Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2015/586 E. 2015/2625 K. 19.02.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/586
KARAR NO : 2015/2625
KARAR TARİHİ : 19.02.2015

Mahkemesi : Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi

Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilâmında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacılar ve davalı Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Somut davada, davacılar vekilince, davacıların davalı işyerinde Haziran 2006 ile Haziran 2007 yıllarında kesintisiz çalıştığının tespitine karar verilmesi talep edilmiş, mahkemece davacı …’ın davalı işyerinde 01.09.2006 – 14.06.2007 tarihleri arasında hizmet akdine dayalı olarak 234 gün çalıştığı, 174 günlük çalışmasının diğer davalı kurum …’ya bildirildiği, 60 günlük aylık brüt 600-TL üzerinden çalışmasının diğer davalı kurum …’ya bildirilmediğinin, davacı …’ın davalı işyerinde 01.09.2006 – 14.06.2007 tarihleri arasında hizmet akdine dayalı olarak 254 gün çalıştığı, 194 günlük çalışmasının diğer davalı kurum …’ya bildirildiği, 60 günlük aylık brüt 600-TL üzerinden çalışmasının diğer davalı kurum …’ya bildirilmediğinin tespitine, karar verilmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 59. maddesi anlamında davacılar arasında mecburi dava arkadaşlığı yoktur. Aynı Yasa’nın 166/4. maddesi anlamında bir bağlantıdan söz etmek de mümkün değildir. Her bir davacı lehine ve aleyhine yürütülen iddialar arasında Hukuk Usûlü Muhakemeleri Kanunu’nun 59. veya 166/4. maddesi anlamında bağlantı bulunmadığı hâlde, mahkemenin davayı tefrik etmeden yargılamayı iyi bir şekilde yürüterek sonuçlandırması imkânı yoktur. Böyle bir durum yargılamanın iyi bir şekilde yürütülmesine engel olduğu gibi isabetli bir karar verilememesi sonucuna yol açar. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 06.10.2010 gün ve 10-429, 2010/449 sayılı v.b. kararlarında da vurgulandığı üzere, her davanın kendine özgü koşullar içereceği gözetilip, davadaki iddiaların, toplanan delillerin bireyselleştirilmesi zorunludur. Bağlantı bulunmaması sebebiyle tefrik edilmeksizin yapılan yargılama sonuca etkili önemli bir usul yanlışlığı olduğundan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 30. maddesinde yer alan ve “Hakim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür” şeklinde ifadesini bulan usul ekonomisi ilkesinin de böyle bir durumda uygulanma yeri yoktur.
Mahkemenin, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki esaslar doğrultusunda, davacıların davalarının tefrik edilmesinden sonra yargılama yaparak elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usûl ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davacı ve davalı Kurum vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 19.02.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.