YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/6541
KARAR NO : 2015/14721
KARAR TARİHİ : 30.09.2015
MAHKEMESİ : KULU ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 12/06/2014
NUMARASI : 2013/548-2014/420
Taraflar arasındaki tedbir nafakası davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı dava dilekçesinde; davalı kocanın başka bir kadınla ilişkisi olduğunu, kendisine şiddet uyguladığını, sürekli alkol aldığını, evlilik birliğini kurtarmak için elinden geleni yaptığını, kendisinin işi ve gelirinin olmadığını, babasının yanında onun yardımı ile yaşadığını belirterek, aylık 500TL tedbir nafakasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı cevap dilekçesinde; davacının müşterek konuttan ayrılmasından sonra eve gelen telefonda “davacı kadın sizi kandırmakta dediğini”, sesin tanımadığı bir erkeğe ait olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; huzursuzluk olmamasına rağmen davacının müşterek haneyi terk ettiği, davacı tanıklarından anne ve babanın yakınlık dereceleri nedeniyle beyanlarına itibar edilemeyeceği, ayrı yaşamda haklılığın ispatlanamadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından süresi içerisinde temyiz edilmiştir.
4721 sayılı MK.nun 195.maddesi uyarınca, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya evlilik birliğine ilişkin önemli bir konuda uyuşmazlığa düşülmesi halinde eşler ayrı ayrı veya birlikte hakimin müdahalesini isteyebilir. Hakim, gerektiği takdirde eşlerden birinin istemi üzerine kanunda öngörülen önlemleri alır.
Aynı yasanın 197.maddesine göre de; eşlerden biri, ortak hayat sebebiyle kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddi biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına sahiptir.
Birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa hakim, eşlerden birinin istemi üzerine birinin diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev eşyasından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetime ilişkin önlemleri alır.
Dosyanın tetkikinde, davacı tanığı L. U.’ın, tarafların birlikte iken davalının anne ve babası ile birlikte yaşadıklarını, sürekli tartıştıklarını, davacının 2-3 kez küserek yanlarına geldiğini, en son kendisini aradığında gittiğinde, davacının kolunun güverdiğini gördüğünü, davacıyı kolunu sardırmak üzere müşterek konuttan götürdüğünü, o tarihten beri tarafların ayrı yaşadığını ve davalının davacıyı aramadığını beyan ettiği; davacı tanığı Hüseyin Ulaş’ ın , tarafların arasında tartışmalar olduğunu, davacının 3-5 kez küserek yanlarına geldiğini, kendisinin davalının anne babasıyla konuşarak aralarını yaptığını, ancak davalı hiç bir sebep yokken davacıyı istemediğini söylediğini, son defasında davalının davacıyı evden çıkardığını, davacının da annesi (diğer tanık L. U.) ni aradığını, davalının, davacının annesine “al götür kızını ” dediğini duyduğunu; davalı tanığı A.U.’ ın ise tarafların tartışmalarını bilmediğini, ancak davalının evinin önünden geçerken, evin önünde taksinin beklediği, davacı, annesi ve başka bir kadının evden çıktığını, davacının annesinin “kavat, koymayacağım çocuğumu burada” dediğini, taksiyle evden ayrıldıklarını beyan ettiği anlaşılmıştır.
Somut olayda; mahkemece, davacı tanıklarının davacıya yakınlıkları gözönünde bulundurularak beyanlarına itibar edilmemişse de, aile içinde yaşanan olaylara en iyi tanıklık yapabilecek kişilerin yine aileden kişiler olacağı gözden kaçırılmıştır. Davacı tanık beyanlarıyla, taraflar arasında anlaşmazlıkların önceden de olduğu, fiilen ayrılığın başladığı gün davacının kolunun sargıya ihtiyacı olduğu, nitekim davalı tanığı Ali’nin de beyanıyla davacının annesinin olay anındaki kızgınlığı olayın oluş şeklini ortaya koymakta olup, bu değerlendirme ile davalı tanığı N. Z.’ in olay günü davalının annesinin davalıyı parktan getirdiği, evde olmadıkları ve öncesinde taraflar arasında huzursuzluk olmadığı beyanı gerçekliğini yitirdiği anlaşılmıştır.
O halde, mahkemece; davacının ayrı yaşamda haklı olduğu kabul edilerek, tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumları, davalının gelir düzeyi ile birlikte yaşarken davalının eşine sağlamış olduğu yaşam standardı nazara alınarak; davacının geçimi için gerekli, davalının geliri ile de orantılı olacak şekilde, TMK.nun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi de gözetilerek uygun miktar nafakaya hükmedilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş olup, bu husus bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 30.09.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.