Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2015/4014 E. 2015/29599 K. 07.10.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/4014
KARAR NO : 2015/29599
KARAR TARİHİ : 07.10.2015

Tebliğname No : 15 – 2013/311392

İNCELENEN KARARIN;
MAHKEMESİ : Kırşehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 30/05/2013
NUMARASI : 2013/199 (E) ve 2013/358 (K)
SANIK : İ.. A..
SUÇ : Kamu malına zarar verme, hakaret, kasten yaralama

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Mala zarar verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma, yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma, suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.
Hakaret suçunun oluşabilmesi için, bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını incitecek ölçüde, somut bir fiil veya olgu isnat etmek ya da yakıştırmalarda bulunmak ya da sövmek gerekmektedir. Kişiye isnat edilen somut fiil veya olgunun gerçek olup olmamasının bir önemi yoktur. İsnadın ispatı konusu ayrıdır. Somut bir fiil ve olgu isnat etmek; mağdurun onur şeref ve saygınlığını incitecek nitelikte olacaktır. Mağdura yüklenen fiil ve olgunun belirli olması şarttır. Fiilin somut sayılabilmesi için, şahsa, şekle, konuya, yere ve zamana ilişkin unsurlar gösterilmiş olmalıdır. Bu unsurların tamamının birlikte söylenmesi şart değildir. Sözlerin isnat edilen fiilî belirleyecek açıklıkta olması yeterlidir. Çoğu zaman isnat edilen fiil ve olgunun, hangi zaman ve yerde meydana geldiğinin belirtilmesi, onur ve saygınlığı incitecek niteliği tespit için yeterli olmaktadır. Tarafların sosyal durumları, sözlerin söylendiği yer ve söyleniş şekli, söylenmeden önceki olaylar nazara alınarak suç vasfı tayin olunmalıdır. Hakaretin kişiyi küçük düşürmeye yönelik olması gerekir. Kişiye onu toplum nazarında küçük düşürmek amaçlı belli bir siyasi kanaatin isnat edilmesi hâlinde de suç oluşacaktır. Bir kişiye yönelik sözlerin veya yapılan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, topluma hâkim olan anlayışlar, örf ve

adetler göz önünde bulundurulmalıdır. Hakaret huzurda işlenebileceği gibi, gıyapta da işlenebilir. Gıyapta hakaretin cezalandırılabilmesi için, mağdurun yokluğunda en az ikiden fazla kişilerle ihtilat edilerek yani en az üç kişinin hakaret sözünü öğrenmiş olması kaydıyla hakaretin yapılması şarttır. Mağdur bu sayıya dâhil değildir. Mağdurun hazır olması halinde gıyapta hakaret den bahsedilemez. Kendileriyle ihtilat edilen kişilerin bir arada bulunmaları ve hakaret sözünü aynı anda öğrenmelerine gerek yoktur. İhtilat aktarma suretiyle gerçekleşmişse hakaret sözlerinin aynı ya da benzer olması aranmalıdır. Fail, sözlerini ikiden fazla kişiye söylemekte ya da daha çok kişinin duyabileceği bir yerde konuşmakta ve sözleri başkaları tarafından duyulabilmekte, failde bu durumun bilincinde ise ihtilat oluşmuştur.Suçun alenen işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Aleniyet, belirsiz sayıda kişilerin hakaret oluşturan sözü duymalarına olanak sağlamak suretiyle suçun işlenmesini ifade eder. Failin, hakaret oluşturan sözün duyulması olanağını yaratmış olması yeterlidir. Söylenen sözün fiilen duyulmuş olup olmaması önemli değildir.
5237 sayılı TCK’nın “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlıklı dördüncü kısmının, “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar ”başlıklı birinci bölümünde,265. maddesi ile düzenlenen;“Görevini Yaptırmamak İçin Direnme”suçuyla korunan hukuki yarar,kamu idaresinin güvenilirliği ve işleyişi olup;bu suçta,kamu faaliyetlerine kişilerin saygı göstermelerinin sağlanması ve kamu görevlerinin yerine getirilmesini dolayısıyla da kamu görevini yerine getirenleri engellemeye yönelik fiillerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Öte yandan, kendisine verilen görevi yerine getirmekte olan kamu görevlisine karşı cebir ve/veya tehdit fiili gerçekleştirilmiş bulunduğundan bu suçla aynı zamanda kişi özgürlüğü ve beden bütünlüğü de korunmaktadır. Maddede düzenlenen görevini yaptırmamak için direnme suçu,seçimlik hareketli bir suç olup kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek amacıyla,cebir ve/veya tehdit kullanılması ile suç oluşmaktadır. Bu suçun oluşabilmesi için,öncelikle engellenmek istenen işin o kamu görevlisinin görevine giriyor olması zorunludur. Zira madde, kamu görevlisinin yerine getirdiği herhangi bir iş için değil,görevine giren bir iş için koruma sağlamaktadır. Cebir, kamu görevlisine karşı fiziki güç kullanılmasıdır. Cebrin sınırı, kasten yaralama suçunun temel şekli veya daha az cezayı gerektiren hâli kapsamında değiştirilebilecek boyutta olmasıdır. Cebirle,kasten yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerine sebebiyet verilirse,fail ayrıca bu suçtan da beşinci fıkra uyarınca cezalandırılacaktır. Cebir veya tehdidin alenî olması şart değildir. Bu manada cebir ve tehdit, kamu görevlisinin görevini yerine getirmesini engellemeye elverişli, doğrudan kamu görevlisine yönelik ve ortadan kaldırılmadığı sürece göreve devam edilmesine engel olan güç kullanılmasını ifade eder.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 02.03.2010 gün 9-259-47 sayılı kararında belirlendiği gibi,olayın gelişimi sırasında sanığın,cebir ve/veya tehdit kullandığı polis memuru olan müştekiler suçun mağduru, kamu idaresi ise suçtan zarar gören konumundadır. “Görevini Yaptırmamak İçin Direnme” suçunun 5237 sayılı TCK’nun “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı bölümünde düzenlenmiş olması da kamu görevlilerinin suçun
mağduru olamayacakları anlamına gelmemektedir.Aksinin kabulü halinde, görevleri dışında kendilerine karşı cebir ve/veya tehdit kullanılması halinde işlenen bu suçların mağduru olacaklarında kuşku bulunmayan kişilerin, aynı suçlara görevlerinin ifası sırasında kamu görevlisi sıfatıyla maruz kaldıklarında ise suçun mağduru olmadıklarını ileri sürmek çelişkisine düşülecektir ki, bunun yasal bir dayanağı bulunmamaktadır.
Sanık İ.. A..’nin Kırşehir E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olduğu ve 2.kısmında hücre cezasını çektiği, olay günü, saat: 17.40 sıralarında infaz ve koruma memurlarını çağırdığı, sanığın şikayetçiler B.. A.. ve E.. U..’dan kendisine başka bir yerden sigara bulmalarını istediği, şikayetçiler B.. A.. ve E.. U..’un bunun yasak olduğunu söyledikleri, bunun üzerine sanığın bağırmaya başladığı ve diğer bloklarda nöbetçi olan infaz ve koruma memurları şikayetçiler H.. B.., S.. E.., İ.. T..’ın da hücre kısmına gittikleri, sanığın şikayetçiler B.. A.., E.. U.., H.. B.. ve S.. E.. ile İ.. T..’a “şerefsizlik yapmayın, yaptığınız işin a…. koyayım” diyerek hakaret ettiği, bu sırada infaz ve koruma memuru H.. G..’in de hücre kısmına gittiği, sanığın akabinde kırık cam bardağı parçasını boğazına dayayarak kendisini keseceğini söylediği, şikayetçiler C.. M.. ve D.. Ü..’ın da hücre kısmına geldikleri, sanığın “şerefsizler, adiler” diyerek tüm görevli infaz koruma başmemurlarına ve memurlarına hakaretlerine devam ettiği, sanığın elindeki cam parçasını bırakmaması üzerine infaz ve koruma başmemuru C.. M.. ile infaz ve koruma memurları H.. G.., H.. B.. ve İ.. T..’ın hücre kısmına girdikleri, sanığın diğer elinde gizlediği silahtan sayılan kırık cam bardağı parçasını C.. M..’a doğru savurduğu, cam parçasının C.. M..’ın göğüs kısmını sıyırarak onu yaraladığı, H.. G.., H.. B.. ve İ.. T..’ın sanığın elindeki cam parçasını almak istedikleri, sanığın bu kez onlara kırık cam parçasını savurmaya başladığı, olay sırasında H.. G.., H.. B.. ve İ.. T..’ın şüphelinin elindeki cam parçası ile ellerinde kesi oluşacak şekilde yaralandıkları, sanığınzor kullanılarak etkisiz hale getirildiği ve yan tarafta bulunan diğer hücre odasına alındığı; sanığın bir süre sonra bu kez bu hücre odasının camını kırdığı, bu şekilde kuruma zarar verdiği, kırık cam parçalarını hücre odasından dışarıya doğru fırlatmaya başladığı, cam parçası ile kendisine zarar verdiği, şikayetçi C.. M..’ın tekrar hücre odasına gelerek sanığın elindeki cam parçasını bırakmasını sağladığı,sanığın tedavisi için hastaneye gönderildiği, hastaneden döndükten sonra hücre odasına konulmak üzere merdivenlerden çıkartıldığı sırada taşkınlık yapmaya ve kolunu bıraktırmaya çalıştığı, bu sırada infaz ve koruma memuru şikayetçi S.. E..’ın eline tekme ile vurduğu, şüphelinin daha sonra hücre odasına konulduğu; bu suretle hakaret, kasten yaralama ve kamu malına zarar verme suçlarını işledikleri iddia edilen olayda;
1-Sanık hakkında kamu malına zarar verme ve kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyizin incelenmesinde,
Dosya kapsamında bulunan tüm delilere göre , sanığın cam kırmak suretiyle kamu malına zarar verdiği ve birden çok kamu görevlisine hakaret ettiği gerekçesine dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Sanık hakkında hakaret suçunun aleni işlenmiş olmasına rağmen,TCK 125/4 maddesince artırım yapılmaması karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA,
2-Sanık hakkında şikayetçiler C.. M.., İ.. T.., H.. G.., H.. B.. ile S.. E..’a yönelik kasten yaralama suçundan kurulan hükümlere yönelik temyizin incelenmesinde ise,
Sanığın ceza infaz kurumunda hücre bölümünde hükümlü olarak bulunduğu sırada mağdur şikayetçiler olan görevli infaz koruma memurlarından kendisine sigara bulmalarını isteyip, yasak olduğu cevabını alması üzerine görevlilere küfrederek, kırdığı su bardağını boynuna dayayıp kendisini keseceğini söylemesi üzerine, infaz koruma memurlarının kendisine engel olmaya çalıştıkları sırada direnerek infaz koruma memurları C.. M.., İ.. T.., H.. G.. ve H.. B..’ı elinde bulunan cam kırığı ile yaralamak suretiyle ve infaz koruma memuru S.. E..’a da hücresine konulmaya çalıştığı sırada tekme vurarak basit tıbbi müdahale ile giderilebilir şekilde yaraladığının anlaşılması karşısında, sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 265/1-4, 43/2 maddesi kapsamında görevi yaptırmamak için direnme suçunu oluşturduğu gözetilmeden, yazılı şekilde ayrı ayrı kasten yaralama suçundan mahkumiyet kararları verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK’nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; aynı Kanun’un 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı yönünden sanığın kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, 07.10.2015 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.