Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2015/5994 E. 2015/13820 K. 23.12.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/5994
KARAR NO : 2015/13820
KARAR TARİHİ : 23.12.2015

MAHKEMESİ : G
TARİHİ : 29/12/2014
NUMARASI : 2014/674-2014/898

Taraflar arasında görülen davada … 1. Averilen 29/12/2014 tarih ve 2014/674-2014/898 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkillerinin davalı şirkette % 45, gerçek kişi davalıların ise % 55 oranında hisse sahibi olduklarını, şirketin yüksek karlılığa rağmen müvekkillerine kar payı dağıtılmadığını, sair hakları ile ilgili bilgi de verilmediğini, 2010 yılı genel kuruluna katılmamalarına rağmen imzalarının şüpheli şekilde tamamlandığını, şirket yönetimini elinde bulunduran davalıların usulsüz işlemleri sebebiyle malvarlıklarının ciddi oranda arttığını, ortaklar arasında giderilemeyecek ölçüde güvensizlik ve anlaşmazlık oluştuğunu ileri sürerek, haklı sebeple şirketin feshine veya davacı müvekkillerinin paylarının karşılığının, karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerinin ödenip, davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar vekili, şirket yönünden husumetten, diğer davalılar yönünden ise haklı sebebin oluşmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, şirketin devamlılığının esas olduğu, davalı şirketin malvarlığıyla şirket ana sözleşmesinde yer alan amaçları rahatlıkla gerçekleştirebilecek durumda ve halen faal olduğu, şirket aktifinin zarar açıklanan 2010 senesinde bile enflasyon oranlarının çok üzerinde arttığı, yönetici ve diğer ortakların şirket mallarını kendi aralarında tasfiye ettiklerine dair bir delil bulunmadığı, davacıların, 2010 senesinde yapılan genel kurul toplantısına ilişkin yakınmaları hakkında işbu davanın açıldığı tarihe kadar ve halen açılmış bir iptal davası olmadığı, kar payına ilişkin iddiaların ise bir sorumluluk davasında etraflıca denetlenebileceği, ortaklar arasında güvensizlik oluştuğuna ilişkin iddianın ciddi bulunmadığı, davalı şirketin tasfiyesini veya davacıların ortaklıktan çıkarılmasını gerektiren haklı bir sebep olmadığı gerekçesi ile şirket hakkındaki davanın esastan, diğer davalılar hakkındaki davanın ise husumet yokluğundan reddine karar verilmiştir.
Kararı davacılar vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacılar vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacılar vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 23/12/2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Dava, 6102 sayılı Yasa’nın 531. maddesi uyarınca davalı anonim şirketin haklı sebeple feshine ilişkin olup, dava 6102 sayılı Yasa’nın 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra 15.11.2012 tarihinde açılmıştır. Davacıların ileri sürdükleri fesih sebeplerinin tamamının Yasa’nın yürürlük tarihinden önce gerçekleştiği uyuşmazlık konusu değildir.
6103 sayılı TTK’nın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 2/1. maddesinin a-b-c bentlerine göre eski kanun zamanında gerçekleşen hukuki olaylara eski kanun, yeni kanun zamanında gerçekleşen olaylar ise yeni kanuna göre değerlendirilecektir. Dolayısıyla kanunların geriye etkili olarak uygulanmaması kuralı bu maddede bir kez daha ifade edilmiştir. Kural bu olmakla birlikte anonim şirketin haklı nedenle feshinin eski TTK’da düzenlenmeyip ilk defa yeni TTK’da düzenlenmiş olması nedeniyle Yürürlük Yasa’sının 3. maddesi gözetildiğinde eski TTK zamanında meydana gelen sebeplere dayanarak anonim şirketin feshinin mümkün olup olmadığının somut davada değerlendirilmesi gerekmektedir. Yasa’nın 3. maddesine göre, eski kanun zamanında kurulan ancak yeni kanun zamanında da varlığını devam ettiren hukuki ilişkiler bakımından eğer hukuki ilişkinin içeriği taraf iradelerinden bağımsız olarak kanun tarafında düzenlenmişse bu hukuki ilişkinin yeni kanunun yürürlüğe girmesinden sonra meydana getireceği hukuki sonuçlar yeni kanuna göre değerlendirilecektir. İçeriği taraf iradeleriyle serbestçe belirlenmiş hukuki ilişkilere (örneğin sözleşme) ise yeni kanun değil, hukuki ilişkinin kurulduğu tarihteki yasa uygulanacaktır. Ancak tarafların iradelerinden bağımsız olarak kanunla düzenlenen hukuki ilişkilere yeni kanunun uygulanacak olması ancak yeni kanunun yürürlüğe girdiği dönemden sonra meydana gelen hukuki olay ve işlemler için söz konusu olacaktır. Yoksa eski yasa zamanında gerçekleşen ve tamamlanan olaylara yeni yasanın uygulanması söz konusu değildir. Buna Yasa’nın 2. maddesi engeldir.
Somut davada, davalı şirket eski yasa zamanında kurulmuş olmasına ve o tarihte anonim şirketin haklı nedenle feshi yasada yer almamasına rağmen yeni yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte Yürürlük Yasası’nın 3. maddesi gereğince davalı şirketin de haklı nedenle feshi talep edilebilecek ise de haklı nedenle fesih sebeplerinin Yürürlük Yasası 2. maddesi gereğince yeni yasanın yürürlüğe girmesinden sonra gerçekleşmesi veya en azından eski yasa zamanında gerçekleşen sebebin yeni yasa döneminde de devam ediyor olması gerekir. Söz konusu olay eski yasa zamanında gerçekleşmiş ve tamamlanmışsa anonim şirketin feshinin tamamlanan olaya dayalı olarak talep edilmesine 3. madde cevaz vermemektedir. Somut davada maddi vakıalar eski yasa zamanında gerçekleşmiş ve tamamlanmış olup bu maddi vakıaların yarattığı olumsuz sonuçlar yeni yasa döneminde ve dava tarihinde hissedilse dahi bu durum şirketin feshi için yeterli olmayıp mahkemenin bu sebepleri incelemek suretiyle verdiği kararın gerekçesi değiştirilmek suretiyle onanması gerektiği görüşünde olduğumdan çoğunluğun mahkeme gerekçesini besimsemek suretiyle verdiği onama kararına katılmıyorum.

KARŞI OY

6102 sayılı TTK ile TTK’nın zaman yönünden uygulanma alanları, 6103 sayılı Uygulama Kanun’un 2. maddesinde belirlenmiştir. 6103 sayılı Kanun m. 2/a gereğince, TTK’nın yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen olayların hukuki sonuçlarına, bu olaylar hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişlerse, o kanun hükümleri uygulanır. 6103 sayılı Kanun m. 2/b gereğince TTK’nın yürürlüğe girdiği tarihten önce gerçekleşmiş hukuki fiiller, bağlayıcılıkları ve hukuki sonuçları itibariyle, bu tarihten sonra dahi, gerçekleştikleri tarihte yürürlükte bulunan kanuna tabidir. 6103 sayılı Kanun m. 2/c gereğince, TTK’nın yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen olaylara TTK hükümleri uygulanır.
6103 sayılı Kanun’un öngördüğü bu kurallar gereğince, anonim ortaklığın haklı sebeple feshi davasının, ancak TTK’nın yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen hukuki olgulara dayalı olarak açılması mümkün olabilecektir. eTTK döneminde meydana gelen hukuki olay ve işlemlerden dolayı haklı sebeple fesih davası açılabilmesi, ancak bu olay ve işlemlerin, 6102 sayılı TTK yürürlüğe girdikten sonra da devam etmesi halinde sözkonusu olabilir. (Şahin, A: Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi, sh. 49. vd.)
Somut olayda, dava 15/11/2012 tarihinde açılmış ve 6102 sayılı TTK’nın yürürlük tarihinden önceki nedenlere dayanılmıştr. Öncelikle yukarıda açıklanan nedenlerle bu davadan TTK madde 531’in uygulanma olanağı yoktur.
6102 sayılı TTK’nın yürürlük tarihi olan 01/07/2012’den önceki olaylara uygulanma olanağı, tarafların iradesinden bağımsız olarak kanunla düzenlenen hukuki ilişkilerde sözkonusu olmaktadır. (6103 s. Uygulama Kanunu m. 3/1) Anonim ortaklıklar bakımından haklı sebeple feshe ilişkin eTTK’da hüküm bulunmadığı, ancak esas sözleşmenin ortaklığın haklı sebeplerle fesih edilebileceği yönündeki hükümlerinin eTTK madde 434/b. 6 gereğince geçerli olduğu görüşünü Yargıtay’ın bu kabulü karşısında, haklı sebeple feshi düzenleyen TTK m. 531 hükümleri karşısında tarafların iradesinden bağımsız, kanunla düzenlenen hukuki ilişki olarak değerlendirilemez. Başka bir anlatımla şirket esas sözleşmesi ile haklı sebeple fesih ve sonuçlarının düzenlenmesi mümkündür. Bu durum karşısında TTK’nın 531 maddesini, 6103 s. Uygulama Kanunu m. 3/1 kapsamında değerlendirme ve somut olaya uygulama olanağı yoktur.
Tüm bu nedenlerle, davada eTTK’ya göre değerlendirme yapılarak davanın reddine karar verilmesi gerekir. Bu nedenlerle somut olaya TTK madde 531 uygulanması doğru olmamıştır.