YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/18467
KARAR NO : 2015/13235
KARAR TARİHİ : 29.06.2015
Mahkemesi : İş Mahkemesi
Dava Türü : Alacak
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Dosyadaki yazılara, hükmün uyulan önceki Yargıtay bozma ilamına uygun biçimde verilmiş olmasına, bozma ile kesinleşen ve karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça ve yasaca cevaz bulunmamasına göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının ile reddine,
2-Davacı vekili, müvekkilinin davalı ..’un asıl işverenliğinde diğer davalının işçisi olarak çalışırken iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini, alacaklarının tahsili için yapılan takibe haksız olarak itiraz edildiğini iddia ederek itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar davanın reddini istemişlerdir.
Mahkemece davalı ….hakkındaki davanın kısmen kabulüne, diğer davalı hakkındaki davanın husumetten reddine karar verilmiş, davacının temyizi üzerine Dairemizin 27.05.2013 tarihli ilamı ile “…Dosya içerisinde bulunan davalı şirket ile … arasında imzalanan arsa satışı karşılığı gelir paylaşımı işine dair sözleşmenin 14. maddesinde yüklenici adi ortaklığın işçi alımı hakkında davalı şirkete bildirimde bulunması ve davalının bu işçiler hakkında işçiyi kabul edip etmediğini var ise değişiklik talebini yükleniciye bildireceği belirtilmiştir. Söz konusu hüküm davalı şirketin asıl işveren sayılması gerekip gerekmeyeceğine dair tereddüt oluşturduğu gibi Mahkemece yapılan araştırma davalı şirket ile dava dışı adi ortaklık arasındaki ve bu duruma bağlı olarak davacının davalı şirketler karşısındaki durumu hakkında net bir sonuca varılmasını sağlayacak yeterlilikte değildir.
Hâkimin davayı aydınlatma ödevi kapsamında (HMK 31. madde) daha önce ifadelerine başvurulan taraf tanıkları yeniden duruşmaya davet edilerek özellikle davalı işçi alımına (yazılı sınav,mülakaat vb) yine işten çıkartmaya ilişkin işlemlerin,işin düzenlemesine dair talimat verilmesi ve denetlenmesinin, işçilerin izin taleplerinin değerlendirilmesinin fiilen kim veya kimler tarafından gerçekleştirildiğinin açık bir şekilde tanıklardan sorulması ve tüm dosya kapsamının bu ifadelerle birlikte değerlendirilmesi suretiyle davalı …. ile diğer davalının da aralarında bulunduğu adi ortaklık arasında asıl-alt işveren ilişkisinden bahsedilip bahsedilemeyeceği, veyahut davalı…!nin yalnızca ihale makamı sıfatı taşıyıp taşımadığı (İş Kanunu 36. maddesi de bu bağlamda değerlendirilerek) şüpheye yer vermeyecek şekilde tespit edilerek davaya konu alacaklar hakkında karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ile hüküm kurulması isabetsiz olmuştur.
3-Karar tarihi itibariyle yürülükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7/2. maddesinde, husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmesi halinde AAÜT’nin 3. kısmına göre avukatlık ücretine hükmedileceği ancak hükmedilecek tutarın tarifenin 2.kısmının 2. bölümündeki tutarları geçemeyeceğinin belirtilmiş olmasına karşın anılan sınırlamaya uyulmaksızın davalı … yararına fazla avukatlık ücretine hükmedilmesi de hatalıdır.” gerekçesi ile bozulmuştur.
Mahkeme bozma kararına uymuş, davacı tanıklarının beyanını tespit ettikten sonra davalı ..’nin işi anahtar teslimi verdiği, asıl işveren olmadığını belirterek bu davalı hakkındaki davanın husumetten reddine, diğer davalı şirket hakkındaki davanın kısmen kabulune karar vermiştir.
Davalı ….’nin ihale makamı olarak ücret alacağından sorumlu tutulup tutulmayacağı ihtilaflıdır.
4857 sayılı İş Kanununun 36 ncı maddesinde, “Genel ve katma bütçeli dairelerle mahalli idareler veya kamu iktisadi teşebbüsleri yahut özel kanuna veya özel kanunla verilmiş yetkiye dayanılarak kurulan banka ve kuruluşlar; asıl işverenler müteahhide verdikleri her türlü bina, köprü, hat ve yol inşası gibi yapım ve onarım işlerinde çalışan işçilerden müteahhit veya taşeronlarca ücretleri ödenmeyenlerin bulunup bulunmadığının kontrolü, ya da ücreti ödenmeyen işçinin başvurusu üzerine, ücretleri ödenmeyen varsa müteahhitten veya taşeronlardan istenecek bordrolara göre bu ücretleri bunların hakedişlerinden öderler” şeklinde kurala yer verilmiştir. Bu düzenlemeye göre ihale makamı, işçi ücretlerinin ödenip ödenmediğini kontrol etmek durumundadır. Yapılacak olan kontrol ya da işçinin başvurusu üzerine ödenmeyen ücretlerin bulunduğunun tespit edilmesi halinde, belli şartlarla ihale makamının sorumluluğu söz konusu olur. İhale makamının yapmış olduğu ilan üzerine işçilerin başvuruda bulunmamış olmaları, kamu kurumunun anılan madde kapsamındaki sorumluluğunu ortadan kaldırmayacaktır.
Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise, işçilerin her hak ediş dönemi için olan ücret alacaklarının üç aylık tutarından fazlası hakkında adı geçen idarelere herhangi bir sorumluluk düşmeyeceği öngörülmüştür. Maddede sözü edilen ücret her hak ediş dönemi için “son üç aylık temel ücret” olarak değerlendirilmelidir. Yine ihale makamının ihbar ve kıdem tazminatı ile kullandırılmayan izinler sebebiyle herhangi bir sorumluluğu söz konusu değildir.
İhale makamı olan kamu kurumunun, her hak ediş dönemine ilişkin son üç aylık ücretten sorumluluğu, Yasadan doğan bir sorumluluktur. İşverenle ihale makamının birlikte dava edilmesi durumunda, müştereken müteselsilen sorumluluğa dair karar verilmelidir. İhale makamının tek başına dava edildiği durumlarda, işçinin mükerrer yararlanmasını önlemek için işverence sözü edilen ücretlerin ödenip ödenmediği araştırılmalıdır.
Somut olayda, mahkemenin bozma sonrası yaptığı yargılama sonucu topladığı delillere ve özellikle dinlenen tanık anlatımlarına göre davalı …’nin işini anahtar teslimi sureti ile verdiğinden asıl işveren olmadığına ilişkin kabulü yerindedir. Davalı …’nin asıl işveren olmaması nedeni ile kıdem tazminatı, yıllık izin ve fazla mesai ücretinden sorumlu tutulması mümkün değildir. Ancak 4857 sayılı Yasa’nın 36.maddesine göre işini anahtar teslimi sureti ile davalı şirkete gördüren davalı ….’nin ihale makamı olarak yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda her hakediş dönemi için ödenmeyen 3 aylık ücret alacağından sorumluluğu sözkonusu olduğundan bu konuda yine yukarıda yazılı açıklamalar doğrultusunda araştırma yapılarak ödenmeyen ücret alacağından sorumlu olup olmadığı belirlenmelidir.
O halde davacı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 29.06.2015 gününde oybirliği ile karar verildi.