YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/12621
KARAR NO : 2015/29397
KARAR TARİHİ : 05.10.2015
Nitelikli dolandırıcılığa teşebbüs ve resmi belgede sahtecilik suçlarından sanık olan M.. Ü.. ve N.. A..’ın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 158/1-d, 35 ve 204/1 maddeleri gereğince cezalandırılmalarına dair Antalya 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 12/02/2010 tarih ve 2009/449 Esas, 2010/31 Karar sayılı karar lehine sanık M.. Ü.. ve sanık N.. A.. müdafiinin vaki temyiz istemi üzerine onama ve bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/210839 sayılı tebliğnamesi ile dairemize gönderilmiş, Dairemizin 24/06/2014 tarih ve 2012/19948 Esas 2014/12743 Karar sayılı kararıyla hükümlerin onanmasına karar verilmiştir.
6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına ve Basın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un yürürlüğe girmesi üzerine anılan Kanun’un 99. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK’nın 308. maddesi uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın onama ilamına yapılan 08/07/2005 tarihli itiraz üzerine dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, eksik inceleme yapıldığı ve yeniden rapor alınması gerektiği yönündeki itiraz dilekçesinde ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden itirazın KABULÜNE,
Dairemizin 24/06/2014 tarih ve 2012/19948 Esas 2014/12743 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-d bendinde belirtilen kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenmesi nitelikli hâl kabul edilmiştir. Söz konusu kurum yada kuruluşların konumunun suçun işlenmesinde kolaylık sağlayacağı düşüncesi, bu kurum ve kuruluşların bu suçta araç olarak kullanılmasının ağırlaştırıcı neden olmasını gerektirmiştir. Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için, bunların isminin kullanılması yeterli olmayıp maddi varlığının kullanılması gerekmektedir. Araç olarak kullanılma, bu kurum veya kuruluşlara ait yazı veya belgeleri amaç dışı olarak kullanmak şeklinde olabilir. Bu kurumlara ait kimlik belgesinin gösterilmesi, basılı evraklarının, kıyafetlerinin, taşıtlarının kullanılması mağdurda güven oluşumunu sağlayacaktır.
Sanıklardan N.. A..’ın alacaklı, sanık M.. Ü.. ile katılanlar H.. Ç.. ve O.. K..’in de borçlu olarak gösterildiği, 20/09/2007 düzenleme, 21/10/2007 ödeme tarihli 90.000 TL bedelli sahte olarak düzenlenmiş senedin, sanık N.. A.. tarafından alacaklı sıfatı ile icra takibine konulduğu, icra takip aşamasında senette borçlu olarak yer alan katılanlar H.. Ç.. ve O.. K..’in itiraz ve şikayetleri üzerine, icra takibinden henüz sonuç alınamadan takibin durdurulduğu, yapılan bilirkişi incelemesinde, senette borçlu olarak görünen H.. Ç.. ve O.. K.. adlarına atılan imzaların sahte olduğu, buna karşılık borçlu sıfatı ile yer alan sanık M.. Ü.. adına atılan imzanın kendisinin eli ürünü olduğunun belirlendiği, sanıkların bu şekilde fikir ve eylem birliği içinde hareket etmek suretiyle, katılanların isimlerine atfen sahte imzalarla düzenlenen bonoyu sanık Noman’ın icra takibine koyduğu, bu şekilde sanıkların nitelikli dolandırıcılığa teşebbüs ve resmi belgede sahtecilik suçlarını işlediğinin iddia edildiği olayda,
Mahkeme tarafından hükme esas alınan 14/08/2009 tarihli bilirkişi raporunda, suça konu senetteki müşteki Hapib Çaprak ve O.. K.. imzalarının kendilerine ait olmadığının belirlendiği, müşteki HÇ tarafından dosyaya sunulan ve ilgili hukuk mahkemesi tarafından aldırılan 15/07/2011 tarihli başka bir raporda ise, söz konusu imzanın müştekiye ait olduğunun tespit edildiği, ayrıca müşteki O.. K.. tarafından da, sanık N.. A..’a karşı icra hukuk mahkemesinde imzaya ve borca itiraz davası açıldığı belirtilmekle, gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya çıkarılması ve raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi açısından; müştekilerin yazı ve imza örneklerinin usulüne uygun olarak alınarak, mukayeseye elverişli belge asıllarıyla birlikte Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi’ne gönderilip, söz konusu senetteki imzaların kime ait olduğunun kesin olarak belirlenmesi, müştekilerin açtıkları hukuk davası dosyalarının getirtilip incelenmesi, onaylı suretlerinin dosyaya konulması, bu şekilde bütün delillerin toplanmasından sonra sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdirinin gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ve yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık M.. Ü.. ile sanık N.. A.. müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 05/10/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.