kural olarak hâkimi bağlamaz. Hâkim, raporu serbestçe takdir eder. Hâkim, raporu yeterli görmezse, bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabilir. Bilirkişi raporları arasındaki çelişki varsa hakim çelişkiyi gidermeden karar veremez.
Hükme esas alınan 17.04.2014 tarihli muhalefet raporu ile 31.03.2014 tarihli heyet raporu ve 17.07.2012 tarihli bilirkişi kurul raporları arasında çelişki olup, mahkemece, raporlar arasındaki çelişki giderilmemiştir.
Bu durumda mahkemece; yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilerek, dava dosyasının önceki bilirkişiler dışında oluşturulacak konusunda uzman üç kişilik mühendis bilirkişi kuruluna verilerek, dosyadaki raporlar arasındaki çelişkileri giderecek ve tarafların itirazlarını da karşılayacak şekilde, davaya konu bedel hakkında tahakkuk tarihlerindeki mevzuat hükümleri çerçevesinde bedelin hesaplattırılması suretiyle, hüküm kurmaya ve Yargıtay denetime elverişli bir rapor alınarak, varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, hem birbirleriyle birbiriyle çelişen, hem de kendi içinde çelişkiler ve ayrık görüşler bulunan raporlardan, ikinci rapora muhalif kalan bilirkişinin görüşlerine dayanılarak ve söz konusu raporlar arasındaki çelişki giderilmeden, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı geretirmiştir.
Bundan ayrı;dava konusu uyuşmazlık, sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanan alacağın tahsili talebine ilişkindir.
Sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre borçludan faiz talep edilebilmesi için zenginleşenin iyiniyetli ya da kötüniyetli olduğuna bakılmadan temerrüde düşürülmesi gerekir.BK’nun 101/2 (TBK’nun 117/1) maddesi gereğince, muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarı ile mütemerrit olur. Zenginleşen kimseden, iade talep edilmeden önce temerrüde düşürülmüş sayılmasının yasal dayanağı bulunmamaktadır. Sebepsiz zenginleşmede gecikme faizinin işlemesi için borçlunun bir ihtar ya da dava açılmak suretiyle temerrüde düşürülmesi gerekir. Somut olayda, davacı tarafından dava tarihinden evvel davalıya gönderilmiş ihbar ya da ihtar veya açılan bir dava bulunmadığına ve bu hususun iddia ve ispat edilmemiş olmasına göre temerrüt olgusu gerçekleşmemiş olup, faize dava tarihinden itibaren karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde ödeme tarihinden itibaren faize karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

Bozma nedenlerine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 01.07.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.