Yargıtay Kararı 12. Ceza Dairesi 2014/13449 E. 2015/9406 K. 01.06.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/13449
KARAR NO : 2015/9406
KARAR TARİHİ : 01.06.2015

Mahkemesi : Ağır Ceza Mahkemesi

Davacının tazminat talebinin kısmen kabulüne ilişkin hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Dairemizce benimsenen görüşe göre; asgari ücret üzerinden maddi tazminata hükmedilmiş olması karşısında hesaplamada hafta sonu, dini ve milli bayram tatilleri nedeniyle indirim yapılamayacağının dikkate alınmaması ve nesnel bir ölçüt olmamakla birlikte, davacı lehine hükmedilecek manevi tazminatın davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, tutuklanmasına neden olan olayın cereyan tarzı, tutuklu kaldığı süre ve tazminat davasının kesinleşeceği tarihe kadar faizi ile birlikte elde edeceği parasal değer dikkate alınıp, hak ve nasafet ilkelerine uygun makul bir miktar olarak tayin ve tespiti gerekirken, belirlenen ölçütlere uymayacak miktarda az manevi tazminata hükmolunması, temyiz edenin sıfatına göre bozma nedeni yapılmamış ve kendisini vekil ile temsil ettiren davacı lehine hükmolunan maktu vekalet ücreti miktarının tayin ve tespitinde isabetsizlik bulunmadığından tebliğnamedeki (1) nolu bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Yapılan incelemeye, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, incelenen dosya kapsamına göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1-Her ne kadar dava dilekçesinde faiz talebinde bulunulmamış ise de, sonradan “ıslah” suretiyle bu hususta sözlü veya yazılı talepte bulunulması mümkün bulunduğundan ve davacı vekili tarafından da 20.12.2013 tarihli duruşmada tutuklama tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmesi şeklinde dava dilekçesinin ıslah edilmiş olması nedeniyle, mahkemece ıslah talebi doğrultusunda davacı lehine hükmolunan maddi ve manevi tazminatlara tutuklama tarihinden itibaren faize hükmedilmiş ise de, HMK’nın 177/2. maddesindeki ‘’Islah, sözlü veya yazılı olarak yapılabilir. Karşı taraf duruşmada hazır değilse veya ıslah talebi duruşma dışında yapılıyorsa, bu yazılı talep veya tutanak örneği, haber vermek amacıyla karşı tarafa bildirilir.’’ şeklindeki emredici hüküm karşısında, ıslah talebine ilişkin dilekçe veya duruşma zaptının hazır bulunmayan davalı tarafa tebliğ edilmesi gerektiği gözetilmeden ıslah talebinin usule aykırı şekilde kabul edilmesi,
2-Yapılan temyiz incelemeleri sırasında, aynı konu ve tutuklama nedenine dayalı olarak birden fazla dava açıldığının tespit edilmesi nedeniyle, hazine zararına yol açan mükerrer davalara ilişkin ödemelerin önlenmesinin temini ve kamu kaynaklarının etkili, verimli ve hukuka uygun kullanılması bakımından, davacı lehine aynı konu ve tutuklama nedenine dayalı açılmış başka dava bulunup bulunmadığının, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden sorgulanıp, ilgili maliye hazinesinden sorularak tespit edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
İsabetsiz olup, davalı vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 01.06.2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

MUHALEFET ŞERHİ

Dava; koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davası olup yargılaması Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre yapılmadığından ıslah hükümlerinin birebir uygulanmasının da adı geçen Kanuna göre yapılmasına da gerek yoktur.
Davacı 337 gün tutuklu kalmasından dolayı 39.316. lira maddi ve 15.000 lira manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Dava dilekçesinde faiz ve başlangıcı ile ilgili bir talep bulunmamasına rağmen 31.12.2013 tarihli duruşmada davacı vekili tazminata tutuklama tarihinden itibaren faiz işletilmesini talep etmiştir.
Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davaları Ağır Ceza Mahkemesinde görülmekte olup yargılama usulünün hukuk yargılamasına göre yapılacağına dair düzenleme bulunmamakta, hatta Ceza Yargılaması sisteminden de ayrılarak daha basit, nerdeyse dosya üzerinden (CMK, 142/6,7) deliller toplanıp sadece kararın duruşmalı olarak verilmesi öngörülmektedir. HMK’nın davanın açılması (m.118), karşılıklı dilekçelerin verilmesi (m.126-136), ön inceleme (m. 137-142) ve tahkikat (m. 143-293) ile ilgili hiçbir yargılama usul hükmü Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmalarda uygulanmamaktadır.
Davacının faiz talebini duruşmada belirtmesi HMK’daki anladığımız anlamda bir ıslah değildir. Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davalarında davalının kabulü hiçbir sonuç doğurmaz. Faize hükmedilmesi sadece davacının, dava sonunda elde edeceği tazminat miktarını tespit için önem taşır. Bu da 2015 yılı itibariyle manevi tazminatta aylık 1500 liranın ele geçecek şekilde hesaplamanın yapılmasıdır.
Davacı 11 ay 7 gün tutuklu kalmıştır. 2015 yılı itibariyle ele geçecek miktarı faiziyle birlikte 8.000 lira civarındadır. Bu oran daire kabullerimizin altındadır. Ancak davacının temyiz talebi yoktur.
Mahalli mahkeme faizi nazara almadan da 15.000 lira manevi tazminata hükmedilebilirdi. Çünkü dairemizin yerleşmiş uygulamalarına göre yukarıda belirttiğimiz gibi 2015 yılı itibariyle manevi tazminatın aylık 1.500 lira olarak ele geçecek şekilde olması aranmaktadır. Mahkeme aynı hesaplamayı, yani faizi nazara almadan da maddi tazminatı buna göre belirleyebilirdi.
Davacının hiçbir miktar belirtmeden tutuklandığı ve beraat ettiği dosyayı bildirerek maddi ve manevi tazminat talebinde bulunması halinde bile mahkemenin resen (CMK, m.142/6) zarar araştırması yaparak tazminata karar verilebileceği bir dava türünde, sadece faiz talebinin yargılama aşamasında yapılıp davalıya ulaşmadığı gerekçesiyle hükmün bozulmaması gerekir.
Kısaca, yargılamasında Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun hiçbir hükmü uygulanmayan bir davanın, sadece faiz talebi dolayısıyla uygulanması düşünülemeyecek olduğuna göre talebin davalıya iletilmediği gerekçesiyle hükmün bozulması yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.