Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2015/13321 E. 2015/29623 K. 07.10.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/13321
KARAR NO : 2015/29623
KARAR TARİHİ : 07.10.2015

Tebliğname No : 15 – 2012/99710

İNCELENEN KARARIN;
MAHKEMESİ : Elazığ 1. Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 25/10/2011
NUMARASI : 2011/35 (E) ve 2011/271 (K)
SANIK : İ.. B..
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
5237 sayılı TCK’nın 158/1-i bendinde serbest meslek sahibi kişiler tarafından mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle işlenmesi hali nitelikli dolandırıcılık olarak kabul edilmiş,193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 65/2 maddesinde serbest meslek faaliyeti sermayeden ziyade şahsi mesaiye ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır” şeklinde tanımlanmış, aynı kanunun 66. maddesi ise “serbest meslek faaliyetini mutat meslek halinde ifa edenler serbest meslek erbabıdır” denilmiştir. Aynı Kanun’un 37. maddesinin 4. bendinde ise, gayrimenkullerin alım, satım ve inşa işleriyle uğraşanların bu işlerinden doğan kazançların bu kanunun uygulanmasında ticari kazanç sayılacağı belirtilmiştir. Kanunda kendi nam ve hesabına mesleğin gerektirdiği etik kurallara uygun olarak çalışması gereken kişilerin toplumda kendilerine duyulan güveni kötüye kullanmak suretiyle dolandırıcılık suçunu işlemeleri hali nitelikli dolandırıcılık olarak düzenlenmiş ise de, bu bendin uygulanabilmesi için failin serbest meslek mensubu olması ve dolandırıcılık suçunu da mesleği gereği kendisine duyulan güveni kötüye kullanmak suretiyle işlemesi gerekir.
Katılan H.. Ö..’in, hipodrom inşaat alanında yapılması planlanan at ahırı ihalesini alarak, beton dökülmesi konusunda Çelikler İnşaat Şirketi ile anlaştığı ve 09/08/2005 tarihinde sanık İ.. B..’a, çek ve belge imzalama konusunda yetki içeren vekaletnameyi verdiği, Çelikler şirketi tarafından hipodrom alanına beton dökülmesi işi tamamlandıktan sonra Çeliker şirketinde görevli tanık O.. Y..’ın tahsilat yapmak amacıyla sanık ile görüştüğü, sanığın H.. Ö.. adına 15.000 TL bedelli emre muharrer senedi imzalayarak tanık Oğuz’a verdiği ancak senedin takibe konulması üzerine H.. Ö..’in takibe itiraz ettiği, bu suretle sanık İ.. B..’ın nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını işlediğinin iddia edildiği olayda;
1- Sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan beraat kararına yönelik temyiz incelemesinde,
Sanık ifadesi, katılan beyanı, tutanaklar, senet üzerindeki yazıların sanığın eli ürünü olmadığına dair bilirkişi raporları ile tüm dosya kapsamına göre sanığın beraatine yönelik kabulde isabetsizlik görülmemiş olup, zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmakla tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan mirasçıları vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
2- Sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan kurulan beraat kararına yönelik temyiz incelemesinde,
15/01/2005 olan suç tarihinden temyiz inceleme gününe kadar 765 sayılı TCK’nın 102/4 ve 104/2. maddelerinde öngörülen 7 yıl 6 aylık dava zamanaşımının dolduğu anlaşıldığından; 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA; ancak bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden aynı kanunun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak 5271 sayılı CMK’un 223/8. maddesi gereğince sanık hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE, 07/10/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.