Danıştay Kararı 6. Daire 2016/2336 E. 2021/6643 K. 24.05.2021 T.

Danıştay 6. Daire Başkanlığı         2016/2336 E.  ,  2021/6643 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2016/2336
Karar No : 2021/6643

DAVACI : … Vakfı
VEKİLİ : Av. …

DAVALI : … Bakanlığı-ANKARA
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN ÖZETİ : Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 16/11/2015 tarihli işlemiyle onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının iptali istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI : Davaya konu planın aşağıda her bir başlık ayrıntılı olarak yer verilen iddialar doğrultusunda şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına aykırı olduğu ileri sürülmektedir.

DAVALININ SAVUNMASI : Davaya konu planın kararın içeriğinde ayrıntılı olarak yer verilen savunmalar kapsamında mevzuata uygun olduğu savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : 2872 sayılı Çevre Kanununun 9. (b) maddesinde “Ülke fizikî mekânında, sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda, koruma-kullanma dengesi gözetilerek kentsel ve kırsal nüfusun barınma, çalışma, dinlenme, ulaşım gibi ihtiyaçların karşılanması sonucu oluşabilecek çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar plânlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekli Çevre düzeni plânları Bakanlıkça yapılır, yaptırılır ve onaylanır. Bölge ve havza bazında çevre düzeni plânlarının yapılmasına ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.” hükmüne yer verilmiştir.
644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 7. maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde, yerleşme, yapılaşma ve arazi kullanımına yön veren, her tür ve ölçekte fiziki planlara ve uygulamalara esas teşkil eden üst ölçekli mekânsal strateji planlarını ve çevre düzeni planlarını ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak hazırlamak, hazırlatmak, onaylamak ve uygulamanın bu stratejilere göre yürütülmesini sağlamak, (c) bendinde ise, havza ve bölge bazındaki çevre düzeni planları da dâhil her tür ve ölçekteki çevre düzeni planlarının ve imar planlarının yapılmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek, havza veya bölge bazında çevre düzeni planlarını yapmak, yaptırmak, onaylamak ve bu planların uygulanmasını ve denetlenmesini sağlamak, Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştır.
Sözü edilen Çevre Kanunun 9.maddesine dayanılarak çıkarılan Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelikte “Havza” ; bir akarsu kaynağını besleyen yüzey ve yer altı su kaynaklarının tabii su toplama alanını kapsayacak biçimde, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce belirlenmiş alanlar, “Bölge” coğrafi, sosyal, ekonomik, fiziksel nitelikleri açısından benzerlik gösteren alan ve/veya Devlet Planlama Teşkilatınca belirlenmiş olan istatistiki bölge (düzey 2) birimleri olarak tanımlanmıştır.
Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmeliğin 4. maddesinin 1.fıkrasının (ç) bendinde, Çevre düzeni planı açıklama raporu: Çevre düzeni planının vizyonunun, amacının, hedeflerinin, stratejilerinin, ilkelerinin ve politikalarının açıklandığı ve bunlar doğrultusunda belirlenen projeksiyon nüfusuna, sektörel yapıya, alan büyüklüklerine, plan kararlarına, plan uygulama araçlarına, kurumsal yapıya ve denetime ilişkin gerekçeli açıklamaların yapıldığı ve çevre düzeni planı ile bütün olan rapor;
(d) bendinde; çevre düzeni planı araştırma raporu; Planlama alanına ilişkin geleceğe yönelik projeksiyonların yapılabilmesi, plan kararlarının, koruma ve gelişme politika ve stratejilerinin ve plan hükümlerinin belirlenebilmesi için 7’nci madde kapsamında toplanan verilerin planlama çalışmasında kullanılacak biçimde analiz ve sentezinin yapıldığı, alana yönelik fırsatların, tehditlerin, güçlü yönler ve zayıflıkların belirlenerek ilgilisine göre farklı disiplinlerden uzmanlarca hazırlanan rapor, olarak tanımlanmış; çevre düzeni planının niteliklerinin belirlendiği 5. maddesinin 1.fıkrasının (e) bendinde, “planlamaya temel oluşturan verilerin farklılığından dolayı farklı mesleklerden uzmanların fiili katılımı ile hazırlanan üst ölçekli bir plan olduğu” plan nitelikleri arasında yer almıştır.
Yönetmeliğin Planlama Alanının tespiti Başlıklı 6. maddesinin 1.fıkrasının a bendinde Planlama alanı; Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ve Çevre Kanunu kapsamında; Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından belirlenen büyük akarsu havzaları veya Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı tarafından belirlenmiş istatistiki bölge birimleri (düzey 2) ile birlikte idari sınırları da dikkate alınarak, en az iki il sınırını içerecek şekilde belirlenir hükmü yer almıştır.
Diğer taraftan 14.06.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 38. maddesinin 2. fıkrası ile Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelik yürürlükten kaldırılmış, Geçici 1. maddesinde, bu yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önce onay makamına sunulan veya idare meclisinde gündeme alınan plan tekliflerinin bu yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önceki mevzuat hükümlerine göre sonuçlandırılacağı hüküm altına alınmıştır.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca çıkarılan 14.06.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 4.maddesinin 1.fıkrasının (c) bendinde, “Çevre düzeni planı: Varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan planı ifade eder.” kuralı yer almaktadır.
Yönetmeliğin 9.maddesinde plan raporu kavramına yer verilerek madde içeriğinde plan raporu, içeriği ve nasıl hazırlanacağı düzenlenmiştir;
“Planlama alanı” başlıklı 18.maddesinde, “Çevre düzeni planı; coğrafi, sosyal, ekonomik, idari, mekânsal ve fonksiyonel nitelikleri açısından benzerlik gösteren bölge, havza veya en az bir il düzeyinde yapılır.” kuralına, “Plan ilke ve esasları” başlıklı 19. maddesinin 1.fıkrasında ise, “Çevre düzeni planları hazırlanırken; a) Varsa mekânsal strateji planlarına uygunluğun sağlanması, b) Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerin dikkate alınması, c) İlgili kamu kurum ve kuruluşlarının mekânsal kararları etkileyecek nitelikteki bölge planı, strateji planı ve belgesi, sektörel yatırım kararlarının dikkate alınarak değerlendirilmesi, ç) Sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada değerlendirilmesi, d) Tarihi, kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi, e) Doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması, f) Ulaşım ağının arazi kullanım kararlarıyla birlikte ele alınması suretiyle imar planlarında güzergahı netleştirilecek yolların güzergah ve yönünün genel olarak belirlenmesi, g) Çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının oluşturulması, ğ) İmar planlarına esas olacak şematik ve grafik dil kullanılarak arazi kullanım kararları ile koruma ve gelişmenin sağlanması, h) Afet tehlikelerine ilişkin mevcut raporlar ve jeolojik etütler dikkate alınarak afet risklerini azaltıcı önerilerin dikkate alınması esastır.” kuralına yer verilmiştir.
Anılan 19.maddenin 2.fıkrasında, “Çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde, planlama alanı sınırları kapsamında aşağıda genel başlıklar halinde belirtilen konular ile diğer konularda ilgili kurum ve kuruluşlardan veriler elde edilir; bu veriler kapsamında analiz, etüt ve araştırmalar yapılır: a) Sınırlar. b) İdari ve bölgesel yapı. c) Fiziksel ve doğal yapı. ç) Sit ve diğer koruma alanları, hassas alanlar, doğal karakteri korunacak alanlar. d) Ekonomik yapı. e) Sektörel gelişmeler ve istihdam. f) Demografik ve toplumsal yapı. g) Kentsel ve kırsal yerleşme alanları ve arazi kullanımı. ğ) Altyapı sistemleri. h) Yeşil ve açık alan kullanımları. ı) Ulaşım sistemleri. i) Afete maruz ve riskli alanlar. j) Askeri alanlar, askeri yasak bölgeler ve güvenlik bölgeleri. k) Planlama alanına yönelik bölgesel ölçekli kamu projeleri ve yatırım kararları. l) Her tür ve ölçekteki plan, program ve stratejiler. m) Göller, barajlar, akarsular, taşkın alanları, yeraltı ve yüzeysel su kaynakları ve benzeri hidrolojik, hidrojeolojik alanlar. n) Çevre sorunları ve etkilenen alanlar.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Aynı maddenin 3.fıkrasında, ” Çevre Düzeni Planlarının hazırlanması sürecinde planlama alanı sınırları kapsamındaki tüm veriler 1/25.000 ölçekli harita hassasiyetinde hazırlanır.” kuralı, 4.fıkrasında, “Plan hazırlık sürecinde ihtiyaç duyulan veri, bilgi ve belgeler; ilgili veriyi hazırlamakla sorumlu kurum ve kuruluşlardan, bilimsel çalışmalardan ve uzmanlarca arazide yapılacak çalışmalardan elde edilir.” kuralı, 5.fıkrasında, “Planlama sürecinde coğrafi bilgi sistemleri ve uzaktan algılama yöntemleri kullanılarak güncellenebilir ve sorgulanabilir sayısal veri tabanı oluşturulur.” kuralı bulunmaktadır.
Genel ilke olarak, plan kararları ile fiziksel çevreyi sağlıklı bir yapıya kavuşturmak, yatırımların yer seçimlerini ve gelişme eğilimlerini yönlendirmek ve toprağın korunma, kullanma dengesini en rasyonel biçimde belirlemek amaçlanır.
Çevre düzeni planı (ÇDP) kararlarının kurumlardan ve arazi çalışmalarından elde edilen veriler, nüfus projeksiyonları ve yerel idarelerin imar planları, bölgesel yatırım kararları, koruma statülü alanlar ulaşım ağları gibi plana girdi sağlayan verilerin değerlendirilmesi sonucunda oluşturulması gerektiği, dolayısıyla nüfus projeksiyonlarına göre, yerleşim alanlarının belirlenmesi, bu doğrultuda, tarım alanları, orman alanları, meralar, jeolojik açıdan sakıncalı alanları gibi korunması gereği bu tür alanlarda, münferit kentsel gelişme taleplerinin ise plan bütünlüğü gözönünde bulundurularak değerlendirilmesi gerekmektedir.
1/100.000 öçekli planlar yapılırken her türlü yatırım kararının ya da değişik bakanlıklar veya kurumların yetkisinde olan planlama süreci sonucunda oluşan kararların ve görüşlerin temin edilmesi ve planlama süreci de gözönünde bulundurulması gerekmektedir. Böyle bir çalışma sonunda hazırlanmayan bir plan baştan mevzuata aykırı hale gelecektir. Böyle bir çalışma sonucunda elde edilen ve ÇDP’ye veri/girdi olarak kabul edilen hususların plan aynen aktarılması ya da plan genelinde değerlendirmeden ve alt ölçekli planlara yön verecek kararlar üretilmeden plana işlenmesinin kabulü halinde üst ölçekli çevre düzeni planı yapmanın bir anlamı olmayacak ÇDP’nin sadece verilerin toplandığı bir belge ve neredeyse imar planlarının bütünleştirildiği bir imar planı niteliğine bürünmesi sonucu doğacaktır.
Dairemizce yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonunda düzenlenen bilirkişi raporu ile Dairemizin E:2016/1831 sayılı dosyasında yer alan bilirkişi raporunun değerlendirilmesinden;
– “Dava konusu planın yargıda iptaline karar verilen 2007 yılında hazırlanmış olan Manisa-Kütahya-İzmir çevre düzeni planının devamı niteliğinde görülmesi ve güncel veriler kullanılarak yeni bir plan araştırma raporunun hazırlanmaması ile nüfus projeksiyonlarının güncel nüfus verileri ile elde edilmemesinin davacının itirazını haklı kıldığı kamu yararından uzak kararların alınmasının önünü açan bir yaklaşım olduğu,
– Planın güncel verilerle hazırlanmadığı, ve/veya ilgili kurum kuruluşların güncel plan için görüşlerinin alınmadığı ve/veya planın genel kullanım kararları getirerek bir üst ölçekli planda beklenmeyen gösterimde bulunduğu,
– Plan Açıklama Raporu’nda Manisa Merkez Belediyesi’nin yanı sıra ilçe ve belde belediyelerinin 2025 nüfus tahminlerinin bir araştırma raporundan alındığı ve bu raporun en son 2000 yılı Genel Nüfus Sayımı verilerini kullandığı açıkça söylendiği, 23/06/2014 tarih ve 9948 sayılı Bakanlık Olur’u” ile ilk defa onaylanan bir planın 2000 yılı Genel Nüfus Sayımı verilerini kullanarak 2025 yılı nüfus tahminlerinin yapıldığı bir raporu kullanmasının kabul edilebilir bir durum olmadığı güncel olmayan veriler üzerinde çevre düzeni planlarının üretilmemesi gerektiği, bu durumun Manisa il sınırlarındaki yerleşimlerin kentsel gelişim alanlarının yanlış, gerçekten uzak, gereksinimden fazla/az hesaplanması riskini doğuracağı,
– Davaya konu planda olduğu gibi 10.10.2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği’nin bir araştırma raporunun olmadığı 2 farklı tarihte hazırlanmış (biri 16.11.2015 onay tarihli, diğeri 10.10.2018 onay tarihli) Plan Açıklama Raporu’ndaki ifadelerin, bahsedilen araştırma raporunun aynı araştırma raporu olma ihtimalini ortadan kaldırmadığı nitekim 2015 yılında onaylanan planın yararlandığı araştırma raporunda 2017 nüfus verilerinin yer alamayacağının aşikar olduğu şayet başka bir kurumun araştırma raporundan faydalanılıyorsa bu durumda da planın amaç ve hedefleri ile uymayan nüfus projeksiyonlarının kullanılması durumu nüksettiği bu durumun açıklanması gerektiği,
– Davalı kurumun da vurguladığı üzere dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın güncel bir araştırma raporunun bulunmadığı dava konusu olan ve ilk kez 2014 yılında askıya çıkartılan İzmir-Manisa çevre düzeni planının, Danıştay kararı doğrultusunda iptaline karar verilen 2007 tarihinde ilk kez askıya çıkartılan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın Araştırma Raporu’nu altlık olarak kullandığı,
– Plan Araştırma raporuna ilişkin değerlendirmede 2 noktanın öne çıktığı, birincisinin yönetmeliklerle alakalı olduğu 2007 tarihinde onaylanıp 2012 tarihinde iptaline karar verilen Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının, o planın hazırlandığı tarihte yürürlükte olan 11.11.2008 tarihli 27051 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelik uyarınca hazırlandığı, davaya konu planın ise Mekansal Planlar Yönetmeliğine göre hazırlandığı, bu iki yönetmeliğin plan araştırma raporlarının içeriğini tamamen ayrı tanımladığı, örneğin Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği “planlama alanı ve yakın çevresi ile alanın bölge veya kent bütünü içindeki konumunu belirlemek üzere eşik alanalizi, yerinde yapılan incelemeler gibi fiziksel çalışmalar ile birlikte bilimsel tekniklere dayalı, ekonomik, sosyal, kültürel, politik, tarihi, sektörel ve teknolojik araştırmalar yapılır ve araştırma raporları bu bilgileri içerir” derken, Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmeliğin, plan araştırma raporlarında bu bilgilerin aranması gerektiğini belirtmediği, davalının bu noktadaki dayanağının “söz konusu İzmir-Manisa çevre düzeni planı mahkeme kararının ifası gereğidir” savı olduğu, ancak durum böyle olsaydı İzmir-Manisa çevre düzeni planın Mekansal Planlar Yönetmeliği’ne değil yürürlükten kaldırılan Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelik çerçevesince değerlendirilmesinin gerektiği, davaya konu planın Mekansal Planlar Yönetmeliği’nde anılan şartların yerine getirildiğini davalı kurum bir çok dava dosyasında dile getirdiği, bu bakımdan davaya konu planın araştırma raporunun da güncel yönetmelik çerçevesince hazırlanmasının bekleneceği ,
-İkinci ve daha önemli olarak, 2007 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile söz konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni’nin hazırlanmaya başladığı tarih arasında en az 5 yıl fark olduğu, bu 5 yıllık süre zarfında bölgenin sunduğu sorunlar ve potansiyellerin ne kadar değiştiğinin dava konusu planı hazırlayan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı için sorulması gereken bir soru olduğu, sorunlarda ve potansiyellerde bir değişimin olup olmadığını anlamak için bölgenin güçlü ve zayı yönleri, fırsatları ve tehditleri için analiz çalışmasını en güncel veriler üzerinden tekrar yapmanın gerektiği, her şeyden önce Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi çalışması yapılırken gündemde olmayan fakat İzmir-Manisa Planlama Bölgesi çevre düzeni planı yapılırken davaya konu planda yer alan büyük projelerin varlığının söz konusu olduğu, (örneğin İzmir-İstanbul ulaşım bağlantısı, İzmir Limanını güçlendirmeye yönelik Lojistik Merkezler) bu tür projelerin planlanan bölgede fırsat ve/veya tehdit yaratacağının aşikar olduğu ve saptanacak bu fırsatların/tehditlerin plan kararlarını etkileyeceği, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin, mekânsal planlar yapılmadan önce bu tür fırsat ve tehditlerin saptanması gerektiğini hükmettiği, bu tür analizlerin aynı zamanda doğru planlama kararlarının alınması için de şart olduğu,
– Bir başka hususun da Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın hazırlandığı tarih ile dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı arasında geçen süre zarfında davaya konu planın altlık olarak kullandığı verilerin (tarım arazileri, orman alanları, kentsel yerleşik alan sınırları gibi) güncellenip güncellenmediği konusu olduğu plan araştırma raporlarının güncellenmesinin bu bağlamda kamu yararı ve ekolojik değerlerin korunması bağlamında en doğru plan kararlarının alınması için hayati öneme sahip olduğu, davalının itiraz maddesine olan savunmasından (“davaya konu bu plan iptal edilen Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının yerine mahkeme kararının ifası gereği uyumlaştırma çalışması niteliğinde hazırlanmıştır”) da açık olarak iptaline karar verilen değil ama davaya konu bu plan kapsamında yeterli ölçüde, nitelikte bilimsel, teknik araştırma ve incelemelerin yapılmadığını, güncel verilerin toplanmadığınının anlaşıldığı, bilirkişi Kurulunun davaya konu olan plana farklı kurumlar tarafından açılan ve pek çok itiraza konu olan dava dosyalarının bir nedenini planın hazırlığı aşamasında kurumlarla olan iletişimsizliğe, görüşlerinin alınmamasına dayandırdığı, yeni çevre düzeni planları yapılmadan önce ne gerekçe ile olursa olsun, Plan Araştırma Raporu’nun güncellenmesi ve plan kararlarının da bu araştırma raporunda belirlenen fırsat ve tehdirlere referansla alınması gerektiği, davaya konu planın Plan Araştırma raporunun olmamasının, bölgeye ve kente ilişkin sağlıklı, güvenli kararlar üretilmesi, doğal, kültürel, tarihi alanların korunması, yaşanabilir kentler oluşturulması ve bu bağlamda plan kararlarının oluşturulması için büyük bir sorun arz ettiği,
– Plan raporlarında ülke ve bölge ölçeğinde yapılan kalkınma planlarının bir veri olarak alındığına ve bunun neticesinde bu planlar doğrultusunda önermelerin yapıldığına ilişkin her hangi bir not/bilginin yer almadığı, bu yüzden, plan kararlarında sanayi alanları ve turizm tesis alanları için önerilen leke büyüklüklerinin, planda daraltılan tarım arazileri gibi arazi kullanımları için getirilen kararlarının bir nedenselliğe oturtmanın güç olduğu, nitekim bu durumun, bu dava dosyasındaki itiraz maddelerinde de görüleceği üzere, kimi yerleşim yerlerinin etrafında mevcutta makul büyüklükte sanayi alanları varken bunların niçin kat ve kat büyütüldükleri, bunların hangi üst ölçek strateji ve politikalara oturtulduğu sorusunu doğurduğu, bu noktalarda Plan Açıklama Raporunun yetersiz kaldığı,
– 2014 yılında ilk defa onaylanan bir çevre düzeni planının güncel nüfus verilerini kullanmamasının kabul edilebilir bir yaklaşım olmadığı, bu yaklaşım biçiminin, davaya konu planda davalıyı yanlış, gereksinimden fazla/az gelişme alanı belirleme kararlarına itmesi bakımından sorunlu bir yaklaşım olduğu, bu tür bir yaklaşım biçiminin sadece yanlış alan büyüklüklerinin hesaplanmasını beraberinde getirmeyeceği, aynı zamanda örneğin gereksinimden fazla alanların yapılaşmaya açılması ile bölgedeki doğal varlıklar, kültürel ve tarihi alanlar ve tarım arazilerinin korunması açısından da bir tehdit oluşturacağı, alt ölçek planları yönlendirmesi beklenen üst ölçek çevre düzeni planlarının güncel verileri kullanarak plan kararlarını almasının kamu yararı adına en doğru kararların üretilmesi için bir zorunluluk olduğu, nitekim Mekansal Planlar Yönetmeliği’nin 19. Maddesi çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde ilgili kurum ve kuruluşlardan (en güncel) demografik verilerin elde edilmesini şart koştuğu,
– Davalının savunmasında yargıda iptal edilen kararlar taraflarına iletilmediği için alınan kararların plana işlenmediğini belirttiği, bu durumun davaya konu plan için getirilen, örneğin ilgili kurumlardan güncel verilerin elde edilmediği, güncellenen plan kararlarına yönelik kurum görüşlerinin alınmadığı gibi itiraz maddeleri ile ilişkili görüldüğü, elbette, yargı tarafından iptal edilmiş veya yürütmenin durdurulması kararı alınmış olan mekânsal kararların davaya konu bu çevre düzeni planında bulunmaması gerektiği ve davaya konu planda gerekli düzenlemelerin bu doğrultuda yapılması gerektiği,
– 2007 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni’nin hazırlanmaya başladığı tarih arasında en az 5 yıl fark bulunduğu, dolayısıyla alınan güncel plan kararlarına ilişkin farklı kurumların görüşlerinin alınmasının hem mevzuat gereği hem de en doğru plan kararlarının alınması için önemli olduğu, güncel veriler elde edilip analiz edilmeden, uzmanlarca arazinin en güncel durumunu dikkate alarak yapılan çalışmalardan elde edilen bulgular olmadan, yeni/seneler sonra yapılmakta olan bir plan için ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri alınmadan üretilen bir çevre düzeni planının, kamu yararı bağlamında, insan ve çevre sağlığı için, doğal, kültürel ve tarihi değerlerin korunmasına yönelik yanlış kararlar alma riski büyük olduğu,
– Davalının, savunmasında davaya konu planın daha önceki iptaline karar verilen Kütahya-Manisa-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 Çevre Düzeni Planı’nın uyumlaştırma çalışması niteliğinde olduğu, yönetmeliklerde belirtilen afet tehlikelerine ilişkin mevcut raporlar ve jeolojik etütlerin dikkate alındığı, çalışmaların Kütahya-Manisa-İzmir için hazırlanan çevre düzeni planı süresince yapıldığı, bu yüzden davaya konu planda bu tür bir sürecin yapılıp yapılmadığına bakmanın anlamsız olduğunun belirtildiği, oysa ki davaya konu planın bir revizyon planı niteliğinde olmadığı, yönetmeliklere göre çevre düzeni planlarının “iptal edilen planlardan uyumlaştırma çalışmaları kapsamında” üretilebileceğine ilişkin bir hüküm olmadığı gibi, yeni yapılan her çevre düzeni planının bir araştırma raporunun bulunmasının yönetmelik gereği zorunlu olduğu yargıda iptaline karar verilmiş bir çevre düzeni planının araştırma raporunu değiştirmeden aynen kullanmanın, kaldı ki yeni veriler doğrultusunda ancak etki-tepki değerlendirmeleri sonrasında güncellenmesi gereken bir çevre düzeni planında bir araştırma raporu hazırlamamanın kamu yararı bağlamında, doğal, tarihi ve kültürel değerlerin korunması adına doğru bir yaklaşım olmadığı,
-Yeni çevre düzeni planları yapılmadan önce ne gerekçe ile olursa olsun, Plan Araştırma Raporu’nun güncellenmesi ve plan kararlarının da bu araştırma raporunda belirlenen fırsat ve tehdirlere referansla alınması gerektiği, davaya konu planın Plan Araştırma raporunun olmamasının, bölgeye ve kente ilişkin sağlıklı, güvenli kararlar üretilmesi, doğal, kültürel, tarihi alanların korunması, yaşanabilir kentler oluşturulması ve bu bağlamda plan kararlarının oluşturulması için büyük bir sorun arz ettiği,
Davaya konu plan ile birlikte 1. Derece Deprem Bölgesi olan İzmir ve Manisa’ya önemli tehlikeli atık alanları, termik santraller ve kentsel gelişme alanlarının önerildiği, davaya konu olan çevre düzeni planında bu tür alanların yer seçiminde fay hatlarının dikkate alındığına, konu hakkında uzman görüşleri doğrultusunda yer seçimlerine karar verildiğine ilişkin her hangi bir bilgiye rastlanmadığı ve iptal edilen plan hazırlanırken ele alınan raporlar ve görüşlerin ne derecede güncel plan kararları ile örtüştüğü/örtüştürüldüğünün de bilinemediği, bu yüzden Bilirkişi Kurulunun, davaya konu plan kararlarının itiraz maddesi bağlamında Anayasanın 56. maddesinde belirtilen “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir” hükmüne ve çevre düzeni planlarının sağlıklı çevreler yaratma amacına yönelik doğru kararları alıp alınmadığına ilişkin kesin bir yorum yapamadığı ne olursa olsun, alt ölçek planları yönlendirmesi gereken çevre düzeni planlarının, hazırlanış amaçları ile ilgili böylesine önemli bir konuda plan notları ve plan raporları ile bu yorumu yaptırtmaması gerektiği plan Hükümleri ile alt ölçek plan kararları verilirken afet konusundaki verilerin dikkate alınması şartını koşmanın Anayasa ve yönetmelik maddelerini sağlamaya yönelik yeterli bir uygulama olmadığı, Çevre Düzeni Planlarının hazırlanırken afet konusundaki verileri dikkate almak, plan raporlarının da bunun ne derecede ve nasıl dikkate alındığını belgelemek durumunda olduğu, Plan Açıklama Raporu’nda ikinci derece doğal eşiklerin belirlendiği, bu esnada deprem anında etkilenme oranı yüksek olacak alanların da bu eşik kapsamında değerlendirildiğinin söylendiği, ancak bu eşiklerin nerelerde bulunduğu gösterilmediği
– İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı için yeni bir Plan Araştırma Raporu hazırlanmadığı; daha önce Mahkeme kararıyla iptaline karar verilen İzmir-Manisa-Kütahya Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Plan Araştırma raporunun kullanıldığı; yani Kütahya ili kapsam dışına alınarak İzmir ve Manisa illeri için toplanan veriler temel alındığı bu yöntemdeki temel sorunun verilerin güncelliğine ilişkin olup, planın ilk onama tarihi olan 2014 yılı temel alınırsa, davaya konu planın 2009 yılı öncesi verilere dayandığı için en az 5 yıl “eskimiş” veriler üzerinden plan kararlarının üretildiği sonucunun çıktığı planın, stratejilerinin dayandığı verilerin “eskimiş” olması ve güncel olmamasının önemli bir eksiklik olduğu ve bunların plan onamasından sonra plana kurumlarca yapılan itirazlar sırasında düzeltilip güncellenecek olmasının doğru bir planlama olmadığı,
– Verilerin güncelliğine ilişkin bir diğer sorunun nüfus projeksiyonlarıyla ilgili olup, bu sorunun raporun ilgili kısmında açıklandığı, ayrıca nüfus projeksiyonlarındaki kestirim yaklaşımı da sorunlu bulunmuş olup, alt ölçek planları yönlendirmesi beklenen çevre düzeni planlarının, kentsel gelişme alanı büyüklüklerini belirlerken planın amaç ve hedefleri ile bağdaşlaştırılmayan, her yerleşim yerinin kentleşme dinamiklerini bir görüp aynı nüfus projeksiyon modeli ile nüfus tahminlerini yapan ve bu tahminler üzerinden bilimsel/matematiksel yöntemleri kullanmadan nüfus kabullerini yapan bir yaklaşımla hazırlandığının anlaşıldığı, bu durumun hazırlanan planda doğal ve/veya tarımsal niteliği nedeniyle korunması gereken alanlarda planın koruma ve ekolojik denge hedefinden uzaklaşılarak gereksinimden fazla alanın kentsel gelişim alanı olarak planlanmasına yol açtığı,
– Tüm bu değerlendirmeler kapsamında davaya konu 16.11.2015 onay tarihli Çevre Düzeni Planının planın ana amacı, kapsamı, plan sınırları ve kapsadığı iller, plan dili ve gösterimleri açısından mevzuata ve şehircilik ilkeleri ile planlama esaslarına uygun yaklaşımlar barındırdığı; ancak plan araştırma raporunun eksikliği, plana altlık teşkil eden verilerin eksikliği, nüfus projeksiyon verilerinin güncel olmaması, nüfus kestirimlerinde bilimsel/matematiksel yöntemlerden faydalanılmaması dolayısıyla yer yer aşırı büyüklükte gelişme alanlarının açılmış olması, bu tür alanlardaki plan kararları nedeniyle çevre düzeni planının temel hedefi ve ana stratejisi olan ekolojik dengenin kurulması, koruma-kullanma dengesinin sağlanması, tarımsal ve doğal değeri olan alanların korunması ilkeleriyle çelişen, dolayısıyla ilgili mevzuata, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırılıklar taşıyan plan kararları içerdiği” anlaşılmıştır.
Bilirkişi raporunda, davaya konu imar planlarının olumsuz ve olumlu yanları ortaya konulmuştur. Bunların bir kısmı lokal bazda veya plan notları şeklinde tespit edilen eksiklikler olup, yeniden ele alınıp düzeltilmesi ve giderilmesi mümkün olan hususlardır.
Bunun yanında, bilirkişi raporunda yer verilen bazı eksikliklerin planın bütünüyle gözden geçirilmesi gerekliliğini ortaya koyan eksiklikler olduğu sonucuna ulaşılmaktadır ki bunlar sırasıyla
– Hatalı belirlenen nüfus projeksiyonları ve buna bağlı nüfus atamaları
– Sektörel politikaların geleceğine yönelik öngörülerininin yapılmamış olması
– 2007 yılında yapılan çevre düzeni planının yargı kararıyla iptaline karar verilmesi (2009 tarihli plan da yargı kararı ile iptaline karar verilmiştir.) üzerine 2014 tarihinde yeniden yapılan plana yönelik yeni bir araştırma raporununun olmaması 2007 tarihli plan ile 2014 tarihli plana ilişkin mevzuatın aradığı plan araştırma raporunun farklı olması
– Plana ilişkin verilerin güncel olmaması yada eksik olması, örneğin alanda bulunan kullanımlara yönelik olarak yargı kararları bulunmasına karşı bunların bile plana yansıtılmaması
– Hatalı nüfus ve güncel veri olmaması nedeniyle gereğinden fazla gelişme ve sanayi alanları getirilmesi mevcudun kat kat büyüklüğünde getirilen kullanım kararlarının herhangi bir strateji ve karara dayanmaması olarak sıralanabilir.
Bu bağlamda, dava konusu işlemdeki nüfus öngörülerinin doğru tespit edilmesi, kestirim nüfus esas alınarak ve üst ölçekteki plan öngörüleri ile uyumlu bir biçimde yeniden belirlenerek alan ve yoğunluk dağılımları ile arazi kullanım kararlarının bu veriler üzerinden yeniden belirlenerek plan kararı haline getirilmesi, diğer taraftan, çok abartılı olduğu tespit edilen nüfus projeksiyonlarına uygun çalışan nüfus sayılarının karşılığı olan arazi kullanım kararlarının ayrılması ve sektörlere ilişkin geleceğe yönelik öngörülerin yapılması plan araştırma raporunun güncellenmesi bu bağlamda ilgili kurum ve kuruluşların güncel veriler ile yargı kararlarının gözönünde bulundurulması abartılı bulunan kentsel gelişme ve sanayi alanları ile plan kararlarının yeniden değerlendirilmesi planın ana stratejisi olan ekolojik dengenin kurulması ve koruma kullanma dengesinin sağlanması gerektiği bu hususların planın tümünü kusurlandırır nitelikte olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle dava konusu işlemin iptali gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI … ‘IN DÜŞÜNCESİ:
Dava, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 16/11/2015 tarihli işlemiyle onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının iptali istemiyle açılmıştır.
644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 7. maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde, yerleşme, yapılaşma ve arazi kullanımına yön veren, her tür ve ölçekte fiziki planlara ve uygulamalara esas teşkil eden üst ölçekli mekânsal strateji planlarını ve çevre düzeni planlarını ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak hazırlamak, hazırlatmak, onaylamak ve uygulamanın bu stratejilere göre yürütülmesini sağlamak, (c) bendinde ise, havza ve bölge bazındaki çevre düzeni planları da dâhil her tür ve ölçekteki çevre düzeni planlarının ve imar planlarının yapılmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek, havza veya bölge bazında çevre düzeni planlarını yapmak, yaptırmak, onaylamak ve bu planların uygulanmasını ve denetlenmesini sağlamak, Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştır.
Sözü edilen Çevre Kanunun 9.maddesine dayanılarak çıkarılan Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelikte “Havza” ; bir akarsu kaynağını besleyen yüzey ve yer altı su kaynaklarının tabii su toplama alanını kapsayacak biçimde, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce belirlenmiş alanlar, “Bölge” coğrafi, sosyal, ekonomik, fiziksel nitelikleri açısından benzerlik gösteren alan ve/veya Devlet Planlama Teşkilatınca belirlenmiş olan istatistiki bölge (düzey 2) birimleri olarak tanımlanmıştır.
Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmeliğin 4. maddesinin 1.fıkrasının (ç) bendinde, Çevre düzeni planı açıklama raporu: Çevre düzeni planının vizyonunun, amacının, hedeflerinin, stratejilerinin, ilkelerinin ve politikalarının açıklandığı ve bunlar doğrultusunda belirlenen projeksiyon nüfusuna, sektörel yapıya, alan büyüklüklerine, plan kararlarına, plan uygulama araçlarına, kurumsal yapıya ve denetime ilişkin gerekçeli açıklamaların yapıldığı ve çevre düzeni planı ile bütün olan rapor;
(d) bendinde; çevre düzeni planı araştırma raporu; Planlama alanına ilişkin geleceğe yönelik projeksiyonların yapılabilmesi, plan kararlarının, koruma ve gelişme politika ve stratejilerinin ve plan hükümlerinin belirlenebilmesi için 7’nci madde kapsamında toplanan verilerin planlama çalışmasında kullanılacak biçimde analiz ve sentezinin yapıldığı, alana yönelik fırsatların, tehditlerin, güçlü yönler ve zayıflıkların belirlenerek ilgilisine göre farklı disiplinlerden uzmanlarca hazırlanan rapor, olarak tanımlanmış; çevre düzeni planının niteliklerinin belirlendiği 5. maddesinin 1.fıkrasının (e) bendinde, “planlamaya temel oluşturan verilerin farklılığından dolayı farklı mesleklerden uzmanların fiili katılımı ile hazırlanan üst ölçekli bir plan olduğu” plan nitelikleri arasında yer almıştır.
Yönetmeliğin Planlama Alanının tespiti Başlıklı 6. maddesinin 1.fıkrasının a bendinde Planlama alanı; Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ve Çevre Kanunu kapsamında; Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından belirlenen büyük akarsu havzaları veya Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı tarafından belirlenmiş istatistiki bölge birimleri (düzey 2) ile birlikte idari sınırları da dikkate alınarak, en az iki il sınırını içerecek şekilde belirlenir hükmü yer almıştır.
Diğer taraftan 14.06.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 38. maddesinin 2. fıkrası ile Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelik yürürlükten kaldırılmış, Geçici 1. maddesinde, bu yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önce onay makamına sunulan veya idare meclisinde gündeme alınan plan tekliflerinin bu yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önceki mevzuat hükümlerine göre sonuçlandırılacağı hüküm altına alınmıştır.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca çıkarılan 14.06.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 4.maddesinin 1.fıkrasının (c) bendinde, “Çevre düzeni planı: Varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan planı ifade eder.” kuralı yer almaktadır.
Yönetmeliğin 9.maddesinde plan raporu kavramına yer verilerek madde içeriğinde plan raporu, içeriği ve nasıl hazırlanacağı düzenlenmiştir;
“Planlama alanı” başlıklı 18.maddesinde, “Çevre düzeni planı; coğrafi, sosyal, ekonomik, idari, mekânsal ve fonksiyonel nitelikleri açısından benzerlik gösteren bölge, havza veya en az bir il düzeyinde yapılır.” kuralına, “Plan ilke ve esasları” başlıklı 19. maddesinin 1.fıkrasında ise, “Çevre düzeni planları hazırlanırken; a) Varsa mekânsal strateji planlarına uygunluğun sağlanması, b) Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerin dikkate alınması, c) İlgili kamu kurum ve kuruluşlarının mekânsal kararları etkileyecek nitelikteki bölge planı, strateji planı ve belgesi, sektörel yatırım kararlarının dikkate alınarak değerlendirilmesi, ç) Sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada değerlendirilmesi, d) Tarihi, kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi, e) Doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması, f) Ulaşım ağının arazi kullanım kararlarıyla birlikte ele alınması suretiyle imar planlarında güzergahı netleştirilecek yolların güzergah ve yönünün genel olarak belirlenmesi, g) Çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının oluşturulması, ğ) İmar planlarına esas olacak şematik ve grafik dil kullanılarak arazi kullanım kararları ile koruma ve gelişmenin sağlanması, h) Afet tehlikelerine ilişkin mevcut raporlar ve jeolojik etütler dikkate alınarak afet risklerini azaltıcı önerilerin dikkate alınması esastır.” kuralına yer verilmiştir.
Anılan 19.maddenin 2.fıkrasında, “Çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde, planlama alanı sınırları kapsamında aşağıda genel başlıklar halinde belirtilen konular ile diğer konularda ilgili kurum ve kuruluşlardan veriler elde edilir; bu veriler kapsamında analiz, etüt ve araştırmalar yapılır: a) Sınırlar. b) İdari ve bölgesel yapı. c) Fiziksel ve doğal yapı. ç) Sit ve diğer koruma alanları, hassas alanlar, doğal karakteri korunacak alanlar. d) Ekonomik yapı. e) Sektörel gelişmeler ve istihdam. f) Demografik ve toplumsal yapı. g) Kentsel ve kırsal yerleşme alanları ve arazi kullanımı. ğ) Altyapı sistemleri. h) Yeşil ve açık alan kullanımları. ı) Ulaşım sistemleri. i) Afete maruz ve riskli alanlar. j) Askeri alanlar, askeri yasak bölgeler ve güvenlik bölgeleri. k) Planlama alanına yönelik bölgesel ölçekli kamu projeleri ve yatırım kararları. l) Her tür ve ölçekteki plan, program ve stratejiler. m) Göller, barajlar, akarsular, taşkın alanları, yeraltı ve yüzeysel su kaynakları ve benzeri hidrolojik, hidrojeolojik alanlar. n) Çevre sorunları ve etkilenen alanlar.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Aynı maddenin 3.fıkrasında, ” Çevre Düzeni Planlarının hazırlanması sürecinde planlama alanı sınırları kapsamındaki tüm veriler 1/25.000 ölçekli harita hassasiyetinde hazırlanır.” kuralı, 4.fıkrasında, “Plan hazırlık sürecinde ihtiyaç duyulan veri, bilgi ve belgeler; ilgili veriyi hazırlamakla sorumlu kurum ve kuruluşlardan, bilimsel çalışmalardan ve uzmanlarca arazide yapılacak çalışmalardan elde edilir.” kuralı, 5.fıkrasında, “Planlama sürecinde coğrafi bilgi sistemleri ve uzaktan algılama yöntemleri kullanılarak güncellenebilir ve sorgulanabilir sayısal veri tabanı oluşturulur.” kuralı bulunmaktadır.
Genel ilke olarak, plan kararları ile fiziksel çevreyi sağlıklı bir yapıya kavuşturmak, yatırımların yer seçimlerini ve gelişme eğilimlerini yönlendirmek ve toprağın korunma, kullanma dengesini en rasyonel biçimde belirlemek amaçlanır.
Çevre düzeni planı (ÇDP) kararlarının kurumlardan ve arazi çalışmalarından elde edilen veriler, nüfus projeksiyonları ve yerel idarelerin imar planları, bölgesel yatırım kararları, koruma statülü alanlar ulaşım ağları gibi plana girdi sağlayan verilerin değerlendirilmesi sonucunda oluşturulması gerektiği, dolayısıyla nüfus projeksiyonlarına göre, yerleşim alanlarının belirlenmesi, bu doğrultuda, tarım alanları, orman alanları, meralar, jeolojik açıdan sakıncalı alanları gibi korunması gereği bu tür alanlarda, münferit kentsel gelişme taleplerinin ise plan bütünlüğü gözönünde bulundurularak değerlendirilmesi gerekmektedir.
1/100.000 öçekli planlar yapılırken her türlü yatırım kararının ya da değişik bakanlıklar veya kurumların yetkisinde olan planlama süreci sonucunda oluşan kararların ve görüşlerin temin edilmesi ve planlama süreci de gözönünde bulundurulması gerekmektedir. Böyle bir çalışma sonunda hazırlanmayan bir plan baştan mevzuata aykırı hale gelecektir. Böyle bir çalışma sonucunda elde edilen ve ÇDP’ye veri/girdi olarak kabul edilen hususların plan aynen aktarılması ya da plan genelinde değerlendirmeden ve alt ölçekli planlara yön verecek kararlar üretilmeden plana işlenmesinin kabulü halinde üst ölçekli çevre düzeni planı yapmanın bir anlamı olmayacak ÇDP’nin sadece verilerin toplandığı bir belge ve neredeyse imar planlarının bütünleştirildiği bir imar planı niteliğine bürünmesi sonucu doğacaktır.
19.07.2007 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Danıştay Altıncı Dairesinin 09/12/2009 tarih ve E:2007/10509, K:2009/11751 sayılı kararıyla “2872 sayılı Yasanın 9.maddesinde bölge ve havza bazında hazırlanacak planların yapılmasına ilişkin usul ve esasların Bakanlıkça çıkarılacak bir Yönetmelikle belirleneceğinin kurala bağlanmasına karşın, işlem tarihinde böyle bir Yönetmelik çıkarılıp, planın hazırlanmasına ilişkin usul ve esaslar belirlenmeden tesis edilen işlemde mevzuata uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle” tümünün iptaline, bu iptal kararı üzerine hazırlanan 14/08/2009 tarihli, 1/100.000 ölçekli İzmir-Manisa-Kütahya çevre düzeni planının da Danıştay Altıncı Dairesinin 26.12.2012 tarihli, E:2010/786, K:2012/8225 sayılı kararıyla planın tümünün iptaline karar verilmiştir. Söz konusu karar üzerine İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı (ÇDP) 23/06/2014 tarihli, 9948 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı oluru ile onaylanmış, bu plana askı sürecinde yapılan itirazların değerlendirilmesi sonrasında ÇDP 30.12.2014 tarihli, 21137 sayılı Bakanlık oluru ile yeniden onaylanmıştır. Anılan plana yönelik askı süreci içerisindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında da İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı (…, …, …, …, …, …, …, …., …, … paftaları ve plan hükümleri) 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 7. maddesi uyarınca 16.11.2015 tarihinde onaylanmış, bu planda 27.01.2017 tarihinde … plan paftasında, 10.04.2018 tarihinde … plan paftası, L18 plan paftası ve bazı plan hükümlerinde değişiklik yapılmış, L18 plan paftasına ilişkin yapılan değişiklik 25.07.2018 tarihinde onaylanmış ve İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği (…, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … plan paftaları, lejant paftası, plan hükümleri, plan açıklama raporu, plan değişikliği gerekçe raporu ve eki)  1. No’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 102. maddesi uyarınca 10.10.2018 tarihinde onaylanmıştır. 
Uyuşmazlık konusu planın şehircilik ilkeleri ,planlama esasları ve kamu yararına uygun olup olmadığının anlaşılması amacıyla yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunda özetle; “Davaya konu Çevre Düzeni Planı ilgili mevzuatta belirtilen tanımlara ve amaca uygun olarak geliştirilmiş olup, Çevre Düzeni Planının Plan Açıklama Raporunda ekolojik değerlerin korunması konusuna vurgu yapıldığı koruma-kullanma dengesinin kurulması yönünde plan hedeflerinin net biçimde konulduğu; ve bu durumun planın mevzuattaki tariflere uyumu açısından olumlu olduğu, bununla beraber planın ayrıntılı önerileri incelendiğinde ekolojik değerlerin korunması ilkesiyle (dolayısıyla hem mevzuattaki tanımlarla hem planın kendi ana hedefleriyle) çelişen plan kararları tespit edilmiş olup bunların rapor boyunca ayrıntılarıyla anlatıldığı ve bu kısımlarda düzeltmeler yapılması gereğinin bulunduğu, • Dava konusu Çevre Düzeni Planında yer yer aşırı ayrıntıda tariflenen gelişme alanları gibi gösterimler olmasına rağmen, Bilirkişi Kurulunun bu durumun genellikle stratejik önemi daha düşük konular açısından olduğu, planın genel bir şematik dili bulunduğu görüşünde olup, bu yöndeki eksikliklerin planın gösterim dili nedeniyle iptalini gerektiren bir konu olarak değerlendirmediği, • Planda mekansal bütünlük kurulduğu ve birlikte “çalışan”, yani ekonomik ve sosyal bütünleşme göstererek kent ekonomisinin birlikte işlediği, bu açıdan bütünlük gösteren ve “kent-bölge” oluşumu izlenen kentler olarak İzmir ve Manisa illeri beraber planlandığı, bu iki kentin coğrafi öğeler, akarsular, vadiler açısından da idari sınırların ötesine geçen bir coğrafi bölgeyi içerdiği, bu nedenlerle iki kentin beraber planlanmasının ve bu doğrultuda planın kapsamı ve plan sınırları şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından doğru olduğu, • Davaya konu planın kapsamının İzmir ve Manisa illeri olmasının daha önceki mahkeme kararları ve bu kararlar kapsamında yapılmış olan bilirkişi incelemesinin sonuçlarıyla da uyumlu bulunduğu, • İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı için yeni bir Plan Araştırma Raporunun hazırlanmadığı; daha önce Mahkeme kararıyla iptaline karar verilen İzmir-Manisa-Kütahya Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Plan Araştırma raporunun kullanıldığı; yani Kütahya ili kapsam dışına alınarak İzmir ve Manisa illeri için toplanan verilerin temel alındığı, bu yöntemdeki temel sorunun verilerin güncelliğine ilişkin olup ilk onama tarihi olan 2014 yılı temel alınırsa, 2009 yılı öncesi verilere dayandığı için en az 5 yıl “eskimiş” veriler üzerinden plan kararlarının üretildiği sonucunun çıktığı, nitekim davalı idare Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından dava dosyasına sunulan yanıtlar kapsamında da ilgili kurumlardan varsa güncel olmayan verilerin yenilenmesine yönelik taleplerinin çevre düzeni planı kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olduğunun belirtildiği planın stratejilerinin dayandığı verilerin “eskimiş” olması ve güncel olmamasının önemli bir eksiklik olduğu ve bunların plan onamasından sonra plana kurumlarca yapılan itirazlar sırasında düzeltilip güncellenecek olmasının doğru bir planlama olmadığı, dolayısıyla davaya konu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının onama tarihi olan 23.06.2014 tarihinde yeterli, doğru ve güncel veriye dayandırılmadan yapılmış olması ve güncellenmiş bir Plan Araştırma Raporunun olmamasının önemli bir eksiklik olduğu, • Verilerin güncelliğine ilişkin bir diğer sorun nüfus projeksiyonlarıyla ilgili olup raporun ilgili kısmında açıklandığı, ayrıca nüfus projeksiyonlarındaki kestirim yaklaşımı da sorunlu bulunmuş olup, alt ölçek planları yönlendirmesi beklenen çevre düzeni planlarının, kentsel gelişme alanı büyüklüklerini belirlerken planın amaç ve hedefleri ile bağdaşlaştırılmayan, her yerleşim yerinin kentleşme dinamiklerini bir görüp aynı nüfus projeksiyon modeli ile nüfus tahminlerini yapan ve bu tahminler üzerinden bilimsel/matematiksel yöntemleri kullanmadan nüfus kabullerini yapan bir yaklaşımla hazırlandığının anlaşıldığı bu durumun hazırlanan planda doğal ve/veya tarımsal niteliği nedeniyle korunması gereken alanlarda planın koruma ve ekolojik denge hedefinden uzaklaşılarak gereksinimden fazla alanın kentsel gelişim alanı olarak planlanmasına yol açtığı, • Davaya konu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı alt ölçekli planlarla ilişkisi ve plan hiyerarşisi olarak değerlendirildiğinde, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından onanmış olan 1/25000 ölçekli plan ile benzeşen ve farklılaşan yönleri olup, bu durumun planlama hiyerarşisi açısından doğal olduğu; 1/100.000 ölçekli davaya konu çevre düzeni planının 1/25000 ölçekli plan ile tamamıyla örtüşmesi ve her kararında bu plana uygun olması gibi bir zorunluluğun bulunmadığı; üst ölçekte bölge için yeni ve farklı stratejiler getirilmesinin mümkün olduğunun değerlendirildiği,• Dava konusu planın hazırlanması aşamasında Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinde öngörülen, kamu kurum ve kuruluşları veya plan müelliflerince planın türüne ve kademesine göre bu Yönetmelikte genel başlıklar halinde belirtilen konularda ilgili kurum ve kuruluşlardan veri, görüş ve öneriler elde edilerek yer almasının gerektiği, • Güncel olmayan veriler üzerinde çevre düzeni planlarının üretilmemesinin gerektiği, bu durumun yerleşimlerin kentsel gelişim alanlarının yanlış, gerçekten uzak, gereksinimden fazla/az hesaplanması riskini doğuracağı, • Sonuç kısmında vurgulanması gereken temel konunun, iptali istenen çevre düzeni planının bazı hassas bölgelerde aşırı büyüklükte gelişme odakları yaratmakta olduğu, bu nedenle sürdürülebilirlik amacına, koruma-kullanma dengesini sağlama hedefine ulaşamadığı, bu durumun hem ilgili mevzuatta tanımlanan çevre düzeni planlarının temel amaçlarına uyumsuzluk olarak değerlendirildiği, hem de planın kendi açıklama raporuna aykırı düştüğü, planın iç tutarlılığını olumsuz etkilediği, bu nedenle bu tür alanlar, maddeler halindeki ayrıntılı incelemeler sırasında gösterildiği ve planda değişiklik yapılması gereken alanların rapor boyunca belirtildiği, plan hükümlerine ilişkin itirazlar da aynı kapsamda tek tek incelenerek düzeltilmesi gereken veya herhangi bir problem görülmeyen hükümlerin belirtildiği, bunun yanısıra davalı idare tarafından davacı itirazları doğrultusunda yapılan değişiklikler varsa bunlar da incelenerek itiraz konularının ortadan kalktığı durumların gösterildiği; itiraz konusunun ve tarafımızca saptanan aykırılıkların ve hatalı planlama yaklaşımlarının devam ettiği durumların da vurgulandığı,Tüm bu değerlendirmeler kapsamında davaya konu 23.06.2014 onay tarihli Çevre Düzeni Planının planın ana amacı, kapsamı, plan sınırları ve kapsadığı iller, plan dili ve gösterimleri açısından mevzuata ve şehircilik ilkeleri ile planlama esaslarına uygun yaklaşımlar barındırdığı; ancak plan araştırma raporunun eksikliği, plana altlık teşkil eden verilerin eksikliği, nüfus projeksiyon verilerinin güncel olmaması, nüfus kestirimlerinde plan stratejileriyle çelişen yaklaşımlar sonucu yer yer aşırı büyüklükte gelişme alanlarının açılmış olması, bu tür alanlardaki plan kararları nedeniyle çevre düzeni planının temel hedefi ve ana stratejisi olan ekolojik dengenin kurulması, koruma-kullanma dengesinin sağlanması, tarımsal ve doğal değeri olan alanların korunması ilkeleriyle çelişen, dolayısıyla ilgili mevzuata, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırılıklar taşıyan plan kararları içerdiğinin saptandığı” tespit ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Davacının plana yönelik iddiaları kapsamında değerlendirildiğinde;
Sasalıya yönelik olarak, davaya konu planın Plan Açıklama Raporu’nda, “Doğal Sit Alanı” sınırlarında bulunan bir bölgede niçin bu büyüklükte bir kentsel gelişme alanının önerildiğinin açıklanmadığı, … ve … sayılı plan paftalarında Sasalı’nın mevcut yerleşik alan büyüklüğünden kat ve kat büyük bir kentsel gelişim alanının önerildiği, söz konusu bölgenin, çok çeşitli ve zengin, korunması gerekli doğal değerler barındıran eşsiz özelliklere sahip bir alan olduğu, bu tür bir bölge için getirilen bu büyüklükte bir kentsel gelişme alanı kararının, ancak planın koruma ilkeleri bağlamında titiz, bilimsel yöntem ve tekniklere dayalı analizler sonucunda ve alternatif gelişme alanları olmaması durumunda ve kamu yararı kararı sonrasında getirilebileceği, davaya konu planın Plan Açıklama Raporu’nda Sasalı yerleşimi için önerilen kentsel gelişme alanının büyüklüğünün nasıl hesaplandığının, ve özellikle niçin çevresinde bunca doğal değer olan ve halihazırda tarım arazileriyle kaplı, “Doğal Sit Alanı” olan, “Sulak Alan Mutlak Koruma Bölge Sınırında” yer alan bir bölgede mevcut kentsel yerleşik alan büyüklüğünden daha fazla (veya hemen hemen aynı oranda) bir kentsel gelişme alanı lekesinin önerildiğinin gerekçelendirilerek açıklanmasının gerektiği, 04.04.2014 tarihinde yayınlanan 28962 sayılı Resmi Gazete’de ilan edilen Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği’nin 6. Maddesi’nin 1. fıkrasının “a” bendi gereği sulak alanların kirletilmemesi, doğal yapılarının ve ekolojik karakterinin korunması zorunlu olduğu aynı yönetmeliği, 20. maddesi, 1. Fıkrası uyarınca “mutlak koruma bölgesi sınırları için: “bu alanların zorunlu olmadıkça özel mülkiyete konu olmaması esastır” hükmünün yer aldığı bölgede bu büyüklükte bir kentsel gelişim alanı kararının doğal değerlerin korunmasını amaç edinen çevre düzeni planının koruma ilkeleri ile uyuşmadığı, planın bu kısmı koruma-kullanma dengesi bağlamında planlama ilke ve esaslarına uymayan plan kararlarını getirdiği sonucuna ulaşılmıştır.
Kula için ise alanın doğal sit niteliğine sahip Kula volkanlarından birinin lav akıntılarının bulunduğu bölgeye komşu ve olduğu bölgenin taşıdığı jeolojik önem ve doğal sit niteliğiyle koruma altına alınması gereken alan olduğu, plan açıklama raporunda özellikleri gereği irdelenecek organize sanayi bölgesi olarak önerilmesine karşın bu tutumun planda sürdürülmediği görüldüğünden Kula organize sanayi bölgesi kullanım kararı yönünden şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmemiştir.
Davacı tarafından ,İzmir Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Plan Hükümlerinin 8.2.10 sayılı maddesi ile plan değişikliği olmadan alt ölçekli plan yapılmasının önünün açıldığı, plan içine serpiştirilmiş yer seçimi kriteri belirsiz çok sayıda lojistik merkeze yenilerinin kontrolsüz biçimde eklenmesine olanak kılındığı ileri sürülmektedir.
Lojistik Merkezler gibi kullanımların çevrelerini olumlu veya olumsuz yönden etkileyebilme potansiyelleri olduğundan, çevre düzeni plan değişikliği yapılmaksızın imar planlarının onaylanmasına imkan tanımanın beraberinde kamu yararı ve doğal, kültürel ve tarihi değerlerin korunması adına olumsuz sonuçların oluşumuna zemin hazırlayacağı, yeni lojistik merkez kararlarının alınması durumunda plan lejantında yer verilen lojistik kullanım kararına plan paftalarında da yer verilmesi ve plan değişikliği yapılması gerekli olduğu sonucuna ulaşıldığından lojistik merkezlere ilişkin plan notunda yer alan bu planda değişikliğe gerek olmaksızın ibaresi yönünden şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmemiştir.
Menderes Deltası Turizm tesis alanı hakkında görüntülerine göre, plan paftalarında turizm tesis alanı olarak gösterilen alanların Dr. Sabri Yayla Bulvarı’nın güneyinde kalan kısımları halihazırda yapılaştığı, Buvarın kuzeyinde kalan kısımların ise henüz yapılaşmadığı, itiraza konu turizm tesis alanı önerilerinin, Turizm Merkezi sınırları içinde yer almakta iseler de en kuzey kısımda kalan turizm tesis alanı önerisinin plan paftalarında “Yaban Hayatı Koruma ve Geliştirme Alanı” nın üzerinde önerildiği, ilaveten bu alan plan paftasında “doğal sit” alanı olarak gösterildiği, davaya konu planın Plan Hükümleri Raporu’nun 11. Sayfasında Yaban Hayatı Koruma ve Geliştirme Sahaları için “4.64.sayılı Yaban Hayatı Koruma Ve Geliştirme Sahaları: Yaban Hayatı Değerlerine Sahip, Korunması Gerekli Yaşam Ortamlarının Bitki Ve Hayvan Türleri İle Birlikte Mutlak Olarak Korunduğu Ve Devamlılığının Sağlandığı Sahalar İle Av Ve Yaban Hayvanlarının Ve Yaban Hayatının Korunduğu, Geliştirildiği; Av Hayvanlarının Yerleştirildiği, Yaşama Ortamında İyileştirici Tedbirlerin Alındığı Ve Gerektiğinde Özel Avlanma Planı Çerçevesinde Avlanmanın Yapılabildiği Sahalardır.” maddesinin bulunduğu, 4.64 sayılı plan hükümlerinin Yaban Hayatı Koruma ve Geliştirme Alanları’nın mutlak olarak korunması gereken alanlar olarak belirttiği, bu yüzden, itiraza konu turizm tesis alanı önerisi ile yaban hayatı koruma ve geliştirme alanlarının üst üste çakıştığı bölümlerinin 4.64 sayılı plan hükmüne aykırı olduğu, söz konusu turiszm tesis alanının, bölgedeki doğal yaşamı açıkça tehdit ettiği, bölge hem bir doğal sit alanı, hem yaban hayatı koruma ve geliştirme alanı hem de sulak alanlar içinde yer aldığı, bu yüzden itiraza konu olan turizm tesis alanlarının çevre düzeni planlarının amaçlarına ve planlama ilke ve esaslarına aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Davacı tarafından İzmir Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Plan Hükümlerinin 8.2.11 sayılı maddesi ile bir yandan planda yer verilmiş olan Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanları için hükümler getirilirken, diğer yandan 20 hektarı aşan büyüklükte yeni alanların plan değişikliği olmaksızın yapılabileceğinin önünün açıldığı ileri sürülmektedir.
Davalı idarece bu tür alanlar yatırım kararı haline belirli süreçler sonucunda geldiği, bu kararların ilgili kurumların çalışması sonucunda oluştuğu, bu kararlara yönelik plan değişikliğinin uzun süreç alması nedeniyle plan değişikliği gerektirmeksizin yapıldığı ve veri tabanına işlendiği, nitekim veri tabanına işlenen bu kullanımların yapılacak plan değişikliği ya da revizyonlarda plana işlendiği belirtilmiş ise de, 20 ha’yı aşan büyüklükte olup geniş alanlar kapsayan ve plan lejantında bulunan tarımsal sanayi içeren bir kullanımın çevre düzeni planı değişikliği olmaksızın ve ÇDP’ye işlemeden alt ölçekli planlarla yapılabilmesi mevzuata aykırı bulunmuştur.
8.11.4 sayılı plan hükmü yönünden;Orman mülkiyetinde olup tahsisi yapılan alanlarla ilgili kullanım kararlarının üst ölçekli çevre düzeni planı çerçevesinde ve bu plan kararları doğrultusunda öngörülmesi gerekirken, bu plan kararlarından bağımsız olarak alanın kullanılmasına olanak sağlayan 8.11.4 sayılı plan hükmünde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına uyarlık bulunmamaktadır.
8.18.7.1 sayılı plan hükmü yönünden;Çevresel etki yaratabilecek bölgesel ölçekli bir yatırım kararı olan yenilenebilir enerji üretim tesislerini üst ölçekli plan olan çevre düzeni planı kapsamından çıkaran ve bu doğrultuda bu kullanım kararını 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğine gerek kalmaksızın, alt ölçekli plan kararlarına bırakan dava konusu plan hükmünde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
8.19.2.1 sayılı plan hükmünün 2. cümlesi yönünden; Davacı iddiaları ve bilirkişi raporundaki tespitler dikkate alındığında; akarsu ve dere yatakları çevresinde yapılaşmanın öngörülmesine yola açacak nitelikte karar alınması, çevre düzeni planlarının sürdürülebilir kalkınma yaklaşımının gözetilmesi, doğal, tarihi ve kültürel çevre değerlerinin korunması, ekolojik dengeyi bozucu plan kararlarının getirilmemesi, alt ölçekli planlara esas olacak koruma ve gelişme politika ve stratejilerinin oluşturulması ile çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenmesi esaslarına aykırılık teşkil ettiğinden, bu yönde düzenleme getiren dava konusu 8.19.2.1 sayılı plan hükmünün 2. cümlesinde hukuka uyarlık görülmemiştir.
Çevre Düzeni Planının K18 paftasında Yeniköy bölgesinde öngörülen gelişme alanı yönünden;dava konusu Çevre Düzeni Planı ile belirlenen söz konusu gelişme alanının yer seçimi kararına yönelik, plan açıklama raporunda herhangi bir gerekçe ya da tespite yer verilmediği gibi, bu kullanım kararının getirilme amacına ya da bu bölgede bu yönde bir gelişme ihtiyacının var olup olmadığına ilişkin herhangi bir açıklamanın bulunmadığı anlaşılmakta olup, söz konusu planlama kararının kapsamlı bir inceleme ve analiz yapılmadan tesis edildiği anlaşıldığından kapsamlı inceleme ve analizlere dayanmayan Yeniköy gelişme alanı kararında şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmemiştir.
Davacı tarafından ileri sürülen planın iptaline yönelik diğer iddialar yönünden dava konusu planda şehircilik ilkeleri,planlama esasları ve kamu yararına aykırılık bulunmamıştır.
Açıklanan nedenlerle dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının 8.11.4 sayılı plan hükmü, 8.18.7.1 sayılı plan hükmü, 8.19.2.1 sayılı plan hükmünün 2. cümlesi Yeniköy gelişme alanına yönelik kısmı ile Kula OSB kullanım kararı, Sasalı kentsel gelişme alanı kullanım kararı, Menderes Deltası turizm tesisi kullanım kararı, lojistik merkezlere ilişkin plan notunda yer alan bu planda değişikliğe gerek olmaksızın ibaresi ile Tarım ve Hayvancılık geliştirme alanlarına ilişkin plan notunda yer alan bu planda değişikliğe gerek olmaksızın ibaresi yönünden iptali,diğer yönlerden reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü :

MADDİ OLAY:
19.07.2007 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Danıştay Altıncı Dairesinin 09/12/2009 tarihli E:2007/10509, K:2009/11751 sayılı kararıyla “2872 sayılı Yasanın 9.maddesinde bölge ve havza bazında hazırlanacak planların yapılmasına ilişkin usul ve esasların Bakanlıkça çıkarılacak bir Yönetmelikle belirleneceğinin kurala bağlanmasına karşın, işlem tarihinde böyle bir Yönetmelik çıkarılıp, planın hazırlanmasına ilişkin usul ve esaslar belirlenmeden tesis edilen işlemde mevzuata uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle” tümünün iptaline, bu iptal kararı üzerine hazırlanan 14/08/2009 tarih ve 1/100.000 ölçekli İzmir-Manisa-Kütahya çevre düzeni planının da Danıştay Altıncı Dairesinin 26.12.2012 tarihli, E:2010/786, K:2012/8225 sayılı kararıyla planın tümünün iptaline karar verilmiştir. Söz konusu karar üzerine İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı (ÇDP) 23/06/2014 tarihli, 9948 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı oluru ile onaylanmış, bu plana askı sürecinde yapılan itirazların değerlendirilmesi sonrasında ÇDP 30.12.2014 tarihli, 21137 sayılı Bakanlık oluru ile yeniden onaylanmıştır. Anılan plana yönelik askı süreci içerisindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında da İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı (…, …, …, …, …, …, …, …, …, … paftaları ve plan hükümleri) 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 7. maddesi uyarınca 16.11.2015 tarihinde onaylanmış, bu planda 27.01.2017 tarihinde … plan paftasında, 10.04.2018 tarihinde K18 plan paftası, L18 plan paftası ve bazı plan hükümlerinde değişiklik yapılmış, … plan paftasına ilişkin yapılan değişiklik 25.07.2018 tarihinde onaylanmış ve İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği (…,…, …, …, …, …, …, …, …, …, …,…, …, …,…, … plan paftaları, lejant paftası, plan hükümleri, plan açıklama raporu, plan değişikliği gerekçe raporu ve eki)  1. No’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 102. maddesi uyarınca 10.10.2018 tarihinde onaylanmıştır. 
Dava, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 16/11/2015 tarihli işlemiyle onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının iptali istemiyle açılmıştır.

-İLGİLİ MEVZUAT-
2872 sayılı Çevre Kanununun 9. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, “Ülke fizikî mekânında, sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda, koruma-kullanma dengesi gözetilerek kentsel ve kırsal nüfusun barınma, çalışma, dinlenme, ulaşım gibi ihtiyaçların karşılanması sonucu oluşabilecek çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar plânlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekli Çevre düzeni plânları Bakanlıkça yapılır, yaptırılır ve onaylanır. Bölge ve havza bazında çevre düzeni plânlarının yapılmasına ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.” hükmüne yer verilmiştir.
644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 7. maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde, yerleşme, yapılaşma ve arazi kullanımına yön veren, her tür ve ölçekte fiziki planlara ve uygulamalara esas teşkil eden üst ölçekli mekânsal strateji planlarını ve çevre düzeni planlarını ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak hazırlamak, hazırlatmak, onaylamak ve uygulamanın bu stratejilere göre yürütülmesini sağlamak, (c) bendinde ise, havza ve bölge bazındaki çevre düzeni planları da dâhil her tür ve ölçekteki çevre düzeni planlarının ve imar planlarının yapılmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek, havza veya bölge bazında çevre düzeni planlarını yapmak, yaptırmak, onaylamak ve bu planların uygulanmasını ve denetlenmesini sağlamak, Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştır.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca çıkarılan 14.06.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 4.maddesinin 1.fıkrasının (c) bendinde, “Çevre düzeni planı: Varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan planı ifade eder.” kuralı yer almaktadır.
Yönetmeliğin “Planlama alanı” başlıklı 18.maddesinde, “Çevre düzeni planı; coğrafi, sosyal, ekonomik, idari, mekânsal ve fonksiyonel nitelikleri açısından benzerlik gösteren bölge, havza veya en az bir il düzeyinde yapılır.” kuralına, “Plan ilke ve esasları” başlıklı 19. maddesinin 1.fıkrasında ise, “Çevre düzeni planları hazırlanırken; a) Varsa mekânsal strateji planlarına uygunluğun sağlanması, b) Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerin dikkate alınması, c) İlgili kamu kurum ve kuruluşlarının mekânsal kararları etkileyecek nitelikteki bölge planı, strateji planı ve belgesi, sektörel yatırım kararlarının dikkate alınarak değerlendirilmesi, ç) Sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada değerlendirilmesi, d) Tarihi, kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi, e) Doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması, f) Ulaşım ağının arazi kullanım kararlarıyla birlikte ele alınması suretiyle imar planlarında güzergahı netleştirilecek yolların güzergah ve yönünün genel olarak belirlenmesi, g) Çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının oluşturulması, ğ) İmar planlarına esas olacak şematik ve grafik dil kullanılarak arazi kullanım kararları ile koruma ve gelişmenin sağlanması, h) Afet tehlikelerine ilişkin mevcut raporlar ve jeolojik etütler dikkate alınarak afet risklerini azaltıcı önerilerin dikkate alınması esastır.” kuralına yer verilmiştir.
Anılan 19.maddenin 2.fıkrasında, “Çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde, planlama alanı sınırları kapsamında aşağıda genel başlıklar halinde belirtilen konular ile diğer konularda ilgili kurum ve kuruluşlardan veriler elde edilir; bu veriler kapsamında analiz, etüt ve araştırmalar yapılır: a) Sınırlar. b) İdari ve bölgesel yapı. c) Fiziksel ve doğal yapı. ç) Sit ve diğer koruma alanları, hassas alanlar, doğal karakteri korunacak alanlar. d) Ekonomik yapı. e) Sektörel gelişmeler ve istihdam. f) Demografik ve toplumsal yapı. g) Kentsel ve kırsal yerleşme alanları ve arazi kullanımı. ğ) Altyapı sistemleri. h) Yeşil ve açık alan kullanımları. ı) Ulaşım sistemleri. i) Afete maruz ve riskli alanlar. j) Askeri alanlar, askeri yasak bölgeler ve güvenlik bölgeleri. k) Planlama alanına yönelik bölgesel ölçekli kamu projeleri ve yatırım kararları. l) Her tür ve ölçekteki plan, program ve stratejiler. m) Göller, barajlar, akarsular, taşkın alanları, yeraltı ve yüzeysel su kaynakları ve benzeri hidrolojik, hidrojeolojik alanlar. n) Çevre sorunları ve etkilenen alanlar.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Aynı maddenin 3.fıkrasında, ” Çevre Düzeni Planlarının hazırlanması sürecinde planlama alanı sınırları kapsamındaki tüm veriler 1/25.000 ölçekli harita hassasiyetinde hazırlanır.” kuralı, 4.fıkrasında, “Plan hazırlık sürecinde ihtiyaç duyulan veri, bilgi ve belgeler; ilgili veriyi hazırlamakla sorumlu kurum ve kuruluşlardan, bilimsel çalışmalardan ve uzmanlarca arazide yapılacak çalışmalardan elde edilir.” kuralı, 5.fıkrasında, “Planlama sürecinde coğrafi bilgi sistemleri ve uzaktan algılama yöntemleri kullanılarak güncellenebilir ve sorgulanabilir sayısal veri tabanı oluşturulur.” kuralı bulunmaktadır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
(**) Öncelikle dairemizce planlama alanı dahilinde bulunan alanlarda getirilen fonksiyonlara yönelik yapılan ortak değerlendirmede;
Çevre düzeni planı kararlarının kurumlardan ve arazi çalışmalarından elde edilen veriler, nüfus projeksiyonları ve yerel idarelerin imar planları, bölgesel yatırım kararları, koruma statülü alanlar ulaşım ağları gibi plana girdi sağlayan verilerin değerlendirilmesi sonucunda oluşturulması, dolayısıyla nüfus projeksiyonlarına göre, yerleşim alanlarının belirlenmesi, bu doğrultuda, tarım alanları, orman alanları, meralar, jeolojik açıdan sakıncalı alanların korunması bu tür alanlarda, münferit kentsel gelişme taleplerinin ise plan bütünlüğü gözönünde bulundurularak değerlendirilmesi gerekmektedir.
Genel ilke olarak, plan kararları ile fiziksel çevreyi sağlıklı bir yapıya kavuşturmak, yatırımların yer seçimlerini ve gelişme eğilimlerini yönlendirmek ve toprağın korunma, kullanma dengesini en rasyonel biçimde belirlemek amaçlanır.
Bu amaç çerçevesinde, Çevre Düzeni Planı ölçeğinde hangi usül ve esaslara göre planlama yapılacağı ayrıntıları ile ilgili Kanun ve Yönetmeliklerde düzenlenmiştir.
Stratejik mekânsal planlama, kentsel gelişimi yalnızca fiziksel gelişim kapsamında ele alan bir yaklaşım değildir. Fiziksel gelişmenin yanı sıra, kentteki sosyal, kültürel, ekonomik, yerel örgütsel gelişime ilişkin stratejileri de içerir. Diğer bir deyişle, kentsel gelişme; hem mekânsal, hem de mekânsal olmayan (mekânda dolaylı olarak etkileri olan sosyal / kültürel / ekonomik / yerel örgütsel) etmenler çerçevesinde ele alınmaktadır. Bu yaklaşımda, çeşitli karar vericilerin birbirleriyle eşgüdümünün sağlanması önemli bir gerekliliktir.
Leke plan niteliğinde bulunan dava konusu planın ölçeği (1/100.000) gözönünde bulundurulduğunda parsel bazında kararların üretilmesinin mümkün olmayacağı gibi genel arazi kullanım kararlarının değerlendirildiği, planın bölge ve havza bazında ve mevzuata uygun olarak tesis edildiği, planlama bölgesinde koruma kullanma dengesinin gözetilmesi gereken alanlardaki yapılaşmalarda keyfiliğin, önlenmesi ve azami ölçüde korumanın sağlanması için alt ölçekli plan kararlarına esas olacak yapılaşma şartlarını ortaya koyan genel arazi kullanım kararları üretildiği görülmektedir.
Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 21. maddesinin altıncı fıkrasında onaylı jeolojik jeoteknik veya mikro bölgeleme etüt raporu bulunmayan alanlarda imar planları hazırlanamaz. “hükmü, 22. maddesinin ikinci fıkrasında eşik analizinde; topografik, jeolojikjeoteknik, hidrojeolojik yapı özellikleri ile arazı kullanımı, tarım ve orman alanları, içme suyu havzaları, sit ve diğer koruma alanları, hassas alanlar, kıyı, altyapı, doğal ve fiziki veriler ile afet tehlikeleri analiz edilerek bir arada değerlendirilir.” hükmü ile üçüncü fıkrasında ise imar planlarının hazırlanması sürecinde eşik analizinin yapılması zorunlu olup, plan kararlarının oluşturulmasında temel plan altlığı olarak kullanılır.” hükümleri yer almaktadır.
Davaya konu çevre düzeni planının plan hükümlerinin 7.1 sayılı maddesinde, bu çevre düzeni planının, plan hükümleri ve plan açıklama raporuyla bir bütün olduğu; 7.2 sayılı maddesinde, bu plandan ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyeceği; 7.13 sayılı maddesinde bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planlarının, 7.14 sayılı maddesinde de bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış mevzi imar planlarının geçerli olduğu hükme bağlanmış; 4.7. sayılı maddesinde kentsel yerleşik alanlar: büyükşehir ve/veya ilçe belediye sınırları içinde var olan, içinde boş alanları barındırsa da bülük oranda yapılaşmış olan alanlar şeklinde tanımlanmış; 8.1.1.1. sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanlarının, kentsel yerleşik alanlar ve kentsel gelişme alanları olarak gösterilmiş alanların bütünü olduğu belirtilmiş; 8.1.1.2. sayılı maddesinde, bu planda kentsel yerleşme alanı olarak gösterilmiş olsun ya da olmasın, bağlı bulundukları kentsel yerleşme merkezlerinden kopuk biçimde konumlanan, belediye sınırları içine alınarak mahalleye dönüşmüş/dönüşecek kırsal yerleşme alanlarında yapılacak alt ölçekli planlarda; çevre düzeni planında önerilmiş gelişme alanı varsa bu alan sınırları da dikkate alınarak, gelişme alanı belirlenmemiş yerleşim birimlerinde ise varsa geçmişte belirlenmiş köy yerleşik alanı ve civarına ilişkin sınırlar da dikkate alınarak, yerleşmenin kendi gereksinimi kadar alanın alt ölçekli planları hazırlanacağı, alt ölçekli planlarda, yerleşmenin sahip olduğu geleneksel doku ve yapılaşma özellikleri ile çevresindeki alanın doğal özelliklerinin planlama aşamasında dikkate alınması ve koruma kararlarına dönüştürülmesinin zorunlu olduğu belirtilmiş 8.1.1.3. sayılı maddesinde, “Kentsel yerleşme alanlarında, konut alanları ile eğitim tesisleri, sağlık tesisleri, kamu kurum alanları, trafo vb. gibi sosyal ve teknik alt yapı alanları ile ticaret alanları, küçük sanayi sitesi alanları, turistik tesis alanları, konut dışı kentsel çalışma alanları, açık ve kapalı spor alanları, yeşil alanlar v.b. yer alabilir.” Kentsel yerleşme alanlarında organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgeleri, serbest bölgeler, sanayi tesisleri ile endüstriyel hammadde ve mamul ürünlerinin açık ya da kapalı olarak depolanacağı tesisler yer alamaz. Kentsel yerleşik alanlarda var olan sanayi tesisleri, ekonomik ömrü dolduğunda sanayi alanlarına taşınacaktır. Bu planda kentsel yerleşme alanları için belirlenmiş olan nüfus kabulü esas olmak üzere, kentsel yerleşmeler içindeki yoğunluk dağılımı imar planlarında yapılacaktır. İmar planında yer alacak nüfus, o yerleşme için bu planla getirilen toplam nüfus kabulünü aşamaz. Kurallarına yer verilmiştir.
Çevre düzeni planlarının leke plan olmaları nedeniyle uygulama imar planları gibi değerlendirilmeyeceği gerektiğinde şüphe bulunmamaktadır. Nitekim 3194 sayılı Yasanın 8. maddesinin (f) bendi uyarınca kentsel asgari standartların, Bakanlıkça belirlenen esaslar doğrultusunda çevre düzeni planı ile belirlenebileceği, uygulamaya ilişkin kararların yörenin koşulları, parselin bulunduğu bölgenin genel özellikleri, yapının niteliği ve ihtiyacı, erişebilirlik, sürdürülebilirlik, çevreye etkisi dikkate alınarak ve ölçüleri verilerek Bakanlıkça belirlenen esaslara göre uygulama imar planında belirleneceği hüküm altına alınmıştır. Davalı idarece bu çerçevede çevre düzeni planı kararları doğrultusunda uygulama yapılamamakta olup, mevzuat gereği 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile nitelikli tarım alanlarının imara açılmasının söz konusu olmadığı, yerleşim alanlarının yasal, doğal ve yapay eşikler göz önüne alınarak, ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri, Bakanlığın uygun görüşü doğrultusunda alt ölçekli plan çalışmalarında kesinleşeceği ifade edilmiştir.
Çevre düzeni planı ile belirlenen kentsel/kırsal kullanım alanlarının, bu alanların tamamının yapılaşmaya açılacağını göstermeyeceği, bu sınırların ölçeğin gerektirdiği üzere makroformu/ gelişme yönünü gösterecek şekilde – şematik olup alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda doğal, yapay ve yasal eşikler çerçevesinde bu planın nüfus kabullerine göre belirlenen alansal büyüklüğü aşmayacak şekilde kesinleştirileceği sonucuna ulaşılmıştır.
(**) sembolü bulunan kısımlar ileride uyuşmazlık konusu planla getirilen yer seçimine ilişkin kararlara bu doğrultu ve belirlenen çerçevede değerlendirme yapıldığını ifade edecektir.
Davalı idarenin usuli itirazları yerinde görülmemiştir.
Çevre düzeni planına (ÇDP) karşı açılan bu davada dava konusu planın ilgili mevzuatta belirlenen kurallara, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uygun olup olmadığının belirlenmesi amacıya Naip üye … tarafından resen seçilen Prof. Dr. … ve Prof.Dr. … ve Yrd.Doç.Dr. …’ın katılımıyla mahalinde yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonunda düzenlenen bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiş ve tebliğ üzerine itirazlar sunulmuştur.
Dairemizce uyuşmazlık davacının dava dilekçesindeki iddiaları, davalının savunması, ve bilirkişi raporundaki değerlendirmeler ve rapora yapılan itirazlar çerçevesinde konular itibariyle ayrı ayrı değerlendirilmiştir.
Yerleşik İdare Hukuku ilkelerine göre; iptal davası açılabilmesi ve davanın görülebilmesi için davacının iptali istenilen işlem nedeniyle davanın açıldığı sırada menfaatinin ihlal edilmesi yeterli olup; alınacak yeni bir idari kararla, davacının iptali istenilen işlemle ilişkisini kesmek ya da yeni bir işlemle geriye dönük olarak işlemin hukuka uygunluğunu sağlamaya çalışmakla, hukuka aykırılığı ileri sürülen işlemin yargısal denetim dışında bırakılması sonucu doğacaktır. Kaldı ki, İdari işlemlerin tesis edildikleri tarih itibariyle yargısal denetiminin yapılması gerekmektedir.
Uyuşmazlıkta dosya içeriğinden ve bilirkişi raporundaki tespitlerden, uyuşmazlık konusu alanlardan ve plan hükümlerinden bazılarının daha sonra kaldırıldığı ya da davacının dava açmakla elde etmek istediği amaca ulaştığının anlaşıldığı hallerde, bu durum dikkate alınarak karar verilecek olmakla beraber kısmi yapılan değişikliklerde, davacının dava açmaktaki amacının ortadan kalkmadığının tespit edildiği hallerde planın güncel durumu da göz önünde bulundurularak idari işlemin tesis edildiği tarih itibariyle yargısal denetim yapılacaktır.
– Bilirkişi raporunun sonuç kısmında planın geneline yönelik olarak
– “Davaya konu Çevre Düzeni Planı ilgili mevzuatta belirtilen tanımlara ve amaca uygun olarak geliştirilmiş olup, Çevre Düzeni Planının Plan Açıklama Raporunda ekolojik değerlerin korunması konusuna vurgu yapıldığı koruma-kullanma dengesinin kurulması yönünde plan hedeflerinin net biçimde konulduğu; ve bu durumun planın mevzuattaki tariflere uyumu açısından olumlu olduğu, bununla beraber planın ayrıntılı önerileri incelendiğinde ekolojik değerlerin korunması ilkesiyle (dolayısıyla hem mevzuattaki tanımlarla hem planın kendi ana hedefleriyle) çelişen plan kararları tespit edilmiş olup bunların rapor boyunca ayrıntılarıyla anlatıldığı ve bu kısımlarda düzeltmeler yapılması gereğinin bulunduğu,
• Dava konusu Çevre Düzeni Planında yer yer aşırı ayrıntıda tariflenen gelişme alanları gibi gösterimler olmasına rağmen, Bilirkişi Kurulunun bu durumun genellikle stratejik önemi daha düşük konular açısından olduğu, planın genel bir şematik dili bulunduğu görüşünde olup, bu yöndeki eksikliklerin planın gösterim dili nedeniyle iptalini gerektiren bir konu olarak değerlendirmediği,
• Planda mekansal bütünlük kurulduğu ve birlikte “çalışan”, yani ekonomik ve sosyal bütünleşme göstererek kent ekonomisinin birlikte işlediği, bu açıdan bütünlük gösteren ve “kent-bölge” oluşumu izlenen kentler olarak İzmir ve Manisa illeri beraber planlandığı, bu iki kentin coğrafi öğeler, akarsular, vadiler açısından da idari sınırların ötesine geçen bir coğrafi bölgeyi içerdiği, bu nedenlerle iki kentin beraber planlanmasının ve bu doğrultuda planın kapsamı ve plan sınırları şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından doğru olduğu,
• Davaya konu planın kapsamının İzmir ve Manisa illeri olmasının daha önceki mahkeme kararları ve bu kararlar kapsamında yapılmış olan bilirkişi incelemesinin sonuçlarıyla da uyumlu bulunduğu,
• İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı için yeni bir Plan Araştırma Raporunun hazırlanmadığı; daha önce Mahkeme kararıyla iptaline karar verilen İzmir-Manisa-Kütahya Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Plan Araştırma raporunun kullanıldığı; yani Kütahya ili kapsam dışına alınarak İzmir ve Manisa illeri için toplanan verilerin temel alındığı, bu yöntemdeki temel sorunun verilerin güncelliğine ilişkin olup ilk onama tarihi olan 2014 yılı temel alınırsa, 2009 yılı öncesi verilere dayandığı için en az 5 yıl “eskimiş” veriler üzerinden plan kararlarının üretildiği sonucunun çıktığı, nitekim davalı idare Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından dava dosyasına sunulan yanıtlar kapsamında da ilgili kurumlardan varsa güncel olmayan verilerin yenilenmesine yönelik taleplerinin çevre düzeni planı kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olduğunun belirtildiği planın stratejilerinin dayandığı verilerin “eskimiş” olması ve güncel olmamasının önemli bir eksiklik olduğu ve bunların plan onamasından sonra plana kurumlarca yapılan itirazlar sırasında düzeltilip güncellenecek olmasının doğru bir planlama olmadığı, dolayısıyla davaya konu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının onama tarihi olan 23.06.2014 tarihinde yeterli, doğru ve güncel veriye dayandırılmadan yapılmış olması ve güncellenmiş bir Plan Araştırma Raporunun olmamasının önemli bir eksiklik olduğu,
• Verilerin güncelliğine ilişkin bir diğer sorun nüfus projeksiyonlarıyla ilgili olup raporun ilgili kısmında açıklandığı, ayrıca nüfus projeksiyonlarındaki kestirim yaklaşımı da sorunlu bulunmuş olup, alt ölçek planları yönlendirmesi beklenen çevre düzeni planlarının, kentsel gelişme alanı büyüklüklerini belirlerken planın amaç ve hedefleri ile bağdaşlaştırılmayan, her yerleşim yerinin kentleşme dinamiklerini bir görüp aynı nüfus projeksiyon modeli ile nüfus tahminlerini yapan ve bu tahminler üzerinden bilimsel/matematiksel yöntemleri kullanmadan nüfus kabullerini yapan bir yaklaşımla hazırlandığının anlaşıldığı bu durumun hazırlanan planda doğal ve/veya tarımsal niteliği nedeniyle korunması gereken alanlarda planın koruma ve ekolojik denge hedefinden uzaklaşılarak gereksinimden fazla alanın kentsel gelişim alanı olarak planlanmasına yol açtığı,
• Davaya konu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı alt ölçekli planlarla ilişkisi ve plan hiyerarşisi olarak değerlendirildiğinde, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından onanmış olan 1/25000 ölçekli plan ile benzeşen ve farklılaşan yönleri olup, bu durumun planlama hiyerarşisi açısından doğal olduğu; 1/100.000 ölçekli davaya konu çevre düzeni planının 1/25000 ölçekli plan ile tamamıyla örtüşmesi ve her kararında bu plana uygun olması gibi bir zorunluluğun bulunmadığı; üst ölçekte bölge için yeni ve farklı stratejiler getirilmesinin mümkün olduğunun değerlendirildiği,
• Dava konusu planın hazırlanması aşamasında Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinde öngörülen, kamu kurum ve kuruluşları veya plan müelliflerince planın türüne ve kademesine göre bu Yönetmelikte genel başlıklar halinde belirtilen konularda ilgili kurum ve kuruluşlardan veri, görüş ve öneriler elde edilerek yer almasının gerektiği,
• Güncel olmayan veriler üzerinde çevre düzeni planlarının üretilmemesinin gerektiği, bu durumun yerleşimlerin kentsel gelişim alanlarının yanlış, gerçekten uzak, gereksinimden fazla/az hesaplanması riskini doğuracağı,
• Sonuç kısmında vurgulanması gereken temel konunun, iptali istenen çevre düzeni planının bazı hassas bölgelerde aşırı büyüklükte gelişme odakları yaratmakta olduğu, bu nedenle sürdürülebilirlik amacına, koruma-kullanma dengesini sağlama hedefine ulaşamadığı, bu durumun hem ilgili mevzuatta tanımlanan çevre düzeni planlarının temel amaçlarına uyumsuzluk olarak değerlendirildiği, hem de planın kendi açıklama raporuna aykırı düştüğü, planın iç tutarlılığını olumsuz etkilediği, bu nedenle bu tür alanlar, maddeler halindeki ayrıntılı incelemeler sırasında gösterildiği ve planda değişiklik yapılması gereken alanların rapor boyunca belirtildiği, plan hükümlerine ilişkin itirazlar da aynı kapsamda tek tek incelenerek düzeltilmesi gereken veya herhangi bir problem görülmeyen hükümlerin belirtildiği, bunun yanısıra davalı idare tarafından davacı itirazları doğrultusunda yapılan değişiklikler varsa bunlar da incelenerek itiraz konularının ortadan kalktığı durumların gösterildiği; itiraz konusunun ve tarafımızca saptanan aykırılıkların ve hatalı planlama yaklaşımlarının devam ettiği durumların da vurgulandığı,
Tüm bu değerlendirmeler kapsamında davaya konu 23.06.2014 onay tarihli Çevre Düzeni Planının planın ana amacı, kapsamı, plan sınırları ve kapsadığı iller, plan dili ve gösterimleri açısından mevzuata ve şehircilik ilkeleri ile planlama esaslarına uygun yaklaşımlar barındırdığı; ancak plan araştırma raporunun eksikliği, plana altlık teşkil eden verilerin eksikliği, nüfus projeksiyon verilerinin güncel olmaması, nüfus kestirimlerinde plan stratejileriyle çelişen yaklaşımlar sonucu yer yer aşırı büyüklükte gelişme alanlarının açılmış olması, bu tür alanlardaki plan kararları nedeniyle çevre düzeni planının temel hedefi ve ana stratejisi olan ekolojik dengenin kurulması, koruma-kullanma dengesinin sağlanması, tarımsal ve doğal değeri olan alanların korunması ilkeleriyle çelişen, dolayısıyla ilgili mevzuata, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırılıklar taşıyan plan kararları içerdiğinin saptandığı” tespit ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce genel tespitlere yönelik olarak yapılan değerlendirmede;
Planın bütününe yönelik olarak ileri sürülen hususlar Dairemizin E:2016/1831 sayılı dosyasında hukuka ayrılık nedeni olarak görülmemiştir. Esasen bu dava dosyasında davacının planın geneline yönelik olarak itirazları da bulunmamaktadır. Bilirkişilerin genele yönelik tespitleri bu dava dosyasında ilgili görülen kısımlarda aşağıda madde başlıkları altında değerlendirilecek olmakla beraber;

A- Dava konusu planın hazırlanma yönteminde; temel ilke ve hedeflerin tanımlanması, gerekli verilerin toplanması, kamu kurumları ve yerel yönetimlerle yapılan görüşmeler, toplanan verilerin değerlendirilmesi, analiz ve sentezinin yapılmasında yasal açıdan uyulması gereken idari ve teknik usullere herhangi bir aykırılık ve izlenen yöntemde bir şekil yanlışlığını ortaya koyan bir bilgi ya da verinin olmaması nedeniyle bu hususa ilişkin hukuk aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
B- Dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının, iptaline karar verilen Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının yerine mahkeme kararının ifası gereği hazırlandığı ve Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı kapsamında toplanan veriler dikkate alınarak hazırlandığı, bu nedenle planın araştırma ve analiz yapılmadan, veri toplanmadan ve kamu kurum ve kuruluşları ile işbirliği yapmadan yapıldığına ilişkin iddiaları kanıtlayan somut verilerin oluşmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

İtiraz 1
Dava dilekçesinde;
Plan Uygulama Hükümleri 4.22. sayılı madde de “Tarım ve hayvancılık geliştirme alanları: Bu alanlar tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin sürdürüleceği ve tarımsal ürünlerin katma değerlerini artırmaya yönelik araştırma, geliştirme ve üretim birimleri ile ürün toplama, depolama, saklama alanları; tarımsal amaçlı yapılar ve tarımsal amaçlı entegre tesislerin toplu olarak (organize şekilde) yer alabileceği alanlardır.” tanımına yer verildiği, ayrıca, Plan Uygulama Hükümleri, 8.2.11. sayılı maddede Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanları Bölümünde de söz konusu kullanımlara yönelik uygulama hükümlerinin belirlendiği, öncelikle, tarımla ilgili tüm bilimsel kaynaklarda “tarım; toprak, su ve diğer doğal olanaklardan yararlanarak ve girdi kullanarak, bitkisel, hayvansal ve su ürünleri üretimini gerçekleştirmektir.” biçiminde tanımlandığından, tarımın bir alt sektörü olan hayvancılığı, tarımdan ayrı ve bağımsız bir sektör olarak tanımlayan bu tip bir ifadenin kullanılmaması, sadece tarım demekle yetinilmesi ve açıklama gerekiyor ise “bitkisel ve hayvansal üretim” ifadelerinin kullanılması gerektiği,
tarım ve hayvancılık geliştirme alanları olarak adlandırılan bu tip alanların amacı tam olarak açıklanmadan, tarımla doğrudan ilgisi olmayan sosyal ve kültürel donatı alanları, sağlık ve eğitim tesisleri, rekreasyon alanları vb kullanımların da yer alabileceğinin belirtilmesinin, yer seçiminde dikkat edilmesi gereken hususlara yer verilmemesinin son derece sakıncalı olduğu,
günümüze kadar yanlış arazi kullanım kararları yüzünden gerektiği gibi korunamayan verimli tarım arazileri ve doğal yem üretim alanları olan meralar açısından artık zengin olmayan Türkiye’de, ülke tarımsal yapısıyla ne ölçüde örtüşeceği belli olmayan bu tür kararların planda yer almasının son derece sakıncalı olduğu, hayvancılığın doğal yollarla yapılması yerine, endüstriyel hayvancılık adı altında hayvanların meralardan kopartılarak kapalı alanlara alınması, meralarda doğal olarak otlanması yerine hazır yemlerle beslenmesi, hastalıklara karşı antibiyotikler verilmesinin insan ve çevre sağlığı açısından son derece sakıncalı olduğu, ayrıca, bu tip uygulamalar nedeniyle küçük işletmelerin kapandığı ve dolaylı olarak kente göçün teşvik edildiği,
Bu konuda bir diğer sakıncalı noktanın da, en az 20 ha olması öngörülen tarım ve hayvancılık geliştirme alanlarının yer seçimi ile ilgili çevre düzeni planı değişikliğinin ortadan kaldırılması olduğu, benzer plan hükümlerine yer verilen diğer planlarda alınan Bilirkişi Raporları ve mahkeme kararlarının da dava konusu plan kararlarını uygun bulunmadığı,
Ayrıca, bitkisel üretimden farklı olarak, hayvancılığın doğrudan toprağa bağlı olmayan bir faaliyet olduğu, hayvancılıkta toprağın, hayvanların ihtiyaç duyduğu yem bitkilerinin yetişmesi, meraların oluşması açısından önemli olduğu, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında ise, hem hayvancılığın endüstriyel hale getirildiği, hem de hayvancılık tesislerinin verimli arazilerde yapılmasının önünün açıldığı, oysa hayvancılık tesislerinin, verimi düşük, bitkisel üretime müsait olmayan alanlarda da yapılabileceği, hayvancılıkta, hayvanların beslenmesi için kaba yem üretim alanlarına ihtiyaç bulunduğu, planlama bölgesinde de hayvancılık potansiyelinin yüksek olduğu belirtilirken, diğer taraftan hayvan yemlerinin üretileceği alanların hayvancılık tesisleri yapılabilir hale getirilmesi ile verimli topraklar kaybedileceği ve dışarıdan yem veya kesif yem temini gerektirerek maliyetin de artmasına neden olacağı ileri sürülmüştür.

Savunmada;
“Plan kararları kapsamında “Tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin sürdürüleceği ve tarımsal ürünlerin katma değerlerini artırmaya yönelik araştırma, geliştirme ve üretim birimleri ile ürün toplama, depolama, saklama alanları; tarımsal amaçlı yapılar ve tarımsal amaçlı entegre tesislerin toplu olarak (organize şekilde) yer alabileceği alanların”, “tarım ve hayvancılık geliştirme alanları” olarak tanımlandığı
ÇDP’de tarım ve hayvancılık geliştirme alanlarının, tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin sürdürüleceği ve tarımsal ürünlerin katma değerlerini artırmaya yönelik araştırma, geliştirme ve üretim birimleri ile ürün toplama, depolama, saklama alanları; tarımsal amaçlı yapılar ve tarımsal amaçlı entegre tesislerin toplu olarak (organize şekilde) yer alabileceği alanlar olarak tanımlanmakla birlikte plan açıklama raporunda; “Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanlarının: Planlama Bölgesi içinde, büyükbaş ve küçükbaş hayvan besiciliğinin ve tarımın yaygın olduğu, tarım ve hayvancılığın gelişme eğiliminin gözlendiği bölgelerde ve plan kararıyla tarımın ve hayvancılığın geliştirilmesi amaçlanan alanlarda, bu gelişimi desteklemek amacıyla tarım ve hayvancılık geliştirme alanları önerilmiştir. Bu alanlarda tarımsal ürünlerin katma değerlerini artırmaya yönelik araştırma, geliştirme ve üretim birimleri ile ürün toplama, depolama, saklama alanları; tarımsal amaçlı yapılar ve tarımsal amaçlı entegre tesisler toplu olarak (organize şekilde) yer alabilir.” ve 4.4.11.sayılı, “Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanları”: Hayvancılık konusunda, besicilik, sütçülük, yem üretimi ve ürün işleme tesislerinin gereğince bir arada düzenleneceği alanlar olarak düşünülen ve tarımsal alanlarda giderek yaygınlaşan hayvancılık, besicilik ve tarımsal tesislerinin organize hale getirilmesini ve kırsal kalkınmayı amaçlayan Hayvancılık konusunda ihtisaslaşmanın sağlanacağı alanlar düzenlenmiştir. Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanlarının yapılaşma koşullarının alt ölçekli planlarda belirlenmesi öngörülmüştür. ” ifadelerinin yer aldığı, bu ifadelerden de anlaşılacağı üzere tarım ve hayvancılık geliştirme alanlarından çiftçinin ürettiği ürününün katma değerini arttırmak üzere işletebileceği sanayi tesislerinden ziyade “imalathane” niteliğindeki küçük ölçekli ve yerel yapıları ifade ettiği, ülkemiz bir tarım ülkesi olmakla birlikte temel sektörler içerisinde tarım sektörünün en az katma değere sahip sektör ve gelişmiş ülkelere nazaran ülkemizdeki çiftçilerin gelir düzeylerinin oldukça düşük olduğu, tarımsal gelirin düşük olmasının pek çok fiziki ve sosyal problemlere yol açtığı, pek çok çiftçinin toprağını terk ederek kentlere göç ettiği ve yeni iş olanaklarının peşine düştüğü, bununla birlikte kentlerdeki yoğun nüfus artışının, hızlı kentleşme, kentsel yayılma, gecekondulaşma, doğal rezervlerin yok olması gibi fiziki felaketlerin yanı sıra ülkemizde yıllardır yakından gözlemlediğimiz yabancılaşma, dışlanma, kentlileşememe gibi boyutları çok büyük sosyal problemleri de beraberinde getirdiği, günümüzde kapasitesinin çok üzerinde bir nüfusu barındıran mega kentlerin boğuştuğu çevresel felaketlerin de bu dengesiz nüfus hareketlerinin bir sonucu olduğu, aynı zamanda terkedilen köyler ve işlenmeyen toprağın ülkemiz için büyük bir kaynak israfı olduğu, üstelik küresel dünyada tüm bu problemlerin ulusal sınırları aşarak uluslararası bir boyut kazandığı, bu çerçevede tarımsal katma değeri arttırmanın günümüzde yalnızca kırsal kalkınmanın temel hedefi değil çok boyutlu bir ulusal hedef olduğu, bununla birlikte mevzuat gereği sanayi tesislerinin belirli bir ölçeğin üzerinde olmak zorunda olduğu diğer yandan bu tesislerin belirli yasal sorumluluklara sahip bulunduğu, çoğu zaman bu faktörlerin yeni girişimler için kısıtlayıcı bir ortam oluşturduğu tarım ve hayvancılık geliştirme alanlarının bir sanayi tesisini işletme sermayesine ve kapasitesine sahip olmayan küçük ölçekli üreticilerin kendi ürettikleri ürünleri değerlendirerek tarımdan elde edilen katma değeri arttıracak bir yöntem olarak ÇDP’de öngörüldüğü, bu tesislerin bir arada yer alması ile bir ölçek ekonomisi yaratılarak girdi ve üretim maliyetlerinin azaltılmasının amaçlandığı, bu tesislere Doğu Marmara ve Ege Bölgelerinde başarıları yadsınamaz durumda olan zeytinyağı imalathanelerinin örnek verilebileceği, başta aile işletmesi niteliğinde olan pek çok imalathane bugün artık orta ve büyük ölçekli sanayi tesislerine dönüştüğü, bu münferit imalathanelerden farklı olarak ÇDP’de bu tesislerin bir arada yer seçmesi ile yukarıda da değinildiği üzere ölçek ekonomileri yaratarak katma değerin arttırılması öngörüldüğü savunulmuştur.

Bilirkişi Kurulunca;
(1) “Tarım ve hayvancılık geliştirme alanları” nın tanımının ne derecede açık yapıldığı konusunda;
Plan Hükümleri Raporu’nun 4. Sayfasında “tanımlar” başlığı altında “tarım ve hayvancılık geliştirme alanları” nın, 4.22 sayılı maddede “bu alanlar tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin sürdürüleceği ve tarımsal ürünlerin katma değerlerini artırmaya yönelik araştırma, geliştirme ve üretim birimleri ile ürün toplama, depolama, saklama alanları; tarımsal amaçlı yapılar ve tarımsal amaçlı entegre tesislerin toplu olarak (organize şekilde) yer alabileceği alanlardır.” şeklinde tanımlandığı,
Plan Hükümleri Raporu sayfa 33’de “uygulama hükümleri” başlığı altında 8.2.11.1. sayılı maddede, bu alanlarda, tarım ve hayvancılığa yönelik araştırma ve geliştirme birimleri, ürün toplama, depolama, saklama, pazarlama alanları, ürün borsası, ürün işleme ve paketleme tesisleri ve besicilikte kullanılacak yem üretim alanları, tarımsal amaçlı yapı ve tarımsal amaçlı entegre tesisler, sebze ve çiçek yetiştiriciliği için seralar, hayvancılık ve et entegre tesisleri, tarımsal işletmelerin ön arıtma ya da toplu arıtma tesisleri, tarımsal araç-gereç parkları, ile çalışanların ihtiyacına yönelik sosyal ve kültürel donatı alanları, sağlık ve eğitim tesisleri, gereksinimlere ve planlama ilkelerine uygun şekilde, toplu olarak (organize şekilde) yer alabilecektir.” ifadesiyle bu alanlarda yer alabilecek kullanımların belirlendiği,
Plan Hükümleri Raporu’nun 4. Sayfasında “tarım ve hayvancılık geliştirme alanları” na ilişkin yapılan tanımın daha çok tarımsal amaçlı yapılar ve tarımsal amaçlı entegre tesislerine odaklandığı, yapılan tanımda sadece söz konusu alanlarda hayvancılığa ilişkin faaliyetlerin sürdürüleceği bilgisinin verildiği, bu alanlarda hayvancılığa yönelik araştırma ve geliştirme birimlerinin, et entegre tesisleri gibi yapıların yer alacağına değinilmediği, şayet bu alanlarda et entegre tesislerinin, hayvancılığa yönelik yapı ve tesislerin olması düşünülüyor ise, yapılan tanımda tarıma verilen ayrıntı düzeyinde bir tanımlamanın hayvancılık için de yapılmış olmasının beklendiği, özetle, Plan Hükümleri Raporu’nun 4. Sayfasında yapılan tanımın hayvancılık ile ilgili olan kısmının daha açık ifade edilmesi gerektiği,
(2) “Tarım ve hayvancılık geliştirme alanları” nda önerilen alan kullanımlarının ne derecede tarım arazilerini daraltma eğiliminde olup olmadığı konusunda;
Plan Hükümleri Raporu sayfa 33’de “uygulama hükümleri” başlığı altında tarım ve hayvancılık geliştirme alanları içinde yer alabilecek kullanımların sıralandığı, sıralanan kullanımlar arasında tarım arazileri üzerinde bulunmaması gereken pek çok kullanıma yer verildiği, örneğin: hayvancılık ve et entegre tesisleri, çalışanların ihtiyacına yönelik sosyal ve kültürel donatı alanları, sağlık ve eğitim tesisleri gibi, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun 13. Maddesinde her sınıf ve özellikteki tarım arazisi içinde “tarımsal amaçlı yapılara” yer verilebileceğinin belirtildiği, tarımsal amaçlı yapıların, aynı kanunun 3. maddesi’nde, “Toprak koruma ve sulamaya yönelik altyapı tesisleri, entegre nitelikte olmayan hayvancılık ve su ürünleri üretim ve muhafaza tesisleri ile zorunlu olarak tesis edilmesi gerekli olan müştemilatı, mandıra, üreticinin bitkisel üretime bağlı olarak elde ettiği ürünü için ihtiyaç duyacağı yeterli boyut ve hacimde depolar, un değirmeni, tarım alet ve makinelerinin muhafazasında kullanılan sundurma ve çiftlik atölyeleri, seralar, tarımsal işletmede üretilen ürünün özelliği itibarıyla hasattan sonra iki saat içinde işlenmediği takdirde ürünün kalite ve besin değeri kaybolması söz konusu ise bu ürünlerin işlenmesi için kurulan tesisler ile Bakanlık tarafından tarımsal amaçlı olduğu kabul edilen entegre nitelikte olmayan diğer tesisleri, ifade eder” şeklinde tanımlandığı,
Hayvancılık ve et entegre tesislerinin, çalışanların ihtiyacına yönelik sosyal ve kültürel donatı alanları ve sağlık ve eğitim tesisleri gibi yapıların tarımsal amaçlı yapılar olmadığının açık olduğu, bu yüzden 5403 sayılı kanuna göre her sınıf ve özellikteki tarım arazilerinde hayvancılık ve et entegre tesisleri, sosyal ve kültürel donatı alanları, sağlık ve eğitim tesislerinin yer alamayacağı, aynı kanun 13. Maddesine göre “kamu yararı” kararı olmadan verimli tarım arazileri, dikili tarım arazileri, özel ürün arazilerin ve sulu tarım arazilerinin tarımsal amaçları dışında hiç bir şekilde kullanılamayacağı, bu alanlarda sağlık tesisleri, eğitim yapıları, kültürel/sosyal donatı alanları inşa edilemeyeceği, dava dosyasında, planda önerilen “tarım ve hayvancılık geliştirme alanları” nın tarım arazileri üzerinde bulunduğunu gösteren deliller bulunmasa da davaya konu planın paftaları incelendiğinde bu alanların tarım arazileri üzerinde konumlandığının Google Earth uygu görüntülerinden açıkça görülebileceği, Bilirkişi Kurulu olarak tarım arazilerinin her ne şekilde olursa olsun tarımsal amaçlarının dışında kullanılmasınının sakıncalı bulunduğu, bu alanlarda eğitim, sanayi, et entegre tesisi gibi sanayi yapılarının yer almasının, ülkemizde zaten giderek yok olmakta ola tarım alanlarını daha da daraltacağı,
(3) Plan Hükümleri ile en az 20 ha olması öngörülen tarım ve hayvancılık geliştirme alanlarının yer seçimi ile ilgili çevre düzeni planı değişikliğinin ortadan kaldırılması konusunda;
Plan Hükümleri Raporu’nun, 8.2.11.3. sayılı maddesinde, “bu planda gösterilenler dışında ihtiyaç olması halinde, en az 20 ha. olacak şekilde, ilgili kurum ve kuruluş görüşlerine bağlı kalınarak, il toprak koruma kurulu marifetiyle yer seçimi yapılabilir. yer seçimi yapılan alanlara ilişkin imar planı yapılmasının gerekli olduğu durumlarda, imar planları bu planda değişikliğe gerek olmaksızın ilgili idaresince hazırlanır ve onaylanır. onaylanan planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere bakanlığa gönderilir. söz konusu tesisler/tesis alanları amacı dışında kullanılamazlar.” kuralının getirildiği,
Çevre düzeni planlarının, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 4. Maddesinde çeşitli sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen planlar olarak tanımlandığı, Çevre düzeni planlarının bir amacının bölge, havza veya il düzeyinde parçacıl plan kararlarının önüne geçmek olduğu, itiraza konu olan hükmün, hem parçacıl planlama kararlarının çevre düzeni planları olmadan alınmasını teşvik ettiği, (dolayısıyla Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’ne göre üst ölçek planların alt ölçek planları yönlendirmesi hükmüne aykırı bir hüküm maddesini tanımladığı) hem de Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 4. Maddesi’nde yazan tanımın tersine sektörler arasındaki ilişkinin kurulmasını gerek görmeyen, koruma-kullanma dengesinin sağlanmasının önemli olmadığı bir yapılaşma anlayışını teşvik ettiği, bu yüzden itiraza konu olan hükmün, Bilirkişi Kurulunca çevre düzeni planlanlarının amacına ve dolayısıyla yönetmeliklere aykırı bulunduğu, itiraza konu hüküm maddesinin, çevre düzeni planlarının işlevini ortadan kaldırdığı,
Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 20. maddesinin 1. fıkrasının, çevre düzeni planının ihtiyaca cevap vermediği durumlarda bütünde revizyon yapılabileceğini belirttiği, aynı fıkranın “c” ve “ç” bendinin, plan revizyonlarının yeni verilere bağlı olarak, sonradan ortaya çıkabilecek ve bölgesel etkiye yol açabilecek arazi kullanım taleplerinin oluşması ve/veya yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerde değişiklik olması durumunda yapılabileceğini belirttiği, dolayısıyla, mevzuata göre sonradan ortaya çıkabilecek ve en az 20 ha olması öngörülen tarım ve hayvancılık geliştirme alanlarının planda yer alması için plan revizyonuna gidilmesinin hiç bir sakıncasının olmadığı, bu tür alan kararlarının koruma-kullanma dengesini gözeterek, verimli tarım arazilerinin yok olmasını engelleyecek şekilde ve sektörler arası ilişkileri düşünerek alınması” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.

Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Davaya konu çevre düzeni planında Tarım ve Hayvancılık Geliştirme Alanları için 8.2.11. sayılı madde (2018 tarihli planda 8.2.12 sayılı madde) düzenlenmiştir. Bu başlığın altında
“8.2.11.1. bu alanlarda tarım ve hayvancılığa yönelik araştırma ve geliştirme birimleri, ürün toplama, depolama, saklama, pazarlama alanları, ürün borsası, ürün işleme ve paketleme tesisleri ve besicilikte kullanılacak yem üretim alanları, tarımsal amaçlı yapı ve tarımsal amaçlı entegre tesisler, sebze ve çiçek yetiştiriciliği için seralar, hayvancılık ve et entegre tesisleri, tarımsal işletmelerin ön arıtma ya da topla arıtma tesisleri, tarımsal araç-gereç parkları, ile çalışanların ihtiyacına yönelik sosyal ve kültürel donatı alanları, sağlık ve eğitim tesisleri, gereksinimlere ve planlama ilkelerine uygun şekilde, toplu olarak (organize şekilde) yer alabilecektir.
8.2.11.2. bu alanlarda yer alacak işletmelerin yapılanma koşulları ve niteliklerine alt ölçekli planlarda belirlenecektir.
8.2.11.3. bu planda gösterilenler dışında ihtiyaç olması halinde, en az 20ha. olacak şekilde, ilgili kurum ve kuruluş görüşlerine bağlı kalınarak, il toprak koruma kurulu marifetiyle yer seçimi yapılabilir. Yer seçimi yapılan alanlara ilişkin imar planı yapılmasının gerekli olduğu durumlarda, imar planları bu planda değişikliğe gerek olmaksızın ilgili idaresince hazırlanır ve onaylanır. Onaylanan planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere bakanlığa gönderilir. Söz kousu tesisler/tesis alanları amacı dışında kullanılamazlar.
8.2.11.4. bu alanlarda çevre sorunlarını önlemeye yönelik olarak her türde atığa ilişkin teknik altyapı önlemleri alınacaktır.
8.2.11.5. bu planda önerilen teknolojik sera bölgelerinde öncelikle termal enerjiden yararlanacak tesisler desteklenecek ve bu tesislerin yapımına öncelik tanınacaktır.” hükümlerine yer verilmiştir.
Davaya konu planda tarım ve hayvancılık geliştirme alanları tarım ve hayvancılık faaliyetlerin sürdürüleceği ve tarımsal ürünlerin katma değerlerini artırmaya yönelik araştırma geliştirme ve üretim birimleri ile ürün toplama, depolama, saklama alanları, tarımsal amaçlı yönler ve tarımsal amaçlı entegre tesislerin toplu olarak (organik şekilde) yer alabileceği alanlardır şeklinde tanımlanmıştır.
Davalı idarenin savunmasında tarım ve hayvancılık geliştirme alanlarından çiftçinin ürettiği ürününün katma değerini arttırmak üzere işletebileceği sanayi tesislerinden ziyade “imalathane” niteliğindeki küçük ölçekli ve yerel yapıları ifade ettiği, bir tarım ülkesi olan ülkemizde temel sektörler içerisinde tarım sektörünün en az katma değere sahip ve sektör gelişmiş ülkelere nazaran ülkemizdeki çiftçilerin gelir düzeyleri oldukça düşük olduğu, tarımsal gelirin düşük olmasının pek çok fiziki ve sosyal problemlere yol açtığı, tarımsal katma değeri arttırmanın günümüzde yalnızca kırsal kalkınmanın temel hedefi değil çok boyutlu bir ulusal hedef olduğu, bununla birlikte mevzuat gereği sanayi tesislerinin belirli bir ölçeğin üzerinde olmak zorunda olduğu, diğer yandan bu tesislerin belirli yasal sorumluluklara sahip bulunduğu, çoğu zaman bu faktörlerin yeni girişimler için kısıtlayıcı bir ortam oluşturduğu, tarım ve hayvancılık geliştirme alanlarının bir sanayi tesisini işletme sermayesine ve kapasitesine sahip olmayan küçük ölçekli üreticilerin kendi ürettikleri ürünleri değerlendirerek tarımdan elde edilen katma değeri arttıracak bir yöntem olarak ÇDP’de öngörüldüğü, bu tesislerin bir arada yer alması ile bir ölçek ekonomisi yaratılarak girdi ve üretim maliyetlerinin azaltılmasının amaçlandığı, bu tesislerin Doğu Marmara ve Ege Bölgelerinde başarılı örneklerinin bulunduğu, bunlara zeytinyağı imalathanelerinin örnek verilebileceği, başta aile işletmesi niteliğinde olan pek çok imalathanenin bugün artık orta ve büyük ölçekli sanayi tesislerine dönüştüğü, bu münferit imalathanelerden farklı olarak ÇDP’de bu tesislerin bir arada yer seçmesi ile belirtildiği, ölçek ekonomileri yaratarak katma değerin arttırılmasının öngörüldüğü ifade edilmiştir.
Diğer taraftan ÇDP açıklama raporunda yer alan “tarımsal sanayi” ifadesinin tarımsal faaliyetlerin sonucunda elde edilen ürünlerin mamul ve/veya yarı mamule dönüştürülmesini amaçlayan bir üretim prosesi olduğu, bununla birlikte 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’nda tarım ihtisas OSB’lere ilişkin hususların açıkça tanımlandığı, plan açıklama raporunda yer alan bahse konu ifadenin de bu ihtisas organize sanayi bölgelerine ve ÇDP’nin “8.2.2. sayılı Sanayi Alanları” hükmüne atıfta bulunduğu, bu durumun, plan açıklama raporunun ilgili bölümünün devamında yer alan “…Bu nedenle, planlama çalışmasında tarımsal ürünlerin değerlendirilmesine yönelik alan gereksinimi giderilmesine ilişkin kararlar geliştirilmesi benimsenmiştir. Diğer endüstriyel gelişmelerin tekil yapılaşmasının engellenmesi, organize nitelikte olmayan sanayi alanlarının organize duruma getirilmesi, yeni sanayi gelişiminin ihtisaslaşmış ve organize nitelikte gerçekleşmesi için gerekli kararların üretilmesi planlama aşamasında benimsenen ilkelerdendir.” ifadesinden de anlaşıldığı belirtilmiştir. Davaya konu planın plan açıklama raporunda tarımsal sanayi ifadesinin birçok yerde geçtiği, tarımsal sanayi alanının ayrı bir arazi kullanımı gibi ele alınmasının şart olmadığı, plan lejant ve plan hükümlerinde yer alan tarım ve hayvancılık geliştirme alanlarının tarımsal sanayi alanlarını içerdiği sonucuna ulaşılmıştır.
Bu itibarla plan hükümlerinin yeterli korumayı sağladığı, plan hükümlerinde mevzuata aykırılık bulunmadığı, getirilen uygulamanın bölgenin özelliğine uygun olduğu, planda şematik olarak gösterilen tarım ve hayvancılık geliştirme alanı olan bir alanın uyulması zorunlu olan ilgili yönetmelikte belirlenen esaslar dahilinde yer seçimine konu olması halinde, yer seçimine yönelik somut itirazların ayrıca değerlendirileceği açıktır.
Diğer taraftan bu alanlarda çalışanların ihtiyacına yönelik sosyal ve kültürel donatı alanları ile sağlık ve eğitim tesislerinin yer almasının konut içermemesi nedeniyle şehircilik ilkelerine aykırı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Davalı idarece bu tür alanlar yatırım kararı haline belirli süreçler sonucunda geldiği, bu kararların ilgili kurumların çalışması sonucunda oluştuğu, bu kararlara yönelik plan değişikliğinin uzun süreç alması nedeniyle plan değişikliği gerektirmeksizin yapıldığı ve veri tabanına işlendiği, nitekim veri tabanına işlenen bu kullanımların yapılacak plan değişikliği ya da revizyonlarda plana işlendiği belirtilmiş ise de, 20 ha’yı aşan büyüklükte olup geniş alanlar kapsayan ve plan lejantında bulunan tarımsal sanayi içeren bir kullanımın çevre düzeni planı değişikliği olmaksızın ve ÇDP’ye işlenmeden alt ölçekli planlarla yapılabilmesi mevzuata aykırı bulunmuştur.

İtiraz 2
Dava dilekçesinde;
Plan Uygulama Hükümlerinin 7.26. sayılı maddesinin şehircilik ve planlama ilkeleri ile bağdaşmadığı, öncelikle, muhtelif yatırım kararlarının değerlendirilmesinin dar kapsamlı ve tesis bazında değil, havza bazında ve kümülatif olarak yapılması gerektiği, çünkü hem doğal varlıkların birbiriyle olan etkileşimi hem de insanların doğal varlıklarla olan etkileşiminin havza sınırları ile en iyi şekilde anlaşılabildiği, havza bazında ve kümülatif değerlendirmenin, mevzuatta da belirtildiği üzere, ancak çevre düzeni planları ile sağlandığı, dolayısıyla söz konusu maddede belirtilen yatırımların değerlendirilmesi çevre düzeni planları ile yapılmazsa, yanlış sonuçlara ulaşılmış olacağı, doğru ve eksiksiz planlama için, her türlü arazi kullanımlarının ve çevresel etkilerinin havza bazında ele alınacağı çevre düzeni planlarının gerektiği gibi yapılmasının zorunlu olduğu, söz konusu maddede belirtildiği üzere, bu tür kullanımların ÇED sürecine tabi olması, değilse de ilgili kurumlardan uygun görüşü alınmasının, planlama gereksinimini ortadan kaldıran bir durum olmadığı, örneğin bölgeden geçecek karayolunun, yakın çevredeki arazi kullanımlarını nasıl etkileyeceğinin, ÇED mevzuatına uygun bir biçimde hayata geçirilse dahi, imar planları ile çözülmeyeceği, ancak bölgesel ve havza esaslı olarak yapılmış bulunan çevre düzeni planları dâhilinde yapılacak bir inceleme ile değerlendirilebileceği, bu nedenle, geniş etki alanına sahip arazi kullanım kararlarının çevre düzeni planlarına işlenmesinin bir zorunluluk olduğu, bugünden yer seçimi yapılması mümkün olmayan kullanımlar veya öngörülemeyen değişimler için plan revizyonlarının yapılması gerektiği, planlama sürecinin dinamik olması gerektiğini belirtirken anlatılmak istenenin bu olduğu, ayrıca, ÇED sürecinin belirli bir kullanımın çevresel etkilerini değerlendirmek için getirildiği, havza bazında değerlendirmenin, planlama imkânı verdiği, Danıştay Altıncı Dairesinde E.2011/9150 sayılı dosyasında görülmekte olan 1/100.000 ölçekli Ordu-Rize Trabzon-Artvin-Gümüşhane-Giresun Çevre Düzeni Planı kısmi iptal davasında, iletilen bilirkişi raporunda da, söz konusu plan hükmü ile ilgili olarak özetle; hükmün çok genel bir hüküm olduğu, bu nedenle çevre düzeni planında değişiklik gerektirecek yatırım kararlarının gerektirmeyeceklerden ayrılarak maddenin yeniden düzenlenmesi gerektiğinin belirtildiği, 1/100.000 ölçekli Kırşehir- Nevşehir-Niğde-Aksaray Çevre Düzeni Planı kısmi iptal davasında dava konusu plan hükmü uygun bulunmamış olup 1/100.000 ölçekli Kırşehir-Nevşehir-Niğde-Aksaray Çevre Düzeni Planında söz konusu madde için yürütmeyi durdurma kararı verildiği ileri sürülmüştür.

Savunmada;
Uygulamaya esas olmayan ve parsel bazında karar üretmeyen amacı genel arazi kullanım kararları ile bu kararlar bazında politika ve strateji üretmek olan çevre düzeni planları uygulamaya esas imar planları gibi değerlendirilemeyeceğinden her talep için sürekli olarak çevre düzeni planı değişikliği yapılmasının hem mevzuata aykırı hem de üst ölçekli planların mantığı ile bağdaşmayan bir yaklaşım olduğu, nitekim 14.06.2014 tarihli Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 20. Maddesinde çevre düzeni planlarına ilişkin revizyon ve değişiklik gerekçelerinin sıralandığı ve revizyon ve değişiklikler planın bir bütün olarak seyrini değiştirecek hususlara ilişkin yeterli, geçerli ve gerekçeleri açık olan, altyapı etkilerini değerlendiren raporu içeren teklif ve taleplere bağlandığı, bilindiği üzere İstatistiki Bölge Birimlerine göre bölge bazında hazırlanan 2-3 il içeren bir planda sayıları onları bulan her talebin işlenmesi, daha sonra askıya çıkarılması, itirazların değerlendirilmesi, yeniden askıya çıkarılması ve yeniden değerlendirme yapılması çevre düzeni planı ölçeğinin doğasına aykırı bir durum olmakla birlikte hiçbir kurumun başa çıkamayacağı gereksiz bir külfet ve inanılmaz bir iş yükü yaratacağı, diğer yandan söz konusu taleplerin ve Bakanlık görüşünün, ÇDP kapsamında değerlendirilmesi sonrasında verilmediği, bu bağlamda söz konusu taleplerin çevre düzeni planı bütünlüğü içerisinde değerlendirildiği, bakanlığın olumlu görüşünün alınması sonrasında “ÇDP’ye uygun olarak” yapılan alt ölçekli planlar veri tabanında saklanmak üzere Bakanlığa gönderilmekte olup ilk revizyon çalışmasında ÇDP’ye işlendiği, diğer yandan karayolu, demiryolu, havaalanı, baraj, enerji üretimi, enerji iletimi ve doğalgaz depolamasına ilişkin büyük ölçekli yatırımların ÇDP’nin bile üzerinde etkileri olan ulusal, büyük ölçekli ve çok boyutlu yatırımlar olduğu, bu yatırımların çoğunlukla en üst plan belge olan Ulusal Kalkınma Planları doğrultusunda hazırlanan yetkili kurumların yatırım programlarından gelen ve bu kurumların yetki ve sorumluluklarında olan yatırımlar olup bu yatırımlara ilişkin esaslar ilgili kurum/kuruluşların kuruluş kanunları ve ilgili mevzuattan gelen yetki ve sorumlulukları çerçevesinde düzenlendiği, halihazırda bu yatırımlar gerçekleştirilmeden önce sayısız fizibilite çalışmasının gerçekleştirildiği, ilgili kurum kuruluşların görüşlerinin alındığı, çoğunlukla paydaş kurumların katılımları ile bu yatırımlara ilişkin esasların belirlendiği, bu bağlamda Bakanlığın da söz konusu yatırımları olgunlaşma süreçlerinde ÇDP kapsamında değerlendirmediği ve ÇDP kararlarına göre görüş vermediği, tüm bu yatırımlara ilişkin süreçler ÇDP ilke, stratejileri ve kararlarına bağlanmışken, ÇDP’nin devre dışı kalacağı düşüncesinin kaynağının anlaşılamadığı, bu bağlamda ÇED sürecinin de ÇDP ilke, strateji ve plan kararlarına bağlandığı, diğer yandan kamu yararı içeren ve gerçekleşmesinde öncelik taşıyan kullanımlar olup gündeme gelen bu tür yatırım alanlarının hayata geçirilmesinde plan değişikliği gibi uzun süreçlerle zaman kaybı yaşanmaması amacıyla söz konusu düzenlemeye gerek duyulduğu savunulmuştur.

Bilirkişi Kurulunca;
Öncelikle, çevre düzeni planları, itiraza konu hüküm maddesinde belirtilen alanlara yönelik yeni kararları planlara işlemeyip güncellenmezse, çevre düzeni planlarının alt ölçek planları yönlendirmesi gibi bir durumun söz konusu olamayacağı, bu yüzden itiraza konu bu hüküm maddesinin 14.06.2014 tarih ve 29030 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin “mekansal planlama kademelenmeleri ve ilişkileri” başlıklı 6. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen “her planı … bir alt kademedeki planı yönlendirmek zorundadır” hükmüne, 7. maddesinin 1. fıkrasının “c” bendinde belirtilen “Planlar, kademesine ve ölçeğine göre ve yapılış amacının gerektirdiği ayrıntı düzeyinde kalmak koşuluyla alt kademedeki planları yönlendirir” hükmüne ve aynı maddenin, aynı bendinin “ç” bendinde belirtilen “Üst kademe planlar, alt kademesindeki planlara mekânsal nitelikte hedef koyan, yol gösteren ve ilke belirleyen plandır” hükmüne aykırı olduğu,
Mekansal Planlar Yönetmeliği’nin 1. maddesinde enerji üretim alanları atık bertaraf tesisleri ve bunlarla entegre geri kazanım tesisleri gibi, arıtma tesisleri, endüstri bölgeleri gibi havza bütününde çevresel etkileri olan alanların sadece mekânsal strateji ve çevre düzeni planlarında değerlendirilmesi hükmünün getirildiği, bu tür alanların çevre düzeni planlarında değil de alt ölçek planlarda değerlendirilmesine yönelik plan hükmü geliştirmenin her ne gerekçe ile olursa olsun yönetmeliklere aykırı olduğu, çevre düzeni planları olmadan, planlama anlayışını Çevresel Etki Değerlendirme süreçlerine indirgenme yaklaşımının doğru bir yaklaşım olmadığı, bu tutumun çevre düzeni planlarının sektörler arası ilişkilerin düşünülerek plan kararlarının alınması amacını yok saydığı, çevre düzeni planlarının işlevini göz ardı ettiği,
İtiraza konu hükümde yer alan bölge parkı/büyük kentsel yeşil alanlar v.b. gibi sosyal donatı alanları, karayolları, organize sanayi bölgeleri gibi kullanımların birbirleri ile etkileşimde olan ve bütüne etki eden alanlar olduğu, örneğin bir yer için ilgili bakanlık tarafından getirilen organize sanayi bölgesi kararının (her ne kadar bu kararı davaya konu planı hazırlayan bakanlık getirmese de), beraberinde belirli bir nüfusu bir bölgeden alıp kendi çevresine çektiği ve böylelikle varsa çevresinde korunması gerekli verimli tarım arazileri ve ormanlar gibi korunması gerekli alanlar üzerinde bir tehdit oluştuğu, çevre düzeni planlarının amacının bu tür tehditleri/olanakları öngörmek ve plan kararlarını her bir kullanımın getireceği artılara ve eksilere göre bölge ve havza bazında düşünerek almak olduğu, itiraza konu olan hüküm maddesinin, çevre düzeni planının bu vasfını yok ettiği,
Planda revizyon ihtiyacı doğabileceği, revizyon kararı iş yükü getirir gibi kaygılar ile hazırlanan çevre düzeni planlarında bu türden kaygıların, ve dolayısıyla itiraza konu hüküm maddesinin, kamu yararı adına ve doğal değerlerin korunması gibi çevre düzeni planlarının edindiği amaçlarının yerine getirilmesi bağlamında son derece tehlikeli ve yanlış bulunduğu, 10.10.2018 onay tarihli son çevre düzeni planı değişikliğinde Plan Hükümleri Raporu’nun 7.26 maddesinde “bu planda değişikliğe gerek olmaksızın” ifadesinin kullanılmaya devam ettiği, yukarıda davaya konu planın Plan Hükümleri Raporu’ndan alıntılanan cümlede her hangi bir değişiklik yapılmadığı ve dolayısıyla sorun devam ettiği” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.

Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Plan Hükümleri Raporu’nun 7.26 sayılı maddesinde: “Bu plan kapsamındaki alanlarda, ihtiyaç olması halinde güvenlik, sağlık, eğitim, bölge parkı/büyük kentsel yeşil alanlar v.b. gibi sosyal donatı alanları; kent veya bölge/havza bütününe yönelik her türlü atık bertaraf tesisleri ve bunlarla entegre geri kazanım tesisleri, arıtma tesisleri, belediye hizmet alanı, mezbaha, karayolu, demiryolu, havaalanı, baraj, enerji iletimi, yenilenebilir enerji üretim ve doğalgaz depolama gibi teknik altyapı alanları, organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgeleri ve serbest bölgeler, yapılabilir. bu kullanımlara ilişkin imar planları, çed yönetmeliği kapsamında kalanlar için çevresel etki değerlendirmesi olumlu veya çevresel etki değerlendirmesi gerekli değildir kararının bulunması; çed yönetmeliği kapsamı dışında olanlar için ise, ilgili kurum ve kuruluşların uygun görüşü olması kaydı ile bu planda değişikliğe gerek olmaksızın, kurum ve kuruluşların görüşlerine uyularak ilgili idaresince hazırlanır ve onaylanır. onaylanan planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere bakanlığa gönderilir. söz konusu tesisler/tesis alanları amacı dışında kullanılamaz. Yakma veya katı atık düzenli depolama alanlarının yanı sıra fiziksel/kimyasal/biyolojik önişlem ünitelerini içeren entegre atık bertaraf veya geri kazanım tesislerinin yer seçimi, atığın en yakın ve en uygun olan tesiste bertaraf edilmesi ilkesi çerçevesinde, bölgenin atık miktarı dikkate alınarak ilgili kurum ve kuruşların görüşü doğrultusunda belirlenir.” kuralı yer almıştır.
Dairemizce 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarına yönelik açılan dava dosyalarında söz konusu hükmün, fazlasıyla genel bir madde olduğu hangi kullanım ve yatırımların plan değişikliği gerektirdiğinin çerçevesi çizilmek suretiyle plan hükmünün yeniden düzenlenmesi gerektiği gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir
Söz konusu gerekçe dava konusu plan hükmü için de 10.10.2018 onay tarihli planla yapılan değişiklik ile güvenlik, sağlık, eğitim, sosyal donatı alanları, büyük kentsel yeşil alanlar, atık ve bertaraf tesisleri, sosyal teknik altyapı, belediye hizmet alanı mezbaha kullanımlarının plan değişikliği olmaksızın yapılabileceği belirtilerek plan hükmünün çerçevesi çizilmiş ve dava konusu plan hükmü, 10.10.2018 tarihli plan değişikliği ile yeniden düzenlenmiş ise de işlem tarihi itibariyle yargılama yapıldığından fazlasıyla genel bir madde olan plan hükmünün ve hangi kullanım ve yatırımların plan değişikliği gerektirdiğinin çerçevesi çizilmek suretiyle yeniden düzenlenmesi gerektiği sonucuna ulaşıldığından işlem tarihi itibariyle dava konusu plan hükmünde hukuka uyarlık bulunmamıştır.

İtiraz 3
Dava dilekçesinde;
7.48 sayılı plan hükmünün plan hiyerarşisi ve planlar arası eşgüdüm sağlanmasına aykırı olduğu, Çevre düzeni planları, 5 Yıllık Kalkınma Planlarından sonra gelen üst düzey fiziki planlar olup, havza ölçeğinde ve kümülatif planlama imkânı verdiği, doğal değerlerin korunması, mevcut sorunlara çözüm önerisi geliştirilmesi, sürdürülebilir yaşam alanları oluşturulması için hazırlanan çevre düzeni planlarının, bu ve benzeri hükümler ile işlevsiz bırakıldığı, plan bütünlüğünün bozulduğu, her ne kadar, mevzuatımızda özel alanlarda planlama yetkisi farklı kurumlarda bulunsa da, üst ölçekli fiziki plan olan çevre düzeni planları hazırlanırken diğer alt ölçekli plan çalışmalarının da değerlendirilmesi gerektiği, dolayısıyla, Plan Uygulama Hükümlerinin 7.48. sayılı maddesinin iptal edilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.

Savunmada;
İller Bankası A.Ş. tarafından belirli prosedürlere göre ihale çalışmaları gerçekleştirilerek imar planı çalışmalarına başlanan alanlar için aşamalarına göre kamusal kaynaklar kullanılmış olup davaya konu hüküm ile bu kamusal kaynakların korunmasını ve kamu yatırımlarının hızlandırılmasının amaçlandığı, çevre düzeni planlarının çok geniş alanları kapsayan ve uygulamaya esas olmayan planları olduğu, bu bağlamda ölçeğin gereği olan dinamizmin de sağlanması gerektiği, planların veritabanları ile bir bütün olduğu, bu bağlamda bahse konu hükümler plan değişikliğini ortadan kaldırmadığı, söz konusu taleplerin Bakanlık görüşüne bağlanmış olup, Bakanlığın görüşünün söz konusu taleplerin ÇDP kapsamında değerlendirilmesi sonrasında verildiği, bu bağlamda söz konusu taleplerin çevre düzeni planı bütünlüğü içerisinde değerlendirildiği, Bakanlığın olumlu görüşünün alınması sonrasında “ÇDP’ye uygun olarak” yapılan alt ölçekli planlar veri tabanında saklanmak üzere Bakanlığa gönderilmekte olup ilk revizyon çalışmasında ÇDP’ye işlendiği, nitekim stratejik ve esnek bir planlama yaklaşımının benimsendiği günümüzde, bu dinamik yaklaşım planlamanın sürdürülebilirliği ile daha çok bağdaşmadığı savunulmuştur.

Bilirkişi Kurulunca;
“10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde Plan Hükümleri Raporu’ndan itiraza konu hüküm maddesinin çıkartıldığı, böylelikle sorunun çözüme kavuşturulduğu” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.

Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10/10/2018 tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde dava konusu 7.48 sayılı “bu planın onayından önce İller Bankası Genel Müdürlüğü tarafından ihale edilerek çalışmaları başlatılan alt ölçekli planlar ilgili kurum ve kuruluş görüşlerine uyulmak kaydı ile bu planda değişikliğe gerek kalmaksızın yapılır ve onaylanır. Onaylanan planlar veri tabanına işlenmek üzere sayısal ortamda Bakanlığa gönderilir” şeklindeki düzenlemenin plan hükümlerinden çıkarıldığı görüldüğünden bu kısım yönünden dava konusuz kalmıştır.

İtiraz 4
Dava dilekçesinde;
ÇDP’nin 8.1.2.5. sayılı maddesindeki “maks. emsal 0,50 ‘dir” ifadesinde yer alan emsal değerin kırsal yerleşmelerde yapılaşmanın yoğunlaşmasına ve bu tip alanlarda turizm alanlarının da yapılacak olmasının mevcut kırsal yerleşmelerin dokusunun bozulmasına neden olacağı, bu sebeplerle tek bir emsal değerle belirlenmesi yerine sınır değerlerin yerleşmelerin karakteri ve doğal eşiklere göre belirlenmesinin daha uygun olacağı ileri sürülmüştür.

Savunmada;
6360 Sayılı Kanun kapsamında mahalleye dönüşen, nüfusu 5.000’in altında kalan ve kırsal yerleşim özelliği devam eden yerlerdeki uygulamaların Belediye Meclisince aksine bir karar alınmadıkça, uygulama imar planı yapılıncaya kadar 3194 Sayılı İmar Kanunu’nun 27. madde hükümlerinde düzenlenen esaslar çerçevesinde gerçekleştirilebildiği, anılan Kanun hükmü uyarınca hazırlanan 02.11.1985 tarihli Plansız Alanlar İmar Yönemeliği’nde bu alanlara ilişkin yapılanma koşullarının düzenlendiği, iptali talep edilen ÇDP ile bu alanlar için düzenlenmiş yapılanma koşullarının anılan Yönetmelik ile düzenlenen yapılanma koşullarına uygun olarak düzenlendiği savunulmuştur.

Bilirkişi Kurulunca;
Plan Hükümleri Raporu’nda yer alan 8.1.2.5. sayılı “İmar planı olmayan kırsal yerleşme alanlarında konut, tarım ve hayvancılık amaçlı yapılar ile turizm tesislerinde yapılanma koşulları: Maks. Bina yüksekliği=6,50 m. (2 kat) Maks. Emsal=0,50’dir.” hükmünün, Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği’nin 52. Maddesi’nde belirtilen koşullarla uyuşduğu, ayrıca, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 12.07.2013 yılında yapılan değişiklikle uygulamaya geçen 27. maddesinde, “İl çevre düzeni planında açıkça belirtilmediği takdirde, ihtiyaç duyulması hâlinde, köyün gelişme potansiyeli ve gelişme düzeyi de dikkate alınarak köy yerleşik alan sınırları ve özel kanunlara ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla bu alanlarda yapılaşma kararı ve ifraz şartları belediye sınırı il sınırı olan yerlerde büyükşehir belediye meclisi, diğer yerlerde il genel meclisi kararı ile belirlenir” hükmü ile çevre düzeni planlarının imar planı olmayan kırsal yerleşmelerde yapılaşma koşullarını belirleyebileceğinin açıkça söylendiği, bu bağlamda itiraza konu hüküm maddesi yönetmeliklerde karşılığını bulduğu,
Davacının, “imar planı olmayan kırsal yerleşme alanlarında turizm tesislerinin de yapılabilecek olması mevcut kırsal yerleşmelerin dokusunun bozulmasına neden olabilecektir” itirazına yönelik olarak imar planı olmayan kırsal yerleşme alanlarında pansiyon ve otel olamayacağına ilişkin bir yönetmelik maddesinin bulunmadığı, 02.11.1985 tarihli 18916 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Plansız Alanlar İmar Yönetmeliğinin, bu tür tesislerin yapılabileceğini ve bunlar için yapılaşma koşullarını belirlediği, bu alanlarda olası turizm tesislerinin inşaası durumunda bu tesislerin 2 katı geçmemesi gerektiğine ilişkin getirilen hüküm maddesinin, imar planı olmayan kırsal yerleşmelerde yüksek katlı pansiyon ve otel türü yapılaşmaların önünü keseceğinden Bilirkişi Kurulunca mevcut köy dokusunun tahribatı gibi sorunlara yol açmayacağı görüşünde olunduğu, ayrıca Plan Hükümleri Raporu’nun 8.1.1.2. sayılı hüküm maddesinin “her tür alt ölçekli planlama çalışmasında yerleşmenin sahip olduğu geleneksel doku ve yapılaşma özellikleri ile çevresindeki alanın doğal özelliklerinin planlama aşamasında dikkate alınması ve koruma kararlarına dönüştürülmesi zorunludur” ifadesini içerdiği, 10.10.2018 onaylı çevre düzeni planı değişikliğinde itiraz maddesine yönelik her hangi bir değişiklik yapılmadığı, tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.

Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Plan Hükümleri Raporu’nun 8.1.2.1 sayılı maddesinde yer alan: “planda sınırları şematik olarak gösterilmiş olan kırsal yerleşmeler ile bunların mahalle ve bağlı mezralarını kapsayan alanlarda, koruma ve gelişim ilkelerine uygun imar planlarının hazırlanması esastır. Planı bulunmayan köy ve mezralar ile belediye sınırları içine katılarak mahalleye dönüştürülmüş/dönüştürülecek kırsal yerleşmelerin yerleşik alanlarında uygulamalar imar planları yapılıncaya kadar aşağıda koşullar uygulanacaktır” şeklindeki hükmün ilgili mevzuattan kaynaklanan bir hüküm olup davalının savunması gerekli açıklamayı yapmaktadır. Buna göre; 12.11.2012 tarihli 6360 Sayılı “On Üç İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Altı İlçe Kurulması İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile Aydın, Balıkesir, Denizli, Hatay, Malatya, Manisa, Kahramanmaraş, Mardin, Muğla, Tekirdağ, Trabzon, Şanlıurfa ve Van illerinde, sınırları il mülki sınırları olmak üzere aynı adla büyükşehir belediyesi kurulmuş ve bu illerin il belediyeleri büyükşehir belediyesine dönüştürülmüş ve Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Eskişehir, Erzurum, Gaziantep, İzmir, Kayseri, Konya, Mersin, Sakarya ve Samsun büyükşehir belediyelerinin sınırları il mülki sınırları olarak değiştirilmiş, anılan kanunun 3. fıkrasında “…sayılan illere bağlı ilçelerin mülki sınırları içerisinde yer alan köy ve belde belediyelerinin tüzel kişiliği kaldırılmış, köyler mahalle olarak, belediyeler ise belde ismiyle tek mahalle olarak bağlı bulundukları ilçenin belediyesine katılmıştır.” ve 4. fıkrasında “İstanbul ve Kocaeli il mülki sınırları içerisinde bulunan köylerin tüzel kişiliği kaldırılarak bağlı bulundukları ilçe belediyesine mahalle olarak katılmıştır.” hükmü getirilmiş, diğer yandan 6360 sayılı Kanun’a istinaden 3194 sayılı İmar Kanunu’nun planların hazırlanması ve yürürlüğe konulmasına ilişkin 8. maddesine 12.07.2013 tarihinde eklenen (ğ) bendinde “Büyükşehir belediyesi sınırının il sınırı olması nedeniyle mahalleye dönüşen, nüfusu 5.000 ‘in altında kalan ve kırsal yerleşim özelliği devam eden yerlerdeki uygulamalar, büyükşehir belediye meclisince aksine bir karar alınmadıkça, uygulama imar planı yapılıncaya kadar 27. madde hükümlerine göre yürütülür. Kırsal alanlarda iş yeri açma ve çalışma izni; kadimden kalan veya yapıldığı tarihteki mevzuat kapsamında yola cephesi olmaksızın inşa edilen yapılar ile köy yerleşik alanlarda kalan yapılara kırsal yapı belgesine; yerleşik alan sınırı dışındaki diğer yapılara ise yapı kullanma izin belgesine göre verilir. Köylerde bulunan konutlarda, iş yeri açma ve çalışma izni alınarak ev pansiyonculuğu yapılabilir. Kamuya ait bir yaya veya taşıt yoluna cephe sağlanmadan yapı inşa edilemez, parsel oluşturulamaz. Yerleşme ve yapılaşma özellikleri, mimari doku ve karakteri, gelişme düzey ve potansiyeli açısından önem arz eden köylerde bu özellikleri korumak, geliştirmek ve yaşatmak amacıyla muhtarlık katılımı ile ilgili idarelerce köy tasarım rehberleri hazırlanabilir. Köy tasarım rehberleri ilgili idare meclisi kararı ile onaylanır ve uygulanır.” hükmüne yer verilmiştir.
Bu hususlar çerçevesinde 6360 Sayılı Kanun kapsamında mahalleye dönüşen, nüfusu 5.000’in altında kalan ve kırsal yerleşim özelliği devam eden yerlerdeki uygulamaların Belediye Meclisince aksine bir karar alınmadıkça, uygulama imar planı yapılıncaya kadar 3194 Sayılı İmar Kanunu’nun 27. madde hükümlerinde düzenlenen esaslar çerçevesinde gerçekleştirilebildiği, anılan 3194 sayılı Yasa uyarınca hazırlanan 02.11.1985 tarihli Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği’nde bu alanlara ilişkin yapılanma koşulların düzenlediği, iptali talep edilen ÇDP ile bu alanlar için düzenlenmiş yapılanma koşullarının anılan Yönetmelik ile düzenlenen yapılanma koşullarına uygun olarak düzenlendiği görülmüştür.
Davacının, “imar planı olmayan kırsal yerleşme alanlarında turizm tesislerinin de yapılabilecek olması mevcut kırsal yerleşmelerin dokusunun bozulmasına neden olabilecektir” itirazına yönelik olarak ise imar planı olmayan kırsal yerleşme alanlarında pansiyon ve otel olamayacağına ilişkin bir yönetmelik maddesinin bulunmadığı, 02.11.1985 tarihli 18916 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Plansız Alanlar İmar Yönetmeliğinin, bu tür tesislerin yapılabileceğini ve bunlar için yapılaşma koşullarını belirlediği, bu alanlarda olası turizm tesislerinin inşaası durumunda bu tesislerin 2 katı geçmemesi gerektiğine ilişkin getirilen hüküm maddesinin, imar planı olmayan kırsal yerleşmelerde yüksek katlı pansiyon ve otel türü yapılaşmaların önünü keseceğinden mevcut köy dokusunun tahribatı gibi sorunlara yol açmayacağı, ayrıca Plan Hükümleri Raporu’nun 8.1.1.2. sayılı hüküm maddesinin her tür alt ölçekli planlama çalışmasında yerleşmenin sahip olduğu geleneksel doku ve yapılaşma özellikleri ile çevresindeki alanın doğal özelliklerinin planlama aşamasında dikkate alınması ve koruma kararlarına dönüştürülmesi zorunludur ifadesini içermesi nedeniyle koruma sağladığı sonucuna ulaşılmıştır.
Bu itibarla bu kısım yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

İtiraz 5
Dava dilekçesinde;
Plan Uygulama Hükümleri Özel Proje Alanları Bölümü, 8.2.8.1. sayılı madde hükmünün de çevre düzeni planı değişikliğini işlevsiz bırakacak nitelikte olduğu, özel proje alanlarına yönelik alt ölçekli plan kararlarının, ölçeğin izin verdiği sürece 1/100.000 ölçekli plana da işlenmesi gerektiği, aksi takdirde planın güncelliğinin sağlanamayacağı, ileri sürülmüştür.

Savunmada;
İlgili Kanunları uyarınca çevre düzeni planlarının bu alanların ilanının koşullarının belirlenmesinde yetkili olmadığı, planların veritabanları ile bir bütün olduğu, bu bağlamda bahse konu hükümlerin plan değişikliğini ortadan kaldırmadığı, söz konusu talepler Bakanlığın görüşüne bağlanmış olup, Bakanlık görüşünün söz konusu taleplerin ÇDP kapsamında değerlendirilmesi sonrasında verildiği, bu bağlamda söz konusu taleplerin çevre düzeni planı bütünlüğü içerisinde değerlendirildiği, Bakanlığın olumlu görüşünün alınması sonrasında “ÇDP’ye uygun olarak” yapılan alt ölçekli planların veri tabanında saklanmak üzere Bakanlığa gönderildiği ve ilk revizyon çalışmasında ÇDP’ye işlendiği, bahse konu hükümde yer alan “çevre düzeni planı değişikliği gerektirmeksizin” ifadesinin sürekli şikayete konu olan bürokrasiyi azaltma amacını güttüğü, çevre düzeni planı değişiklikler/revizyonları kaynağını ilgili mevzuatından alan prosedürler dahilinde gerçekleştirilmekte olup her bir talep için bu prosedürleri harekete geçirmek yerine dinamik veri tabanında bu verileri toplayarak ilk revizyon çalışmasında değerlendirmek ve böylelikle gereksiz bürokrasi ve kırtasiyeciliği ortada kaldırarak kamusal kaynakları korumayı amaçladığı savunulmuştur.

Bilirkişi Kurulunca;
6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’un 19. Maddesi uyarınca “…özel proje alanlarına dair her tür ve ölçekte etüt, harita, plan, parselasyon planı ve yapı projelerini yapmak, yaptırmak, onaylamak, kamulaştırma, ruhsat ve yapım işlerinin gerçekleştirilmesini sağlamak, yapı kullanma izinlerini vermek ve bu alanlarda kat mülkiyeti kurulmasını temin etmek” Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın sorumluluğunda olduğu, bu bağlamda itiraza konu olan hükmün bir bölümünün “8.2.8.1. Özel proje alanı içinde yer alacak arazi kullanımlarına ilişkin kararlar ve yapılaşma koşulları özel proje alanı özellikleri dikkate alınarak ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda belirlenecektir.” ifadesi ile doğrudan karşılığını bulduğu, ayrıca yukarıda alıntılanan kanun gereği Çevre ve Şehircilik Bakanlığının özel proje alanlarına dair her tür ve ölçekte harita, plan, parselasyon planı ve projelerini yaptırabileceği ve bunları onaylayabileceği,
Burada sorun olan durumun: özel proje alanları için getirilen kararlar içinde çevre düzeni planına işlenebilir kararlar var (çevre düzeni planının ölçeğine uygun kararlar), ve bu kararlar çevresini etkileme potansiyeline sahip ise, çevre düzeni planlarının revizyonun yapılamadan doğrudan alt ölçek plan kararlarının hayata geçirilecek olmasına imkan tanımanın elbette çevre düzeni planlarının amaçladığı koruma-kullanma dengesi bağlamında sektörler arası ilişkilerin düşünüldüğü ve planlanan bölgedeki ve çevresinde korunması gerekli değerlerin korunduğu bir planlama sürecine aykırı bir planlama sürecini tetikleyebileceği, bu bağlamda özel proje alanları için ilgili kurumlarca alınan arazi kullanımı kararlarının çevre düzeni planlarına işlenmesi, bu kararların havza bütününde tekrar değerlendirilmesi ve varsa alınan plan kararlarının havza bütününde etkilediği sektörler/alanlar, çevre düzeni planın bu bağlamda değişmesi gereken yerlerinde gerekli düzenlemelerin yapılmasının doğal, tarihi ve kültürel değerlerin ve tarım arazilerinin korunması adına daha doğru bir karar olacağı” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.

Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Davaya konu planın 8.2.8.1. sayılı plan hükmünde özel proje alanı içinde yer alacak arazi kullanımlarına ilişkin kararlar ve yapılaşma koşullarının özel proje alanının özellikleri dikkate alınarak ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda bu planda değişiklik yapılmaksızın imar planlarında belirleneceği kuralı yer almıştır. Söz konusu hükmün yasal mevzuata uygun şekilde bu alanlarda plan yapma yetkisi olan kurumlar için düzenlendiği, davalı idarenin savunmasının yeterli açıklama yaptığı görüldüğünden bu kısım yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

İtiraz 6
Dava dilekçesinde;
8.2.10.4. sayılı madde hükmünün de , arazi kullanımlarındaki değişikliklere yönelik çevre düzeni planı değişikliğini işlevsiz bıraktığı, Lojistik merkez alanlarının, ulaşım ağı ile etkileşim içerisinde olan ve çevrelerindeki arazi kullanımları üzerinde de değişiklik olmasına neden olabilecek arazi kullanım kararları olduğu, bu yüzden, lojistik merkez alanlarına yönelik arazi kullanım değişikliklerinin de ölçeğin izin verdiği sürece çevre düzeni planına da işlenmesinin gerektiği ileri sürülmüştür.

Savunmada;
Lojistik İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri statüsü ile kurulan lojistik merkez alanlarının dayanağını 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’nun 3 üncü maddesinin (d) fıkrasından alan ve yer seçimine ilişkin hususları aynı Kanun’un 4 üncü maddesi ile düzenlenen özel statülü alanlar olduğu, yine bu alanların da yer seçimi ve koşulları ilgili mevzuatı ile düzenlenmiş olup çevre düzeni planlarının bu alanların ilanında, koşullarının belirlenmesinde yetkili olmadığı, planda önerilen Lojistik Merkezlerin de ilgili Kanun ile öngörülen prosedürlere göre belirlenmiş alanlar olup Lojistik Merkezlerin konumlandığı bölgeler incelendiğinde, Sanayi – Demiryolu-Karayolu- Havaalanı bağlantılarının güçlü olduğunun görüleceği savunulmuştur.

Bilirkişi Kurulunca;
Plan Hükümleri Raporu’nun 8.2.10.4 sayılı maddesinde: “planda gösterilenler dışında lojistik merkez alanlarına ihtiyaç olması halinde, ilgili kurum ve kuruluş görüşlerine bağlı kalınarak, valilik koordinasyonunda yer seçimi yapılabilir. Yer seçimi yapılan alanlara ilişkin imar planları bu planda değişikliğe gerek olmaksızın ilgili idaresince hazırlanır ve onaylanır. Onaylanan planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere bakanlığa gönderilir”, kuralına yer verildiği, söz konusu düzenleme ile Mekansal Planlar Yönetmeliğinin 6.maddesi ile İmar Kanunu’nun 8. maddesi’nin “d” bendinde ve Mekansal Planlar Yönetmeliği’nin 6. maddesi’nin 2. bendinde açıkça söylenen alt kademe planların ancak üst kademe plan kararlarına uygun olarak hazırlanabileceği hükmünün yok sayıldığı, Lojistik Merkezler ve Organize Sanayi Bölgeleri gibi kullanımların çevrelerini olumlu veya olumsuz yönden etkileyebilme potansiyelleri olduğundan, çevre düzeni planları onaylanmadan, dolayısıyla bu tür alanlar ile etkileşimde olan arazi kullanımlarına ilişkin kararların çevre düzeni planlarında alınmadan (örneğin bu tür alanların olumsuz etkilerini azaltmaya yönelik getirilecek plan kararları, bölgede bu tür alanların yer alacak olmasından ötürü bölgenin gelecekte çekeceği/iteceği nüfus, buna ilişkin çevrede korunması gerekli doğal ve kültürel alanların olup olmadığı, bölgenin ne kadarlık bir kentsel gelişimi kaldırabileceği gibi konular), doğrudan yer seçimi yapılan lojistik merkez alanlarını imar planlarının onaylanmasına imkan tanımanın beraberinde kamu yararı ve doğal, kültürel ve tarihi değerlerin korunması adına son derece olumsuz sonuçların oluşumuna zemin hazırlayacağı, yeni lojistik merkez kararlarının alınması durumunda çevre düzeni planlarının değişikliğine gerek duymadan bu alanlara ilişkin imar planlarının onaylanmasına izin vermenin çevre düzeni planlarının amaçladığı kamu yararı ve doğal değerlerin korunması gibi ilkeleri yok saymak, bu alanların bölgesel ölçekte çevrelerine, ilişkili sektörlere etkilerinin bilincinde olmamak anlamını taşıdığı” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.

Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Plan Hükümleri Raporu’nun 8.2.10.4 sayılı maddesinde: “planda gösterilenler dışında lojistik merkez alanlarına ihtiyaç olması halinde, ilgili kurum ve kuruluş görüşlerine bağlı kalınarak, valilik koordinasyonunda yer seçimi yapılabilir. yer seçimi yapılan alanlara ilişkin imar planları bu planda değişikliğe gerek olmaksızın ilgili idaresince hazırlanır ve onaylanır. Onaylanan planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere bakanlığa gönderilir”, kuralına yer verilmiştir. Lojistik Merkezler gibi kullanımların çevrelerini olumlu veya olumsuz yönden etkileyebilme potansiyelleri olduğundan, çevre düzeni plan değişikliği yapılmaksızın imar planlarının onaylanmasına imkan tanımanın beraberinde kamu yararı ve doğal, kültürel ve tarihi değerlerin korunması adına olumsuz sonuçların oluşumuna zemin hazırlayacağı, yeni lojistik merkez kararlarının alınması durumunda plan lejantında yer verilen lojistik kullanım kararına plan paftalarında da yer verilmesi ve plan değişikliği yapılmasının gerekli olduğu sonucuna ulaşıldığından bu kısım yönünden hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

İtiraz 7
Dava dilekçesinde;
Plan Uygulama Hükümleri Tarım Arazileri Bölümünün, 8.7.7. sayılı maddesinde yer alan “5403 sayılı toprak koruma ve arazi kullanımı kanunu uyarınca mutlak tarım arazisi ve marjinal tarım arazisi olarak belirlenen tarım arazilerinde; T.C. Başbakanlık, T.C. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, ilgili bakanlıklar ve bunların bağlı kuruluşları tarafından desteklenen projeye dayalı tarımsal faaliyetler kapsamında tarımsal amaçlı yapılar (tarımsal kalkınma kooperatiflerince uygulanan projeler, üretici birlikleri/kooperatifleri tarafından uygulanan projeler, Avrupa Birliği kaynaklı projeler, Dünya Bankası destekli projeler, sosyal riski azaltma projesi kapsamında uygulanacak projeler gibi) ile destekleme projeleri ile en az 100 büyükbaş, 200 küçükbaş ve üzeri kapasiteli hayvancılık veya 50.000 adet ve üzeri kapasiteli kanatlı hayvancılık yatırımlarında yapılaşma emsali %50 oranında arttırılabilir.” 8.7.13. sayılı maddesinde yer alan “Tarım alanlarında yapılacak tarımsal amaçlı yapılar için bu plan ile verilmiş olan yapılanma koşulları aşılmamak kaydıyla, 3194 sayılı İmar Kanunu Plansız Alanlar İmar Yönetmeliğinin 6. Bölümünde belirtilen esaslara uyulur.” 8.7.14. sayılı maddesinde yer alan 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun geçici 1. maddesi ve geçici 4. maddesi kapsamında tarım dışı amaçla kullanıma açılmış alanlarda ve T.C. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı veya gıda tarım ve hayvancılık il müdürlüğünün söz konusu kanun kapsamında görüş veremediği alanlarda, bu plan hükümlerinin 8.7.21. marjinal tarım arazileri hükümleri uygulanır.” hükümlerinin tarım arazilerinin korunması ile bağdaşmadığı,
Birtakım projelerle ilgili tesislerde emsal değerin %50 oranında arttırılması yönünde düzenlemelerin yapılması ile adeta tarım alanlarının yapılaşmaya açılmasının amaçlandığı, mutlak tarım arazilerinin, bitkisel üretimin esas kabul edilmesi gereken ve bu yönde kararlar alınması gereken alanlar olduğu, çünkü bitkisel üretim için gerekli koşulların yapay ortamlarda sağlanamayacağı, doğal olarak oluşan yerlerin olduğu gibi korunması gerektiği, ülkemizde tarım isletmelerinin sahip oldukları arazilerin miras ve diğer nedenlerle her geçen gün küçüldüğü, 50 dekar ve altına düştüğü, dolayısıyla işletme sayısının arttığı, bu nedenden ötürü, zorunlu hallerde her birim araziye inşaat izni verme verine her işletmeye inşaat izni verilmesi gerektiği (isletme başına 7 parça arazi düştüğü), yine isletmedeki arazi parçası büyüklüğünün dikkate alınması ve belli bir dekarın (örnek 50 dekar) altındaki arazi parçasına sahip işletmelere inşaat izni verilmesi gerektiği,
Ayrıca, “Tarım alanlarında yapılacak tarımsal amaçlı yapılar için bu plan ile verilmiş olan yapılanma koşulları aşılmamak kaydıyla, 3194 sayılı İmar Kanunu “Plansız Alanlar Yönetmeliği”nin 6. bölümünde belirtilen esaslara uyulur.” hükmünün de planlama usul ve esasları açısından kabul edilemeyeceği, şöyle ki, mevzuatımızda arazi kullanımının ana kuralı olan ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 3. maddesine göre, herhangi bir alanın, her ölçekteki plan esaslarına, bulunduğu bölgenin şartlarına ve yönetmelik hükümlerine aykırı maksatlar için kullanılamayacağı, ancak, bir yerin herhangi bir ölçekte planı yoksa ve o yer herhangi bir arazi kullanım yasağı ve kısıtlaması olan alanlar içerisinde yer almıyorsa, bu alandaki yapılaşmada Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği hükümlerinin esas alınacağı, buradan da anlaşılacağı üzere, mevzuatın, arazi kullanım kararlarının öncelikle plan esaslarına göre verilmesi gerektiği üzerinde durduğu, buna karşın söz konusu plan hükmünde, Plansız Alanlar Yönetmeliği uyarınca yapılaşma öngörüldüğü, bir planın, plansızlığı öngörmemesi gerektiği, ayrıca, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu uyarınca, tarım arazileri sınıflandırılması yapılmadan, söz konusu maddenin tüm tarım alanları için geçerli olması tarım arazilerinin korunmasını güçleştireceği, tarım arazilerindeki uygulamalarda tarım arazileri sınıflandırılması esas alınması gerektiği,
Son olarak da, 8.7.12. sayılı maddedeki “görüş verememek” ifadesinin, tarım arazilerinin korunması ile bağdaşmadığı, herhangi bir alanla ilgili olarak “görüş verememek” ifadesinin bilimsellikten uzak, anlaşılmayan bir ifade olduğu ileri sürülmüştür.

Savunmada;
Plan Uygulama Hükümlerinin 37 ve 38 inci sayfalarında bulunan 8.7 sayılı Tarım Arazileri Bölümünde mevcut 8.7.7 sayılı maddesinde yer alan hükmün son yıllarda gerek iç gerekse dış kaynaklı finansman ve kredilendirme desteği ile belirli bir projeye dayalı olarak gelişen ve çiftçi için örnek nitelikte olan, ülkemiz tarımının modernizasyonunu sağlayacak ve ileri götürecek, çiftçinin gelir düzeyini ve dolayısıyla ülkemiz kalkınma düzeyini arttıracak örnek projelerin teşviki ve bu tür örneklerin çoğaltılması maksadıyla düzenlendiği, söz konusu plan hükmünün yine en temel belgemiz olan ulusal kalkınma planlarından gelen kırsal kalkınmanın desteklenmesini ve AB müktesebatının gerçekleştirilmesini amaçlayan eylemlerin çevre düzeni planlarına yansıması olduğu, bu tür projeler sayesinde modern yöntemler ile hayvancılıkta verimin arttığı ve çiftçinin gelir düzeyi yükselerek toprağına bağımlılığı arttığı, böylece ana kentlere göç azalarak topyekün kalkınmaya katkı sağlandığı,
Diğer yandan ÇDP’nin 8.7.11. sayılı “tarım alanlarında yapılacak tarımsal amaçlı yapılar için bu plan ile verilmiş olan yapılanma koşulları aşılmamak kaydıyla, 3194 sayılı İmar Kanunu Plansız Alanlar İmar Yönetmeliğinin 6. Bölümünde belirtilen esaslara uyulur.” hükmü okunduğunda da anlaşılacağı üzere ÇDP ile gösterilen tarım arazilerindeki tüm yapılaşma koşullarının Plansız Alanlar İmar Yönetmeliğine ile düzenlenen koşullara bırakılmadığı, nitekim ÇDP ile tarımsal arazi sınıfına göre yapılaşma koşullarının düzenlendiği, örneğin ÇDP ile mutlak tarım arazileri için 8.7.19.1. sayılı bu alanlarda; tarımsal amaçlı yapılar yapılabilir. Çiftçinin barınabileceği yapı emsale dahil olup inşaat alanı 75 m2’yi geçemez. Tarımsal amaçlı yapılar için maks. emsal=0,05’dir. Parselin tamamı için maks. inşaat alanı 2.000 m2 ‘yi geçemez.” hükmünün düzenlendiği, bu bağlamda dava dilekçesinde iddia edildiği üzere plansızlığın öngörülmesinin söz konusu olmadığı, nitekim bahse konu hükmün halihazırda tarım arazileri için yapılanma koşullarını belirlendiğinden Çevre Düzeni Planı ile düzenlenemeyecek kadar küçük bir ölçek olan mimari boyuta ilişkin olduğu, Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği’nin 6. bölümünde ÇDP ile düzenlenen koşullar dışında kalan koşulların saçak seviyesi, zemin kotu, yapı yaklaşma mesafeleri gibi mimari öğeler olduğu, davacı kuruluş tarafından incelenmesi durumunda plan hükümleri ile halihazırda tarımsal arazi vasıflarına göre yapılanma koşulları düzenlenmiş olup bunların dışında kalan mimari koşulların arazinin vasfı ile bir ilişkisinin bulunmadığı,
8.7.12 sayılı maddesinde yer alan “görüş verememek” ifadesine ilişkin olarak, tüm idarelerin kendi yetki ve sorumlulukları kapsamında görüş verebildiği, aynı şekilde Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğünün de 5403 sayılı Kanun kapsamında kalan tarım arazilerine ilişkin görüş verebildiği, bununla birlikte çevre düzeni planları ölçekleri gereği geniş arazi parçalarındaki genel arazi kullanım kararlarını muhteva ettiklerinden ÇDP’de tarım arazisi olarak gösterine alanlar içerisinde 5403 sayılı Kanun’a tabi olmayan alanların bulunabildiği, bu bağlamda Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü’nün yetki ve sorumluluğunda bulunmayan bir alana ilişkin görüş oluşturmasının söz konusu olmadığı, bu hususun hangi yönden bilimsel olmadığı anlaşılamadığı gibi bilimsellikten uzak olduğu iddiasına ilişkin de dava dilekçesinde herhangi bir kanıtın ortaya koyulamadığı savunulmuştur.

Bilirkişi Kurulunca;
Plan Hükümleri Raporu’nun “Uygulama Hükümleri” “tarım arazileri (5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununa Tabi Araziler)” başlığı altında hükmüne getirilen itiraz konusunda davalının “Bu tür projeler sayesinde modern yöntemler ile hayvancılıkta verim artmakta ve çiftçinin gelir düzeyi yükselerek toprağına bağımlılığı artmaktadır. Böylece ana kentlere göç azalarak topyekün kalkınmaya katkı sağlanmaktadır” savunmasında bulunduğu, bu tür bir amacın nerede gerçekleştirileceğinin irdelenmediği bir durumda hem bölgenin hem ülkenin kalkınması için son derece önemli olduğu, ancak buradaki tehlikenin, yapılaşma için emsal artışının getirilen projelerin giderek azalmakta olan mutlak tarım arazileri ve marjinal tarım arazilerinde olacak olması olduğu, bahsedilen emsal artışının tarım arazileri üzerinde gerçekleştirilmeyecek olsa sorunsuz olacağı ancak emsal artışı önerisi getirilen yapıların toprakla ilişkilerinin olmadığı,
“En az 100 büyükbaş ve 200 küçükbaş ve üzeri kapasiteli hayvancılık veya 50.000 adet ve üzeri kapasiteli kanatlı hayvancılık” yatırımına ilişkin ‘modern’ tesislerin mutlak tarım arazilerinde veya marjinal tarım arazilerinde olmasının şart olmadığı, çünkü bu tesislerin varlığının tarım arazilerine bağlı olmadığı, söz konusu maddenin bu ‘modern’ tesislerin tarım arazileri üzerinde olabileceğini belirttiği gibi, bir de çeşitli kurumlar tarafından desteklenen yatırımların emsalinin %50 oranından artırılabileceğini belirttiği, böylelikle tarım arazilerinin amaçlarının dışında kullanımının önünün daha da açıldığı, yasalarla koruma altına alınmış tarım arazilerini çevre düzeni planları ile daraltmanın çelişkili bir durum yarattığı, bu yüzden planın bu kısmının planlama ilke ve esaslarına aykırı bulunduğu,
8.7.11. sayılı hükümde “tarım alanlarında yapılacak tarımsal amaçlı yapılar için bu plan ile verilmiş olan yapılanma koşulları aşılmamak ve maksimum bina yüksekliği projeyi onaylayan idaresınce ihtiyaç doğrultusunda belirlenmek kaydıyla, 3194 sayılı İmar Kanunu Plansız Alanlar İmar Yönetmeliğinin 6. bölümünde belirtilen esaslara uyulur.” kuralının yer aldığı, Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği’nin 6. Bölümünde iskan dışı alanlardaki yapılaşma koşullarının, bu alanlarda tarımsal üretimi korumak amacı ile üretimden pazarlamaya kadar tüm faaliyetleri içeren entegre tesis niteliğinde olmamak kaydıyla, konutla birlikte veya ayrı yapılan mandıra, kümes, ahır, ağıl, su ve yem depoları, hububat depoları, gübre ve silaj çukurları, arıhaneler, balık üretim tesisleri ve un değirmenleri gibi konut dışı yapılar, mahreç aldığı yola (10.00) m.den, parsel hudutlarına (5.00) m.den fazla yaklaşmamak, parselde bulunan bütün yapılara ait inşaat alanı katsayısı %40 ı ve yapı yüksekliği (6.50) m.yi ve 2 katı aşmamak şartı ile yapılabilir. Bu yapıların birinci fıkra koşullarına uyulmak üzere yapılacak konutla birlikte yapımı halinde de inşaat alanı katsayısı (0.40) ı geçemez.” şeklinde belirlendiği, davaya konu planın Plan Hükümleri raporunda farklı tür tarım arazilerinde uyulması gereken yapılaşma koşullarının belirtildiği, ancak bina yüksekliklerine ilişkin bilgi verilmediği, Bilirkişi Kurulunun tarım arazilerinde tarımsal amaçlarla inşa edilecek yapılar için bir bina yüksekliği şartının getirilmiş olmasını ve bunu Belediye ve Mücavir Alan Sınırları İçinde ve Dışındaki Yerleşim Alanı Dışında Kalan tarım arazilerindeki binalar için tanımlanmış olmasını tarım toprakları açısında bir tehdit/sorun olarak görmediği ve bu yönetmeliğe atıfta bulunmanın bir plansızlığın öngörülmesi şeklinde değerlendirmediği,
8.7.12. sayılı plan hükmünde 5403 sayılı Toprak Koruma Ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun geçici 1. maddesi ve geçici 4. maddesi kapsamında tarım dışı amaçla kullanıma açılmış alanlarda ve T.C. Gıda Tarım Ve Hayvancılık Bakanlığı veya Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğünün söz konusu kanun kapsamında görüş veremediği alanlarda, bu plan hükümlerinin 8.7.21. marjinal tarım arazileri hükümleri uygulanır.” kuralının yer aldığı, tarım arazileri ile ilgili Bakanlıkların tarım arazilerinin niteliği hakkında görüş verememesinin anlaşılabilir bir durum olmadığı, ilgili Bakanlıkların, bir tarım arazisinin niteliği hakkında fikir sahibi değilse bu bilgiyi elde etmenin yine ilgili Bakanlıkların sorumluluğunda olması gerektiği, bütün bunlar bir yana, sınıfı ilgili Bakanlıklar tarafından belirtilmemiş olan bir tarım arazisine “marjinal tarım arazisidir diyelim ve sorunu bu şekilde çözümleyelim” yaklaşımının bilimsellikten uzak, verimli tarım arazilerinin daha da azalmasının önünü açan bir yaklaşım olacağı” tespit ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.

Dairemizce yapılan değerlendirmede,
Davaya konu 8.7. sayılı plan notu ve devamı maddelerinde, tarım alanlarında yapılacak tarımsal amaçlı yapılar için genel hükümler getirilerek Plansız Alanlar İmar Yönetmeliğinde yer alan yapılaşma koşullarına atıfta bulunulduğu, plan hükümlerinin devamı maddelerinde mutlak tarım arazileri, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri ile ilgili olarak ayrıntılı yapılaşma koşullarının getirildiği görülmektedir.
Plansız Alanlar İmar Yönetmeliğinin, yapı şartları başlıklı, 63. maddesinin 1. fıkrasında, üst ölçekli planı bulunmayan iskan dışı alanda bulunan parsellerde inşaat alanı katsayısı %5’den fazla olmamak, yapı inşaat alanları toplamı hiçbir koşulda 250 m²’yi geçmemek, saçak seviyelerinin tabi zeminden yüksekliği (6,50) m’ yi ve 2 katı aşmamak, yola ve parsel sınırına (5.00) m’ den fazla yaklaşmamak şartı ile bir ailenin oturmasına mahsus bağ ve sayfiye evleri, kır kahvesi, lokanta ve bu tesislerin müştemilat binalarının yapılabileceği; bu alanlarda tarımsal üretimi korumak amacı ile üretimden pazarlamaya kadar tarımsal faaliyetleri içeren entegre tesis niteliğinde olmamak kaydıyla konutla birlikte veya ayrı ayrı yapılan mandıra, kümes, ahır, ağıl, su ve yem depoları, hububat depoları, gübre ve silaj çukurları, avhaneler, balık üretim tesisleri ve un değirmenleri gibi konut dışı yapılar mahreç aldığı yola (10) m’den parsel hudutlarına (5.00) m’den fazla yaklaşmamak, parselde bulunan bütün yapılara ait inşaat alanı katsayısı %40’ı ve yapı yüksekliği (6.50) m’yi ve 2 katı aşmamak şartı ile yapılabileceği, bu yapıların birinci fıkra koşullarına uyulmak üzere yapılacak konutla birlikte yapımı halinde de, inşaat alanı katsayısının %40’ı geçemeyeceği hükme bağlanmıştır.
Davalı idarece bu bağlamda, yukarıda değinilen Yönetmekte belirtilen %40 emsalin altında emsal verildiği belirtilmiştir.
Planın tarım alanlarına ilişkin maddeleri ile, bu planda tarım arazilerinde yapılacak olan tarımsal yapıların yapımı öngörülerek mutlak tarım arazilerinde E:0,05 dikili ve özel ürün arazilerinde E:0,05 olarak belirlenmektedir.
Davaya konu planda tarım alanı olarak belirlenmiş olan alanlar ile tarım alanlarının kullanım ve yapılaşma koşullarının geçerli olduğu alanlarda, bu plan ile belirlenmiş olan yapılaşma koşullarının maksimum değerler olduğu, bu değerlerin yetiştirilen ürün ve toprak özelliklerine bağlı olarak gerekiyorsa belirli kesimlerde alt ölçekli plan kararları ile sınırlanabileceği planla getirilen yapılaşma değerlerinin mutlak olmadığı, bu değerlerin maksimum değerler olarak belirlendiği, görülmektedir.
Diğer taraftan, planın Mutlak Tarım Arazileri başlıklı 8.7.19.1. sayılı maddesinde bu alanlarda, tarımsal amaçlı yapıların yapılabileceği belirtilmiş, yine özel ürün arazileri başlıklı madde ve dikili tarım arazileri başlıklı madde de aynı düzenleme yer almıştır.
4.23. sayılı maddesinde ise, tarımsal amaçlı yapılar “toprak koruma ve sulamaya yönelik alt yapı tesisleri entegre nitelikte olmayan hayvancılık ve su ürünleri üretim ve muhafaza tesisleri ile zorunlu olarak tesis edilmesi gerekli olan müştemilatı mandıralar, üreticinin bitkisel üretime bağlı olarak elde ettiği ürünü için ihtiyaç duyacağı yeterli boyut ve hacimde depolar, un değirmeni, tarım alet ve makinelerinin muhafazasında kullanılan sundurma ve çiftlik atölyeleri, seralar, tarımsal işletmede üretilen ürünün özelliği itibariyla hasattan sonra iki saat içinde işlenmediği takdirde ürünün kalite ve besin değeri kaybolmasının söz konusu ise bu ürünlerin işlenmesi için kurulan tesisler ile T.C. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından tarımsal amaçlı olduğu kabul edilen entegre nitelikte olmayan tesisler ” olarak tanımlanmıştır.
3194 sayılı İmar Kanununun 27. maddesinde entegre tesis niteliğinde olmayan ve imar planı gerektirmeyen tarım ve hayvancılık amaçlı yapılar ibaresi yer almıştır.
Belirtilen hususların birlikte değerlendirilmesinden, tarım alanlarında, Kanunda öngörülen ve 4.23. sayılı plan notunda belirtilen kullanımlar dışında bir yapı yapmanın mümkün olmadığı, sonucuna ulaşılmaktadır.

Diğer taraftan, davaya konu planda, tarımsal vasfı düşük olan alanlardan daha düşük olan alanlara doğru bir yapılaşma artışı öngörüldüğü, mutlak tarım arazisi ve marjinal tarım arazisi olarak belirlenen alanlarda tarımsal işletmelerin desteklenmesi amacıyla sadece Başbakanlık, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, ilgili bakanlıklar ve bunlara bağlı kuruluşlar tarafından desteklenen projeye dayalı tarımsal faaliyetler bağlamında tarımsal amaçlı yapılar (tarımsal kalkınma kooperatiflerince uygulanan projeler, üretim birlikleri/kooperatifleri tarafından uygulanan projeler, Avrupa Birliği kaynaklı projeler, Dünya Bankası destekli projeler, sosyal riski azaltma projesi kapsamında uygulanacak projeler gibi) ile destekleme projeleriyle en az 100 büyükbaş, 200 küçükbaş vaya 50.000 adet ve üzeri kapasiteli kanatlı hayvancılık tesislerinde yapılaşma şartları %50 artırılmasının yörenin özelliği, ihtiyacı ve bölgesel ve yerel kalkınmayı sağlayabilmek açısından uygun olduğu sonucuna varılmıştır.
Davacı tarafından yukarıda yer verilen plan hükmü belirtilerek, birtakım projelerle ilgili tesislerde emsal değerin %50 oranında arttırılması yönündeki düzenlemenin tarım alanlarının yapılaşmaya açılmasına yol açacağı iddia edilmekte ise de, mutlak, özel ürün ve dikili tarım arazilerinde söz konusu plan hükmündeki koşulların sağlanması halinde, emsalin %50 arttırılması durumunda dahi, emsal değerlerinin Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği’nin 63. maddesi ile öngörülen 0.40’ı aşmayacağı anlaşılmaktadır.
Öte yandan, sadece dava konusu plan ile 0.30 olarak belirlenen marjinal tarım arazilerinde emsalin %50 artırılması halinde, emsal değerinin 0.45’e çıkabileceği ve bu durumda Plansız Alanlar Tip İmar Yönetmeliğinde öngörülen en yüksek 0.40 emsalin aşılması durumunun ortaya çıkabileceği değerlendirilebilir ise de, bu hallerde davalı idare tarafından Plansız Alanlar Tip İmar Yönetmeliğinin 63. maddesinde öngörülen usul ve esaslara uyulmak suretiyle uygulama yapılabileceği açıktır.
Ayrıca planın 8.7.12. maddesinde yer alan T.C. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı veya İl Tarım Müdürlüğünün 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu kapsamında görüş veremediği alanlar” ifadesinin; tarım arazilerinin tarım dışı amaçla kullanımı için ilk mevzuat düzenlemesinin 11.03.1989 tarihinde olması nedeni ile bu tarihten önce herhangi bir tarım dışı kullanım izni alınmaksızın üzerinde yapı yapılan tarım topraklarında tarım dışı kullanımın belirtilen tarihten önce olduğunun belgelendirilmesi durumu ve 5403 sayılı Kanunun Geçici 1. ve Geçici 4. maddeleri kapsamında kalan araziler için belirtilen İdarelerce görüş verilememesi durumu dikkate alınarak oluşturulduğu anlaşıldığından, bu tür arazilerde marjinal tarım arazilerine ilişkin hükümlerin kabul edilmesinde hukuka aykırı bir yön görülmemiştir.

İtiraz 8
Dava dilekçesinde;
Plan Uygulama Hükümleri, 8.11. Orman Alanları Bölümü, 8.11.4. sayılı maddede orman tahsisleri ile ilgili kararlarda plan değişikliğine gerek görülmemesinin hiçbir planlama ilke ve esasları ile bağdaşmadığı, Orman Genel Müdürlüğü’nce tahsisi yapılan alanlardaki arazi kullanım türüne göre plan değişikliğine gerek olup olmadığına karar verilmesi gerektiği, söz konusu alanlarda yer alacak kullanımlar bilinmeden plan değişikliğine gerek olmadığı yönünde bir plan hükmünün şehircilik ve planlama ilkelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Savunmada;
Orman alanlarının tahsisine ilişkin hususların 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 17. ve 18. maddelerinin Uygulanmasına Dair Yönetmelik ile açıkça düzenlendiği, yine ilgili Kanunu uyarınca çevre düzeni planlarının bu alanların ilanında koşullarının belirlenmesinde yetkili olmadığı, Bakanlığın olumlu görüşünün alınması sonrasında “ÇDP’ye uygun olarak” yapılan alt ölçekli planların veri tabanında saklanmak üzere Bakanlığa gönderilmekte olup ilk revizyon çalışmasında ÇDP’ye işlendiği, bahse konu hükümde yer alan “çevre düzeni planı değişikliği gerektirmeksizin” ifadesinin sürekli şikayete konu olan bürokrasiyi azaltma amacını güttüğü, çevre düzeni planı değişiklikleri/revizyonlarının kaynağını ilgili mevzuatından alan prosedürler dahilinde gerçekleştirildiği, her bir talep için bu prosedürleri harekete geçirmek yerine dinamik veri tabanında bu verileri toplayarak ilk revizyon çalışmasında değerlendirmek ve böylelikle gereksiz bürokrasi ve kırtasiyeciliği ortada kaldırarak kamusal kaynakları korumayı amaçlandığı savunulmuştur.

Bilirkişi Kurulunca;
6831 sayılı Orman Kanunu’nun 17. maddesinde, savunma, ulaşım, enerji, haberleşme, su, atık su, petrol, doğalgaz, altyapı, katı atık bertaraf ve düzenli depolama tesislerinin; baraj, gölet, sokak hayvanları bakımevi ve mezarlıkların; Devlete ait sağlık, eğitim, adli hizmet ve spor tesisleri ile ceza infaz kurumlarının ve bunlarla ilgili her türlü yer ve binanın Devlet ormanları üzerinde bulunması veya yapılmasında kamu yararı ve zaruret olması halinde, gerçek ve tüzel kişilere bedeli mukabilinde Çevre ve Orman Bakanlığınca izin verilebilir” hükmünün yer aldığı,
Söz konusu maddede yer alan arazi kullanımlarının çevrelerinde etki yaratan kullanımlar olduğu, örneğin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın 2014 yılında yayınlamış olduğu “Düzenli Depolama Tesisleri Saha Yönetimi ve İşletme Kılavuzu” nun 6. sayfasında sunulan “Atık Bertaraf Sistemlerinin Karşılaştırılması” tablosunda düzenli depolama alanlarının yüksek derecede çevresel risk barındırdığının belirtildiği,
Yine benzer şekilde barajların çevrelerine sosyal ve ekonomik olarak etkilerinin bilindiği, bu tür arazi kullanım kararlarının diğer ilgili Bakanlıklarca alındıktan sonra söz konusu kullanımların sektörler arasındaki ilişkileri düşünerek çevrelerine olan kümülatif etkilerini değerlendirmek, olumsuz sonuçlar karşısında gerekli mekânsal önlemleri almanın çevre düzeni planlarının yükümlülüğünde olduğu,
İtiraza konu hükümde yer alan arazi kullanım kararları çevrelerine etki eden kullanımlarsa (barajlar ve düzenli depolama alanları gibi), çevre düzeni planlarında revizyona gidilmeden bu tür alanların onaylanmasının, çevre düzeni planlarının belirlediği fiziki, doğal, tarihi ve kültürel değerlerin korunması, yaşam kalitesi yüksek, sağlıklı ve güvenilir çevreler oluşturmak amacını tehlikeye sokacağı, bu yüzden itiraza konu hükümde belirtilen “bu planda değişikliğe gerek kalmaksızın, tahsis süresi dahilinde tahsis amacına uygun olarak kullanılabilir” ifadesinin planlama ilke ve esasları ile bağdaşmadığı, ayrıca, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin “mekânsal planlama kademelenmeleri ve ilişkileri” başlıklı 6. maddesinin 2. fıkrasının “Mekânsal planlar, plan kademelenmesine uygun olarak hazırlanır. Her plan, planlar arası kademeli birliktelik ilkesi uyarınca yürürlükteki üst kademe planların kararlarına uygun olmak, … ve bir alt kademedeki planı yönlendirmek zorundadır” hükmünü içerdiği, bu yüzden mevzuat gereği önce alınan yeni plan kararlarını içeren çevre düzeni planı revizyonlarının yapılması, daha sonra onaylanan bu revizyonlar doğrultusunda alt kademe planların hazırlanması gerektiği, tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.

Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Davaya konu plan hükmünde planlama bölgesi bütününde hangi kullanımda kaldığına bakılmaksızın orman mülkiyetinde olan ve Orman Genel Müdürlüğünce tahsisi yapılan alanların gerekli izinler ve T.C. Orman ve Su İşleri Bakanlığının görüşünün alınması kaydı ile bu planda değişikliğe gerek olmaksızın tahsis süresi dahilinde tahsis amacına uygun olarak kullanılabileceği kuralı getirilmiştir.
Orman alanlarına yönelik getirilen uygulama hükmü ile orman olup da mevzuat uyarınca tahsis yapılan alanların tahsis süresi içerisinde tahsis amaçlarına uygun olarak kullanılmasına olanak sağlanmış, orman statüsü değiştirilmemiştir, Orman alanlarının ilgili mevzuat uyarınca korunması esastır. Ancak mevzuat hükümleri uyarınca tahsis yapılan alanların planda değişiklik yapılarak başka bir amaca ayrılması ve başka bir kullanımda gösterilmesi alanın orman statüsüne aykırı olacaktır. Bu bağlamda davaya konu düzenlemede mevzuata aykırılık görülmemiştir.

İtiraz 9
Dava dilekçesinde;
Plan Uygulama Hükümlerinin 8.11.5 sayılı maddesinde yer alan hükmün Orman Kanunu ile bağdaşmadığı, orman alanları içerisinde özel mülkiyete tabi olsa da Orman Kanunu kapsamında alanlar bulunduğu, dolayısıyla söz konusu maddenin Orman Kanunu’na atıf yapılarak ilgili kanunun izin verdiği ölçüde, Orman Genel Müdürlüğü’nün izni alınması koşulunun ilave edilerek yeniden düzenlenmek üzere iptal edilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.

Savunmada;
Dava konusu plan hükmünün planda “Orman Alanı” olarak gösterimi yapılmakla birlikte parsel ölçeğinde mülkiyeti kesinleşmiş ve tapuya tescili yapılmış kadastral bir yola cephesi olan ve 6831 sayılı Orman Kanunu’na tabi olmayan tarım arazilerine yönelik bir düzenleme ve buradan da anlaşılacağı üzere dava konusu hüküm plan üzerinde ölçek gereği gösterilemeyen alanların plan hükmü ile düzenlenmesinden ibaret olduğu, çevre düzeni planlarının plan paftaları, plan açıklama raporu ve plan hükümleri ile bir bütün olduğu da göz önünde bulundurulduğunda bahse konu plan hükmünün yeniden düzenlenmesini veya iptal edilmesini gerektirecek bir hususun bulunmadığı savunulmuştur.

Bilirkişi Kurulunca;
8.11. sayılı Orman Alanları maddesinin 8.11.5. sayılı maddesinde “bu planda orman alanı olarak belirlenmiş, ancak özel mülkiyete tabi olup mülkiyeti kesinleşmiş ve tapuya tescil edilmiş parsellerde, kadastral bir yola cephesi olmak şartıyla, 8.7. tarım arazileri plan hükümleri geçerlidir. ancak, orman bütünlüğü içerisinde kalan ve etrafı orman dokusu ile çevrili olan özel mülkiyeti kesinleşmiş (tapuya tescil edilmiş) parsellerde, kadastral bir yola cephesi olmak veya orman yolları için orman genel müdürlüğünden geçiş yolu izni alınmak şartıyla, sadece, tarım ve hayvancılıkla ilgili yapılar ile çiftçinin barınması amaçlı yapılar yer alabilir. müştemilatlar emsale dahildir. bu alanlar için yapılaşma koşulu:
Min. Parsel=5000 M² Emsal=0.05
Hmaks=2 Kat
Maks. İnşaat Alanı= 250 M²’dir.” kuralının yer aldığı,
İtiraza konu hüküm maddesinin çevre düzeni planında ölçek itibariyle plan paftalarında orman alanı olarak görünmesine rağmen parsel ölçeğinde “Orman Alanı” olmayan, dolayısıyla Orman Kanunu’na tabi olmayan alanlar için yazılmış bir hüküm olduğunun görüldüğü, bu yüzden davacının “söz konusu hükümde Orman Kanuna atıf yapılması gerekir” önerisi bağlamında hükmün iptal edilmesi/revize edilmesi gerektiğine katılınmadığı, ilaveten, Plan Hükümleri Raporu’nun 8.11.1 sayılı hüküm maddesinin, davaya konu planda Orman Alanı olarak gözüken (ve parsel ölçeğinde de Orman Alanı olan) alanların 6831 sayılı Orman Kanunu Hükümlerine tabi olduğunu belirttiği” tespit ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.

Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Çevre düzeni planları genel itibariyle genel arazi kullanım kararlarını içeren planlar olmaları nedeniyle dava konusu plan hükmü ile planda “Orman Alanı” olarak gösterimi yapılmakla birlikte parsel ölçeğinde mülkiyeti kesinleşmiş ve tapuya tescili yapılmış kadastral bir yola cephesi olan ve 6831 sayılı Orman Kanunu’na tabi olmayan tarım arazilerine yönelik bir düzenleme getirilmiştir. Bilirkişi raporunda da, plan hükmünün iptali ya da revize edilmesini gerektiren bir durumun olmadığı tespitinde bulunulmuştur. Çevre düzeni planlarının plan paftaları, plan açıklama raporu ve plan hükümleri ile bir bütün olması nedeniyle planda orman alanı olarak gösterilmekle beraber özel mülkiyete tabi olup mülkiyeti kesinleşmiş ve tapu tescil edilmiş alanların, özel mülkiyete tabi olması nedeniyle tarım arazilerine ilişkin hükümler getirilerek bu alanların korunmasının sağlanmasının amaçlanması nedeniyle mevzuata uygun olduğu, bahse konu plan hükmünün yeniden düzenlenmesini veya iptal edilmesini gerektirecek bir husus bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

İtiraz 10
Dava dilekçesinde;
Plan uygulama hükümlerinin 8.18.4 sayılı maddesinde “Karayolları Genel Müdürlüğünün ve büyükşehir belediyelerinin sorumluluğunda olan güzergahlarda yapılacak tesisler ile ilgili maks. emsal değer ve yapı yapılabilecek minimum parsel büyüklüğüne yer verildiği, ancak toplam inşaat alanına yer verilmediği, yapılaşma koşulları belirlenen toplam inşaat alanı için sınırlara getirilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.

Savunmada;
Dava konusu plan hükmünün “Karayolları Kenarında Yapılacak ve Açılacak Tesisler Hakkında Yönetmelik” kapsamında yapılan ve karayoluna hizmet eden yapılara ilişkin düzenlemeleri kapsamakta olup tarım arazilerinin, orman alanlarının imara açılması gibi bir durumu kapsamadığı, ölçek itibariyle parsel ölçeğinde yapılan bu düzenlemeler için çevre düzeni planında değişiklik yapılamayacağından dava konusu plan hükmü ile yalnızca anılan yönetmelik kapsamında tanımlanan kullanımlar ile yapılaşma koşullarının belirlendiği, yapılacak uygulamaların alt ölçekli planlara bırakıldığı, burada kastedilen alt ölçekli planların 1/5.000 nazım ve 1/1.000 uygulama imar planları olduğu ve anılan plan türlerinin yapım esaslarının Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği’nde tanımlandığı, bu çerçevede davacı tarafından iddia edildiği gibi kurum görüşleri ile uygulama aşamasına geçildiği savının gerçeği yansıtmadığı, bu alanlarda yapılacak yapılaşma koşullarının ise karayolu kenarında yer alan tesislerin niteliği göz önünde bulundurularak belirlendiği, bu doğrultuda dava konusu plan hükümlerinin iptal edilmesini gerektirecek herhangi bir husus bulunmadığı savunulmuştur.

Bilirkişi Kurulunca;
8.18.4.4. sayılı plan notunda “Karayolları Genel Müdürlüğü’nün ve büyükşehir belediyelerinin sorumluluğundaki güzergahlarda akaryakıt ve lpg istasyonları ile bunlara bütünleşik olan, konaklama tesisi, yeme içme tesisi v.b. gibi karayoluna hizmet verecek tesisler yer alabilir. bu alanlarda yapılacak imar planları ilgili kurum ve kuruluş görüşleri doğrultusunda, bu planda değişikli yapılmaksızın ilgili idaresince onaylanabilir. bu alanlarda yapılanma koşulları: maks. emsal=0.40
yapı yapılabilecek min. parsel büyüklüğü=2.000 m2’dir.” ifadesinin yer aldığı,
15.05.1997 tarihli 22990 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Karayolları Kenarında Yapılacak ve Açılacak Tesisler Hakkında Yönetmeliğin,” belirtilen alanlarda yapılacak tesisler/yapılar/alanlar ile karayolları arasında en az ne kadar mesafe bırakılması, bu alanlardaki park yerlerinin kaç metrekare olması gerektiğine ilişkin standartlara yer verdiği, ancak bu alanların emsali en fazla ne kadar olmalı, min. Parsel büyüklüğü ve toplam inşaat alanı ne kadar olmalı hususunun belirtilmediği,
Konuya şehircilik açısından bakıldığında, özellikle turizm faaliyetlerinin yoğun olduğu, doğal değerleri yüksek olan bölgelerin, konaklama ve yeme-içme tesisleri işletmecileri için bir çekim alanı oluşturduğu, kimi zaman bu işletmelerin, bölgenin sunduğu olanakların çekimini bir fırsat olarak gördüğü, karayolları bitişiğinde sıra sıra mantarlanabildiği, dahası, toplam inşaat alanı da üst ölçek planlarda belirlenmediği vakit doğaya verilebilecek tahribatın devlet eliyle onaklı hale getirildiği, bu yüzden alt ölçek planları yönlendirmesi gereken üst ölçek planların sadece max. Emsal ve min. Parsel büyüklüğü sınırlandırmaları ile yetinmeyip toplam inşaat alanına ilişkin bir sınırlandırma da getirmesinin Bilirkişi Kurulunca karayolları etrafında bulunma ihtimali olan verimli tarım arazilerinin, doğal, kültürel ve tarihi değerlerin korunması, dolayısıyla Mekansal Planlar Yönetmeliği’nin 1. Maddesi’ni, 5403 Sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nu, 6831 Sayılı Orman Kanunu’nu ve ilgili diğer yönetmelik maddelerinin yerine getirebilmek adına doğru bir adım olacağı,” tespit ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.

Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Davalı idarece dava konusu plan hükmünün “Karayolları Kenarında Yapılacak ve Açılacak Tesisler Hakkında Yönetmelik” kapsamında yapılan ve karayoluna hizmet eden yapılara ilişkin düzenlemeleri kapsadığı, ölçek itibariyle parsel ölçeğinde yapılan bu düzenlemeler için çevre düzeni planında değişiklik yapılamayacağından dava konusu plan hükmü ile yalnızca anılan yönetmelik kapsamında tanımlanan kullanımlar ile yapılaşma koşullarının belirlendiği, yapılacak uygulamaların alt ölçekli planlara bırakıldığı belirtilmiştir. Bu alanlarda yapılacak yapılaşma koşullarına yönelik ise karayolu kenarında yer alan tesislerin niteliği göz önünde bulundurularak max. emsal ve min. parsel büyüklüğünün belirlendiği, toplam inşaat alanı belirlenmemesinin bu bağlamda eksiklik olmadığı, dolayısıyla bu kısım yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

İtiraz 11
Dava dilekçesinde;
Davacı Plan Uygulama Hükümlerinin 48. sayfalarında bulunan 8.18.7 sayılı Enerji Üretim Alanları ve Enerji İletim Tesisleri Bölümünde mevcut 8.18.7.1 sayılı maddesinin projelerin kümülatif etkilerinin havza bazında değerlendirilmemesi nedeniyle olumsuzluklarla karşılaşıldığı, bu tür projelerin ölçek nedeniyle kesin yerleri gösterilmemekle birlikte çevre düzeni planında değerlendirilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.

Savunmada;
Türkiye Büyük Millet Meclisince 01.07.2013 tarihinde onaylanan Onuncu Kalkınma Planı’nın 429 uncu maddesinde yenilenebilir enerji kaynaklarından azami derecede faydalanılması gerektiğinin vurgulandığı, Çevre düzeni planlarının kalkınma planları, bölge planları gibi planlar da göz önünde bulundurularak hazırlanması gerektiği, Çevre düzeni planında enerji üretimine ilişkin kaynaklara ilişkin yenilenebilir enerji kaynakları ve fosil yakıtlara dayalı enerji kaynakları olarak iki farklı yaklaşım getirildiği, 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun’da tanımlanmış olan yenilenebilir enerji kaynakları (güneş, jeotermal, rüzgar ve HES) ile enerji üretimi desteklenerek gerek çevresel açıdan karbon salınımı olmayan temiz enerji üretimi gerekse enerji arzının çeşitlendirilmesinin hedeflendiği, söz konusu kullanımların kümülatif çevresel etkilerinin incelenmesi ilgili yasal süreç Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci olup getirilen plan kararlarının ekosistem, flora ve fauna üzerindeki etkilerinin ÇED süreci kapsamında değerlendirilen konular olduğu, halihazırda belirli kapasitesinin üzerindeki enerji yatırımlarının ÇED sürecine tabi olup bu çalışma kapsamında kümülatif çevresel etkilerin incelendiği, diğer yandan Davacının da dediği gibi enerji yatırımlarının ölçek gereği kesin yerleri gösterilememekle birlikte bu yatırımların ÇDP kapsamında değerlendirildiği, nitekim ÇDP’nin 8.18.7. sayılı Enerji Üretim Alanları ve Enerji İletim Tesisleri” plan hükmü ile enerji yatırımlarına ilişkin hususların düzenlendiği, nitekim enerji yatırımları ÇDP’nin 8.17.7 sayılı hüküm kapsamında çevre düzeni planı bütünlüğü içerisinde ve bu yatırımların ÇED süreci kapsamında da olası çevresel kümülatif etkilerinin değerlendirildiği, bu bağlamda hem çevre düzeni planı bütünlüğü hem de ÇED sürecinde kümülatif etkilerinin değerlendirilen enerji yatırımlarının proje bazında değerlendirildiğini söylemenin gerçekçi olmadığı savunulmuştur.

Bilirkişi Kurulunca;
Çevre düzeni planlarının ÇED sürecine indirgenmesinin doğru bir yaklaşım ve Çevre düzeni planlarının amacının sadece doğal, kültürel ve tarihi değerlerin korunması ve farklı arazi kullanımlarının çevresel etkileri bağlamında yer seçim ve büyüklük kararlarını almak olmadığı, Çevre düzeni planlarının, aynı zamanda Mekansal Planlar Yönetmeliği’nin 4. Maddesi gereği “yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan” ve “bölge ve havza düzeyinde” incelemelerin yapıldığı, bu doğrultuda kararların alındığı planlar olduğu, bu yüzden alınan her noktasal mekansal kararının, planların ele aldığı bölge ve havza ölçeğinde, konuttan sanayiye, turizmden tarıma farklı sektörlere olan etkilerinin değerlendirilmesi, çevre düzeni planlarının yükümlülüğünde bulundukları bölgesel etkileri olan ve farklı sektörlere etki edebilen bu tür alan kullanımlarının çevre düzeni planlarına işlenmesi ve bu alanlardan etkilenen sektörler için gerekli düzenlemelerin yapılmasının (örneğin nüfus kaybına uğrama ihtimali olan yerleşimler varsa gerekli mekansal kararların alınması, canlı sağlığının kümülatif bir etki nedeniyle tehdit edildiği durumlar varsa yine benzer şekilde bu kümülatif olumsuz etkiyi ortadan kaldıracak kararların alınması) çevre düzeni planlarının amaçlarıyla uyuşan bir karar olacağı, aksi durumda planların revizyonuna kadar geçecek süre zarfında, bu tür uygulamalardan havzanın farklı noktalarında olumsuz yönde etkilenen sektörlere ilişkin bir önlem alınamayacağı, dolayısıyla çevre düzeni planlarının işlevsiz kılınacağı,” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.

Dairemizce yapılan değerlendirmede;

Plan notlarının 8.18.7. sayılı enerji üretim alanları ve enerji iletim tesisleri başlıklı maddesinin; 8.18.7.1. sayılı maddesinde “5346 sayılı yenilebilir enerji kaynaklarının elektrik enerjisi üretimi amaçlı kullanımına ilişkin kanunda tanımlanan yenilebilir enerji üretim alanlarında ilgili kurum ve kuruluşlardan alınan izinler enerji piyasası düzenleme kurumunca verilecek lisans kapsamında, bakanlığın uygun görüşünün alınması koşuluyla, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğine gerek kalmaksızın, ilgili kurum ve kuruluş görüşleri doğrultusunda hazırlanan nazım ve uygulama imar planları, ilgili dairesince onaylanır ve planlar bilgi için bakanlığa gönderilir.” kuralı yer almıştır.
Davalı idarece 2016/1831 sayılı dosyada ÇDP’de fosil yakıtlara dayalı enerji üretim tesisleri ile yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı tesisler arasında bir ayrıma gidildiği, ÇDP’de fosil yakıtlara dayalı enerji üretim tesisleri için çevre düzeni planı değişikliği yapılması gerekirken, yenilenebilir enerji kaynakları ile enerji üretiminde EPDK’dan lisans veya izin alınması ve ilgili kurum ve kuruluşların uygun görüşlerinin tamamlanması koşulu ile ÇDP değişikliğine gerek olmaksızın alt ölçekli planların yapılabilmesine ilişkin plan hükmünün düzenlendiği ifade edilmiştir. Bu nedenle davaya konu planın ölçeği de gözönünde bulundurularak ÇDP’nin onayından önce veya sonra EPDK’dan alınacak izin ve lisans kapsamında alt ölçekli plan kararları ile plan paftalarında gösterime gerek olmaksızın yenilebilir enerji kaynakları ile enerji üretim tesislerinin yapılması olanak tanınması şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırı bulunmamış, davacının iddiaları ve bilirkişileri tespitleri planı kusurlandırır nitelikte görülmemiştir.

İtiraz 12
Dava dilekçesinde;
Plan Uygulama Hükümlerinin 51. sayfalarında bulunan 8.19.2. sayılı Taşkın Alanları Bölümünde mevcut 8.19.2.1 sayılı maddesinin; taşkınların sellerden farklı olup havzada meydana gelen, verimli tarım topraklarının oluşmasını sağlayan doğal olaylar olduğu, iş bu sebeple engellenmesinin doğru olmadığı ve yapılaşmaya açılmaması gerektiği ileri sürülerek iptali istenilmiştir.

Savunmada;
Çevre düzeni planının 7.37 sayılı plan hükmünde taşkın alanlarda 4373 sayılı Taşkın Sulara ve Su Baskınlarına Karşı Koruma Kanunu ve ilgili yönetmeliklerinin geçerli olduğu, 7.29 sayılı plan hükmünde ise taşkın alanlarında ve sıvılaşma riski yüksek alanlarda yapılacak jeolojik/jeoteknik etütler sonucuna uygun şekilde imar planı kararları geliştirilmesi gerektiğinin kayıt altına alındığı, dava konusu plan hükmü, 7.37 sayılı madde ile birlikte değerlendirildiğinde taşkın riski taşıyan bir alanın herhangi bir imar planı sınırı içerisinde kalması durumunda bu alanların taşkın önleme çalışmaları yapılmadan herhangi bir kullanıma ayrılmaması ve yapılacak jeolojik/jeoteknik etüt sonuçlarına uygun olarak kullanım kararı geliştirilmesi gerektiğinin (rekreasyon alanı, park, ağaçlandırılacak alan vb.) açıkça anlaşıldığı, bu itibarla 8.19.2 sayılı Taşkın Alanları başlığı altındaki plan hükümlerinin iptal edilmesini gerektirecek herhangi bir husus bulunmadığı savunulmuştur.

Bilirkişi Kurulunca;
Plan Hükümleri Raporu’nun 7.36 sayılı hüküm maddesinin 7.36. Taşkın Alanlarında, 4373 Sayılı Taşkın Sulara Ve Su Baskınlarına Karşı Koruma Kanunu ve İlgili Yönetmelik Hükümleri Geçerlidir.” şeklinde olduğu, (Savunma yazısında belirtilen 7.37 sayılı hükmün başka bir konuya değindiği) 4373 sayılı Kanunun 3. maddesi gereği su baskınlarına uğrayabilecek olan alanların içinde tesisat, inşaat veya tadilat yapmak, fidan veya ağaç dikmenin yasak olduğu, bu yüzden davaya konu çevre düzeni planının taşkın alanlarını yapılaşmaya açması gibi bir durumun söz konusu olamayacağı/olmaması gerektiği, diğer taraftan itiraza konu olan hüküm maddesinin, taşkın önleme çalışmalarının gerçekleştirililebileceği ve bu çalışmalar sonrasında yapılaşmaya izin verilebileceği anlamını çıkarttığı ayrıca itiraza konu hüküm maddesinde taşkın alanlarında yapılaşma koşullarının geliştirilmesinin önerildiği, itiraza konu 8.19.2.1. sayılı hükmünde akarsu ve dere yatakları çevresinde, taşkın alanlarında taşkın önleme çalışmaları tamamlanıncaya kadar yapılaşmaya izin verilemez. İmar planlarında taşkından korunmayı ve zararlarını azaltmayı amaçlayan kararlar ve yapılaşma koşulları geliştirilmelidir.” şeklinde olduğu davalının, bu hüküm maddesi altında yer alan “yapılaşma” ifadesinin bir bina olmadığının, rekreasyon alanı, park, ağaçlandırılacak alan gibi alanlar ifade edilmek istendiğini söylediği, Bilirkişi Kurulunca, itiraza konu hüküm maddesi davacının iddia ettiğinin tersine açık olmadığı, Bilirkişi Kurulunun, itiraza konu hükümde yer alan “yapılaşma” ifadesinden gerçek anlamda bu alanlarda taşkının zararlarını azaltmayı amaçlayan istinat duvarları gibi yapılaşmanın olabileceğini anladığı, halbu ki 4373 sayılı Kanun’un 3. Maddesi gereği bu alanlara ağaç dahi dikilmemesi gerektiği, bu yüzden davalının savunmasında belirtmiş olduğu “bu alanlar jeolojik/jeoteknik etüt sonuçlarına uygun olarak ağaçlandırılacak alan olarak kullanılabilir” önerisinin de yasalarla çeliştiği, itiraza konu olan hüküm maddesinin daha açık ve mevzuata uygun bir şekilde ifade edilmesi tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.

Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Planın 8.19.2.1 sayılı maddesinde, “akarsu ve dere yatakları çevresinde, taşkın alanlarında taşkın önleme çalışmaları tamamlanıncaya kadar yapılaşmaya izin verilemez. İmar planlarında taşkından korunmayı ve zararlarını azaltmayı amaçlayan kararlar ve yapılaşma koşulları geliştirilmelidir.” kuralı yer almıştır.
4373 Sayılı Taşkın Sulara ve Su Baskınlarına Karşı Koruma Kanunu’nun 3. Maddesinde; “Birinci madde hükümleri dairesinde tesbit ve ilan edilmiş olan sınırlar içinde tesisat, inşaat veya tadilat yapmak, fidan veya ağaç dikmek yasaktır. Müsaade verilmesi, Su İşleri Müdürünün, bulunmayan yerlerde Nafıa Müdürünün fenni mahzur olmadığı hakkında rapor vermiş olmasına bağlıdır. Birinci fıkra hükmüne muhalif olarak izin istihsal edilmeden yapılan ve suyun akmasına veya su seviyesinin yükselmesine tesiri olan tesisat, inşaat veya tadilat, dikilen fidan veya ağaçlar mahalli Su İşleri Müdürünün, yoksa Nafıa Müdürünün teklifi üzerine valinin karariyle yıktırılır veya kaldırılır ve bu hususta yapılan masraflar sahiplerinden alınır” hükmü getirilmiştir.
Çevre düzeni planının 7.37 sayılı plan hükmünde taşkın alanlarında 4373 Sayılı Taşkın Sulara ve Su Baskınlarına Karşı Koruma Kanunu ve ilgili yönetmeliklerinin geçerli olduğu düzenlenmiştir. Dolayısıyla mevzuat gereği taşkın alanlarında ağaç dikme dahil her türlü yapılaşma için izin alınması gerekmektedir.
7.29 sayılı plan hükmünde ise taşkın alanlarında ve sıvılaşma riski yüksek alanlarda yapılacak jeolojik/jeoteknik etütler sonucuna uygun şekilde imar planı kararları geliştirilmesi gerektiğinin kural altına alındığı anlaşılmaktadır.
8.19.2.1 sayılı dava konusu plan hükmü, 4373 sayılı Kanun, 7.29 ve 7.37 sayılı plan hükmü ile birlikte değerlendirildiğinde taşkın riski taşıyan bir alanın herhangi bir imar planı sınırı içerisinde kalması durumunda bu alanların taşkın önleme çalışmaları yapılmadan herhangi bir kullanıma ayrılmaması ve yapılacak jeolojik/jeoteknik etüt sonuçlarına uygun olarak kullanım kararı geliştirilmesi gerektiği gibi yapılaşabilmek için tüm bu çalışmaların ardından yetkili merciilerden izin alınması gerektiği yönünde ilgili mevzuat hükümlerinin geçerli olduğu diğer taraftan plan hükmünün bu alanların yapılaşmaya açılmasını öngördüğü yönünde yorumlanamayacağı sonucuna ulaşılmıştır.
Bu itibarla 8.19.2 sayılı plan hükmünde, “Taşkın Alanları” başlığı altındaki alanlarda, taşkından korunmayı ve taşkın nedeniyle oluşacak zararları azaltmayı amaçlayan kararların yer aldığı, bunun yanısıra taşkın alanlarında yapılaşma koşullarının belirlendiği dolayısıyla alt ölçekli planlamalara da yön verildiği anlaşıldığından bahsi geçen plan hükmünde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

İtiraz 13
Dava dilekçesinde;
Üçüncü kez askıya çıkartılan 1/100.000 ölçekli İzmir Manisa Çevre Düzeni Planında, yerleşmelerin 2025 nüfus kabullerinde değişiklikler yapıldığının görüldüğü, ancak nüfus kabullerindeki değişikliklerin Plan Açıklama Raporunun bazı bölümlerinde değiştirilmişken, bazı bölümlerinde eski nüfus kabullerine yer verildiği, bu durumun da plan içerisinde çelişkiye neden olduğu, Plan Açıklama Raporunda, İzmir İlindeki yerleşmelerin nüfusları ile ilgili 11. sayfadaki Tablo 2’deki nüfus değerleri ile 41. sayfada ihtiyaç duyulan gelişme alanları Tablo 7’deki nüfus değerlerinin birbirinden farklı olduğu, aynı şekilde, Manisa İline yönelik 17. Sayfadaki Tablo 3 ile 52. sayfadaki Tablo 8’de de farklılıklar bulunduğu dolayısıyla, söz konusu tutarsızlıkların düzeltilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.

Savunmada;
Davacı Kuruluş’un 30.12.2014 tarihli ÇDP değişikliğine ilişkin 10.02.2015 tarihli ve 1916 sayılı dilekçesi ile ilettiği itirazında da dile getirilen bu hususa ilişkin inceleme yapılmış olup plan açıklama raporunun 41. ve 42. sayfasında yer alan nüfusların sehven değiştirilmediğinin belirlendiği, bahse konu yanlışlığın ÇDP itirazları kapsamında değerlendirilmiş olup bu süreç dahilinde düzeltileceği savunulmuştur.

Bilirkişi Kurulunca;
Bilirkişi Kurulunun, plan raporlarındaki söz konusu tutarsızlıkları gördüğü, örneğin, Plan Açıklama Raporu’nun 11. Sayfasındaki Tablo 2’de Dikili’nin 2025 nüfusu 40.000 kişi olarak yapılmışken, aynı raporun 41. Sayfasındaki Tablo 7’de Dikili’nin 2025 nüfus kabulünün 20.000 kişi yapıldığı, bir başka örnek olarak; Plan Açıklama Raporu’nun 11. Sayfasındaki Tablo 2’de Ödemiş’in 2025 nüfusunun 120.000 kişi olarak yapıldığı, (Bademli, Birgi ve Bozdağ gibi yerleşim yerleri hariç), ancak aynı raporun 41. Sayfasındaki Tablo 7’de Ödemiş’in 2025 nüfus kabulünün 93.000 kişi yapıldığı, (Bademli, Birgi ve Bozdağ gibi yerleşim yerleri hariç) Davalının “Bahse konu yanlışlık ÇDP itirazları kapsamında değerlendirilmiş olup bu süreç dahilinde düzeltilecektir” savunmasının raporlarda çelişkilerin olduğunu doğruladığı,
10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde tablolardaki çelişkilerin ortadan kaldırıldığı ancak, örneğin güncellenen raporda “İzmir Merkez Kent Dışında Kalan İlçelerin Gelişme Alanları” tablosunda (tablo 5) Dikili için hesaplamaların unutulduğu, ayrıca 10.10.2018 onay tarihli planın Plan Açıklama Raporun’nda yazılan paragrafların bir kısmı revize edilmesi gerekirken edilmediği, tabloların ise güncellendiği – bu durumun bazı çelişkileri beraberinde getirdiği, dolayısıyla 10.10.2018 onay tarihli planın plan açıklama raporundaki metinlerin revize edilmiş tablolar doğrultusunda değiştirilmesi gerektiği” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.

Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Bilirkişi kurulunca benzer nitelikli dosyalarda davaya konu planın nüfus tespitlerine ilişkin eleştirilerde bulunulmuş ise de, Dairemizce, 1/100.000 ölçekli Çevre düzeni planlarına karşı açılan davalarda nüfus tespitlerinin hatalı olması tek başına planı hukuka aykırı kılan bir husus olarak kabul edilmemiştir. (Ayrıca bu plan ölçeğinde 2018 onayı planla güncel nüfus verilerinin kullanımı bağlamında sorun giderilmiştir.) Nüfusun hatalı ve yüksek belirlenmesi nedeniyle aşırı büyük belirlenen kullanım kararları varsa davacı tarafından yargı önüne getirilen/getirilecek somut alanlar (örneğin kentsel gelişme alanları) her bir başlık altında ayrı ayrı incelenmektedir.
Görülmekte olan dosyada ise, davacının itiraz ettiği husus davalı tarafından da kabul edilerek zaten sonradan düzeltme yoluna gidildiğinden bu kısım yönünden hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

İtiraz 14
Dava dilekçesinde;
17 sayılı paftada Dikilinin doğusunda termal turizm alanları ile Dikilinin kuzeyinde bir önceki plana göre daraltılan tercihli kullanım alanlarına itiraz edilmiştir.

Savunmada;
Öncelikle bahse konu gösterimlerin hangi yönden tarım arazileri ve doğal alanları tehlikeye atacağına ilişkin gerekçelerin dava dilekçesinde yer almadığı, bu bağlamda Davacı kuruluşun bu gösterimlerin tarım arazilerini ve doğal değerleri ne yönde tehdit edeceği konusunda yorumunun olmadığının düşünüldüğü, bununla birlikte bahse konu iddiasına ilişkin en ufak bir delil sunmadığı, diğer yandan 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8 inci maddesinin (f) bendinde “Kentsel asgari standartlar, Bakanlıkça belirlenen esaslar doğrultusunda çevre düzeni planı ile belirlenebilir. Uygulamaya ilişkin kararlar, yörenin koşulları, parselin bulunduğu bölgenin genel özellikleri, yapının niteliği ve ihtiyacı, erişilebilirlik, sürdürülebilirlik, çevreye etkisi dikkate alınarak ve ölçüleri verilerek Bakanlıkça belirlenen esaslara göre uygulama imar planında belirlenir” denildiği, bu çerçevede gösterimleri şematik olan çevre düzeni planlarından ölçü alınamamakta ve bu kararlar doğrultusunda uygulama yapılamamakta olup bu planların detaylı kullanımların ve bunların alansal büyüklüklerinin belirlendiği bir ölçek olmadığı, bu bağlamda TEMA’nın itirazının ÇDP’ye değil ilgili Kanun ve Yönetmelik hükümlerine yönelik olduğunun görüldüğü, diğer yandan iptal edilmesi talep edilen plan kararlarının, mevcut arazi kullanımlarının, gelişme eğilimleri ve büyüme potansiyelleri, çevresel ve ekolojik göstergeler, özel statülü alanlar, ekonomik eğilimler vb. göstergeleri içeren araştırmalar sonucunda geliştirildiği, havza ve bölge ölçeğinde çevre düzeni planlarını yapma ve onaylama yetkisinin 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat Ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname uyarınca Bakanlıkta olduğu hususu göz önünde bulundurulduğunda dava konusu plan içerisindeki leke kararlarının belirlenmesinde yetkili Kurumun yalnızca Bakanlık olduğunun anlaşıldığı, bu kapsamda dava konusu ÇDP’nin Plan Paftaları, Plan Açıklama Raporu ve Plan Hükümleri incelendiğinde görüleceği üzere, Plan’ın doğal kaynakları koruyucu, ekolojinin devamlılığını sağlayıcı, çevre kirliliğini önleyici, ekonomik gelişmeyi doğal, kültürel ve tarihi değerleri koruyarak öngören ve ekonomik sektörlerin gelişimini sağlıklı bir çevrede değerlendiren bir Çevre Düzeni Planı olduğu, ayrıca ÇDP’nin sürdürülebilir kalkınmayı sağlama yönünde gerekli kararları üreten ve sürdürülebilir kalkınmanın doğal, tarihi, ekolojik değerlerin korunması ve bu değerlerin aynı zamanda ekonomiye katkı sağlayacak şekilde geliştirilerek geleceğe bozulmadan aktarılmasını sağlayıcı boyutunun da bulunduğu savunulmuştur.

Bilirkişi Kurulunca;
Öncelikle, dava dosyasında itiraza konu olan alanların tarım arazisi olduğunu ve bu arazilerin niteliklerini belgeleyen delillerin bulunmadığı, bölgenin Google Earth uydu görüntüleri incelendiğinde, plan paftalarında Dikili’nin kuzeyinde Tercihli Kullanım Alanı olarak gözüken alanların (bütün bu alanların Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi/Turizm Merkezi sınırları içinde yer aldığı) çoğunlukla ikinci konut türü gelişimlerle yapılaştığı, bununla birlikte bölgenin kimi dikili, kimi dikili olmayan tarım arazileri tarafından oluştuğu, söz konusu bölgede nitelikli tarım arazilerinin olduğunun bilindiği, nitekim, … sayılı plan paftasında tercihli kullanım alanı olarak gösterimi yapılan bölgenin etrafının sulama alanı – tarım arazisi olarak gösterildiği, bölgenin verimli tarım arazileri ile kaplı olduğunun anlaşıldığı bu bölgede bulunan tarım arazilerinin, özellikle son 10 yıl içinde ikinci konut baskısıyla gitgide daraltıldığının gözlemlendiği, konut gelişmelerinin, önce kıyıya paralel seyreden yol etrafında, tarım arazilerini daraltacak şekilde büyüdüğü, daha sonra bu gelişimlerin, özellikle son yıllarda doğuya doğru, Çanakkale-İzmir arasındaki karayoluna doğru uzanarak (… sayılı plan paftalarında sulama alanı olarak gözüken bölgeye doğru), diğer tarım arazilerini kaplayacak şekilde genişlediği ,
Günümüzde, bölgede giderek boyutları daralmış olan tarım arazisi sahiplerinin, çevredeki ikinci konut baskısı altında, bir yandan devlet tarafından yeterli desteği görememesi, bir yandan da konut gelişiminin tarıma oranla kısa vadede daha fazla kar getiren bir yatırım olması sebebiyle senelerce biçtikleri tarım arazilerini yapılaşmaya açmanın yollarını aradığı, bir zamanlar uçsuz bucaksız tarım arazisi olan bölgenin, bugün deyim yerindeyse dağ-taş betona dönüşmüş vaziyette olduğu, buna rağmen bugün dahi bölgede Dikili’den başlayarak kuzeye doğru kesintisiz bir ikinci konut gelişiminin olduğunun söyleyemeyeceği, Google Earth uydu görüntülerinden Dikili’den kuzeye doğru uzanan, Çanakkale-İzmir yoluna paralel seyreden kıyıdaki tali yol etrafında ikinci konut gelişimlerinin yer yer kopuk konumlandığı, kimi yerlerde bir konut gelişimi bittikten sonra sağlı sollu tarım arazilerinin başladığı ve daha sonra tekrar konut gelişimlerinin başladığının görüldüğü,
Davaya konu planın … sayılı paftasının, Dikili’nin kuzeyindeki yer yer tarım arazilerinin bulunduğu ikinci konut gelişimlerinin olduğu bölgeyi bir bütün olarak Tercihli Kullanım Alanı olarak gösterdiği, ayrıca, Dikili’den kuzeye doğru uzanan, Çanakkale-İzmir yoluna paralel seyreden kıyıdaki tali yolun doğusunda uydu görüntülerine göre henüz tarım arazileri olan bölgelerin de Tercihli Kullanım Alanına dahil edildiğinin görüldüğü, Tercihli Kullanım Alanı kararı getirilen bu alanların oldukça geniş alanlar kapladığı kuşkusuz ki plan paftalarında Tercihli Kullanım Alanı vaya başka bir fonksiyon önerilen her alanın yapılaşmaya açılacağı, parsel bazında mevcutini koruyan tarım alanlarının da bu bağlamda dönüşeceği anlamının çıkartılmaması gerektiği, ancak itiraza konu olan gösterimlerin bölgede verimli tarım toprağı olarak kalabilmiş araziler üzerindeki yapılaşma baskısının artmasına neden olacağından üzerinde dikkatle durulması gereken bir konu olduğu,
1/100.000 Ölçek Çevre Düzeni Planları üzerlerinden ölçüm yapılan planlar olmadığı, Plan paftalarında gösterilen lekelerin aynen bire-bir uygulanacak anlamına gelmediği ancak bunun plan paftalarında gösterimi yapılan lekelerin büyüklükleri önemli olmadığı ve yasalarla koruma altına alınmış verimli tarım topraklarının üzerinde de konut, turizm gelişimlerinin önerildiği alan kullanımlarının 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarında gösterilebileceği anlamına gelmediği, davaya konu planda gösterilen Tercihli Kullanım Alanı ve Dikili’nin doğusunda bulunan “Turizm Tesis Alanı” lekelerinin büyüklüklerinin sorgulamaya değer olduğu, … sayılı plan paftası incelendiğinde, davaya konu planda önerilen bu Turizm Tesis Alanı büyüklüğünün Dikili’nin mevcut kentsel yerleşim alanı büyüklüğü ile hemen hemen aynı olduğu, … sayılı plan paftasında Dikili’nin doğusunda “Turizm Tesis Alanı” olarak gösterilen alanın bugün tarım arazileri ile kaplı olduğunun görüldüğü, bu durumun mevcutta tarım arazisi olan bir alanda önerilen Turizm Tesis Alanı’nın boyutunun nedenselliğini sorgulattığı,
Özetle, itiraza konu her iki alanında büyüklüklerinin koruma-kullanma dengesi bağlamında, bölgedeki verimli tarım arazilerinin korunması amacıyla daraltılması gerektiği, 10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde Dikili’nin doğusunda önerilen Turizm Tesis Alanları daraltıldığı, planın bu noktasındaki sorunun çözüme kavuşturulduğu,
10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde Dikili’nin kuzeyinde önerilen Tercihli Kullanım Alanı Kararları batı yönünde İzmir-Çanakkale otoyoluna paralel seyreden alanların bir kısmında daraltıldığı, daha büyük bir kısmında ise yoğun eklemeler yapıldığı, Google Earth uydu görüntülerine göre Tercihli Kullanım Alanlarının genişletildiği alanların tarım arazileri olduğu, davaya konu planda bu alanlar sulama alanı-tarım arazisi olarak gözüktüğü, dolayısıyla bu noktadaki sorunun katlanarak devam ettiği, Bilirkişi Kurulunun, planın bu kısmında (hem davaya konu plan hem de 10.10.2018 onay tarihli plan değişikliğinde) bölgeye gereğinden fazla bir yapılaşma yoğunluğu getirildiği, planın koruma-kullanma dengesini ihlal ettiği, ve plan hükümleri raporunda tanımlanan tarım arazilerinin korunmasına yönelik koruma ilkesine aykırı bir plan kararı getirdiği görüşünde olduğu, Planın bu kısmını planlama ilke ve esaslarına aykırı bulunulduğu” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.

Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planın plan notlarının 4.31 sayılı maddesinde, tercihli kullanım alanları: turizm ve konut yapılaşmaları ile bunların tamamlayıcısı olan ticari faaliyetler ile sosyal ve teknik altyapının bir arada yapılmasının olanaklı kılındığı kullanım alanları olarak tanımlanmış, 8.4.5.1 sayılı maddesinde, tercihli kullanım alanlarında turizm kullanımı ağırlıklı olmak üzere, konut kullanımı ile bunların tamamlayıcısı olan ticari faaliyetler ile sosyal ve teknik altyapıya ilişkin yapılaşma koşulları çevre imar bütünlüğü gözetilerek alt ölçekli planlarda belirleneceği, 8.4.5.2 sayılı maddesinde bu alanlarda onaylı alt ölçekli planlarda yoğunluk arttırıcı düzenlemelere gidilemeyeceği kurala bağlanmıştır.
Davaya konu planının 4.28. Sayılı maddesinde Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgeleri; tarihi ve kültürel değerlerin yoğun olarak yer aldığı veya turizm potansiyelinin yüksek olduğu yöreleri korumak, kullanmak, sektörel kalkınmayı ve planlı gelişmeyi sağlamak amacıyla değerlendirilmek üzere 2634 sayılı Turizm Teşvik Kanunu uyarınca sınırları T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığının önerisi ve Bakanlar Kurulu kararı ile tespit ve ilan edilen bölgeler, 4.30 sayılı maddesinde turizm tesisi alanları, turizm amaçlı tesislerin ve bu tesisleri tamamlayıcı nitelikte unsurlarının yer aldığı/alacağı kullanım alanları şeklinde tanımlanmıştır.
Davaya konu alanın kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgesi sınırları içinde yer aldığı, bu itibarla getirilen kullanım kararlarının (tercihli kullanım ve turizm tesis alanı kullanımlarının) bu sınırlar içerisinde belirlenmesinin alanın özelliğine uygun olduğu görülmektedir.
Çevre Düzeni Planı’na muhtelif tarihlerde açılan davalar sonucunda Danıştay Altıncı Dairesinin E:2010/786 sayılı dosyasında 26.12.2012 tarih ve K:2012/8225 ile planların tümünün iptaline karar verilmiş, iptal kararının gereği olarak istatistiki bölge bazında hazırlanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı, Bakanlıkça 23.06.2014 tarih ve 9948 sayılı Olur’u ile onaylanmış askı süreçlerindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında da 30.12.2014 ve 16.11.2015 tarihlerinde yeniden ile onaylanmıştır. Üst ölçek plana olmadan geçen yaklaşık 2 yıllık süreçte, birçok bölgede ilgili idareleri tarafından onaylanan alt ölçekli planlar ile tarım alanlarının, sanayi ve konut kullanımlarına açıldığı, ilgili idareleri tarafından mevzuata uygun olarak onanan planların da Bakanlık tarafından onanan dava konusu plana işlendiği, kazanılmış hakların korunması bağlamında planların yapımında bu ilkenin gözetilmesi amacıyla, var olan imar planlarının davaya konu plana işlendiği davalı idarece ifade edilmiştir. İtiraz maddesinde yer alan alanların kısmen yapılaştığı, kentlerin gelişme yönü, mekansal gelişme eğilimleri doğrultusunda kullanım kararlarının getirildiği görülmüştür.
Bu bakımdan kazanılmış hakların korunması bağlamında planların yapımında bu ilkenin gözetilmesi amacıyla, var olan imar planlarının davaya konu plana işlendiği, bölgedeki yapılaşma sorununa dikkat çekildiği görülmektedir. Plan notlarında belirtildiği üzere bu alanların tamamının turizm ve konut olması gerekmediği, sosyal ve teknik alt yapı alanlarının alt ölçekli planlarla öngörülebileceği açıktır.
(**) sembolü altında genel değerlendirme uyarınca; davaya konu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının plan notları değerlendiğinde, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise mutlaka ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı yönünde olmayacağı sonucuna ulaşılmıştır.
Dosya içeriğinden, plan araştırma raporunda, planlama bölgesindeki tarımsal toprakların niteliği ve kullanım kabiliyeti ile değerli tarım topraklarının mekânsal dağılımını tespit etmeye ve değerlendirmeye yönelik veri ve bilgilerin toplanmış olduğu, bunların analiz edildiği ve eşik çalışmaları bağlamında dikkate alındığı ve sonuç olarak planlama bölgesi içinde yerleşilebilir ve yerleşilemez alanların eşikler doğrultusunda belirlendiği anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçlar kentlerin gelişme yönü, mekansal gelişme eğilimleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, şematik olarak yerleşme alanlarının belirlendiği ve yukarıda belirtildiği gibi davacının itiraz ettiği bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği açıktır.
Öte yandan 10/10/2018 tarihli ÇDP değişikliği ile Dikilinin doğusunda önerilen turizm tesis alanları ile tercihli kullanım kararlarının bir kısmı daraltıldığı belirlenmiştir. Bu itibarla bu hususa ilişkin şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırılık görülmemiştir.

İtiraz 15
Dava dilekçesinde;
… sayılı paftada Aliağada termik santral alanları ve gelişme alanları, Dalyan Gölünün kuzeybatısı ile Dalyan ve Tuzla Gölleri arasındaki tercihli kullanım kararlarının iptali istenilmiştir.

Savunmada;
Bir önceki başlık altında aktarılan ortak savunmada bulunulmuştur.

Bilirkişi Kurulunca;
(1) … no.lu paftada Aliağa’da termik santral alanları hakkında

Aliağa’daki kirliliğin önemli bir sorun olduğunun 2009 yılında İzmir Büyük Şehir Belediyesi tarafından hazırlanan 2009 onay tarihli 1/25.000 Ölçekli Kentsel Bölge Nazım İmar planı Revizyonu Plan Açıklama Raporu’nun 6.2.3.1 sorunlar başlıklı bölümünde vurgulandığı, bu raporda;
“• Foça-Aliağa arasında kurulu bulunan demir çelik fabrikası ile Petkim ve Tüpraş Bacalarından çıkan gazlar çevreyi olumsuz yönde etkilediği,
• Atıklar ve bazı petrol sızıntıları nedeniyle çevre ve hava kirliliği oluştuğu,
• Çevre kirliliğinin tarım ve hayvancılık üzerindeki olumsuz etkileri giderek arttırdığı, ifadelerine yer verildiği, aynı raporun, Aliağa merkezli sanayi yoğunlaşmasının yarattığı çevresel etkileri gösteren bir harita yayınladığı, haritada bu bölgedeki sanayi türlerinin yarattığı çevresel kirliliğin, Kent Merkezi ve Kemalpaşa sanayi odaklarından oldukça fazla gösterildiği,” ifadelerinin yer aldığı,
Bu rapora ilave, Aliağa’daki çevre kirliliğini ve bunun doğal yaşama olan etkilerini bulgulayan bir çok bilimsel çalışmanın mevcut olduğu, örneğin, Doğan, G. (2013) “İzmir-Aliağa Bölgesindeki Uçucu Organik Bileşiklerin Ortam Havasındaki Seviyelerinin ve Kaynaklarının Belirlenmesi” başlıklı çalışmasında, en önemli hava kirleticilerinden olan uçucu organik bileşenlerin (UOB) Aliağa’daki kaynaklarını araştırdığı ve bunun neticesinde Horozgediği istasyonundan elde edilen UOB konsantrasyon değerlerinin bütün diğer kaynaklara oranla en fazla PETKİM termik santralinin emisyonlarından kaynaklandığını (%32) bulguladığı, (Kaynak: Doğan, G. 2013 Determinants of ambiant levels and sources of volatile organic compounds in Izmir-Aliaga Region. Doktora Tezi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi.) benzer şekilde, Andiç (2008) “Aliağa Çevresindeki Uçucu Organik Bileşiklerin Pasif Örnekleme Metodu ile Belirlenmesi” başlıklı çalışmasında en yüksek UOB konsantrasyonlarının Aliağa çevresindeki petrokimya rafineleri bölgesinde ölçüldüğünü, Aliağa bölgesindeki petrokimya ve rafineleri alanlarında benzen seviyelerinin 5 µg m-3 den yüksek çıktığını, bu seviyenin insanlarda kanser riskini tetiklediğini bulguladığı, (Kaynak: Andiç, Ö. 2008. Determinants of volatile organic compounds around Aliaga by passive sampling methods. Yüksek Lisans Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi) zehirli bir gaz olan Sülfür Dioksitin (SO2) İzmir çevresindeki ormanlardaki seviyesinin ve bunun muhtemel kaynaklarının ölçüldüğü bir çalışmada, yüksek SO2 seviyelerinin ormanların varlığına tehtit oluşturduğu, ormanlık alanların azalmasına neden olduğu, İzmir’in çeşitli ormanlık alanlarından elde edilen SO2 değerlerinin aritmetik ortalama değerlerinin yüksek çıktığı, özellikle Tekketepe istasyonundan elde edilen yüksek SO2 gazının kuzeyde bulunan Aliağa bölgesindeki endüstriyel tesislerden çıkan gazlara ait olduğu, bu gazların Aliağa’dan rüzgar ile taşındığı, bunun da bölgedeki ormanlık alanların azalmasına neden olabileceğinin belirtildiği, (Kaynak: Dincer, F., Muessinoglu, A., Elbir T. 2003. SO2 levels at forested mountains around Izmir, Turkey and their possible sources. Water, Air, and Soil Pollution 147, sayfa: 331-341.) Benzer çıkarımların bölgede bulunan başta zeytinlik araziler üzerindeki etkiler olmak üzere tüm tarım arazilerinden elde edilen ürünlerin miktarı ve kalitesi için de yapılabileceği,
Konu hakkındaki bilimsel çalışmalardan elde edilen bulguların, Aliağa’daki mevcut termik santrallerin insan ve doğal yaşama etkilerini açıkça belgelemişken, birinci görevi çevreyi ve doğal hayatı korumak, her türlü çevre kirliliğini önlemek ve böylelikle sağlıklı gelişimlerin oluşumuna katkı sağlamak olan üst ölçekli Çevre Düzeni Planlarının, tüm bu bilimsel çalışma sonuçlarına kayıtsız kalmaması gerektiği, doğal yaşamın korunması konusunda yerel yönetimleri uyarıcı, yönlendirici ve onlara rehberlik edecek çevre politikalarını oluşturmakla yükümlü olduğu, sürdürülebilir kalkınma için ekonomik yatırım kararlarının alınması elbette önemli olduğu, ancak hiç bir ekonomik yatırımın sonucu, insan ve canlı sağlığından önemli olmaması gerektiği,
Kuşkusuz, İzmir gibi bir metropoliten kentin sanayiden tümüyle vazgeçmesinin beklenemeyeceği, ancak, kentsel bölgenin bir bütün olarak sanayi türlerinin – ağır ve kirletici özellikleri olan klasik sanayi yatırımları, kirletici etkileri büyük ölçüde giderilebilen, ancak büyük ölçekli yatırım gerektiren sanayi kompleksleri, yüksek teknoloji girdili çevre kirliliğini asgari düzeylerde tutulduğu yatırımlar v.b. hangi kentsel alt bölgelerde, hangi yoğunlukta ve nasıl bir kompozisyonla dağıtılacağına ilişkin bir master plan çalışması yapılmadan, sadece belirli kurum ve kuruluşların günlük birbirinden kopuk gerekçeler ve saiklerle aldığı kararların plana işlemekle yetinilmemesi gerektiği,
Aliağa bölgesi için ayrıntılı bir sanayi çalışması olmadan, bölgede önerilecek yeni sanayi türlerinin İzmir kenti üzerinde yaratacağı tüm çevresel kirlilik tahminleri ve bunların giderilmesine yönelik ayrıntılı incelemeler yapılmadan alt ölçek planları yönlendirmesi beklenen üst ölçek çevre düzeni planlarını hazırlamak ileride giderilmesi olanaksız sorunlara yol açacağı,
Koruma-kullanma dengesi kent planlamada önemli bir kavram olup stratejik plan kararlarının verildiği davaya konu ölçekteki bir planda da bu dengenin gözetilmesi gerektiği, bu bölgede sanayi ve termik santral alanları açısından bir yoğunlaşma olduğunun doğru olduğu, bu durumun bu bölgede artık bir doygunluk olduğu ve doğal yapıyı da koruyacak dengelerin gözetilmesi gerektiği biçiminde yorumlanması gerektiği, keşif esnasında gözlenen doğal yapının da bu konuda bir hassasiyetin gösterilmesi ve koruma-kullanma dengesi açısından burada doğal yapının korunması gerektiğini gösterdiği, bu noktada termik santral kullanımının alanın doğal yapısı nedeniyle de uygun olmadığına işaret ettiği, 10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni plan değişikliğinde Çakmalı’da önerilen Termik Santral Alanı kararlarının plandan kaldırıldığı, sadece 2014 yılındaki uydu görüntülerinde de gözüken Horozgediği’ndeki yapılaşmaların bulunduğu alanda bir Termik Santral kararının planda gösterildiği, bölgedeki termik santraller bağlamında sorunun da giderildiğinin görüldüğü, tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.

Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Davaya konu planın 8.18.7.3 sayılı hükmünde “planda termik santral olarak gösterilen alanlarda; katı, sıvı ve gaz halindeki yakıtlar (kömür, doğalgaz, jeotermal, LNG) ile elektrik enerjisi üreten tesisler yer alabilir. Bu planın onayından önce onaylanmış olan alt ölçekli imar planları geçerlidir. Bu alanlarda ilave yapılaşma ve yenilemelerde bu planın ilke ve kararlarına aykırı olmayacak biçimde yapılaşma kararlarının üretilmesi zorunludur.”kuralı yer almıştır.
ÇDP hükümlerine bakıldığında plan kararlarının sınırlarının, alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşiklere bağlandığı görülmüştür. Nitekim Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin Araştırma ve Analiz başlıklı 8. maddesi uyarınca planların yapım aşamasında kurum ve kuruluş görüşlerinin alınması gerektiği açıktır.
Aliağa İlçesi Çakmalı Mahallesi’nde önerilen termik santral kararının, 16.11.2015 onay tarihli planda, mahkeme kararı doğrultusunda yeniden tarım arazisi olarak düzenlendiği, sanayi yatırımlarının kirliliği konusunda, çevre mevzuatı kapsamında ilgili idarelerce gerekli ve hassas denetimlerin yapılması konusunda sorumlu idarelerce sanayinin kirletici unsur olarak algılanması, işletme aşamasındaki arıtma sistemlerinin çalışır durumda olmamaları ve yerel yönetimlerin bu arıtma sistemlerinin aktif olarak kullanılmasının sağlanması gerektiği anlaşılmaktadır.
Termik Santral gibi yatırım kararlarının plana veri/girdi alınmasının zorunlu olduğu (ayrıca 2018 tarihli değişiklikle Çakmaklı’da öngörülen termik santralin kaldırıldığı ) Horozgediğinde yer alan santralin ise mevcutta bulunduğu görülmektedir.
Diğer taraftan kentsel gelişme alanına yönelik itiraz (**) sembolü altında yapılan açıklamalar ve yukarıda yer verilen belirlemeler doğrultusunda şehircilik ilkelerine planlama esaslarına aykırı bulunmamıştır.

(2) … sayılı paftada Sasalı gelişme alanları hakkında;
Plan paftalarında, Sasalı’da önerilen kentsel gelişme alanının “yaban hayatı koruma/geliştirme alanı” na bitişik konumlandığı, batısında yaban hayatı koruma/geliştirme alanı”, güneyinde “bölge parkı/büyük kentsel yeşil alan”, kuzeyinde ve doğusunda ise “tarım arazisi” – “sulama alanı” olduğunun görüldüğü, ayrıca, getirilen kentsel gelişme alanı önerisinin “Doğal Sit Alanı” sınırları içerisinde olduğu, ilaveten önerilen kentsel gelişme alanının önemli bir bölümünün “Sulak Alan Mutlak Koruma Bölge Sınırı” içerisinde yer aldığı,
Dava dosyasında itiraza konu gelişme alanlarının tarım arazileri üzerindeyse hangi tür tarım arazileri üzerinde olduğu gösteren delillerin yer almadığı ancak, söz konusu alanın Google Earth uydu görüntüleri incelendiğinde, önerilen kentsel gelişme alanlarının açık bir şekilde tarım arazileri üzerinde olduğunun görüldüğü, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun 13. Maddesi gereği tarım arazilerinin amaçları dışında kullanılamayacakları, mutlak tarım arazilerinin, sulu tarım arazilerinin, dikili tarım arazilerinin ve özel ürün arazilerinin kentsel gelişme alanı olarak önerilmelerinin ise ancak “kamu yararı kararı” bağlamında olabileceği,
İkinci olarak, davaya konu planın Plan Açıklama Raporu’nda, “Doğal Sit Alanı” sınırlarında bulunan bir bölgede niçin bu büyüklükte bir kentsel gelişme alanının önerildiğinin açıklanmadığı, … ve … sayılı plan paftalarında Sasalı’nın mevcut yerleşik alan büyüklüğünden kat ve kat büyük bir kentsel gelişim alanının önerildiğinin görüldüğü, söz konusu bölgenin, çok çeşitli ve zengin, korunması gerekli doğal değerler barındıran eşsiz özelliklere sahip bir alan olduğu, bu tür bir bölge için getirilen bu büyüklükte bir kentsel gelişme alanı kararının, ancak planın koruma ilkeleri bağlamında titiz, bilimsel yöntem ve tekniklere dayalı analizler sonucunda ve alternatif gelişme alanları olmaması durumunda ve kamu yararı kararı sonrasında getirilebileceği, halbu ki davaya konu planın Plan Açıklama Raporu’ndan da açıkça görülebileceği üzere davaya konu planda önerilen tüm kentsel gelişme alanı büyüklüğü hesaplarının sorgulanmaya açık olduğu, kentsel gelişme alanı büyüklüğü hesaplamalarında bir takım nüfus verileri üzerinden nüfus projeksiyonları bu nüfus projeksiyonları üzerinden de nüfus kabullerinin yapıldığı, kentsel gelişme alanı büyüklüğü hesaplamalarında bu nüfus kabullerinden faydalanıldığı, dolayısıyla sağlıklı bir kentsel gelişme alanı büyüklüğü hesaplaması için 3 konuda ne derecede titiz davranıldığını bakmak gerektiği:” (1) davaya konu plan nüfus projeksiyonu hesaplamalarında güncel nüfus verilerini kullanılıp kullanılmadığı (2) nüfus projeksiyonu hesaplamalarında kullanılan nüfus projeksiyonu eğri modeli iyi bir gerekçeye oturtularak seçilip seçilmeyeceği ve (3) nüfus kabulleri bilimsel yönteme dayandırılarak yapılıp yapılmadığı,
Bu 3 sorunun cevabını vermek için Plan Açıklama Raporu incelediğinde davaya konu planın kentsel gelişme alanlarının bilimsel olmayan yöntemlerle hesaplandığının görüldüğü, yukarıda yazılan her sorunun cevabını kısaca şu şekilde sunabileceği;
(1) Davaya konu plan nüfus projeksiyonu hesaplamalarında güncel nüfus verilerini kullanılıp kullanılmadığı,
Plan Açıklama Raporu’nun 3.2.1.3. sayılı “Kentsel Nüfus Projeksiyonları ve Nüfus Kabulleri” başlıklı bölümünde, 10. Sayfada İzmir kentsel yerleşik alan dışında kalan alanların nüfus projeksiyonlarının ve nüfus kabullerinin nasıl yapıldığına ilişkin “Nüfus kabulleri yapılırken, İzmir Merkez Kent kaynaklı saçaklanmalar, bu saçaklanmalardan kaynaklanan nüfus artışı olasılıkları, yerleşmelerin bulundukları bölge içinde sahip olduğu olanaklar ve gelişme eğilimleri dikkate alınmış, yapılmış olan nüfus projeksiyonu değerleri bu eğilimler doğrultusunda ve 2008 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi verileri dikkate alınarak planlama kararlarının üretilmesinde esneklik sağlayacak bir kabule dönüştürülmüştür.” açıklamasının sunulduğu,
Öncelikle 2014 yılında onaylanan bu plan için 2008 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’nden elde edilen verilerin kullanılmasının güncel verilerin kullanılmadığını gösterdiği, güncel nüfus verilerinin nüfus projeksiyonu hesaplamalarında kullanılmaması ve gerçek/olmamasının gerekenden uzak değerler elde edilmesinin önünü açan bir durum olduğu, 2008 yılı ifadesinin Plan Açıklama Raporu’nda yanlışlıkla yazılıp yazılmadığını da Bilirkişi Kurulunun teyit etmek istediği, bu bağlamda Plan Açıklama Raporu’ndaki sunulan tablolarda 2008 yılı nüfus değerleri belirtilmediğinden, her yerleşim yeri için plan açıklama raporundaki tablolarda sunulan 2000 ve 2005 yılı nüfus verileri kullanılarak Plan Açıklama Raporu’nun ulaştığı 2025 yılı nüfus değerlerine ulaşılabilir mi diye bakıldığı, güncel olmayan, 2000 ve 2005 yılı nüfus verileri kullanılarak elde edilecek 2025 yılı nüfus tahminleri ile daha güncel nüfus verileri kullanıldığı durumda elde edilecek 2025 yılı nüfus tahminlerinin bire bir çakışmasının ancak milyonda bir şans olarak değerlendirilebileceği halbu ki Bilirkişi Kurulunun İzmir ilinde bulunan her yerleşim yeri için Raporda sunulan 2000 ve 2005 yılı nüfus verileri üzerinden doğrusal bir eğri modeli kullanarak Plan Açıklama Raporu’nda sunulan 2025 nüfus tahminleri ile aynı değerleri bulabildiği,
(2) Nüfus projeksiyonu hesaplamalarında kullanılan nüfus projeksiyonu eğri modeli iyi bir gerekçeye oturtularak seçilip seçilmediği ve her yerleşim yeri için hangi eğri modelinin kullanıldığı bu bağlamda gerekçelendirilip gerekçelendirilmediği,
Plan Açıklama Raporu, 3.2.1.1. sayılı “İzmir Merkez Kent” başlıklı bölümde, 9. Sayfada 2025 yılı için İzmir kentsel yerleşik alanının tahmini nüfusu doğrusal bir eğilim modeline bağlı kalınarak verildiğinin söylendiği: “Güncel yerleşik alan yoğunluğu ve benzer gelişme eğiliminin gelecekte de sürmesi durumunda, 2025 yılında İzmir Merkez Kentin erişeceği nüfus 3.737.000 olarak belirlenmiştir.” ifadesinin yer aldığı, Plan açıklama raporu niçin gelecekte bugünküne benzer gelişme eğilimlerinin ve yoğunluklarının aynen sürmesinin beklendiği konusunda bir açıklamaya yer vermediği,
Anılan raporun 11. sayfasında İzmir il sınırlarında kalan merkez kent dışındaki yerleşimlerin 2025 yılı nüfus projeksiyonları ve 2025 yılı için nüfus kabullerine yer verildiği, Açıklama Raporunun, İzmir il sınırlarında kalan kent merkezi dışındaki yerleşim yerlerinin 2025 yılı nüfus projeksiyonlarının hangi eğri modeline uyularak hesaplandığı açıklamasını söylemediği, benzer şekilde, raporun, İzmir merkez kentin 2025 yılı nüfus projeksiyonunu da doğrusal bir eğri modeli kullanarak hesapladığı, ancak niçin doğrusal bir eğri modelinin seçildiğinin açıklanmadığı, Bilirkişi Kurulunun, yukarıda 1. Sorunun cevabında da belirttiği üzere davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın hesaplamaları yaparken doğrusal bir eğim modeli kullandığını ve geçmişteki kentleşme hızı eğilimlerin aynen gelecektede süreceğini varsaydığını gözlemlediği, İzmir ili içinde kalan bütün kentsel yerleşmeler için aynı nüfus projeksiyon modeli gerekçelendirilmeden kullanıldığı, (Foça, Aliağa, Dikili, Urla, Kemalpaşa, Çandarlı vb.) bu yöntemin, farklı yerleşim alanlarının, bulundukları bölge içinde sahip oldukları olanakların (örneğin sanayi gelişimleri) veya eşiklerin (örneğin zeytinlik alanlar, ormanlık alanlar) her yerleşim yeri için aynı olduğu ve her yerleşimin geçmişteki kentleşme dinamiklerinin aynı olduğu varsayımına dayandığı, (hepsi doğrusal artmakta veya azaldığı) – ki bunun gerçekçi olmadığı, bu durumun Sasalı gibi (İzmir Merkez içinde kalan) doğal eşiklerle sınırlı bir yerleşim yerinin kentsel gelişme alanı büyüklüğünü belirlerken doğal değerlerin korunması bağlamında sorun yarattığı,
Elbette ki, çevre düzeni planlarının dilinin şematik olduğu ve üzerinden ölçü alınamayacağı, ancak bu durumun, plan paftaları hazırlanırken leke büyüklüklerinin keyfi olarak belirleneceği anlamına gelmemesi gerektiği, nitekim Plan Açıklama Raporunun, kentsel gelişme alanı büyüklüklerinin belirlenmesinde keyfi bir durumun söz konusu olmadığını, nüfus projeksiyonu ve bunlar üzerinden yapılan nüfus kabulleri hesaplarından elde edilen bulgulara göre plan paftalarındaki kentsel gelişme alanı büyüklüklerinin hesaplandığını söylediği, doğal değerlerin korunmasını amaç edinen davaya konu çevre düzeni planında, Sasalı gibi doğal eşikleri olan bir bölgede önerilen kentsel gelişme alanı büyüklüklerinin daha titiz, gerekçelendirilerek ve bilimsel yöntemlere dayalı tekniklerle bulunması gerekliliği kanısında olunduğu,
(3) Nüfus kabulleri bilimsel yönteme dayandırılarak yapılıp yapılmadığı,
Plan Açıklama Raporu’nda, kentsel gelişme alanı lekelerinin belirlenmesinde önce nüfus projeksiyonlarının daha sonra her yerleşim yeri için geçmiş dinamiklere, yerleşimlerin içinde bulundukları duruma bakarak nüfus kabullerinin yapıldığının belirtildiği, ancak yapılan bütün nüfus kabullerinde her hangi bir bilimsel tekniğin kullanılmadığının görüldüğü, Plan Açıklama Raporu’nda kimi yerleşimler için yapılan nüfus projeksiyonlarının üzerine 1-2 kişi nüfus eklendiği, kimi yerleşimler için 2025 yılı nüfus tahmini üzerine 20.000-30.000 kişi nüfus ilave edildiğinin görüldüğü, bu değişiklikler yapılırken her hangi bir bilimsel teknikten yararlanmamak, planda önerilen kentsel gelişme alanı büyüklüklerini tartışmaya açtığı,
Özetle, davaya konu planın Plan Açıklama Raporu’nda Sasalı yerleşimi için önerilen kentsel gelişme alanının büyüklüğünün nasıl hesaplandığının, ve özellikle niçin çevresinde bunca doğal değer olan ve halihazırda tarım arazileriyle kaplı, “Doğal Sit Alanı” olan, “Sulak Alan Mutlak Koruma Bölge Sınırında” yer alan bir bölgede mevcut kentsel yerleşik alan büyüklüğünden daha fazla (veya hemen hemen aynı oranda) bir kentsel gelişme alanı lekesinin önerildiğinin gerekçelendirilerek açıklanmasının gerektiği, 04.04.2014 tarihinde yayınlanan 28962 sayılı Resmi Gazete’de ilan edilen Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği’nin 6. Maddesi’nin 1. Bendinin “a” fıkrası gereği sulak alanların kirletilmemesi, doğal yapılarının ve ekolojik karakterinin korunmasının zorunlu olduğu, aynı yönetmeliğin, 20. maddesi, 1. Bendi uyarınca “mutlak koruma bölgesi sınırları için: “bu alanların zorunlu olmadıkça özel mülkiyete konu olmaması esastır” ifadesinin yer aldığı, bölgede bu büyüklükte bir kentsel gelişim alanı kararının doğal değerlerin korunmasını amaç edinen çevre düzeni planının koruma ilkeleri ile uyuşmadığı, planın bu kısmı koruma-kullanma dengesi bağlamında planlama ilke ve esaslarına uymayan plan kararlarını getirdiği, 10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde bu itiraz bağlamında plan paftalarında/kararlarında her hangi bir düzenlemeye gidilmediği, tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.

Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Sasalıya yönelik olarak, davaya konu planın Plan Açıklama Raporu’nda, “Doğal Sit Alanı” sınırlarında bulunan bir bölgede niçin bu büyüklükte bir kentsel gelişme alanının önerildiğinin açıklanmadığı, K17 ve L17 sayılı plan paftalarında Sasalı’nın mevcut yerleşik alan büyüklüğünden kat ve kat büyük bir kentsel gelişim alanının önerildiği, söz konusu bölgenin, çok çeşitli ve zengin, korunması gerekli doğal değerler barındıran eşsiz özelliklere sahip bir alan olduğu, bu tür bir bölge için getirilen bu büyüklükte bir kentsel gelişme alanı kararının, ancak planın koruma ilkeleri bağlamında titiz, bilimsel yöntem ve tekniklere dayalı analizler sonucunda ve alternatif gelişme alanları olmaması durumunda ve kamu yararı kararı sonrasında getirilebileceği, davaya konu planın Plan Açıklama Raporu’nda Sasalı yerleşimi için önerilen kentsel gelişme alanının büyüklüğünün nasıl hesaplandığının, ve özellikle niçin çevresinde bunca doğal değer olan ve halihazırda tarım arazileriyle kaplı, “Doğal Sit Alanı” olan, “Sulak Alan Mutlak Koruma Bölge Sınırında” yer alan bir bölgede mevcut kentsel yerleşik alan büyüklüğünden daha fazla (veya hemen hemen aynı oranda) bir kentsel gelişme alanı lekesinin önerildiğinin gerekçelendirilerek açıklanmasının gerektiği, 04.04.2014 tarihinde yayınlanan 28962 sayılı Resmi Gazete’de ilan edilen Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği’nin 6. Maddesi’nin 1. fıkrasının “a” bendi gereği sulak alanların kirletilmemesi, doğal yapılarının ve ekolojik karakterinin korunması zorunlu olduğu aynı yönetmeliği, 20. maddesi, 1. Fıkrası uyarınca “mutlak koruma bölgesi sınırları için: “bu alanların zorunlu olmadıkça özel mülkiyete konu olmaması esastır” hükmünün yer aldığı bölgede bu büyüklükte bir kentsel gelişim alanı kararının doğal değerlerin korunmasını amaç edinen çevre düzeni planının koruma ilkeleri ile uyuşmadığı, planın bu kısmı koruma-kullanma dengesi bağlamında planlama ilke ve esaslarına uymayan plan kararlarını getirdiği sonucuna ulaşılmıştır.

(3) … no.lu paftada Dalyan Gölünün kuzeybatısı ile Dalyan ve Tuzla Gölleri arasındaki tercihli kullanım alanları hakkında;
Tuzla Gölü ve Dalyan Gölü arasında kalan Tercihli Kullanım Alanı kararı “Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi/Turizm Merkezi” sınırları içerisinde yer almakta olup Dalyan Gölü’nün kuzeybatısında bulunan Tercihli Kullanım Alanı kararının ise bir kısmının Turizm Merkezi sınırları içinde olup bir kısmının bu sınırların dışında bulunduğu,
Dava dosyasında itiraza konu olan alanların tarım arazisi sınıfını gösteren delillerin yer almadığı, ancak itiraza konu olan alanların Google Earth uydu görüntüleri incelendiğinde, Dalyan Gölü’nün kuzeybatısında kalan bölgede tarım arazilerinin olduğu, bu tarım arazilerinin bir kısmının halihazırda dikili olduğunun açıkça görüldüğü, Kurulun, Google Earth uydu görüntülerinden de açıkça görüleceği üzere özellikle Dalyan Gölü’nün kuzeybatısında yer alan bölgede yer alan tarım arazilerinin 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun 13. maddesi gereği korunarak bu bölge için önerilen Tercihli Kullanım Alanı kararının bu bağlamda daraltılması gerektiği görüşünde olduğu,
Diğer taraftan uydu görüntülerinin, Dalyan Gölü ile Tuzla Gölü arasında kalan ve … sayılı plan paftalarında Tercihli Kullanım Alanı olarak belirtilen bölgenin kısmen yapılaştığını, ancak boş olan bölgelerde halihazırda dikili bir tarım arazisinin olmadığını gösterdiği, 16 sayılı itiraz maddesi altında bu bölgede tarım arazilerinden ziyade farklı bir durumun olduğunun anlatıldığı, bu yüzden Dalyan ve Tuzla gölleri arasında kalan alanda önerilen Tercihli Kullanım Alanı kararının tarım arazilerinin daralması açısından değil, doğal yaşama etki bağlamında değerlendirilmesi daha uygun olacağı, 10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde Dalyan Gölünün kuzeybatısında bulunan ve davaya konu planda “Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi/Turizm Merkezi” sınırları dışında kalan Tercihli Kullanım Alanlarının kaldırıldırıldığı, bu alanların “Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi/Turizm Merkezi” sınırlarından içe doğru daraltıldığı, böylelikle uydu görüntülerinde sadece parsellenmiş gözüken alanların “Tercihli Kullanım Alanı” kararı olarak gösterildiği, dikili tarım arazilerinin 10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde de Tercihli Kullanım Alanı olarak belirlendiği, dolayısıyla bu bölgede sorunun hala devam ettiği, 10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde Dalyan ve Tuzla Gölleri arasında kalan Tercihli Kullanım Alanı kararına ilişkin her hangi bir düzenlemeye gidilmediği,” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.

Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Bu konudaki değerlendirme 16 sayılı itiraz ile birlikte aşağıda yapılacaktır.

İtiraz 16
Dava dilekçesinde;
… ve … sayılı paftalarda Bakırçay Deltasında liman ve liman gerisi alanın Plan Açıklama Raporu, 4.6.2.1. sayılı maddesinde Sulak Alanlar Bölümünün, 79. sayfada, Bakırçay Deltası planlama bölgesi içerisinde sulak alan olan delta alanlarından biri olarak tanımlandığı), Çandarlı Körfezindeki Bakırçay Deltası ayrıca Türkiye’nin Önemli Doğa Alanlarından biri olarak da korunması gereken bir alan olduğu, Bakırçay Deltası Önemli Doğa Alanının su kuşları ve kıyı kuşları açısından önemli olduğu, Küçük sumru (Sterna albifrons) ve akça cılıbıt (Charadrius alexandrinus) deltada üreyen kuşlardan olduğu, alan aynı zamanda flamingo (Phoenicopterus roseus) için önemli bir kışlama alanı olduğu, deltada Türkiye’ye endemik dört adet balık türü yaşadığı, bu türlerden Chondrostoma holmvvoodii küresel ölçekte, Capoeta bergamae ise bölgesel ölçekte tehlike altında bulunduğu, dolayısıyla, Dalyan ve Tuzla göllerinin bulunduğu bu alandaki yapılaşma kararları alandaki ekosistemlerin dengesini bozmayacak veya birbirleri arasındaki ilişkileri kesintiye uğratmayacak şekilde geliştirilmesi gerektiği ileri sürülerek iptali istenilmiştir.

Savunmada;
14 sayılı itiraz maddesinde aktarılan ortak savunmada bulunulmuştur.

Bilirkişi Kurulunca;
Davaya konu planın Plan Açıklama Raporu’nun 78. ve 79. Sayfasında 4.6.2.1. sayılı sulak alanlar maddesinde “Planlama Bölgesi içinde bulunan tüm sulak alanların korunmasını öngören kararlar, Çevre Düzeni Planı’nın ilkeleri ve kararları arasında yer almaktadır. (…) Bakırçay Deltası: Planlama Bölgesi içindeki önemli delta alanlarından biri olan Bakırçay Deltası da sulak alan olarak önemli alanlardandır.” ifadelerinin yer aldığı,
Davaya konu planda Dalyan Gölü ve Tuzla Gölü arasında kalan, kıyıya paralel seyreden ve Bakırçay’ın iki kolu arasında yer alan bölgede Tercihli Kullanım Alanı Kararının getirildiği, geçmişte bu bölgenin, İzmir’e de yakınlığı nedeniyle ikinci konut baskısından etkilendiği ve yapılaşmaya başlandığı, bölgede yapılaşmanın giderek artmasının Bakırçay deltasında üreyen küçük sumru (Sterna albifrons) ve akça cılıbıt (Charadrius alexandrinus) gibi kuş türlerinin ve bölgede ikame eden flamingoların varlığı açısından bir tehdit oluşturduğu,
Plan Açıklama Raporu’nun 78. ve 79. Sayfalarında altı çizilen “tüm sulak alanlar için getirilen koruma kararı” yaklaşımı ortadayken ve bölgede korunması gerekli bir çok ekolojik değer bulunurken Tuzla Gölüne yakın olan bölgede önerilen Tercihli Kullanım Alanı kararının bölgedeki ekolojik değerlerin korunmasına bir tehdit oluşturacağı, bu yüzden Kurulun, bölge için önerilmiş olan Tercihli Kullanım Alanı kararının mevcutta var olan ikinci konut gelişimlerine doğru daraltılması gerektiği kanısında olduğu, bu daraltma sayesinde Bakırçay’dan uzanan kolların bir kısmı (Tuzla Gölü’ne yakın olan kısım) sazlık-bataklık alan, diğer kısım (mevcut ikinci konut yapılaşmalarına yakın olup halihazırda yapılaşmamış alan) Tercihli Kullanım Alanı olarak yer almayacağı, Bakırcay’dan uzanan kolun her iki tarafın da bölgedeki canlıların etkileşimine izin vereceği, özetle, bu bölgede önerilen tercihli kullanım alanı kararının koruma-kullanma dengesi çerçevesince daraltılması gerektiği,
Plan paftalarında gözüken liman alanının yer seçim kararı bu çevre düzeni planı ile alınmadığından; diğer bir ifadeyle, çevre düzeni planlarını hazırlayan kurumlar bu tür alanların yer seçim kararlarını vermediklerinden, alınan kararları planlarını plan paftalarına işlemeleri zorunlu olduğundan, Plan Açıklama Raporu’nda niçin söz konusu bölgede bir liman alanı önerildiğine ilişkin açıklamaları görememeyi anlaşılır buldukları ancak, planın koruma-kullanma dengesi ilkesinden yola çıkarak, planda önerilen liman gerisi alanlardan Kentsel Gelişme Alanı ve Tercihli Kullanım Alanı kararlarının niçin bu büyüklükte ve üzerinde bulundukları ekolojik değeri olan alanları kapsayacak nitelikte olduklarının bilimsel tekniklere referansla ayrıntılı açıklamasının yapılması gerektiği, Plan Açıklama raporunun bu açılardan yetersiz kaldığı, 10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde Dalyan Gölü ve Tuzla Gölü arasındaki Tercihli Kullanım Alanına ilişkin her hangi bir değişikliğe gidilmediği Çandarlı limanının kuzeyinde kalan kentsel gelişme alanlarının pek çoğunun ise plandan kaldırıldığı, bu bölgedeki Tercihli Kullanım Alanlarının daraltıldığı, buna rağmen bir önceki itiraz maddesinde açıklandığı üzere bu bölgede hala çok geniş alanları kaplayacak şekilde Tercihli Kullanım Alanı kararı getirildiği, bu alanların bir kısmı uydu görüntülerine göre yasalarla koruma altına alınmış dikili tarım arazilerinin üzerinde bulunduğu, söz konusu Tercihli Kullanım Alanı önerisinin Çandarlı yerleşiminin en az 7-8 katı büyüklüğünde olduğu, bu bölgede bu büyüklükte bir Tercihli Kullanım Alanı kararının anlaşılamadığı,10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde bölgedeki tarım arazilerinin daraltılma eğilimi devam ettiği”tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.

Dairemizce 15 sayılı itirazın 3. kısmı ile 16 sayılı itiraza yönelik birlikte yapılan ortak değerlendirmede;
14 sayılı itiraz maddesinde davaya konu planın tercihli kullanım alanları ve kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgelerine ilişkin plan hükümlerine yer verilmiştir.
İncelenen iki itiraz maddesine yönelik alanların kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgesi sınırları içerisinde yer aldığı bu itibarla getirilen kullanım kararlarının bu sınırları içerisinde belirlenmesinin alanının özelliğine uygun olduğu görülmektedir.
Bu bakımdan kazanılmış hakların korunması bağlamında planların yapımında bu ilkenin gözetilmesi amacıyla, var olan imar planlarının davaya konu plana işlendiği, bölgedeki yapılaşma sorununa dikkat çekildiği görülmektedir. Plan notlarında belirtildiği üzere bu alanların tamamının turizm ve konut olması gerekmediği, sosyal ve teknik alt yapı alanlarının alt ölçekli planlarla öngörülebileceği açıktır.
Öte yandan Dalyan Gölünün kuzeybatısında bulunan Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi dışında kalan tercihli turizm kullanım kararlarının kaldırıldığı görülmüştür.
Dava konusu planın 8.18.3.1 sayılı plan notunda, liman geri sahalarında limanın kullanımına yönelik açık ve kapalı depolama tesisleri yapılabileceği, bu alanlarda hiçbir koşulda sanayi tesislerinin yer alamayacağı ve üretim yapılamayacağı düzenlenmiştir. Liman geri sahası olarak planlanan alanların yetersiz olması halinde dava konusu planda liman gösterilen alanlarda liman geri sahası öngörülebileceği, bunun da yetersiz olması durumunda bu planda gösterilmese bile liman kullanımına bitişik olarak alt ölçekli planlarda liman geri sahası gösterilebileceği plan notuyla öngörülmüştür.
Plan hükümlerinin sulak alanlar başlıklı 8.17.8 sayılı maddesinin 8.17.8.1 sayılı maddesinde “bu alanlarda Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği hükümleri geçerlidir” düzenlemesi ile 8.17 8.2 maddesinde “bu alanlarda yapılacak tüm uygulamalarda T.C. Orman ve Su İşleri Bakanlığı Doğal Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünün uygun görüşünün alınması zorunludur” düzenlemesi yer almıştır.
Bu itibarla sulak alan özelliği gösteren bölgede plan hükümleri gereğince ilgili mevzuat hükümlerinin geçerli olduğu ve yapılacak uygulamalarda ilgili kurumun görüşünün alınmasının zorunlu olduğu açıktır.
Diğer taraftan, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçlar kentlerin gelişme yönü, mekansal gelişme eğilimleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, şematik olarak yerleşme alanlarının belirlendiği ve yukarıda belirtildiği gibi davacının itiraz ettiği bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği açıktır.
(**) Sembolü altında genel değerlendirme ve yukarıda yer verilen belirlemeler doğrultusunda şehircilik ilkeleri planlama esaslarına aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

İtiraz 17
Dava dilekçesinde;
… sayılı paftada Yeniköy gelişme alanları ile Manisa Merkezin batısında, OSB ile Karaali arasındaki gelişme alanının Manisa Merkezin batısındaki gelişme alanının, işbu dava konusu plan ile eklendiği, gelişme alanı olarak önerilen alan hem tarım arazisi olduğu hem de OSB olarak kullanılan alanlar ile konumu açısından gelişme alanı olmaya uygun olmadığı, her ne kadar pafta üzerinde, mevcut yerleşik alanların arasında bir bölge gelişme alanı olarak önerilmiş gibi gözükse de gerçekte, mevcut yerleşik alan ile OSB sınırları doğru bir şekilde plan paftasına işlenmediği, sonuç olarak, üç yönden OSB ile çevrili ve tarım arazisi olan bir alanın gelişme alanı olarak planlanması uygun olmadığı ileri sürülerek iptali istenilmiştir.

Savunmada;
14 sayılı itiraz maddesinde aktarılan ortak savunmada bulunulmuştur.

Bilirkişi Kurulunca;
İtiraza konu her iki alanın da tarım arazilerini içerdiği, Yeniköy’ün kuzeybatısında önerilen kentsel gelişme alanı kararının bu bağlamda halihazırda dikili tarım arazilerini kaplayacak şekilde önerildiğinin görüldüğü, Yeniköy’ün güneydoğusunda önerilen kentsel gelişme alanlarının ise yer yer halihazırda dikili olan tarım arazilerini kapladığı, plan paftalarında bu alanların sulak alan olarak belirtildiği, Karaali yerleşimi ile OSB arasında önerilen kentsel gelişme alanı kararının da tarım arazileri ile kaplı olduğunun görüldüğü,
Plan paftalarında söz konusu her iki kentsel gelişme alanının da çevresindeki mevcut yerleşik alandan kat ve kat büyüklükte önerildiği (Yeniköy kentsel gelişme alanı ile Manisa Merkezinin Batısında yer alan kentsel gelişme alanları) bu durumun, Yeniköy yerleşiminin çevresindeki kentsel gelişme alanı büyüklüğünde daha net görüldüğü, Karaali yerleşiminde ise çevresindeki diğer yakın yerleşim yerleri ile bir bütün olarak değerlendirildiğinde önerilen kentsel gelişme alanı büyüklüklüklerinin oranının anlaşıldığı, Bilirkişi Kurulunun bu bölgede bu büyüklükte bir alanın kentsel gelişime açılmasını gerçekçi bulmadığı gibi, bölgedeki tarım arazilerinin varlığı bilindiğinden, koruma-kullanma dengesi çerçevesince bu bölgedeki tarım arazilerinin korunması bağlamında bölgede önerilen kentsel gelişme alanlarının daraltılması gerektiği görüşünde olduğu,
İlaveten, Plan Açıklama Raporu’nun 16. Sayfası, Manisa için önerilen kentsel gelişme alanı önerilerinin 2000 yılı ve 2005 yılı nüfus verileri kullanılarak bir araştırma raporundan alındığının “Manisa il sınırları içindeki, Manisa merkez belediyesinin yanı sıra ilçe ve belde belediyelerinin 2000 yılı Genel Nüfus Sayımına göre nüfusları, 2005 yılı için belirlenen yaklaşık nüfus büyüklüğü ve 2025 yılı nüfus tahminleri araştırma raporundan alınmış, yapılan değerlendirmeler doğrultusunda planlama aşamasında yerleşmeler için kabul edilen hedef yıl nüfus değerleri ile birlikte aşağıda Tablo-3’de verilmiştir.” ifadesi ile belirtildiği, öncelikle, 2014 yılında onaylanmış bir planın hangi araştırma raporundan alındığı bilinmeyen (davaya konu planın bir araştırma raporunun bulunmadığı), 2000 yılı nüfus verilerini temel alarak ve 2005 yılı nüfus verilerinden de yararlanarak, güncel olmayan nüfus verileri ile 2025 yılı için nüfus hesaplamalarını üretmesi ve bu kapsamda kentsel gelişme alanı büyüklüklerine karar vermesi kabul edilebilir bir durum olmadığı (10.10.2018 onay tarihli planda yukarıda alıntılanan ifade de sadece yıl ifadelerin değiştirildiği, 2000 ve 2005 yılı nüfusları 2017 nüfusu ifadesi şeklinde düzeltildiği, ancak bu verilerin bir araştırma raporundan alıntılandığı söylenmeye devam ettiği), güncel olmayan nüfus verilerinin kullanılması ile davaya konu planda belirlenmiş her kentsel gelişme alanı önerisinin, itiraz edilmeye açık olduğu, planda yer alan bütün kenstel gelişme alanı önerilerinde güncel olmayan nüfus verileri kullanıldığından hiçbir şekilde doğruluklarının ispatlanamayacağı, Google Earth uydu görüntüleri de itiraza konu olan alanların tarım arazileri ile kaplı olduklarını gösterdiklerinden ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun 13. Maddesi mutlak tarım arazilerinin, sulu tarım arazilerinin, dikili tarım arazilerinin ve özel ürün arazilerinin kamu yararı kararı olmadığı müddetçe yapılaşmaya açılamayacağını hükmetmekte olduğundan, Bilirkişi Kurulunun itiraza konu her iki alanda da önerilen kentsel gelişme alanlarının (Yeniköy etrafındaki kentsel gelişme alanı önerisi ile Manisa Merkez’in batısında yer alan Karaali ile OSB arasındaki kentsel gelişme alanı önerisi) tarım arazilerinin korunması bağlamında uygun olmadığı görüşünde olduğu, 10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni olanı değişikliğinde itiraza konu her iki alanda da itiraz bağlamında bir düzenlemeye gidilmediği” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.

Dairemizce yapılan değerlendirmede;
İmar mevzuatında, çevre düzeni planları, kalkınma planları ve varsa bölge planlarını temel alarak rasyonel doğal kaynak kullanımını sağlayan, kirliliğin oluşmadan önce önlenebilmesi, sağlıklı çevrenin oluşturulmasına yönelik hedef, ilke, strateji ve politikaları ve bunu sağlayacak arazi kullanım kararlarını belirleyen sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada düşünülmesini sağlamak üzere, korunması gereken alanlara ilişkin politika ve stratejileri belirleyen bir plan olarak öngörülmüştür.
Çevre düzeni planlarının bu niteliği uyarınca, plan çerçevesindeki yerleşmeleri, sürdürülebilir kalkınma da göz önünde bulundurularak, çarpık kentsel gelişme ve nüfus artışı baskısından korumaya yönelik ilke ve stratejilerin geliştirilmesinin 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının temel hedeflerinden birisi olması gerekmektedir.
Bu doğrultuda, üst ölçekli plan olan çevre düzeni planında, kentlerin büyüme taleplerinin ne şekilde karşılanabileceğine dair kapsamlı incelemeler yapılmalı ve bu incelemeler doğrultusunda alt ölçekli plan çalışmalarını yönlendirecek strateji ve politikalar belirlenmelidir.
Uyuşmazlıkta, dava konusu Çevre Düzeni Planının … paftasında Yeniköy bölgesinde gelişme alanı kararı öngörülmüştür.
Dava konusu Çevre Düzeni Planı ile belirlenen söz konusu gelişme alanının yer seçimi kararına yönelik, plan açıklama raporunda herhangi bir gerekçe ya da tespite yer verilmediği gibi, bu kullanım kararının getirilme amacına ya da bu bölgede bu yönde bir gelişme ihtiyacının var olup olmadığına ilişkin herhangi bir açıklamanın bulunmadığı anlaşılmakta olup, söz konusu planlama kararının kapsamlı bir inceleme ve analiz yapılmadan tesis edildiği anlaşılmaktadır.
Öte yandan, plan notlarıyla, bu alanın denetim altına alınmasını sağlayacak alt ölçekli planları yönlendirmesi gereken kararların da getirilmediği görülmektedir.
Bu itibarla, bir çevre düzeni planında olması beklenen alt ölçekli plan çalışmalarını yönlendirecek strateji ve politikalar belirlenmeden, yerleşmeleri çarpık kentsel gelişme ve nüfus artışı baskısından korumaya yönelik ilkeler ortaya konulmadan öngörülen ve kapsamlı inceleme ve analizlere dayanmayan Yeniköy gelişme alanı kararında şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmemiştir.
Dava konusu Çevre Düzeni Planının Açıklama Raporu Syf. 41’de “Manisa il merkezini oluşturan Yunusemre ve Şehzadeler Belediyeleri sınırları içinde, onaylı imar planları, hedef yıl için belirlenmiş olan 483.000 kişilik nüfusun gereksinim ihtiyaç duyacağı kentsel gelişme alanı ihtiyacı için yeterli görülmemektedir. Manisa Merkez Kentin plan döneminde sanayi ve sanayiye bağlı olarak hizmetler sektörünün gelişimi ile birlikte büyüyeceği öngörülmektedir. Bu nedenle ihtiyaç duyulan kentsel gelişme alanları çevreyolunun güney kesimi ile sınırlandırılmış ve Manisa Büyük Ovasının bulunduğu bölgede yapılaşma baskısı azaltılmıştır. Yeni kentsel gelişme alanları OSB’nin çevresinde ve Akgedik, Muradiye ve Yağcılar Mahallelerinde planlanmıştır.
Bir yandan verimli tarım alanları, diğer yandan orman alanları ile kısıtlanan kentin, çevre yolu ile yerleşim arasında kalan ve kısmen yapılaşmaların başladığı ova alanı ile organize sanayi bölgesinin batısında, sağlam zeminli, tarımsal niteliği olmayan sırtlar dışında gelişme alanı bulunmamaktadır. Kuzeyde Gediz ve verimli tarım alanlarının sınırladığı kentin, gelecekte lineer formda batı yönünde gelişmesi dışında seçeneği bulunmamaktadır. Bu tercih organize sanayi bölgesinin aşılması gibi bir olumsuzluğu barındırsa da, sanayi tesislerine ve Üniversite Yerleşkesine yakın yerleşme alanı oluşturma avantajını da içinde barındırmaktadır.
Manisa kentinin, sanayi alanında yaşanan hızlı gelişmeye koşut olarak büyümeyi sürdürmesi beklenmektedir. Sınırları yetersiz gelen kentin bitişiğinde yer alan mahallelerin içine katarak bütünleşmesi kaçınılmaz görünmektedir” açıklamalarına yer verilmiştir.
Dava konusu planın … sayılı plan paftasının incelenmesinden, uyuşmazlık konusu OSB ile Karaali arasındaki gelişme alanının, Manisa ilinin batısında, çevreyolunun güneyinde, Muradiye Mahallesi ile OSB arasında, OSB’ye bitişik konumda yer aldığı görülmektedir.
Dava konusu kentsel gelişme alanının, planın açıklama raporunda “sanayi ve sanayiye bağlı olarak hizmetler sektörünün gelişimi ile birlikte büyüyeceği öngörülen Manisa ilinde, kuzeyde Gediz ve verimli tarım alanlarının sınırladığı kentin, gelecekte lineer formda batı yönünde gelişmesi dışında seçeneği bulunmadığından, Manisa Büyük Ovasının yer aldığı bölgede yapılaşma baskısının azaltılması amacıyla şehrin batısında OSB’nin çevresinde belirlendiği” şeklinde açıklanan Manisa ili gelişme öngörüsü doğrultusunda planlandığı görülmekte olup, hukuka uygun olduğu anlaşılan söz konusu plan kararına yönelik davacının iddiaları ile bilirkişi kurulunun aksi yöndeki tespitlerine itibar edilmemiştir.
(**) sembolü altında genel değerlendirme uyarınca; davaya konu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının plan notları değerlendiğinde, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise mutlaka ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı yönünde olmayacağı sonucuna ulaşılmıştır.
Dosya içeriğinden, plan araştırma raporunda, planlama bölgesindeki tarımsal toprakların niteliği ve kullanım kabiliyeti ile değerli tarım topraklarının mekânsal dağılımını tespit etmeye ve değerlendirmeye yönelik veri ve bilgilerin toplanmış olduğu, bunların analiz edildiği ve eşik çalışmaları bağlamında dikkate alındığı ve sonuç olarak planlama bölgesi içinde yerleşilebilir ve yerleşilemez alanların eşikler doğrultusunda belirlendiği anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçlar kentlerin gelişme yönü, mekansal gelişme eğilimleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, şematik olarak yerleşme alanlarının belirlendiği ve yukarıda belirtildiği gibi davacının itiraz ettiği bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği açıktır.
Bu itibarla Manisa merkezin batısındaki gelişme alanlarında da şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırılık bulunmamıştır.

İtiraz 18
Dava dilekçesinde;
… sayılı paftada Kula’nın kuzeyinde Organize Sanayi Bölgesinin iptali istenilmiştir.

Savunmada;
14 sayılı itiraz maddesinde aktarılan ortak savunmada bulunulmuştur.

Bilirkişi Kurulunca;
Plan lejantında önerilen OSB alanının doğusunda “jeolojik özellikleri nedeniyle korunacak alanlar” olduğu (plan paftasında üzerinde dalgalı kahverengi çizgiler olan yeşil alan) görüldüğü, dolayısıyla, uydu görüntüsünde ağaçlık alan olarak görülen alanların jeolojik özellikleri nedeniyle korunacak alanlar olduğunun anlaşıldığı, bu yüzden planda OSB olarak belirlenen alanın bir kısmının jeolojik özellikleri nedeniyle korunacak alanla benzer peyzaj dokusunu barındırdığı, bu alanın OSB alanının doğusundaki jeolojik özellikleri nedeniyle korunacak alan ile bir bütün olarak değelendirilmesi ve plan kararlarının koruma ilkelerini gerçekleştirmek adına alanı bu gözle değerledirilmesinin gerektiği, özetle, Kula’nın kuzeyinde önerilen organize sanayi bölgesi alanı hem tarım arazileri üzerinde yer aldığı, hem de doğusundaki jeolojik özellikleri nedeniyle korunması gerekli alanla bütünleşik olarak çalışması gereken doğal zenginlikleri olan bir alan üzerinde yer aldığı, Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’nun 4. Maddesinde: “OSB’lere ait yer seçimi, Bakanlığın koordinatörlüğünde ilgili kurum ve kuruluşların temsilcilerinin katılımıyla oluşan yer seçimi komisyonunun yerinde yaptığı inceleme sonucunda, varsa üst ölçekli plan kararları dikkate alınarak yapılır.” hükmünün yer aldığı, Çevre düzeni planını hazırlayan kurumların bu yasaya göre OSB’lerin yer seçimine karar veremeyecekleri; ilgili bakanlıkça alınan kararları planlarına işleyecekleri ancak, yönetmeliğe göre Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı altında oluşturulan OSB yer seçim komisyonunu OSB’lerin yer seçimi konusunda yönlendirebileceği, ayrıca, kanuna göre OSB’ler tarım arazileri üzerinde yer seçimi yapamayacakları yer seçimi yapılan OSB alanının yeri davalı ile ilgili bakanlık altında oluşturulan yer seçimi komisyonu arasında tekrar müzakere edilmesi gerektiği, nitekim plan paftalarına göre söz konusu alanda hem tarım arazileri hem de jeolojik özellikleri nedeniyle korunacak alanlar bulunduğu, planın bu kısmı koruma ilkelerine aykırı bir plan kararı getirdiği, söz konusu alanda uydu görüntülerine göre her hangi bir yapılaşmanın söz konusu olmadığı, 10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde itiraz doğrultusunda her hangi bir düzenlemeye gidilmediği” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.

Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Kula’nın kuzeyinde yer alan Organize Sanayi Bölgesi’ne ilişkin itirazın Dairemizin E:2016/1831 sayılı dosyası ile birlikte değerlendirilmesinden: alanın doğal sit niteliğine sahip Kula volkanlarından birinin lav akıntılarının bulunduğu bölgeye komşu ve olduğu bölgenin taşıdığı jeolojik önem ve doğal sit niteliğiyle koruma altına alınması gereken alan olduğu, plan açıklama raporunda özellikleri gereği irdelenecek organize sanayi bölgesi olarak önerilmesine karşın bu tutumun planda sürdürülmediği görüldüğünden bu açıdan hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

İtiraz 19
Dava dilekçesinde;
… sayılı paftada Menderes’in doğusu ve güneydoğusundaki gelişme alanlarının iptali istenilmiştir.

Savunmada;
14 sayılı itiraz maddesinde aktarılan ortak savunmada bulunulmuştur.

Bilirkişi Kurulunca;
Her ne kadar dava dosyasında itiraza konu olan alanların tarım arazisi olduğunu gösteren deliller yer almasa da uydu görüntüsünden bölgede tarım arazilerinin olduğunun açıkça görüldüğü, dava dosyasında, gelişme alanı olarak önerilen yerlerin tarım arazisi sınıfını gösteren veriler almadığından Bilirkişi Kurulunun getirilen önerinin 5403 sayılı yasaya uyup uymadığı konusunda bir görüş belirtemediği, ancak plan kararları ile Google Earth uydu görüntüleri karşılaştırılırsa, Menderes’in kuzeyinde ve doğusunda (ve güneydoğusunda) kalan alanların Kentsel Gelişme Alanı olarak plan paftalarında yer aldığı, uydu görüntülerinde kentsel gelişme alanı önerisi getirilen alanların tarım arazisi olduğunun açıkça görüldüğü, bölgede demiryolu ve hayavolu gibi önemli odak yaratacak altyapıların bulunduğu ve değerlendirilmesi gerektiği, ancak aynı zamanda burada baraj su toplama havzasının yanısıra tarımsal alanların varlığı nedeniyle koruma-kullanma dengesinin gözetilmesinin önemli bir konu olduğu,
Menderes yerleşim alanının davaya konu planda önemli ölçüde büyümesinin öngörüldüğü; mevcut yerleşik alanın neredeyse birbuçuk – iki katı büyüklüğünde yeni gelişme alanı önerildiği, herşeyden önce böyle bir kararın gerekçesinin anlaşılmadığı, havalimanı ve demiryolu bağlantıları nedeniyle elbette gelişme olacağı ancak mevcut yerleşik alandan daha fazla yeni alan açılmasının oldukça önemli bir plan kararı olduğu, oysa burada baraj su toplama havzasının yanısıra tarımsal alanların varlığı nedeniyle koruma-kullanma dengesinin gözetilmesinin gerektiği, İzmir Büyükşehir Belediyesince onanan planda tarım alanı olarak korunmuş önemli büyüklükteki alanların, davaya konu planda kentsel gelişme alanı olarak planlandığı, keşif esnasında bu alanlardaki tarımsal yapının gözlendiği, uydu fotoğraflarında da Menderes yerleşimi çevresinde tarlalar,” tarımsal üretim görüldüğü, bunların korunmaması ve yerleşimin gelişme alanı olarak gözden çıkartılmasının doğru bir yaklaşım olmadığı, bu bağlamda, Bilirkişi Kurulu olarak, planın amaçladığı koruma-kullanma dengesinin sağlanması bağlamında itiraza konu bölgede önerilen kentsel gelişme alanlarının tekrar değerlendirilmesinin uygun olacağı görüşünde olunduğu, 10.10.2018 onay tarihli plan değişikliğinde kentsel gelişme alanında küçültme yapılsa da hala büyük tarımsal alanların yapılaşma için öngörüldüğü ve Menderes mevcut yerleşik alanı kadar yeni alan açıldığı görülmekte olup, yukarıda belirlenen sakıncaların devam etttiği” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.

Dairemizce yapılan değerlendirmede;
İtiraz 19’a ilişkin değerlendirme, itiraz 20 başlığında, İtiraz 20 ile birlikte yapılacaktır.

İtiraz 20
Dava dilekçesinde;
… sayılı paftada Caferbey gelişme alanları ile Salihli’nin doğusundaki gelişme alanlarının iptali istenilmiştir.

Savunmada;
14 sayılı itiraz maddesinde aktarılan ortak savunmada bulunulmuştur.

Bilirkişi Kurulunca;
İtiraza konu olan Caferbey’deki kentsel gelişme alanları ile Salihli’nin doğusundaki kentsel gelişme alanlarının halihazırda Google Earth uydu görüntülerinden dikili tarım arazileri olduğunun açıkça görüldüğü, plan paftasına göre Salihli’nin batısındaki tarım arazileri aynı zamanda sulama alanı olduğu, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun 13. Maddesi gereği mutlak tarım arazileri, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri ve sulu tarım arazileri, kamu yararı kararı alınmadan hiç bir türlü kentsel gelişime açılamayacakları, söz konusu iki alanın – biri Salihli’nin doğusu, diğeri Salihli’nin batısı – yer aldığı bölge tarım arazileri olmasına rağmen Salihli’nin çevresinde bir Salihli’nin mevcut yerleşik alan büyüklüğü kadar kentsel gelişme alanının önerildiğinin görüldüğü,
Daha önceki itiraz maddeleri altında ve incelenen çeşitli dava dosyalarında sunulan açıklamalarda da belirttildiği üzere, davaya konu planda önerilen tüm kentsel gelişme alanı büyüklük hesaplamalarının güncel nüfus verileri ve gerekçeli nüfus projeksiyonu hesaplamalarına dayandırılarak yapılması gerektiği, davaya konu planda önerilen kentsel gelişme alanı büyüklüklerinin, güncel nüfus verilerine dayanmadığı, kentsel gelişme alanı büyüklük hesaplamalarında Manisa ili için gerekçelendirilmeden ve hangi eğri modeli kullanıldığı belirtilmeden bir takım nüfus projeksiyonu modellerinin kullanıldığı, (Plan Açıklama Raporu’nda Manisa ili için nüfus tahminlerinin bir araştırma raporundan alındığı söylendiği ancak davaya konu planın bir araştırma raporu bulunmadığı), daha sonra bilimsel tekniklere dayandırılmadan projekte edilen nüfusta bir takım artış ve azalışlar yapılarak nüfus kabullerinin yapıldığı, kentsel gelişme alanı büyüklüklerinin bu nüfus kabulleri üzerinden hesaplandığı, bu tür bir süreç sonucunda elde edilen kentsel gelişme alanı büyüklük hesaplamalarının doğruluğu/geçerliliğinin ciddi derecede şüpheli hale getirildiği, itiraza konu alanlarda önerilen kentsel gelişme alanlarının büyüklüklerine bakıldığında, bölgedeki tarım arazilerinin varlığı da açıkça görüldüğünden planın bu kısmında koruma-kullanma dengesinin gözetildiğinin söylenemeyeceği,
Bölgedeki verimli tarım arazilerinin korunabilmesi için Bilirkişi Kurulunun, plan paftalarında belirlenen kentsel gelişme alanlarının leke büyüklüklerinin bilimsel yöntemlere dayandırılarak, güncel nüfus verileri ile tekrar hesaplanması gerektiği kanaatinde olduğu, planın bu kısmında koruma-kullanma dengesini gözetilerek, tarım arazilerini koruyacak şekilde bölgede önerilen kentsel gelişme alanları daraltması gerektiği, 10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde itiraza yönelik her hangi bir değişiklik yapılmadığı” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.

Dairemizce yapılan 19 ve 20 sayılı itirazlara yönelik değerlendirmede;
Çevre Düzeni Planı’na muhtelif tarihlerde açılan davalar sonucunda Danıştay Altıncı Dairesinin E:2010/786 sayılı dosyasında 26.12.2012 tarih ve K:2012/8225 ile planların tümünün iptaline karar verilmiş, iptal kararının gereği olarak istatistiki bölge bazında hazırlanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı, Bakanlıkça 23.06.2014 tarih ve 9948 sayılı Olur’u ile onaylanmış askı süreçlerindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında da 30.12.2014 ve 16.11.2015 tarihlerinde yeniden onaylanmıştır. Üst ölçek plan olmadan geçen yaklaşık 2 yıllık süreçte, birçok bölgede ilgili idareleri tarafından onaylanan alt ölçekli planlar ile tarım alanlarının, sanayi ve konut kullanımlarına açıldığı, ilgili idareleri tarafından mevzuata uygun olarak onanan planların da Bakanlık tarafından onanan dava konusu plana işlendiği, kazanılmış hakların korunması bağlamında planların yapımında bu ilkenin gözetilmesi amacıyla, var olan imar planlarının davaya konu plana işlendiği davalı idarece ifade edilmiştir. İtiraz maddesinde yer alan alanların kısmen yapılaştığı, kentlerin gelişme yönü, mekansal gelişme eğilimleri doğrultusunda kullanım kararlarının getirildiği görülmüştür.
(**) sembolü altında genel değerlendirme uyarınca; davaya konu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının plan notları değerlendiğinde, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise mutlaka ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı yönünde olmayacağı sonucuna ulaşılmıştır.
Dosya içeriğinden, plan araştırma raporunda, planlama bölgesindeki tarımsal toprakların niteliği ve kullanım kabiliyeti ile değerli tarım topraklarının mekânsal dağılımını tespit etmeye ve değerlendirmeye yönelik veri ve bilgilerin toplanmış olduğu, bunların analiz edildiği ve eşik çalışmaları bağlamında dikkate alındığı ve sonuç olarak planlama bölgesi içinde yerleşilebilir ve yerleşilemez alanların eşikler doğrultusunda belirlendiği anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçlar kentlerin gelişme yönü, mekansal gelişme eğilimleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, şematik olarak yerleşme alanlarının belirlendiği ve yukarıda belirtildiği gibi davacının itiraz ettiği bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılacağı anlamına gelmediği açıktır.
Bu itibarla davanın bu kısmı yönünden hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Diğer taraftan davalı idarece 10/10/2018 tarihli ÇDP değişikliği ile Menderes gelişim alanının daraltıldığı belirtilmiştir.

İtiraz 21
Dava dilekçesinde;
… sayılı paftada Menderes Deltasında turizm tesis alanının Küçük Menderes Deltası Önemli Doğa Alanı sınırları içerisinde bulunduğu, bölgede, nesli küresel ölçekte tehlike altında olan memeli türlerinden farekuyruklu yediuyur (Myomimus roachi) yaşamadığı, Benekli kaplumbağa (Emys orbicularis), Yunanistan kaplumbağası (Testudo graeca) ve ev yılanı (Zamenis situla) alanda yaşayan önemli sürüngen türleri olduğu ileri sürülerek iptali istenilmiştir.

Savunmada;
14 sayılı itiraz maddesinde aktarılan ortak savunmada bulunulmuştur.

Bilirkişi Kurulunca;
Uydu görüntülerine göre, plan paftalarında turizm tesis alanı olarak gösterilen alanların Dr. Sabri Yayla Bulvarı’nın güneyinde kalan kısımları halihazırda yapılaştığı, Buvarın kuzeyinde kalan kısımların ise henüz yapılaşmadığı, itiraza konu turizm tesis alanı önerilerinin, Turizm Merkezi sınırları içinde yer almakta iseler de en kuzey kısımda kalan turizm tesis alanı önerisinin plan paftalarında “Yaban Hayatı Koruma ve Geliştirme Alanı” nın üzerinde önerildiğinin görüldüğü, ilaveten bu alan plan paftasında “doğal sit” alanı olarak gösterildiği,
Davaya konu planın Plan Hükümleri Raporu’nun 11. Sayfasında Yaban Hayatı Koruma ve Geliştirme Sahaları için “4.64.sayılı yaban hayatı koruma ve geliştirme sahaları: yaban hayatı değerlerine sahip, korunması gerekli yaşam ortamlarının bitki ve hayvan türleri ile birlikte mutlak olarak korunduğu ve devamlılığının sağlandığı sahalar ile av ve yaban hayvanlarının ve yaban hayatının korunduğu, geliştirildiği; av hayvanlarının yerleştirildiği, yaşama ortamında iyileştirici tedbirlerin alındığı ve gerektiğinde özel avlanma planı çerçevesinde avlanmanın yapılabildiği sahalardır.” maddesinin bulunduğu, 4.64 sayılı plan hükümlerinin Yaban Hayatı Koruma ve Geliştirme Alanları’nın mutlak olarak korunması gereken alanlar olarak belirttiği, bu yüzden, itiraza konu turizm tesis alanı önerisi ile yaban hayatı koruma ve geliştirme alanlarının üst üste çakıştığı bölümleri 4.64 sayılı plan hükmüne aykırı olduğu, söz konusu turiszm tesis alanının, bölgedeki doğal yaşamı açıkça tehdit ettiği, bölge hem bir doğal sit alanı, hem yaban hayatı koruma ve geliştirme alanı hem de sulak alanlar içinde yer aldığı, bu yüzden itiraza konu olan turizm tesis alanlarının çevre düzeni planlarının amaçlarına ve planlama ilke ve esaslarına aykırı olduğu, 10.10.2018 onaylı çevre düzeni planı değişikliğinde bu itiraza yönelik her hangi bir değişiklik yapılmadığı” tespit ve değerlendirmelerinde bulunulmuştur.

Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Menderes Deltası Turizm tesis alanı hakkında görüntülerine göre, plan paftalarında turizm tesis alanı olarak gösterilen alanların Dr. Sabri Yayla Bulvarı’nın güneyinde kalan kısımları halihazırda yapılaştığı, Buvarın kuzeyinde kalan kısımların ise henüz yapılaşmadığı, itiraza konu turizm tesis alanı önerilerinin, Turizm Merkezi sınırları içinde yer almakta iseler de en kuzey kısımda kalan turizm tesis alanı önerisinin plan paftalarında “Yaban Hayatı Koruma ve Geliştirme Alanı” nın üzerinde önerildiği, ilaveten bu alan plan paftasında “doğal sit” alanı olarak gösterildiği, davaya konu planın Plan Hükümleri Raporu’nun 11. Sayfasında Yaban Hayatı Koruma ve Geliştirme Sahaları için “4.64.sayılı Yaban Hayatı Koruma Ve Geliştirme Sahaları: Yaban Hayatı Değerlerine Sahip, Korunması Gerekli Yaşam Ortamlarının Bitki Ve Hayvan Türleri İle Birlikte Mutlak Olarak Korunduğu Ve Devamlılığının Sağlandığı Sahalar İle Av Ve Yaban Hayvanlarının Ve Yaban Hayatının Korunduğu, Geliştirildiği; Av Hayvanlarının Yerleştirildiği, Yaşama Ortamında İyileştirici Tedbirlerin Alındığı Ve Gerektiğinde Özel Avlanma Planı Çerçevesinde Avlanmanın Yapılabildiği Sahalardır.” maddesinin bulunduğu, 4.64 sayılı plan hükümlerinin Yaban Hayatı Koruma ve Geliştirme Alanları’nın mutlak olarak korunması gereken alanlar olarak belirttiği, bu yüzden, itiraza konu turizm tesis alanı önerisi ile yaban hayatı koruma ve geliştirme alanlarının üst üste çakıştığı bölümlerinin 4.64 sayılı plan hükmüne aykırı olduğu, söz konusu turiszm tesis alanının, bölgedeki doğal yaşamı açıkça tehdit ettiği, bölge hem bir doğal sit alanı, hem yaban hayatı koruma ve geliştirme alanı hem de sulak alanlar içinde yer aldığı, bu yüzden itiraza konu olan turizm tesis alanlarının çevre düzeni planlarının amaçlarına ve planlama ilke ve esasları ile hukuka aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Dava konusu işlemin;
İtiraz 3- 7.48 sayılı plan hükmü yönünden konusu kalmayan dava hakkında
oybirliği ile KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA
2. Dava konusu işlemin;
İtiraz 1- Plan Uygulama Hükümlerinin tarım ve hayvancılık geliştirme alanlarına ilişkin 8.2.11.3 plan notunda yer alan “bu planda değişikliğe gerek olmaksızın” ibaresinin,
İtiraz 6- Plan Uygulama Hükümlerinin 8.2.10.4 sayılı maddesinde lojistik merkezlere ilişkin plan notunda yer alan “bu planda değişikliğe gerek olmaksızın” ibaresinin, İtiraz 18-Kula OSB kullanım kararının,
İtiraz 15- Sasalı kentsel gelişme alanı kullanım kararının,
İtiraz 17- Yeniköy gelişme alanı belirlemesinin,
İtiraz 21- Menderes Deltası turizm tesisi kullanım kararının,
oybirliği ile İPTALİNE,
İtiraz 2- Plan Hükümleri Raporu’nun 7.26 sayılı maddesinin
oyçokluğu ile İPTALİNE,
3. Diğer kısımlar yönünden oybirliğiyle DAVANIN REDDİNE,
4. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam …-TL yargılama giderinin yarısı olan …-TL yargılama giderinin davacı üzerine bırakılmasına, …-TL yargılama giderinin ise davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,
5. Dava kısmen iptal kısmen ret ile sonuçlandığından, iptal edilen kısım yönünden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca …-TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, reddedilen kısım yönünden …-TL’nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6. Keşif avansından artan …-TL tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacının göstereceği hesap numarasına iadesine,
7. Posta gideri avansından artan tutarın davacının ve davalı İdarenin göstereceği hesap numarasına iadesine,
8. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 gün içerisinde Danıştay Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 24/05/2021 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY:

Plan Hükümlerinin 7.26 sayılı maddesinde: “Bu plan kapsamındaki alanlarda, ihtiyaç olması halinde güvenlik, sağlık, eğitim, bölge parkı/büyük kentsel yeşil alanlar v.b. gibi sosyal donatı alanları; kent veya bölge/havza bütününe yönelik her türlü atık bertaraf tesisleri ve bunlarla entegre geri kazanım tesisleri, arıtma tesisleri, belediye hizmet alanı, mezbaha, karayolu, demiryolu, havaalanı, baraj, enerji iletimi, yenilenebilir enerji üretim ve doğalgaz depolama gibi teknik altyapı alanları, organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgeleri ve serbest bölgeler, yapılabilir. bu kullanımlara ilişkin imar planları, çed yönetmeliği kapsamında kalanlar için çevresel etki değerlendirmesi olumlu veya çevresel etki değerlendirmesi gerekli değildir kararının bulunması; çed yönetmeliği kapsamı dışında olanlar için ise, ilgili kurum ve kuruluşların uygun görüşü olması kaydı ile bu planda değişikliğe gerek olmaksızın, kurum ve kuruluşların görüşlerine uyularak ilgili idaresince hazırlanır ve onaylanır. onaylanan planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere bakanlığa gönderilir. söz konusu tesisler/tesis alanları amacı dışında kullanılamaz. Yakma veya katı atık düzenli depolama alanlarının yanı sıra fiziksel/kimyasal/biyolojik önişlem ünitelerini içeren entegre atık bertaraf veya geri kazanım tesislerinin yer seçimi, atığın en yakın ve en uygun olan tesiste bertaraf edilmesi ilkesi çerçevesinde, bölgenin atık miktarı dikkate alınarak ilgili kurum ve kuruşların görüşü doğrultusunda belirlenir.” kuralı yer almıştır.
Bu plan hükmü 10.10.2018 tarihli plan değişikliği ile; “Bu plan ile belirlenen alanlarda ihtiyaç olması halinde güvenlik, sağlık, eğitim v.b. Sosyal donatı alanları, büyük kentsel yeşil alanlar, kent veya bölge/havza bütününe yönlek her türlü atık bertaraf tesisleri ve bunlarla entegre geri kazanım tesisleri, arıtma tesisleri, sosyal ve teknik alt yapı, belediye hizmet alanı, mezbaha amaçlı imar planları; ÇED yönetmeliği kapsamında kalanlar için “Çevresel Etki Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Mekansal Planlama Genel Müdürlüğü İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değerlendirmesi olumlu veya çevresel etki değerlendirmesi gerekli değildir” kararının bulunması, ÇED yönetmeliği kapsamı dışında olanlar için ise ilgili kurum ve kuruluşların uygun görüşü olması kaydı ile bu planda değişikliğe gerek olmaksızın, kurum ve kuruluşların görüşlerine uyularak ilgili idaresince hazırlanır ve onaylanır. Onaylanan planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere Bakanlığa gönderilir. Söz konusu tesisler/tesis alanları amacı dışında kullanılamazlar. Yakma veya katı atık düzenli depolama alanlarının yanı sıra fiziksel/kimyasal/biyolojik önişlem ünitelerini içeren entegre atık bertaraf veya geri kazanım tesislerinin yer seçimi, atığın en yakın ve en uygun olan tesiste bertaraf edilmesi ilkesi çerçevesinde, bölgenin atık miktarı dikkate alınarak ilgili kurum ve kuruluşların görüşü doğrultusunda belirlenir.” şeklinde yeniden düzenlenmiştir.
Dairemizce, 1/100.000 ölçekli Çevre düzeni planlarına yönelik açılan dava dosyalarında söz konusu hükmün, fazlasıyla genel bir madde olduğu hangi kullanım ve yatırımların plan değişikliği gerektirdiğinin çerçevesi çizilmek suretiyle plan hükmünün yeniden düzenlenmesi gerektiği gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir. Söz konusu gerekçe dava konusu plan hükmü içinde geçerli olmakla birlikte 10/10/2018 onay tarihli planla, belirtilen çerçeve çizilerek plan hükümleri yeniden düzenlenmiştir. Yeniden düzenleme ile güvenlik, sağlık, eğitim, sosyal donatı alanları, büyük kentsel yeşil alanlar, atık ve bertaraf tesisleri. sosyal teknik altyapı, belediye hizmet alanı mezbaha kullanımlarının plan değişikliği olmaksızın yapılabileceği belirtilerek plan hükmünün çerçevesi çizilmiştir.
Bu durumda davaya konu 7.26. sayılı plan hükmünün değiştirilerek yürürlükten kaldırıldığı anlaşıldığından 7.26 sayılı plan hükmü açısından konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği oyu ile kararın bu kısmına katılmıyorum.