DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2020/3288 E. , 2021/838 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2020/3288
Karar No : 2021/838
TEMYİZ EDENLER : 1- (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
2- (DAVALI): … Bakanlığı
VEKİLİ : …
İSTEMİN KONUSU : Danıştay İkinci Dairesinin 09/01/2020 tarih ve E:2018/4006, K:2020/264 sayılı kararının; davacı tarafından davanın reddi ve tazminatın başlangıcı ile vekalet ücreti yönünden, davalı idare tarafından iptal ve kabule yönelik kısmı yönünden karşılıklı olarak temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: İş Müfettiş Yardımcısı olarak görev yapan davacı tarafından, “İş Müfettişi” kadrosuna atanması istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlem ile bu işlemin dayanağı olan ve 31/10/2012 tarih ve 28453 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Yönetmeliği’nin “Müfettişliğe atanma” başlıklı 37. maddesinin; iş müfettişi kadrolarına yapılacak atamaların süresine ilişkin hususları düzenlemediğinden bahisle iptali ile yoksun kalınan parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay İkinci Dairesinin 09/01/2020 tarih ve E:2018/4006, K:2020/264 sayılı kararıyla;
31/10/2012 tarih ve 28453 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Yönetmeliği’nin dava konusu “Müfettişliğe atanma” başlıklı 37. maddesinin iptali istemi yönünden;
Kamu idarelerinin yerine getirmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin en iyi biçimde yürütülmesini sağlamak amacıyla gerekli önlemleri almaları gerektiği hususunun idare hukukunun temel ilkelerinden olduğu, bu önlemlerin arasında, hizmetin bilgi ve deneyim yönünden yetişmiş personel istihdam edilerek gördürülmesi kuralının da yer aldığı, anılan personelin ehliyet ve başarısının tespiti amacıyla meslek içindeki ilerleme ve yükselmelerinde, idarelerin genel düzenleme yetkisine dayanarak birtakım koşullar belirleyebilecekleri hususunda kuşku bulunmamakla birlikte, bu koşulları belirleyen düzenlemelerin üst hukuk normlarına ve hukukun genel ilkelerine aykırılık taşımaması gerektiği,
İdarelerin düzenleme yapma yetkisi kapsamında getirilen dava konusu 37. maddenin, üst hukuk normu niteliğinde olan ve dava konusu Yönetmeliğin dayanakları arasında yer alan 06/08/1979 tarih ve 7/17925 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan İş Teftişi Tüzüğü’nün 6. maddesinin 1. fıkrasıyla aynı doğrultuda olduğu,
Yapılan açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, idarenin, mevzuat yapma konusunda sahip olduğu takdir yetkisini, kamu yararı ve hizmet gereklerini gözeterek üst hukuk normlarına aykırı olmayacak şekilde kullandığı sonucuna varıldığından, dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı,
Davacının, “iş müfettişi” kadrosuna atanması istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ile yoksun kalınan parasal haklarının ödenmesi istemi yönünden;
Üç yıllık bir staj döneminden sonra yazılı ve sözlü yeterlik sınavına tabi tutulan iş müfettiş yardımcılarının yeterlik sınavında başarı göstermeleri durumunda müfettişlik kadrolarına atanmalarının öngörülmüş olduğu da dikkate alındığında, yazılı ve sözlü sınavları geçerek yeterlik sınavında başarılı olan davacının, iş müfettişliğine atanma hususunda haklı beklenti içerisine girdiği, ancak, aradan geçen zamana rağmen müfettişlik kadrosuna atanamadığı,
Bu durumda, hem bireylerin tüm eylem ve işlemlerde devlete güven duyabilmesi ilkesini ifade eden hukuki güvenlik ilkesine hem de idarenin yaptığı iş ve eylemlerde makul süre içerisinde hareket ederek bireylerin mağduriyetini engelleme işlevi olan hukuki belirlilik ilkesine aykırı olacak şekilde; davalı idarenin gerekli kadro çalışmasını yapmayarak, yeterlik sınavında başarılı olan davacıyı aradan uzunca bir süre geçmesine karşın iş müfettişi olarak atamadığının anlaşılması karşısında, İş Müfettiş Yardımcısı olarak görev yapan davacının “İş Müfettişi” kadrosuna atanması istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı,
Öte yandan, dava konusu bireysel işlemin iptaline karar verildiğinden, işlem nedeniyle davacının mahrum kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi gerektiği gerekçesiyle,
31/10/2012 tarih ve 28453 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Yönetmeliği’nin “Müfettişliğe atanma” başlıklı 37. maddesinin iptali istemi yönünden davanın reddine, davacının, “iş müfettişi” kadrosuna atanması istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptaline, işlem nedeniyle mahrum kaldığı parasal haklarının davalı idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 3.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine; 3.000,00-TL vekalet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI :
Davacı tarafından, dava konusu düzenleyici işlemde müfettişliğe atama süresine ilişkin herhangi bir düzenlemeye yer verilmemesinin hukuki belirlilik ve hukuki güvenlik ilkelerine aykırı olduğu, dava konusu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının müfettişliğe atanmaya hak kazandığı tarihten itibaren tazmin edilmesinin gerektiği, davanın idare bakımından seri dava olarak nitelendirilmesi ve aleyhine hükmedilen vekalet ücretinin de Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde seri davalar için öngörülen miktara göre belirlenmesi gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından, dava konusu bireysel işlemin idari davaya konu olabilecek kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olmadığı, bireysel işlemin dayanağı düzenleyici işlemde, atama işleminin tamamlanmasına ilişkin herhangi bir süre öngörülmediğinden işlemin hukuka ve mevzuata uygun olduğu, idarelerin yargı kararıyla belli bir kadroya atama yapmaya zorlanamayacağı, dava konusu işlem nedeniyle oluşmuş herhangi bir maddi kayıptan söz edilemeyeceği, tazmin kararına hükmedilmesi durumunda karar tarihinin esas alınması gerektiği, davacının 2019/138 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile İş Müfettişi olarak atamasının yapıldığı ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI :
Davacı tarafından, savunma verilmemiştir.
Davalı idare tarafından, savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Davalı idarenin temyiz istemi yönünden;
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar kararın iptal ve kabule ilişkin kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Davacının temyiz istemine gelince;
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 48. maddesinin 2. fıkrasında, temyiz dilekçelerinin 3. madde esaslarına göre düzenlenmesi gerektiği; düzenlenmemiş ise, eksikliklerin on beş gün içinde tamamlatılması hususunun, kararı veren Danıştay veya bölge idare mahkemesince ilgiliye tebliğ olunacağı; bu sürede eksiklikler tamamlanmazsa, temyiz isteminde bulunulmamış sayılmasına, Danıştay veya bölge idare mahkemesince karar verileceği; aynı maddenin 6. fıkrasında; temyizin kanuni süre geçtikten sonra yapılması veya kesin bir karar hakkında olması halinde de kararı veren merci tarafından, temyiz isteminin reddine karar verileceği, ilgili merciin bu kararları ile bu maddenin 2. fıkrasında belirtilen temyiz isteminde bulunulmamış sayılmasına ilişkin kararlarına karşı, tebliğ tarihini izleyen günden itibaren yedi gün içinde temyiz yoluna başvurulabileceği, 7. fıkrasında da, temyiz dilekçesi verilirken gerekli harç ve giderlerin ödenmemiş olduğu, dilekçenin 3. madde esaslarına göre düzenlenmediği, temyizin kanuni süre içinde yapılmadığı veya kesin bir karar hakkında olduğunun anlaşıldığı hallerde, 2 ve 6. fıkralarda sözü edilen kararların, dosyanın gönderildiği Danıştayın ilgili dairesi ve kurulunca, kesin olarak verileceği hükme bağlanmıştır.
Dava dosyasının incelenmesinden; Danıştay İkinci Dairesinin 23/09/2020 tarih ve E:2018/4006 sayılı ara kararıyla, Dairelerinin kararının davacı tarafından da temyiz edildiği, ancak temyiz dilekçesinde bu durumun “itiraz” olarak nitelendirildiği, temyiz dilekçesinin sonuç kısmında ise, temyize konu kararın temyiz edilen kısmının bozulması yönünde bir talepte bulunulmayıp, “düzenleyici işlemin iptaline, mahrum kalınan parasal hakların hesaplanmasında davalı idareye başvuru tarihinin esas alınmasına yönelik kısmının iptaline, dava konusu işlem nedeniyle mahrum kalınan parasal hakların hesaplanmasında ….. hak kazanılan 20/08/2015 tarihinin esas alınmasına karar verilmesine, vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesi kararının iptaline, …. 2020 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin “Seri Davalarda Ücret” başlıklı 22. maddesi ile belirlenen tam ücretin %25’i oranında vekalet ücretine hükmedilmesine, yargılama giderlerinin davalı idare üzerinde bırakılmasına karar verilmesi” yolunda talepte bulunulduğu görüldüğünden, on beş günlük yasal süre içerisinde usulüne uygun olarak yeniden düzenlenen temyiz dilekçesinin; temyiz talebi açık ve net bir şekilde belirtilerek, sonuç ve istem kısmının da kanuna uygun olarak düzeltilmek suretiyle yenilenmesi gerektiğinin, aksi takdirde temyiz isteminde bulunulmamış sayılmasına karar verileceğinin davacı vekiline bildirilmesine karar verildiği, anılan ara kararının davacı vekiline 12/11/2020 tarihinde tebliğ edildiği; ancak yenileme dilekçesinin 30/11/2020 tarihinde dava dosyasına sunulduğu anlaşılmıştır.
Bu durumda, Danıştay İkinci Dairesinin 23/09/2020 tarih ve E:2018/4006 sayılı ara kararının tebliğ edildiği 12/11/2020 tarihinden itibaren on beş günlük yasal süre içerisinde, en son 27/11/2020 tarihinde eksikliklerin tamamlanması gerekirken, yenilenen temyiz dilekçesinin, bu süre geçirildikten sonra 30/11/2020 tarihinde dava dosyasına sunulması nedeniyle 2577 sayılı Kanun’un 48/2. maddesi uyarınca davacının temyiz isteminin incelenmesine hukuken olanak bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin temyiz isteminin reddine,
2. Dava konusu düzenleyici işlem yönünden davanın reddine, bireysel işlemin iptaline, işlem nedeniyle mahrum kaldığı parasal haklarının davalı idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine yönelik Danıştay İkinci Dairesinin temyize konu 09/01/2020 tarih ve E:2018/4006, K:2020/264 sayılı kararının iptal ve kabule ilişkin kısmının ONANMASINA,
3. 2577 sayılı Kanun’un 48/2. maddesi uyarınca davacı tarafından TEMYİZ İSTEMİNDE BULUNULMAMIŞ SAYILMASINA,
4. Kesin olarak, 21/04/2021 tarihinde onamaya ilişkin kısım yönünden oybirliği, temyiz isteminde bulunulmamış sayılmasına ilişkin kısım yönünden oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X-Davacı tarafından sunulan ve Danıştay Genel Yazı İşleri Müdürlüğü kayıtlarına 16/07/2020 tarihinde giren ilk dilekçenin incelenmesinden, her ne kadar, dilekçede Danıştay İkinci Dairesinin 23/09/2020 tarih ve E:2018/4006 sayılı ara kararında bahsi geçen eksiklilikler bulunsa da, dilekçenin içeriği ve temyiz harçlarının yatırılmış olması göz önünde bulundurulduğunda, davacının temyiz iradesinin açık bir şekilde anlaşıldığı ve anılan dilekçenin de süresinde dava dosyasına sunulduğu görülmüş olup, bu nedenle dilekçenin 2577 sayılı Kanun’un 3. maddesine aykırı düzenlendiğinden bahsedilemeyecek olması karşısında, dilekçenin yenilenmesinin istenilmesine gerek bulunmadığı sonucuna varıldığından, davacı tarafından sunulan ilk temyiz dilekçesine istinaden temyiz talebinin esasının incelenmesi gerektiği oyuyla, Daire kararında belirtilen eksikliklerin yasal süresi içerisinde tamamlanmadığı gerekçesiyle davacı tarafından temyiz isteminde bulunulmamış sayılmasına yönelik verilen çoğunluk kararına katılmıyoruz.