YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/11988
KARAR NO : 2015/28143
KARAR TARİHİ : 07.09.2015
MAHKEMESİ : Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Sanık hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yapılan itirazın reddedilerek, kararın 24/07/2009 tarihinde kesinleştiği, ilgili kurum tarafından 05/09/2013 tarihinde mahkemeye yazılan yazıda, sanığın aslında zararı gidermediği, bu nedenle verilen kararın hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle ihbarda bulunulduğu dikkate alınarak ve hukuken kesinleşen söz konusu karar, hukuka aykırı olsa bile zamanaşımı süresini durduracağının anlaşılması karşısında tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmeyerek yapılan incelemede;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-e bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak dolandırıcılık suçunun işlenmesi,nitelikli hal kabul edilmiştir. Hangi kurum ve kuruluşların, kamusal nitelik taşıdığı, o kurumun kadro bakımından bağlı olduğu durumu düzenleyen mevzuata göre belirlenir. Bu nitelikli halin oluşması için,eylemin kamu kurum ve kuruluşlarının mal varlığına zarar vermek amacıyla işlenmesi gerekir. Zarar vermek, kamu kurum ve kuruluşlarından hakkı olmayan bir parayı almak yada bir borcu geri vermemek şeklinde olabilir. Bu suçun zarar göreni kamu kurum ve kuruluşunun tüzel kişiliğidir. Kamu kurum ve kuruluşlarının zarar görmesi söz konusu değilse bu suç oluşmayacaktır. Dolandırıcılık suçunun kamu yararına çalışan hayır kurumlarının zararına işlenmesi madde kapsamında değildir.
Sanığın gerçekte bir ekim yapmadığı halde ve zeminde beyan ettiği şekilde ekili bir taşınmaz bulunmamasına rağmen, 2002 ve 2003 yıllarında doğrudan gelir desteği başvurusunda bulunduğu, 2002 yılı desteklemesi için sanığa 01/11/2002 tarihinde, 877.500 TL, 2003 yılı desteklemesi için sanığa 29/01/2004 tarihinde 440 TL ödeme yapıldığı, böylece sanığın hileli hareketlerle kurum zararına haksız menfaat temin etmek suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda,
1-Sanığın, 2002 ve 2003 yıllarında haksız yere DGD ödemesi almak suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edilmesi karşısında, dolandırıcılık suçlarının yenilenen suç işleme kararı altında işlenmesi nedeniyle, her yıl için ayrı ayrı suç oluştuğu ve 01/11/2002 tarihinde işlenen suçla igili olarak, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının geri bırakılması kararının kesinleştiğ itarih ile ihbar tarihi arasında duran zamanaşımı süresi de dikkate alınarak, sanığın lehine olan ve eylemine uyan 765 sayılı TCK’nın 504/7 maddesi ile aynı Kanun’un 102/4 ve 104/2. maddelerinde öngörülen 7 yıl 6 aylık dava zamanaşımının dolduğu anlaşıldığından açılan kamu davasının 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddesi gereğince zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar verilmesi, zamanaşımı süresi henüz dolmayan 28/01/2004 tarihinde işlenen suçla ilgili olarak da, elde edilen haksız menfaat miktarına göre ilgili yasa hükümleri gereğince ayrıca bir ceza belirlenmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
2-Kabule göre de; 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9/3. maddesinde yer alan “lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbiriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir hükmü karşısında, suç tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı TCK ile 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nın ilgili bütün hükümlerinin olaya uygulanıp, leh ve aleyhteki hükümleri ayrı ayrı ele alınarak, ortaya çıkan sonuçların birbiriyle karşılaştırılması suretiyle lehe Kanun’un tespitinin gerektiği, buna göre, 765 sayılı TCK’nın 504/7, 80, 59 maddelerine göre, sonuç olarak sanık hakkında 1 yıl 11 ay 10 gün hapis cezasına hükmedilecekken, 5377 sayılı Kanun’la değişiklikten önceki 5237 sayılı TCK’nın 158/1-e, son, 43, 62. maddelerine göre, sonuç olarak sanık hakkında 2 yıl 1 ay hapis cezasına hükmedileceği, buna göre, 5237 sayılı TCK’nın sanığın daha lehine olduğu gözetilmeden aleyhe olan yasanın uygulanması suretiyle yazılı şekilde hüküm kurularak fazla ceza tayini,
3-Hapis cezası alt sınırdan tayin edildiği halde adli para cezası belirlenirken yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin, aynı gerekçeyle tam gün sayısının asgari hadden uzaklaşılması suretiyle belirlenerek sanığa fazla ceza tayini,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1 maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 07/09/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.