Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2015/13265 E. 2015/29699 K. 08.10.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/13265
KARAR NO : 2015/29699
KARAR TARİHİ : 08.10.2015

MAHKEMESİ : Antalya 3. Ağır Ceza Mahkemesi

SUÇ : Dolandırıcılık

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Yaşın küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, ayyaşlık veya bunlara benzer durumlarda bulunma dolayısıyla, fiil ve hareketlerin saikini ve sonuçlarını doğru olarak algılayamayan kişilerin dolandırılması, TCK’nın 158/1-c bendiyle ağırlaştırıcı neden kabul edilmiştir.
Algılama yeteneğinin zayıflığından yararlanmak suretiyle kişilerin aldatılması daha kolaydır. Algılama, duyu organları aracılığıyla, olay, nesne ve ilişkileri birbirinden ayırt etme demektir. Yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk, uyuşturucu etkisinde bulunma yada bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olan kişilerin aldatılması suçun konusudur.
Mağdurda zayıf da olsa bir irade, zayıflamış bilinç var olmalıdır. Akla uygun davranma demek, belli bir olay karşısında normal insanlardan çoğunun izleyeceği davranışa uygun hareket etmek demektir. Hâkim, somut olayın mahiyetini, kişinin içerisinde yaşadığı sosyal çevreyi, gelişme derecesini, muhakeme ve fikrî becerisini göz önünde tutarak değerlendirme yapacaktır.
Algılama yeteneğinin çok zayıf olması veya hiç olmaması halinde, aldatılması gereken bir irade söz konusu olmayacağından dolandırıcılık suçundan bahsedilemeyeceğinden hırsızlık suçu söz konusu olacaktır. Ceza sorumluluğu olmayan 12 yaşını bitirmemiş çocukların ve tam akıl hastalarının yaptıkları hareketlerin anlam ve sonuçlarını bilemeyeceklerinden aldatılmalarından ve dolandırılmalarından bahsedilemez. 12 yaşını tamamlayıp 15 yaşını tamamlamayan çocukların algılama yeteneklerinin bulunup bulunmadığı araştırılarak, bulunmaması halinde eylem, hırsızlık suçunu oluşturacaktır. Fail, bilerek mağdura uyuşturucu madde vererek veya sarhoş ederek onun algılama yeteneğini azaltmış ise ve oluşturulan bu zayıflık anında mal alınmışa eylem, TCK’nın 148/3 kapsamında mefruz cebir kapsamında değerlendirileceğinden yağma suçunu oluşturacaktır.
Somut olayda; Sanıklar Cve Vin, hakkında mahkumiyet kararı verilen ve fakat hükmü temyiz etmeyen (katılan vekili tarafından aleyhine temyiz edilen) sanık S ile fikir-eylem birliği içinde hareket ederek, 1937 doğumlu katılanın evinde kurulu …5277 no’lu sabit telefonu arayarak yada kendisini polis olarak tanıtan bir erkek şahsa arattırarak “… isminin PKK terör örgütü mensuplarınca işlenilen kuyumcu soygununa karıştığını…” söyleyip, şikayetçi üzerinde tedirginlik hali oluşturulduktan sonra, savcı ile görüştürüleceğini belirtip, kendisini Cumhuriyet Savcısı Satılmış Soydan olarak tanıtan bir erkek şahısla benzer hususlarda konuşulmasının sağlanmasını müteakip; sözde savcı olarak şikayetçi ile konuşan şahsın da (evde para ve altınların var olduğunu öğrenmesi üzerine) ona “… senin suça karışmadığını biliyoruz ama soruşturma kapsamında paraların seri no’larının alınması ve altınların ise fotograflarının çekilmesi gerekiyor… bunları bir poşetle dairenizin kapısı önüne koyun, göndereceğimiz polis arkadaşlar alacak ve işlemler tamamlanınca iade edeceğiz…” diyerek ikna etmesi ile talimata uyan katılandan para ve altınları almaları ve bu arada “…bankada hesapta bulunan paranın da çekilip, gelecek iki memura verilmesini…” istemeleri, şikayetçinin daire kapısına gelen (aynı binada faaliyet gösteren işyerinden temin edilen) 21.12.2014 tarihli CD İzleme Tutanağı ve ekine göre; sanıklar S ve ın bir paket içinde parayı katılandan ayrıca teslim almaları (telefondaki şahısla konuşmanın devam ediyor olması) soruşturma kapsamında 22.12.2014 tarihinde sanık Can’ın ikametgahında yapılan aramada zaptolunarak adli emanete alınan ve şikayetçiye ait olduğu yargısına varılan bir kısım ziynet eşyalarının ele geçirilmesi suretiyle haksız yarar sağlamaları şeklindeki eylemlerinin 13.01.2015 tarihli görevsizlik kararında ileri sürüldüğü gibi “nitelikli dolandırıcılık” suçunu değil TCK’nın 157/1. maddesinde tanımlanan “dolandırıcılık” suçunu oluşturduğunu takdir eden mahkemenin kabul ve uygulamalarında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık Can müdafii, sanık Veli ve katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA, 08.10.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.