Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2015/11680 E. 2015/14717 K. 30.09.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/11680
KARAR NO : 2015/14717
KARAR TARİHİ : 30.09.2015

MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 19.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 13/05/2014
NUMARASI : 2012/334-2014/167

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı dava dilekçesinde; davalı kurum tarafından 0 533 2140868 numaralı telefonu kullandığını ve borcunu ödemediği gerekçesiyle, aleyhinde icra takibi başlatıldığını, söz konusu telefonun kendisine ait olmadığını, …… Sokak 2-16 D. 18…… adresinde hiç oturmadığını, böyle bir hattı da hiç kullanmadığını, bu nedenle borçlu olmadığının tespiti ile %20 kötüniyet tazminatının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili; davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; abonelik sözleşmesindeki adresin davacının ikametgah adresi olmadığı, davacının noterden tasdikli imzasının abonelik sözleşmesindeki imza ile uyuşmadığı, davaya konu abonelik sözleşmesindeki imza kısmında; imza-numara olup olmadığı anlaşılamayan karalamanın çıplak gözle yapılan incelemesinde dahi davacının eli ürünü olmadığı, ayrıca; davalı şirketin 2000 yılında yapmış olduğu icra takibini de takipsiz bıraktığı, bu nedenle dosyasının işlemden kaldırılmış olduğu, buna göre; 0 533 21408 68 numaralı hattın davacı ile yapılan bir abonelik sözleşmesine dayalı olarak davacı tarafından hiç kullanılmadığı, davacı aleyhine yapılan icra takibinin davalı kurum tarafından takipsiz bırakılması nedeniyle işlemden kaldırılmışsa da davacının bu davayı açmakta menfâati olduğu gerekçeleriyle; davanın kabulüne ve davalı aleyhine %20 icra inkâr tazminatına karar verilmiştir. Hükmü davalı vekili temyiz etmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanunî gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazları yerinde değildir.

Ancak; davacı dava dilekçesinde ve aşamalardaki beyanlarında, abonelik sözleşmesi altındaki imzanın kendisine ait olmadığını bildirmiştir. Her ne kadar mahkemece, davacıya ait imzanın çıplak gözle yapılan incelemesinde dahi davacının eli ürünü olmadığı kabul edilerek hüküm kurulmuşsada, bu husus teknik incelemeyi gerektirdiğinden bu yönde (abonelik sözleşmesi altındaki imzanın davacının ele ürünü olup olmadığı yönünde) bilirkişiden rapor alınması gerekir.
Davacı dava dilekçesinde, davalının aleyhine icra takibi yapması nedeniyle %20 den aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatı talep etmiş, mahkemece %20 icra inkâr (davalı aleyhine) tazminatına hükmedilmiştir.
Mahkemece hükümde tazminat icra inkâr tazminatı olarak isimlendirilmişse de burada sözkonusu olan tazminat, icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında hükmedilecek olan kötüniyet tazminatıdır.
İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında hükmedilecek olan kötüniyet tazminatının hukukî mahiyetinin ve şartlarının incelenmesinde fayda vardır.
Bu cümleden olarak; İİK’nun 72/1. maddesi gereğince; “borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir.”
Aynı yasanın 5. bendi gereğince; “dava (menfi tespit davası) borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlâmın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hâle iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötüniyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz”
Hükümleri getirilmiştir.
Menfi tespit davasının borçlu lehine sonuçlanması durumunda, borçlu (davacı) lehine kötüniyet tazminatına hükmedilebilmesi açısından bazı şartların bulunması gerekir.
Bunlar; davacının (borçlunun) mutlak suretle talepte bulunması, borçlu davacıya karşı bir icra takibi yapılması, takibin haksız ve kötüniyetli olduğunun kanıtlanması gerekir.
Mahkemece; kötüniyet tazminatının şartlarının oluşup oluşmadığı usule ve yasaya uygun şekilde incelenmemiştir.
Ayrıca; dava dilekçesinde menfi tespit davasına konu miktar 7.811,75 TL olarak gösterilmesine rağmen, davalı aleyhine 53.362,06 TL karar ve ilâm harcına hükmedilmiştir. Harçlar Kanunu gereğince, dava değeri üzerinden karar ve ilâm harcına hükmedilmesi gerekirken, davalı aleyhine fazla miktarda harca hükmedilmesi de doğru değildir.
Hâl böyle olunca; abonelik sözleşmesi altındaki imzanın davacıya ait olup olmadığı ve hüküm altına alınan kötüniyet tazminatının yasal şartlarının oluşup olmadığı hususlarında usulüne uygun şekilde inceleme ve araştırma yapılmadığı gibi, harçlar kanunu gereğince; dava değeri üzerinden karar ve ilâm harcına hükmedilmesi gerekirken, davalı aleyhine fazla miktarda harca hükmedilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenlerle bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 30.09.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.