Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/15809 E. 2015/30484 K. 22.10.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/15809
KARAR NO : 2015/30484
KARAR TARİHİ : 22.10.2015

MAHKEMESİ : Ağır Ceza Mahkemesi

SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, özel belgede sahtecilik

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
5237 sayılı TCK’nın 158/1-j bendinde, dolandırıcılık suçunun, banka veya diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla işlenmesi nitelikli hal olarak kabul edilmiştir. Bu suçun oluşabilmesi için, kredi elde eden kişinin banka veya diğer kredi kurumu görevlilerini hile ile aldatmış olması gerekir. Krediyi alan kişinin aldatıcı herhangi bir eylemi olmaksızın, sırf banka elemanlarının kendi görevlerini layıkıyla yerine getirmemeleri yüzünden bir kredi açılmışsa dolandırıcılıktan değil, şartları varsa bankacılık suçundan bahsedilebilir. Bu suçun mağdurları banka ve diğer kredi kurumlarıdır. 5411 sayılı “Bankacılık Kanunu’nun 3. maddesinde banka, 48. maddesinde ise kredinin tanımı yapılmıştır. Tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlama suçun konusudur. Kredinin tahsis edilmesinin gerekli olup olmadığı, kredi verecek kuruluşun mevzuatında öngörülen düzenlemeler çerçevesinde belirlenir. Fiil, sahte kıymet takdiri raporları veya gerçeğe aykırı belgeler, bilançolar düzenleyerek hileli davranışıyla bunları aldatmaktadır. Kredi kurumu banka olmamasına karşın faiz karşılığında olsun veya olmasın, kanunen borç vermeye yetkili kılınan kurumlar anlaşılır. Bu itibarla böyle bir yetkiye sahip olmayan bir kişi veya kuruluşa karşı bu fiilin işlenmesi hâlinde koşulları varsa basit dolandırıcılık suçu söz konusu olacaktır.
Sanıklardan ……….. Tic. A.Ş’nin yönetim kurulu başkanı, ……………..’ın söz konusu şirketin yönetim kurulu üyeleri oldukları, diğer sanıkların ise bu şirketten otomobil satın alan kişiler olup, satın aldıkları araç karşılığında, proforma fatura ile katılan bankadan kredi kullandıkları, ancak araçların değerinin proforma fatura ile olduğundan yüksek gösterilerek tahsis edilmesi gerekenden fazla kredi kullanılmasına neden olunduğu, bir kısım borçluların kredi ödemelerini aksatmaları üzerine katılan bankanın yaptığı kontrollerde durumun ortaya çıktığının iddia edildiği somut olayda;
1-Sanıklar ……… hakkında özel belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçlarından kurulan beraat hükümlerinin temyiz incelemesinde;
Ön teklif niteliğinde olan proforma faturanın hiçbir mali yükümlülüğü bulunmadığından, sonradan düzenlenen faturayla farklılık göstermesi tek başına dolandırıcılık suçunun hile unsurunu oluşturmayıp, sürekli taşıt kredisi kullandıran bankanın piyasa fiyatı bilinen ve kasko değerleri resmen yayınlanan araçların fiyatlarının faturada gösterilen şekilde olmadığını bilebilecek durumda olduğundan, bu araçların piyasa değerini basit bir araştırmayla tespit edip, kredi miktarını ona göre belirlemesinin mümkün olduğu, başka bir deyişle kredi talebinde bulunan kişilerin kredi notuna ilişkin istihbarat çalışmalarını yanıltıcı veya ödeme gücünü farklı gösteren bir eylemleri bulunmadığı gibi, bankanın talep edilen kredi miktarına da bağlı olmadığı, yine kredilendirilen araçlar üzerine bankaca rehin konulması suretiyle alacağın güvence altına alındığı, kaldı ki, birçok kredi kuruluşunun yaptığı şekilde malın değerinin tamamının kredi olarak kullandırılması amacıyla bankanın rızası dâhilinde işlem yapılıp, ödemelerde bu şekilde bir aksama çıkması üzerine şikayetin yapılmış olmasının imkan dâhilinde olduğu ve bankaya gönderilen faturalar ile firmada kalan nüshaları arasında bulunabilecek farkın vergi usul kanunu kapsamında değerlendirilmesi gerekeceği hususları birlikte değerlendirildiğinde, yasal unsurları oluşmayan dolandırıcılık ve özel belgede sahtecilik suçlarından verilen beraat kararlarında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
2-Sanıklar ……. hakkında kurulan beraat hükümlerinin temyiz incelemesinde;
Sanık ……..’in hüküm tarihinden sonra 21.05.2015 tarihinde vefat ettiğinin UYAP’tan temin edilen nüfus kaydından anlaşılması karşısında; hakkında açılan kamu davasının 5237 sayılı TCK.nun 64/1.maddesi uyarınca düşürülmesine karar verilmesinde zorunluluk bulunması,
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 19.11.2002 tarih ve 272-402 E.K. sayılı kararında da açıklandığı üzere, 1412 sayılı CMUK’nın 223/son maddesi ile aynı mahiyette hüküm içeren ve 5271 sayılı CMK’nın 193/2. maddesine göre; mahkemeye gelmemiş sanık hakkında duruşma yapılamayacağına ilişkin temel kuralın istisnasının, dosya kapsamına göre ilk bakışta eylemin suç oluşturmayacağının anlaşılması halinde verilen beraat kararı ile sınırlı olduğu, buna göre; sanıkların sorgusu yapılmadan mevcut kanıtlar tartışılarak ve delil takdirine girmek suretiyle beraat kararı verilmesinin mümkün bulunmadığı gözetilmeden, sorgusu yapılmayan sanık ……. hakkında yazılı şekilde beraat kararı verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 22.10.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.