Danıştay Kararı 5. Daire 2016/43964 E. 2021/971 K. 08.04.2021 T.

Danıştay 5. Daire Başkanlığı         2016/43964 E.  ,  2021/971 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2016/43964
Karar No : 2021/971

DAVACI : …

DAVALI : … Kurulu / …
VEKİLİ : Av. …

DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının iptali istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu kararın; usule aykırı olduğu, davalı idarenin gerekçeli kararında “değerlendirme kriteri” olarak gösterdiği hususların hiçbirinin şahsında gerçekleşmediği, disiplin soruşturması başlatılmadan, savunma hakkı tanınmadan alındığı belirtilerek hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa’nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp “göreve son” müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’NİN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI …’İN DÜŞÜNCESİ: Dava, yargı mensubu olan davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (6749 sayılı Kanun ile kanunlaşmıştır) 3. maddesinin birinci fıkrası uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin olarak Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu’nca verilen … tarih ve … sayılı kararın iptali istemiyle açılmıştır.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, T.C. Anayasası’na, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
Nitekim, T.C. Anayasası’nın 9. maddesinde, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılacağı; 36.maddesinde, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu; 138. maddesinde, hâkimlerin görevlerinde bağımsız oldukları ve Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verecekleri kurala bağlanmış, Anayasa’nın ”Hakimlik ve savcılık teminatı” başlıklı 139. maddesinde ise ”Hakimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.” hükmüne yer verilmiştir.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilen ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmiş bulunan Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde de, bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmış olup, hâkimlerin herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmelerine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışları ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmeleri gerektiği; yargı görevlerini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine getirmek zorunda oldukları; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmaları gerektiği; davranışlarının makul bir kişinin gözünde tasvip edilir nitelikte olmasını sağlamaları ve hâl ve davranış tarzlarının, insanların yargının doğruluğuna ilişkin inancını kuvvetlendirici nitelikte olması gerektiği; yalnızca adaleti sağlamakla kalmamaları, bu görüntüyü yansıtmak zorunda da oldukları; sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda oldukları ve bunu özgürce ve kendi iradeleriyle yapmaları gerektiği; ailelerinin, sosyal ilişkilerinin veya diğer ilişkilerinin, hâkim olarak meslekî davranışlarını veya kararlarını uygunsuz bir şekilde etkilemesine izin vermemeleri gerektiği; yargı görevinin yerine getirilmesinde herhangi bir kimsenin kendilerini uygunsuz bir şekilde etkileyebileceği izlenimine yol açmamaları ve başkalarının böyle bir izlenime yol açmasına müsaade etmemeleri gerektiği; özetle, hâkimlerin yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranmak zorunda oldukları belirtilmiştir.
Yukarıda belirtilen meslek ve davranış kurallarının benimsenmesi ve sürdürülebilmesi bakımından hâkim ve savcıların denetimi ve gerektiğinde bu konuda meşru tedbir ve yaptırımların uygulanması zorunlu olup, bu amaçla T.C. Anayasası’nın 159. maddesi ile kurulan Hâkimler ve Savcılar Kurulu’na, hâkim ve savcılardan meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme ve görevden uzaklaştırma işlemlerini yapma yetkisi tanınmıştır.
22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasında ise, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verileceği belirtilmiş olup; 2.1.2017 tarih ve 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un 11. maddesinin ikinci fıkrasında da, bu kapsamda verilmiş meslekten çıkartma kararlarına karşı, kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’a dava açılabileceği kuralına yer verilmiştir.
Başta FETÖ/PDY olmak üzere terör örgütleriyle veya milli güvenliğe karşı faaliyette bulunan yapı, oluşum ya da gruplarla herhangi bir bağı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının meslekten çıkarılması, demokratik toplumun temel değerlerinden biri olan yargının güvenilirliği ve saygınlığının sağlanması bakımından ayrı bir önem taşımaktadır. Nitekim 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3. maddesinin gerekçesinde; 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve kalkışmanın sorumlusu olan FETÖ/PDY ile bağlantılı yargı mensuplarının görevde tutulmalarının en başta yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleriyle bağdaşmadığı; Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verme ödevi altındaki yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesiyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmesi, örgüt hiyerarşisi içinde ve ideolojik bağlılık duygularıyla hareket etmesinin en başta yargının saygınlığı ve güvenilirliğine zarar vermekte olduğu; Devlet organizasyonu dışındaki başka bir hiyerarşik yapının talimatlarına boyun eğen yargı mensuplarının varlığının, vatandaşların yine Anayasa’nın teminatı altındaki adil yargılanma hakkı önünde büyük bir engel teşkil ettiği; bu nedenlerle, belirtilen türde irtibatları değerlendirilen yargı mensuplarının meslekte kalmalarının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, Anayasa’nın 139 uncu maddesinin ikinci fıkrasında tanınan takdir hakkı da gözetilerek bu düzenlemenin yapıldığı ifade edilmiştir.
667 sayılı KHK’nın yukarıda anılan 3. maddesinde genel olarak terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan söz edilmiş ise de madde gerekçesi dikkate alındığında FETÖ/PDY’nin bunların başında geldiği anlaşılmaktadır. Tedbirin uygulanması için mutlaka terör örgütüyle, terör faaliyetleriyle ve bu arada darbe teşebbüsüyle yargı mensupları arasında bağ kurulması aranmamış; MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen “yapı”, “oluşum” veya “gruplar” ile bağ kurulması yeterli görülmüştür. Anılan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için söz konusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba “üyelik” veya “mensubiyet” şeklinde olması zorunlu olmayıp “iltisak” ya da “irtibat” şeklinde olması da yeterlidir. Öte yandan, terör örgütleri veya MGK’ca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar ile üyeler arasındaki bağın “sübut” derecesinde ortaya konulması aranmamıştır. Böyle bir bağın Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca “değerlendirilmesi” yeterli görülmüştür. Buradaki değerlendirme Genel Kurulun salt çoğunluğunda oluşacak bir “kanaati” ifade etmektedir. Kuşkusuz bu kanaat cezai sorumluluğun bulunup bulunmadığından bağımsız olarak sadece meslekte kalmanın uygun olup olmadığı yönünde bir değerlendirmeden ibarettir ve bu değerlendirme yapılırken, yetkili kurulları belli bir kanaate ulaştıracak nedenler her somut olayın özelliğine göre değişebilecektir.
Nitekim, bazı Anayasa Mahkemesi üyelerinin 667 sayılı KHK uyarınca meslekten çıkartılmasına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nca verilen 4/8/2016 gün ve E:2016/6; K:2016/12 sayılı kararda da yukarıda belirtilen uygulama koşulları aynen benimsenmiş bulunmaktadır.
Dava dosyasının incelenmesinden, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla; ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisi’ndeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş sıfatıyla, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı sıfatıyla v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3. maddesinin birinci fıkrası kapsamında FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin anılan Kanun Hükmünde Kararname hükmü uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verildiği anlaşılmıştır.
Davacı tarafından, dava konusu işlemin savunması alınmadan tesis edildiği ileri sürülmekte ise de, bu eksikliğin yargılama süreci içinde giderilmesinin mümkün olması, 667 sayılı KHK’de öngörülen meslekten veya kamu görevinden çıkarmanın, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak “olağanüstü tedbir” niteliğini taşıması ve davaya konu Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının, disiplin hukukuna ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektiren meslekten çıkarma cezası niteliğinde bulunmaması karşısında bu iddiaya itibar edilmemiştir.
Taraflarca dosyaya sunulan bilgi ve belgeler yukarıda belirtilen mevzuat ve mesleki ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde, davacının silahlı terör örgütü olduğu yargı kararıyla sabit görülen (Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16-956, K:2017/370 sayılı kararı) FETÖ/PDY’nin amaç ve eylemleri doğrultusunda faaliyet yürüttüğü hususunda Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu’nda oluşan kanaatin hukuken haklı ve geçerli nedenlere dayalı olduğu sonucuna varıldığından, bu husus gözetilerek ve davacının meslekte kalmasının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, T.C. Anayasası’nın 139. maddesi ile verilen takdir hakkı çerçevesinde meslekten çıkartılmasında hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin gereği görüşüldü:

A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı’nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa’nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK’nın anılan toplantısında “demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla” Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00’den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK’nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.

2) Davacıya İlişkin Süreç
… tarih ve … sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından … tarih ve … sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın iptali talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan davacının, ceza yargılamasının silahlı terör örgütüne üyelik suçundan Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2016/2 Esas sayılı dosyasında devam ettiği görülmüştür.

B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa’da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa’nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa’nın 5. maddesi: “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.”
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz…”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: “Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar…”

2) AİHS
AİHS’in 6. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.”
AİHS’in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”

AİHS’in 15. maddesi: “Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir.”

3) Kanun
667 sayılı KHK’nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır…”

4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan “Bangalor Yargı Etiği İlkeleri”nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.

C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS’in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS’in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM’e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, “yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması” şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Bu kapsamda davacının adli yardım istemi, Dairemizin 19/09/2017 tarihli kararı ile kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Tebligat ve cevap verme” kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda davalı idare tarafından dosyaya sunulan 31/08/2018 ve 15/02/2019 tarihli ek beyan ve ekleri ile bir adet CD’nin 12/11/2019 tarihli ara kararımızla davacıya tebliğ edilerek, cevap hakkını kullanabilmesi ve beyanlarını dosyaya sunabilmesi için otuz gün süre verilmiştir.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in “Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay’da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay’da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.

2) FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, “Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!”, “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ’nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
“Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup …bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. …Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. …Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır…
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir…
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır…
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir…
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır…”
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ’nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde …siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; –Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.– …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. …FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. (“T” taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ’nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin … ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, “önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV’de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi” şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.

3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM “demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu” belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM’e göre “kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır.” (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa’nın “Hâkimlik ve savcılık mesleği” kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede “… Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar.” denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak “bağımsızlık” ve “tarafsızlık” ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.

4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına” ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir” niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ”kavuşan, bitişen, birleşen”, irtibatlı kavramını ise ”bağlantılı” olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.

5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.

a) ByLock Delili
i. ByLock Uygulamasına İlişkin Genel Değerlendirme
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında belirtildiği üzere ByLock uygulaması, kullanılması için indirilmesi yeterli olmayan ve özel kurulum gerektiren, kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını eklemeden taraflar arasında mesajlaşmanın başlayamadığı, bu bakımından sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân veren, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunan, böylece kullanıcılarının, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlayan bir iletişim sistemidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında; ByLock uygulamasının 2014 yılı başlarında uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olduğu, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve bluetooth yoluyla yüklenildiği hususunun yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşıldığı, ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakınının FETÖ mensuplarına ait örgütsel temasa ve faaliyetlere ilişkin olduğu; kullanıcılar tarafından buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, örgüt liderinin talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye’yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ’ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafi temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, sistemin deşifre olduğunun düşünülmesi halinde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verilerek Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel nitelikte ve amaçta mesajlar gönderildiği ifade edilmiştir.
Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock’a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ”inceleme, kopyalama ve çözümleme” kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de Bylock verilerinin kanuni bir temele dayanmadan ve hukuka aykırı şekilde elde edildiğine yönelik iddialar yönünden yapılan başvuruda; 4/6/2020 tarih ve Başvuru No: 2018/15231 sayılı kararı ile Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi aynı kararında, yapısı, kullanım şekli ve teknik özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkumiyete dayanak olarak alınmasının, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini etkisiz hale getiren keyfi bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceği tespitinde de bulunmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ByLock uygulamasına ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan Y.G. isimli şahıs tarafından İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş beyan: “Bana ByLock adlı programı indirmemi 2014 Temmuz’da Ali adlı kişi söyledi. Önce VPN programını daha sonra da ByLock’u kurmamı, VPN’yi açmadan ByLock’u kullanmamam gerektiğini açıkladı. Daha sonra beni kendisi ekledi ve onaylamamı söyledi. Böylece buradan daha güvenli mesajlaşabilecektik onlara göre. Çünkü 2014 HSYK seçimleri yaklaşmaktaydı ve hızlı bir haberleşme ağı lazımdı.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Malatya Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 16/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “2014 HSYK seçimlerinden yaklaşık 3-4 ay önce E.E.’nin evinde toplanmıştık. … abi denilen kişi bir programdan bahsetti. Bu program üzerinden haberleşeceğimizi söyleyerek telefonlarımızı istedi. Kendisi telefonlarımıza ByLock denilen programı söz konusu sohbet sırasında yükledi. …ByLock programını kullanan cemaatteki herkesin paylaşımlarını görmek mümkün değildi. Sadece arkadaş listesi (grup) şeklinde oluşturulan arkadaşlarla konuşabilmekte ve yazılar paylaşabilmekteydik. …HSYK seçimlerinin sonuna kadar ByLock programı üzerinden haberleşme sağlanıyordu. Cemaat mensuplarının istemleri doğrultusunda seçimlerden sonra ByLock programını sildim.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B. isimli şahsa ait Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 22/03/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “… isimli şahıs telefonuma ByLock yüklemek istedi. Ancak akıllı telefonum olmadığı için yükleyemedi. Ben de eşimin telefonunu kendisinden habersiz aldım. Bir şeyler yaptı. Bundan sonra buradan haberleşeceğiz dedi. …, hâkim ve savcıların kişisel bilgilerini (dünya görüşü, siyasi görüş vs.) özellikle ByLock’tan ona atmamı istiyordu. … bana tablet almamı, başka bir akrabamın adına hat almamı söyledi. Ancak ben bunu da yapmadım. Daha sonra …, bana içinde hat olan bir tablet getirdi. Tablette ByLock programı yüklüydü. Gelen yazıları okuyordum. Ayrıca bana tablette silme programını gösterdi. Herhangi bir durumda onu kullanmamı söyledi.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ö. isimli şahsa ait Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 02/03/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “2014 yılının Ağustos ayında E.Ö. çalıştığı yer olan Silivri’ye gelmemi söyledi. Silivri’ye gittikten sonra beni oradan alıp Silivri İlçesinde oturan D.S.’nin evine götürdü. Burada … kod adlı şahıs da vardı. Kendisi telefonumu istedi. Kendisi bana ByLock isimli programı yükledi. Artık buradan haberleşeceğimizi bana söyledi. Çünkü benim tek kaldığımı, bir şekilde haberleşmemiz gerektiğini söyledi. 2015’in Şubat ayına kadar bu program üzerinden haberleştik.”
Bu durumda, FETÖ tarafından gizliliği sağlamak için örgütsel haberleşme amacıyla oluşturulduğu ve münhasıran FETÖ tarafından kullanıldığı anlaşılan ByLock uygulamasının yüklendiğinin, bu ağa dâhil olunduğunun tespit edilmesi hâlinde, bu kişilerin örgüte üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut örgütle irtibatı ortaya konulmuş olabilecektir.

ii. ByLock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Dava dosyasında, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından davacı hakkında düzenlenmiş “ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı” yer almaktadır. Anılan tutanağın “Abone Tespit Kayıtları” başlığı altında tespit edilen GSM numarasının “…”, “ID’yi Kullanan Kullanıcılar” başlığı altında davacının adı ve TC kimlik numarası ile birlikte ID numarasının “…”, kullanıcı adının “…”, şifrenin “…” olduğu; “SGK Kayıtları” başlığı altında davacının Şanlıurfa Adliyesinde görev yaptığı; “ID’yi Ekleyenlerin verdikleri İsimler” başlığı altında … isimli kişinin davacıyı “…”, … ID numaralı kişinin davacıyı “…”, M.A isimli kişinin davacıyı “…”, M.O. isimli kişinin davacıyı “dursun ali” olarak kaydetmiş oldukları görülmektedir.
Bununla birlikte, davacı Yargıtay … Ceza Dairesinin E:… sayılı dosyasında 10/07/2017 tarihli duruşmada etkin pişmanlık hükümleri kapsamında verdiği ifadede; “BAŞKAN: Peki bu ByLock’la ilgili bu sistem, haberleşme sistemi yani nasıl yükleniyor, ne amaçla yüklendi, bunu kimler kullanır, en yoğun olarak ne zaman kullanıldı ve kullanılmaya neden son verildi? Bu konularda bilginiz var mı? Sanık …: Başkanım MİT’in cevabı olmasaydı ben ByLock kullandığımı hatırlamıyordum. Aktif kullanıp kullanmadığımı bilmiyorum. Yani aktif değildim onu söyleyebilirim. ByLock’u tavsiye eden Sedat, yani sivil eleman. Yani … Kod denilen şahıs. Ya şeyden yani kendimi anlatıyorum, iPhone kullanıyordum, iPhone Store’dan indirdi bana. O teknolojiden biraz anlıyordu. BAŞKAN: Kendi mi indiriyordu bu şahıs? Sanık …: Beni yönlendirme yani beni yönlendirerek indirdi veya kendi indirdi yani benim evde indirdi. Tam hatırlamıyorum orayı ama elektronikten anladığını biliyorum. Sanık …: Ya bize gelmişti. Ya bana gösterdi ben indirdim. Bana gösterdi, iPhone Store’dan bir şey bulmak kolay zor bir şey değil. Veya kendi indirdi. Niçin yükledik, seçim geliyor dedi, yani HSYK seçimleri geliyor dedi. Oradan çalışacağız yani oradan isim soracağız bilmem ne yapacağız falan filan o şekilde bir yuvarlaması oldu ama seçim dediğini hatırlıyorum. Yani seçime çok önem verildiğini biliyorum. Onu hatırlıyorum ölüm kalım meselesi denildi seçimle alakalı. Her şeyimizi işte koyacağız moyacağız orta yere, o tür muhabbetler yapıldı yani. Ya bir kere yapılmadı yani o süreçte yapıldı. BAŞKAN: Orada peki siz yani herkesle WhatsApp gibi görüşebiliyor muydunuz yoksa belli gruplar mı vardı? …: Onu hatırlamıyorum başkamın ama nasıl oluyordu, sana şey mi gönderiyordu mesaj mı gönderiyordu, sen onu tanıyordun da cevap mı veriyordun ama çok uzun süre kullanılmadı seçimden sonra bitti. Hiç kimse kullanmadı onu. Ha sonra kullananlar kim, ben kullanmadım. 2015’te kullanıldı bu, devamında da kullanıldı ama bunu kim kullandı, ne yaptı, ne amaçla kullanıldı, biz sadece seçim zamanında yüklendi, seçimden sonra tamamen irtibat koptu. Ondan sonra da artık sildik attık. Ben kendim sildim attım yani. BAŞKAN: Kendiniz sildiniz. Peki bu daha sonraki tarihlerde bu sistemin MİT tarafından ele geçirildiği, başka bir sistem kullanalım şeklinde bir öner falan. Sanık …: Yok. BAŞKAN: Sen bilmiyorsundur çünkü o yapıdan ayrıldım diyorsun….. BAŞKAN: Bir şifreyle mi kullanılabiliyordu? Sanık …: Ya girişin nasıl olduğunu hatırlamıyorum ama isim, kullanıcı adı, parola vardı sanki yani. Kullanıcı adı, parolayla, kullanıcı ve parola vardı…..BAŞKAN: Evet, şöyle söyleyelim o zaman. Bize gelen teknik rapora göre yaklaşık böyle 30 bin civarında bir gruptan, 5 ve 7 kişi arasında yani daha az olabilir daha çok olabilir 5 ve 7 kişi ortalamasında gruplar oluşturulmuş. Sadece o grup içerisindeki kişiler birbirleriyle görüşebiliyor. Diğerleri yani istediği istediği kişiyi ekleyerek arkadaş grubu gibi görüşemiyor. Yani o grupta mesela sen haberleştiğim dediğin zaman seçim sürecinde falan o grupta kimlerle haberleştin? Sanık …: Ben sadece … Kod’u hatırlıyorum. O yüklemişti bana, yani onun yardımıyla olmuştu. Ben … Kod’u, diğerlerini değil. Üye …: Ondan hiç mesaj geldi mi size? Sanık …: Ondan hatırlamıyorum ya bir şey sormuşsa sormuştur, o konuda bir şey diyemem. BAŞKAN: Aynı kullandığınız telefon sizde varım yoksa o tarihte değişti mi? Üye …: ByLock indirildiği telefon yani. Sanık …: Tabii babamda şu anda hemen getirebilirim. BAŞKAN: Bir inceleme yapıldı mı üzerinde? Sanık …: Yani isteyecektim aslında. Üye …: İnceleme yapılmasını istiyor musunuz? Sanık …: Yani eğer faydası olacaksa tabii ki. BAŞKAN: Babanızda şu an telefon. Sanık …: Yani kim tarafından kullanıldığını tespit etmek mümkünse şeyi. BAŞKAN: Yani kalıcı şekilde silinmişse bir tespit yapılmıyor. Sistem zaten kendini silme üzerine kurgulanmış, öyle ayarlanmış. Sanık …: Ben kendim sildim onu yani sistem kendini silmedi…..” şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür.
Davacı tarafından, 2014 yılı Ağustos – Ekim ayları arasında bu uygulamayı kullandığı, mesajlaşma iddiasını kabul etmediği, bu programı yüklemiş olmanın örgüt üyesi olduğu anlamına gelmediği, mesajlaşma içeriklerinin değerlendirilmesi gerektiği beyan edilmiştir. ByLock uygulaması ile ilgili yukarıda aktarılan hususların, davacının etkin pişmanlık kapsamında vermiş olduğu ifadenin ve davacı hakkında düzenlenmiş olan “ByLock Tespit Tutanağı”nın birlikte değerlendirilmesi sonucunda davacının bu beyanına itibar edilmemiştir.
Netice itibarıyla davacı hakkında düzenlenen “ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı”nın incelenmesinden; davacının … ID numarasıyla ve bir kullanıcı adı ve şifre almak suretiyle bu ağa dâhil olduğu anlaşılmaktadır.

b) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.G., İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 17/02/2017 tarihli şüpheli ek ifade tutanağında; ” 2005 yılı itibari ile Teftiş Kurulu Başkanlığı’na müfettiş olarak geldiğimde S.A.,……. … …….,, K.K. ve Ş.G. bu yapı içerisinde bulunan kişilerdi.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.H.Ç., Yargıtay 16. Ceza Dairesinin E:2016/2 sayılı dosyasının 07/11/2017 tarihli celsesinde; “…2014 HSYK seçimi öncesinde HSYK seçimini kazanacakları şaiyası yayarak mutlaka bylock yüklenilmesi yönünde bazı cemaat mensubu kişilerin ısrarları sonucu ki o bana ısrarda bulunan S.M. olan arkadaşımdır cemaatten. Diyeceğim onları anlatacağım …nun evinde karşılaştığım. Orada başkanım o şeyi düzeltmemiz lazım orada hatalar olmuş şeyde. …’nun 10 Temmuz 2017 segbis beyanında sivil imam olarak ismi geçen … Kod diye biri var. Ben onun evinde gördüm o şahsı ama daha önce tanıdığım biri değil orada karşılaştım orada. Yani siz demişsiniz ki duruşmada, okayacağım da başkanım. Şey madem öyle niye sivil şahıslarla görüşme ihtiyacı hissediyor. Orada denk geldi yani yoksa ben onun orada olduğunu bilseydim zaten hani beni çağırıyor … gelmiyorsun gitmiyorsun hem yakınsın. Kayınpederin evi onlara yakın oturduğu sıradaki yere yakın. Yani gücendi şey yapmadı bana sitem mahiyetinde dediği için. Eve dönerken uğrayayım dedim yani öyle bir uğradığımda denk geldi. Yoksa olduğunu bilseydim zaten hani beni madem çağırmıyor başkalarıyla da işi var o zaman niye beni çağırıyor anlamında içimden serzenişte bulundum aslında şey açısından. Başkanım iddianamedeki şeyler bunlar. Şey ama iddianamenin benim ayrılma sürecindeki yansımalar olarak anlattıklarım bunlar. Bunu da 119’dan başladı 131’e kadar…..”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Z.K., … Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasının 03/07/2017 tarihli celsesinde; ” …. Efendim şimdi bir isim diyeceğim … örneğin. Şu hani en son yakalanan şey var. Hakim vardı. Şu Ergenekon davalarına bakan. Toprakkale öğrenci yurdunda ilk sene beraber kaldık. Beraber kaldık ama yani o birinci seneden sonra gitti, özel evlerine çıktılar. Birkaç arkadaşı ile birlikte ondan sonra cidden bu yapıyla ilişkileri oldu mu olmadı mı bilmiyorum….”
Bununla birlikte, davacı Yargıtay 16. Ceza Dairesinin E:2016/2 sayılı dosyasında 10/07/2017 tarihli duruşmada etkin pişmanlık hükümleri kapsamında verdiği ifadede;”Sanık … : Bir kaç gün strestliyim, sıkıntılıyım da işin doğrusu özellikle bugün de az uyudum, yani heyecanlanabilirim öncelikle onu söylemek istiyorum, su alabilirsem bir de kalem olabilirse iyi olur, aslen Rize Çayeliliyim doğma büyüme İstanbul – Üsküdarlıyım, Üsküdar İmam Hatip Lisesi mezunuyum, lise ikideyken hukuk fakültesine gitmeye karar verdim, hakim olmaya o zaman istiyordum. İmam hatip lisesi dört yıl, iki yıl kazanamadım Kadıköy MEF ‘e gitmiştim, arkadaşımın abisinin tavsiyesi üzerine ikinci yıl hafta içi dershaneye gitmeye karar verdim, Üsküdar ‘da oturuyordum Üsküdar Bağlarbaşında, yürüme mesafesinde Üsküdar FEM dershanesine gittim Altunizade ‘deki FEM dershanesine gittim, arkadaşım C.K. ile birlikte gittik, C.K. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde idare hukukunda profesör, cemaat ile şunla bunla alakası yok, okul arkadaşım, imam hatip arkadaşım, dershanede normal dershane – öğrenci ilişkisi vardı herhangi bir cemaat falan muhabbeti yapılmadı klasik hafta içi 4 gün boyunca dershaneye devam ettim, daha sonra Ankara Hukuk Fakültesini kazandım, C.K. ile birlikte kazandık, aynı liseyi okuduk, aynı üniversiteyi kazandık, abisi bizden iki yaş büyüktü o siyasal kamuda okuyordu, öğrenci evinde kalıyordu kendi bekar öğrenci evinde kalıyordu, biraz ülkücüdür kendileri de onun evinde kalacaktık, bir kişide problem çıktı, yer problemi yani kalma problemi doğdu arkadaşlara dershanedeki arkadaşlara sordum siyasal kazanan arkadaşlara siz nerede kalacaksınız, ne yapacaksınız diye çevreden araştırmaya başladık dershaneden Toprakkale yurdunu tavsiye etmişler kendilerine BAŞKAN : Hangi sene, Sanık … : 90, 90 ‘da kazandım yani, Toprakkaleyi tavsiye etmişler ilk yıl açıldığını yani 90 yılında ilk öğrenci kabul edeceğini söylemişlerdi, hukuk ve siyasal ağırlıklı öğrenci kabul edeceklerini söylediler ben de kayda geldiğimde … ‘in abisinin evinde kaldık oradan da baktım yurda, yurt temizdi bir problem yoktu, 8 kişilik odalar, 10 kişilik odalar bir iki alternatifliydi, ilk yıl orada kalmaya karar verdim, birinci dönemin sonunda eve çıkmaya karar verdik, 5 arkadaş ile eve karar çıkmaya karar verdik yani bekar evine çıkmaya karar verdik yalnız son dakika iki arkadaş sıkıntı yapınca çıkamadık eve çıkmaktan vazgeçtiler sonra anladık ki özellikle idare çıkma konusunda yani yurttan ayrılma konusunda şey yapmış, kandırmış ikna etmiş arkadaşı, bende gönül koydum ilk dönem bittikten sonra ikinci dönem vize ve finallere gittim yurtta kaldım, notlarımı arkadaşlar gönderdiler birinci dönem takip ettim, ikinci dönem dışarıdan ama finallere ve vizelere tabi yurtta şey yaptım kaldım, yurdun yani cemaat ile ilk temasım Üye … : İsmi neydi Sanık … : Toprakkale Öğrenci Yurdu, cemaat yurdu, Aktepe Mamak ‘ın üstü oluyor. Üye … : Akdeıe ?Sanık … : Akdere pardon Akdere ‘de, evet doğru minibüsler öyleydi İncesu minibüsleri vardı oradan hatırlıyorum evet, Üye … : Faal mi hala ? Sanık … : Değildir yani şuan da faal olacağını zannetmiyorum. Üye … : Cemaatin yurdu değil mi ?Sanık … : Tabi tabi cemaatin yurdu, cemaat yurdunda herhangi bir cemaat propogandası yapılmıyordu ilk oda başkanlarını kendileri belirliyorlardı, yüksek sınıftan birileri oluyordu, ama yıl sonlarında oda başkanı ile aram çok iyiydi iyi bir elektrik almıştım kendisiyle buranın cemaat yurdu olduğunu kendisi söyledi, nur cemaatinin işte olduğunu söyledi, BAŞKAN : Kaç kişilikti odalar Sanık … : 8-10 kişilikti yani, arkaya bakan BAŞKAN : Oda başkanı mı vardı, Sanık … : Oda başkanı oda başkanı vardı ama bir propoganda ilk dönem için görmedim fakat amacının yıl sonunda herkes olmasada isteyenleri evlere çıkartmak yani cemaat evlerine çıkartmak olduğunu söylüyordu, ikinci yıl tekrar yurtta kalmanın çok zor olduğunu, amaca aykırı olduğundan dolayı daha ziyade birinci yıl sonunda çıkmak istemeyenlerini de atıyorlardı yurttan yani kalmalarına izin vermiyorlardı, evlerle alakalı cemaat evleri ile alakalı bir imamın olduğunu işte 4-5 öğrencinin yanında üniversitesi öğrencisinin kaldığını, isteyenleri ama isteyenleri bu konuda zorlama yok, yatkın olanları diyelim, kendileri seçse bile gitmek istemeyebilir o anlamda sıkıntı yok, BAŞKAN : İstemeyen yine yurtta kalmaya devam edebiliyor mu, Sanık … : Yok orada yüzde seksen doksan dışarı çıkacaksın, yani cemaatle ilk temasım bu şekilde olmuş oldu, ama bir namaz kılma şu bu falan böyle bir zorlama yok ben zaten imam hatip kökenli olduğum için namaz kılıyordum o noktada sıkıntı yok, ikinci yıl, üçüncü yıl ve dördünci yıl arkadaşlarla birlikte kaldım, zapta geçmesinde belki şey olabilir ama S.K ile kaldım eski siyasetçi bakan, bir sene onunla birlikte kaldım, evde kaldık, bekar evinde kaldık kendisiyle, öğrenci evi S.K. basında çıkıyor cemaatten şundan bundan diyorlar ama alakası yok, yani cemaate karşı muhabbeti vardır ama cemaat ile bağı yoktur, çekirdekten olmadığı gibi bir sene yurtta kalıp daha sonra ayrılmıştır, ama iyi bir siyasetçidir, 90 yılından itibaren, olabilir yani isterseniz bilgi de verebilirim … ile alakalı, ailecek görüştüğüm bir arkadaştır kendisi…….BAŞKAN : Yurttaki ilk temasından sonra ikinci temasın bu mu, Sanık … : A.Ö. ile geçmişim ile alakalı muhabbet ettik oradan belki Toprakkale muhabbetinde kendisini açmış olabilir, geçmiş muhabbeti çok ettik o da konuştu biz de konuştuk, Kura ile Finike ‘ye atandım Temmuz 99 ile Haziran 2002 arasında Finike hakimliğinde görev yaptım, göreve başladıktan bir kaç ay sonra Korkuteli savcısı Ş.K. Finike ‘ye geldi, tanıştı kendisini söyledi ben dedi cemaat muhabbeti yaptı, aynı yerde görev yapan hakim T.A., Cumhuriyet savcısı Z.D. ‘de varmış, bir kaç defa bir araya geldik, 1 yıl görev yapmış olabilirler çünkü biz tayin olduk onlar bir sonraki kararnamede gittiler, bu üç yıl içerisinde Finike ‘de görev yaptığım üç yıl içerisinde bu saydığım isimlerin dışında Gazipaşa hakimi M.Ö., Antalya savcısı Y.Y., Cumhuriyet savcısı M.Ç. ile zaman zaman bir araya geldiğimiz oldu. BAŞKAN : Bu toplanmalar cemaat ile ilgili miydi? Sanık … : Tabi tabi bu anlattıklarımın hepsi sohbet derken kastettiğim bu M. Ç., M.Ö. Gazipaşa hakimi, Antalya savcısı Y.Y., yani hepsiyle aynı anda bir araya gelmedik bir kısmının tayini çıktı gitti onun yerine bunlar geldi falan filan, Y.Y. ile Finike ‘den ayrıldıktan sonra hiç bir şekilde irtibatım olmadı, ne yaptığını bilmiyorum cemaat ile bağlantısı var mı yok mu bilgim yok, ikinci görev yerim Erzurum-Karaçoban Haziran 2002 ile Haziran 2004 yılları arasında görev yaptım, hava şekilleri ve iklim şartları çok zordu, Merkeze 200 km mesafedeydi, ilçeler arasında da ciddi sıkıntı vardı, orada da Hınıs hakimi S.M., Karayazı Cumhuriyet savcısı Ş.G., Hakim M. F.U. ve Köprüköy hakimi H.Ş. ile iki yıl içerisinde bir kaç defa bir araya geldik bu hava durumu ve iklim şartlarından dolayı Üye … : Cemaat sohbetlerinde bir araya geliyorsunuz değil mi, yani o dönem adıyla cemaat bugün itibariyle terör örgütü, Sanık … : Evet aynen şöyle savunayım ailece görüştüğüm insanlarda vardı bunların içerisinde sohbet dışında da bir araya geldik, Üye … : Ama hepsiyle her halükarda sohbetlerde bir araya geldiniz. Sanık … : Tanışmanın vesilesi bu. BAŞKAN : Bizim zaten istediğimiz mutlaka bir ilçede çalıştığınız zaman veya bir il de bir çok meslektaş ile bir araya gelirsiniz, onlar dava konusu değil, önemli de değil, biz sizin verdiğiniz isimleri bu şekilde anlıyoruz yani, Sanık … : Tabi tabi aynen BAŞKAN : Bu o dönem ki isimlendirilen Hamdi beyin de dediği gibi cemaat yani bu sohbetler açısından bir araya gelme olarak anlıyoruz, yan gereksiz isimler varsa onları katmayın, Sanık … : Hayır, Üye … : O önemli, yani cemaat bağlantısı olmayan isimleri zikretmeyelim. BAŞKAN : Yani zikrediyorsanız da açıkça söyleyin Sanık … : Şimdi şunu baştan söyleyeyim kimseye iftira atacak halim yok bir, Üye … : Yanlış anlaşılmaya neden olmasın yani Sanık … : Bildiğim ne var anlatıyorum, iki kriter benim için önemli. BAŞKAN : Şuana kadar bizim anladığım öyle olduğu için sizin ifadenize bir diyeceğimiz yok, yani yanlış anlaşılma olmasın diye Sanık … : Tanışma vesilemiz cemaat ama cemaat dışında da bir araya geldik benim kastettiğim oydu,…..BAŞKAN : Bu grupta yani İstanbul grubunda 2007 ‘de alınan ve öncekilerden bu FETÖ mensubu olan kimler vardı, Sanık … : Bizim grubumuzu saydım, yani ilk geçişte Ankara ‘dan İstanbul ‘a geçen grubu saydım. S.S., H.Y., M.K., M.K., N.A. BAŞKAN : Bu 2007 ‘de gelenlerden var mıydı, Sanık … : 2007 yılında gelenlerden isimlerin tam hatırlamıyorum yani hepsini ama geldikçe söyleyeceğim. Ataşehir lojmanlarına geçince, Ataşehir lojmanlarında M.Ö., İ.T. ve S.S. ile birlikte bir grup oluşturmuştuk bizim grubumuz buydu, bir araya gelme sohbet adalet müfettişliğinde zor çünkü denetim hepsini bir araya getirmek zor birileri denetimde oluyor birileri olmuyor, çok düzenli değildi anlatmak istediğim o, ama yine zaman zaman bir araya geliyorduk, 2010 yılında Anayasa değişikliği oldu, yeni seçim yapıldı, seçimle HSYK göreve geldi, İstanbul grubunu kaldıracağını söylediler, eğer devam etmek istiyorsanız şeye geçin Ankara ‘ya gelin orada grupta devam edin, eğer geçmek istemiyorsanız üç tane yer isteyin bunlardan birinde kürsüye geçin resmi olarak bize söylendi bizde ya ben şahsen üç yer yazdım ve hakimliğe dönmek istediğimi söyledim, İstanbul hakimliğine atandım Ocak 2011 yılında İstanbul Hakimliğine atandım. Daha sonra da 13. Ağır Ceza Mahkemesine özel yetkili olarak üye hakim yetkilendirilmesi geldi, Ocak sonu itibariyle de göreve başlamış olduk, BAŞKAN : Başkan o zaman Köksal bey mi ? Sanık … : Koksal bey, o ergenokana gidiyor yalnız, iki heyet var bizim başkanımız kıdemli …, Ergenekonun haftada bir belki iki haftada bir duruşması oluyordu bir günlüğüne geliyordu sadece adliyeye, bir kaç ay geçtikten sonra Anadolu Ataşehir lojmanlarından Beşiktaşa özel yetkiliye A.A. ile birlikte yetkilendirildik hakim A.A. 10 Ağır Ceza Mahkemesi üyesi sonra yargıtay üyesi oldu, onunla birlikte gidip geliyorduk sonra bir gün dedi sohbet var dedi sohbete gideceğiz birlikte sohbete gittik ikimiz Anadolu yakasına ikimiz Anadolu yakasından iki kişiyiz,…….Üye … : Peki bu süreçte himmet de veriyormuydunuz ? Sanık … : Ondan da bahsedeceğim başkamın. Şimdi 2011 yaz kararnamesinde İ.T., M.Ö. belki bir iki ay sonra da S.S. geldi hepsi yetkilendirildi savcı ve hakim olarak sohbet grubumuz A.A. başkan oldu o bizden ayrıldı, sohbet grubumuz 4 kişiye düştü, çıktı daha doğrusu, 2011 Temmuzundan 2013 yaz kararnamesi ile Beşiktaştan ayrıldık sohbet konumuz bunlardan oluştu, söylediğim isimlerden oluştu, şimdi 2011 yaz olabilir C.G.’nin yanında sivil şahıslarda gördük, yani sivile devretme hikayesi o zaman başladı, hemen olmadı ama bir geçiş süreci yaşandı sonra C.G. gelmedi sivil geldi sadece sivil isimleri, Serdar isimli bir şahıstı fakat sonra öğrendik ki o onun kod ismiymiş, … veya … kod vardı bir de en sonrada 2013 yaz kararnamesinden dolayı Sedat kod isimli sivil bir şahıs yani hakim gelmez oldu, hakim kalktı aradan C.G. sivil gelmeye başladı, şimdi sohbet formatlarını özellikle Üye … : Sivillerin isimlerini biliyormusunuz? Sanık … : Yok, sorun zaten orada sayın üyem, Üye … : Bazen kod adını bildiğiniz halde ismini de bilebiliyorsunuz, Sanık … : Yok onu söylemiyor zaten, BAŞKAN : İsim söylemiyor sadece kod isim olarak biliyorsunuz yani Sanık … : Tabi tabi, onu söylemiyor. Üye … : Nerede çalıştığını falan biliyormusunuz Sanık … : Yok yok hayır, o çalışmıyor bir yerde sayın üyem onun işi bu Üye … : Yada siz bilmiyor musunuz Sanık … : Yok o net çalışmıyor bir yerde. Üye … : Sadece cemaate mensup kendini cemaate veriyor. Sanık … : Bu işe sadece bu işe, Üye … : Sene kaç dediniz, Sanık … : 2011 yaz, yani yazın gördüm kendisini, staj da dahil olmak üzere 2011 Beşiktaş özel yetkiliye atanana kadar sohbet formatlarında kısa bir dini sohbet olur, kitap okunur, Üye … : Risale-i Nur mu ? Sanık … : Evet yani Risale-i den bahsediyorum orada ne varsa yani o şeyde veya Fetullah Gülen ‘in kitaplarından kısa okunur, dini sohbet çok az olur, işte namaz muhabbeti yapılır ama daha çok geyik muhabbeti yapılır tabiri caizse ve de dost tavsiyelerinde bulunulur, yani aman dikkat edin meslektaşlarla iyi geçinin çalışın mesleğimize önem verin şeklinde dost tavsiyeleri devlet millet muhabbeti yapılır kesinlikle devletin milletin hakkını yemeyin şeklinde rahatsız edici kesinlikle bir şey görmedim yani yalan söyleyecek halimiz yok iftira edecek de halimiz yok şeyden sonra Beşiktaşa tayin olduktan sonra siyaset kesinlikle konuşulmaz siyasetin s si olmaz, hangi siyasi parti olursa olsun hiç bir şekilde muhabbet edilmez, Beşiktaş ‘a atandıktan sonra siyaset biraz daha konuşulur oldu, belki … ‘nin karakterinden olabilir, bu dini sohbet yine devam etti, yanma biraz daha Fetullah Gülen ’in ikindi sohbetleri veya akşam sohbetleri denilen şeyler girdi araya biraz daha böyle yani formatın şeyi evet biraz değişti ama şahıstan kaynaklanıyorda olabilir 2011 ‘den bahsediyorum. 2013 Beşiktaştan ayrıldıktan sonra özel yetkiliden Anadolu yakasına 2013 yaz kararnamesine geçtikten sonra formatlar yine aynı ayardaydı, dini sohbet şu bu falan onun dışında başka bir şey yok, bu isimlerle alakalı daha sonra tekrar döneceğim bunları özellikle yargıdaki üst akılın ortaya çıkmasını istiyorum yani burada bunun amacının üç kişinin beş kişinin ismini vermek değil, bunların içerisinde benim dostlarım var arkadaşlarım var, ailecek görüştüğüm insanlar var, bu anlamda vicdanen bir yerde rahatsızım, burada onları söylemenin ne anlama geldiğini iyi biliyorum ama diğer taraftan da yargıda üst aklın olduğunu biliyorum net o konuda hiç şüphem yok, yargıdaki üst aklın kimler olduğunu bilmiyorum çok gizli, çok mahrem bir yer orası, ama kimler aracılığı ile ulaşılabileceğini söyleyebilirim, yani benim sıkıntım tam bu, başkamın şimdi anlatmam gereken o konuyu anlatmak istiyorum, hakim savcıya kod ismi olmaz kesinlikle olmaz, sivil. Sanık … : Tabi bu arada arkadaşlar sohbet grubundan da ayrılmak öyle kolay değil yani bir şey uydurmamız lazım buna başka bir göreve şeklinde diye söylenildi, yani orada bir şeyin olması lazını çünkü arkadaşlar merak edecekler nerededir, niye gelmiyor, niye gitmiyor şeklinde bu şekilde anlaşmalı boşanma dediğim de kastettiğim bu zaten, 2015 yaz kararnamesi ile Şanlıurfa Cumhuriyet Savcılığına atandım, yok, re’sen, Haziran kararnamesi BAŞKAN : Buna bağlı mı sence buradan ayrılmana bağlı olarak mı Sanık … : Yok değil, burada cemaatine etkisi oldunu düşünmüyorum onunla ilgisi yok, yeni kurul var, göreve başladığım gün bu selam-tevhid dosyasından açığa alındım, dolayısıyla Şanlıurfa ‘ya hiç taşınmadım taşınmadan İstanbul ‘a dönmüş oldum evi de taşımamıştım yani kastettiğim o, lojmandan ayrıldım, lojmandan ayrılınca babamın Küçükyalı ‘da kalmış olduğu eve taşındım kendi eşyalarımı başka bir yere koydum, sivil şahıs özellikle şeyden sonra açığa alınmadan sonra irtibat kurmaya çalıştı, yok Serdar gitti, Sedat var Anadolu yakasında Sedat var, özellikle benden tabi çekindi yani sıkıntı yapar konuşur şu bu şeklinde diye, avukat tutalım falan muhabbeti yaptılar, kendi bir hemşerime vekaletname verdim, Rize ‘de bir avukat bey ile anlaştık, cemaat ile organik anlamda bir bağ kurmadım ve teklifini de kabul etmedim, Ağustos başında 17 Aralık savcılarına işte yakalama çıktı, sonra Eylül – Ekim de de 25 Aralık hakim savcılarına yakalama çıkınca basında çok konuşuluyordu yani selam-tevhid dosyasında şu bu diye işin doğrusu biz de çekindik yani selam-tevhid de imzası olan tüm hakim savcılarada soruşturmada başlamıştı 4 kişi hakkında soruşturma vardı, 49 u açığa alınmıştı bir operasyon olabileceği endişesini taşıyorduk ama arkadaşlarımla muhabbetim devam ediyor onu özellikle belirtmek istiyorum … bey ile devamlı görüşüyorum … bey ile … bey M.Ö., İ.T. ile … bey ile irtibatımız devamlı var, yani dedi ki yurt dışına bi gidelim mi, bir hava alalım bi değişiklik yapalım 3-5 gün kalırız belki 10-15 gün kalırız, sonra geri döneriz yani imkan olursa üç beş ay dil kursuna gideriz böyle bir anlaşmamız oldu, ailelere de hanımlara da danışıp bir araya geldik muhabbet ettik benim hanım tarafından akrabalarım var Almanya da ama çok muhabbetim yok kendileri ile S.S. ‘nin hiç muhabbeti yok, hiç tanıdığı yok Avrupa ‘da, … beyin babasının amcasının çocukları Avusturyada ve Almanyada ben de kendilerini şahsen daha önceden tanıyorum, aile ziyaretlerine geldiklerinde … bey ile ben 8 yıl komşuluk yaptım karşılıklı kendisini 20 senedir de tanırım ayrı bir yeri var benim için, … beyin de İsviçri de hanım tarafından akrabaları var kendisinin de okul arkadaşı var, … isminde okul arkadaşı varmış, … ile … bey dedi ki siz gidin İsviçreye ve Almanya ‘ya eğer orada uygun yapabileceğiniz bir şey varsa bize söyleyin biz de … bey ile geliriz 3-5 gün önceden gittiler Ekim ‘in 20 ‘sinden sonra gittiler veya 15 ‘inden sonra gittiler, … bey sonra gelmeyeceğim dedi Sonra geleceğim dedi en sonunda ikimiz Ekim ‘in son günlerinde 25-26-27 o günlerde … beyin yanına gittik Almanya ‘ya gittik 2015 ‘de, 2015 ‘de Almanya ‘ya gittik amacımız işte dediğimiz gibi bir 10-15 gün kalıp akrabasının veya işte sadece bir tane akrabası yok bir kaç tane daha akrabası var orada otel de uygun otel de 5-10 gün yeşil pasaport var oralarda dolaşıp sonra tekrar geri dönmek eğer uygun olursa belki dil kursuna 5-6 bin Euro ile bu işi çözebileceğimizi düşünmüştük, sonra bu dosya üzerinden yurt dışı yasağı geldi, Kasımın 2 ‘si veya 3 ‘iiydü tam hatırlamıyorum ama Kasımın başıydı seçimden hemen sonra biz de dedikki tamam büyük bir ihtimalle tutuklama da gelecek biz dönmeyelim kalalım Almanya da bizim dilimiz İngilizce eğitimi değil Almanca eğitimi veriliyor, devlet kuralları da katı, yaşayarak da gördük onu … bey İsviçre ye gitmişti, … bey ile arkadaşı Belçika ‘nm daha uygun olduğunu orada İngilizce kursu daha da bulabileceğimizi söyledi arkadaşı aracılığı ile sonra bizi birisine yönlendirdi Belçika ‘da onun arkadaşının arkadaşı şeklinde telefonla konuştuk ismi … 5-6 dil biliyor, şirkette çalışıyor, uygun olduğunu söyledi Belçika ‘nın biz de üç kişi … bey yok, üç kişi Belçikaya gittik o arkadaşı bulduk, durumumuzu izah ettik dedik ki böyle böyle bir durumumuz var bizim dil kursu bulmak istiyoruz, bir ev tutabilirsek tutacağız, ev tutma işi zor dedi yabancıya ev vermiyorlar kolay kolay, sonra esnaf arkadaşı aracılığı ile Brüksel ‘in Ansveı diye bir kent var Belçika ‘nın ikinci büyük kenti onun bir beldesi çok dilim dönmüyor ama … denilen bir beldesi 20 bin nüfuslu falan orada bir ev tanıdığı esnaf aracılığı ile tuttuk, eşya şu bu basit şeyler koyduk bir dil kursu ayarladık, Brüksel ‘de orada kalmaya başladık, … bey de sonra geldi bize İsviçre ‘den bizim yanımıza geldi, dil kursu çok verilirdi değildi uygun dil kursuydu ama çok böyle verimli bir dil kursu değildi, aradan iki ay geçti geçmedi Kazım bey ile telefon ile irtibatı kurduk, İ.T. yanımıza geldi, 4 kişi bir evde kaldık yani, şunu özellikle belirtiyorum cemaat ile kesinlikle bağlantısı yok, bunu özellikle arkadaşlardan istedim, ama benim bilmiyorlar ayrıldığımı, cemaat evi olmayacak, cemaat evi bağlantımız olmayacak, arkadaşlarda ona riayet ettiler, bir iki ay geçti kimseye İstanbul ‘dan ulaşamadık yurt dışında başka çıkan var mı yok mu diye arkadaşlara 49 ‘lardan kastettiğim, var mı yok mu diye ulaşamadık sonra bir iki ay sonra telefon ile irtibat kurduk Kazım beyle ile Kazım Kahyaoğlu ile, Kazım Kahyaoğlu ‘nun ailesi Almanya ‘da hanım tarafı Almanya ‘da meğerse o çıkmış, sonra o ziyaretimize geldi şeye Answer dediğim … ‘a 3-5 gün sonra da veya bir hafta 15 gün sonra da bir kaç arkadaşla birlikte geldi, 4( ‘lardan …, …, … ama o bizim soruşturmada değil, o başka soruşturmadan açığa alınmış biz Almanya ‘da ev tuttuk Almanya ‘da kalıyoruz, buraya Avrupa parlementosuna ziyarete geldik muhabbeti yaptılar çok şey yapamadık ama inanmaktan da başka şeyimiz yok, bir gün kaldılar sonra belli bir süre sonra bir daha ziyarete geldiler bizi falan, sonra açıkladılar meğerse bunlarda Brüksel ‘e gelmişler, Belçikaya gelmişler, bu tam yurt dışı yasağının tarihlerde gelmişler ya o gün bir önce sonra tam onu bilemiyorum yalnız evlerini falan bize göstermediler tedbir dediğimiz sıkıntı o yani, sonra yine öğrendik ki Answer ’de de bir iki arkadaş M.A.U. ile R.S. gelmiş onlarda yurt dışı yasağından çok önce yanlız Ramazan bey ile … çok önce çıkmışlar Ekim ‘in başında çıkmışlar bunlarda Answer ‘e gelmişler bizim onlardan haberimiz yok kimsenin kimseden haberi yok fakat S.H’ nin bizden haberi var, yani bizi biliyorlarmış M.A.U.’yu da biliyormuş, Ü.Z.Ç. ‘de yurt dışına çıkmış ama O ‘nun Almanya ‘da yeğenleri var ablasının veya abisinin kız ve erkek yeğenleri var onların yanına gitti, Kazım bey de yurt dışına çıktı K.K. ama O da cemaat bağlantısı ile değil tamamen kendi akrabalarıyla hanımının ailesi tamamen Almanya ‘da, 3-5 defa birbirimize gidip geldik daha çok bize geldiler sonra bu İ.T ‘nin İsviçre ‘de ki arkadaşı … bey kendisini tanımadık, telefon ile görüştüğümüz olmuş olabilir tam hatırlamıyorum bu meğerse İsviçre imamıymış, … kod adı da olabilir tam şeyini bilmiyorum ama … diye basına yansıdığını biliyorum, bu Belçika ‘da ki yönlendirmiş olduğu … bey de tam cemaat değil de cemaate yakın yani orada bir şeyi var bir muhabbeti var diğer esnafında tam değil, ama bir yakınlığı var 2000 ‘1 yıllara kadar uyuşturucu herşey var ondan sonra hayatına bir düzen gelmiş ticaret yapıyor temiz bir insan ama cemaat propagandası şu bu falan görmedik kendilerinde daha sonra anladık tabiki zaman geçtikçe anladık, bize karşı bir cemaat muhabbeti falan da yapmadılar ya sadece bir arkadaşlık bilmem ne muhabbeti ile kursa gittik orada bir oturum aldık Haziran 20 ‘sine kadar Mayıs ‘ın sonunda kurstan çok fayda alamadık oturum bitmeden kursta bitmeden biz Türkiye ‘ye geri döndük, öncesinde … bey önce döndü daha önce döndü duramadı çok fazla çocuğundan kaynaklanan bir sıkıntı yaşadı büyük çocuğundan o geri döndü biz de daha sonra Mayıs sonunda geri dönmüş olduk, devam edeyim mi soru var mı, Üye … : Şimdi arayı kesipte mi soralım bitirdikten sonra mı soralım, Sanık … : Bu konuyu isterseniz, konuda sorabilirsiniz sonra da sorabilirsiniz, Türkiye ‘ye döndükten sonra malum darbe oldu, darbe olduktan sonra ben yakın akrabalarımın yanına gittim, önce bir ortamı görelim dedik, nedir, ne değildir, kim yaptı darbeyi ne yaptı ne etti diye biraz etkilendik tabiki basında çıkan sosyal medyada çıkan olaylardan işkence şu bu falan, biraz daha sis perdesinin kaldırılması, yani kalkarsa daha iyi görürüz ortamı, bir iki ay öyle geçti, sonra BAŞKAN : Nerdeydiniz siz o zaman, Sanık … : Türkiye ‘deydim, İstanbul ‘daydım BAŞKAN : Ne zaman döndünüz Sanık … : Mayıs sonu, Mayıs 23 -25 gibi tam hatırlamıyorum, İsviçreden değil Belçika ‘dan, İsviçre ile hiç bir ilgimiz yok, … ile hiç tanışmadık biz, Belçikaya geldi dedim ki sakın ola bu bizim evimize gelmeyecek, sokmadım eve tanışmadık da … beyin arkadaşı olabilir dostudur ona birşey diyemem BAŞKAN : Yalnız mı döndünüz grup olarak mı ? Sanık … : … bey ile birlikte döndük, zaten İ.T. dönmedi o kaldı yani, BAŞKAN : Dönmeniz için başka bir etken yoktu, yani gel diye çağıran falan? Sanık … : Hayır kim olabilir başkanım hayır, yani kursumuz bitmek üzereydi yaklaşmıştı, çok da sıkıldık 6-7 ay dışarıda kaldık, çoluk çocuğu telefon ile görüşüyorduk ama özlem vardı döndük. BAŞKAN : Peki tamam devam edin Sanık … : İşte bir iki ay şey de kaldım yakın akrabada kaldım, daha sonra … bey ile telefonda görüştük whatsapptan görüşüyorduk internet üzerinden ya dediki benim kaldığım yer o da akrabasının yanında kalıyormuş sıkıntı var uygun bir yer bulabilirmiyiz, kalabilirmiyiz, ben de dedim uygun bir yer yok, sonra benim teyzemin oğlu E.İ. akrabamdır kendisi ticaret ile uğraşır, bunla ilgili bir açıklama yapmak zorundayım, vicdanımın en sıkıntılı olduğu konulardan bir tanesi de bu, 2012 yılında İstanbul Anadolu Başsavcı C.A. bey Başakşehir emlakkonut projesinde hakim savcılara 150-200 veya 250 rakamını tam hatırlamıyorum bu kadar ev tahsisi yaptırdı, yani kuraya girmeden hakim savcılar 200-250 tane evi talep etmeleri halinde alacaklardı, 1 + 1 , 2+1 , 3+1 projeler vardı, ben maddiyatım yok teyzeoğluna dedim ki böyle bir imkan var burası prim yapacak istersen senin adına gireyim kabul etti, ticaret ile uğraşıyor kendisi tamam dedi benim iki tane çocuğum var eve ihtiyacım var onun adına girdim ve çıktı bana da dekontunu parayı 40 bin lira peşin, kalan taksit evin tesliminden sonra aşama kaydıyla projedeki şartlar böyleydi 40 bin lira peşin parayı benim ismimde benim adıma kendi ismiyle yatırdı, oraya yazıda ilgili hesaba yatırdı, 2013 ‘de peşin yatırdık sözleşmeyi yaptım, hatta C.A. beye dedim ki bu sözleşmeyi 3-4 bin lira noter masrafı çıkacak bunu direkt teyzeoğlunun üzerine dediki ben Sultanbeyli projesi yapmıştı bi önceki seferde ya benim adımı karaladılar bu tür şeylerle ismim zarar gördü sen kendi adına al daha sonra tekrar teyzeoğluna verirsin 3-4 bin lira masrafınız olur, herkese aynı muameleyi aynı cevabı verdiği için birşey diyemedik 2016 Mayısında da ev teslimi yapıldı, teslim yapılmadan önce evi teyzeoğluna devrettim gerçek sahibi bu, Mayısın sonunda da Haziranda da taksitler ödenmeye başlandı, 2013 ‘de ki mal bildirimimde bakanlığa bildirdim olduğu gibi anlattım olayı teyzeoğlum adına şuradaki projenin kapı numarasına kadar yazdım, dedim ki bu ev teyzeoğlumun evidir onun adına ben aldım ileride sorun çıkmasın diye, evin boş olduğum biliyordum oraya bağlayacağım konuyu, teyzeoğluna dedim ki ya böyle böyle bir sıkıntım var biliyorsun zaten konuyu senin evinde kalabilir miyim dedim evin boş olduğunu biliyorum, teslimini almıştı herkes almış sadece teyzeoğlu değil oradaki proje bitmişti, tabiki kıramaz beni kırmadı da beni sağolsun kabul etti, eşyaları da ev taşınırken eşyaların bir kısmı dışarıdaydı onlardan aldım birde kayınvalide kayınpeder oturmuş olduğu ev de kentsel dönüşüme gitti oradan da bir kısım eşya aldım teyzeoğlunun evine taşınmış olduk yani bir iki odayı böyle donalttık, S.S’yi ben teyzeoğluma söylemedim tek kişi gideceğimi söyledim, daha sonra taşınırken dedim ki tek kalamam burada bir arkadaş daha var onunla birlikte kalmak istiyorum, beni kırmadı gönülsüz de olsa evet dedi, birlikte kalmaya başladık, 3-5 defa eve geldi, masrafları 500 TL kira ödemeyi kendisini ikna ettim evin değeri 1200 lira 1500 TL arasında şeylere baktık emlak konutlara dedi ki sen o kadar zaten ihraç olmuşsun, sıkıntı var başında 500 liraya usulen şey parası olsun diye bizde minnet altında kalmayalım diye, ihraç olduğumu biliyordu, yakalama olduğunu biliyordu ama daha çok ihraç muhabbeti yapıyorduk, S.S. ‘ye hiç bir şekilde hiçbir muhabbeti yok, tanımaz kendisi oto tamircisidir, daha önce Başakşehir de otururken, BAŞKAN : Tutuklandı mı Sanık … : Yardımdan tutuklanmadı başkamın üyeden tutuklandı, Üye … : Bu olaydan sonra tutuklandı yani ? Sanık … : Evet evet S.S. ‘den tutuklandı işin doğrusu da O nu da yakmış olduk bu haliyle, orada kalmaya devam ettik, 3-5 defa ziyaretimize geldi, gelmedi değil, … ile geyik muhabbeti … ‘e … demiyordum Sadri diyordum bişey olur bilmesin diye de istedim, … ‘den bir zarar gelebilir kendisine orada hakkatten kendisinden sakladım yani isim olarak sakladım, yok şu MİT savcısı bilmem ne savcısı kesinlikle böyle bir muhabbet yapmadık, geyik muhabbeti yaptık öncesinde de onu söylüyordum Başakşehir ‘de ki bağzı meslektaşlarla tanışıyordu ama … zaten Anadolu yakasında oturduğu için öncesinde zaten tanımıyordu kendisini o ev de gördü, orada tanımış oldu, sonra … ‘in sıkıntılar başladı, sağlık problemi başladı, … ‘in tek böbreği yok, iki böbrekli ikisi de vücudunda bir tanesi sıfır çalışıyor, doğuştan gelen bir taş oluşumundan kaynaklanıyor, yüksek tansiyon ve kalp sıkıntısı aynı zamanda var, ayaklarında da diz kapaklarında da ağrı ve ayak tabaklarında ciddi şişmeler oldu, 2-3 ay içerisinde bunlar başladı, Ekim ‘den itibaren sıkıntı başladı insan endişe ediyor, yani doktora götüremiyorsun bunu bu şansın yok, hergün ya suratı kıpkırmızı oluyor uyandığı zaman gün içerisinde bazen iyi oluyor bazen kötü oluyor, ben şahsen korkmaya başladım ölürse başımıza sıkıntı kalacak, dedi ki yurt dışına gidelim, dedim bu halinle yurt dışına nasıl gideceksin artı bizim pasaportumuz yok, Türkiye ‘de tedavi imkanı da yok yani bir yere gidecek imkanımız da yok resmi olarak şeye teslim olmaya hiç bir şekilde yanaşmadı MİT ‘den dolayı ciddi bir stres yapıyor yani asıl sıkıntısı o ciddi bir stres yapıyor, geceleri uyayamıyor, dişlerini sabah kalkıyor çenesi ağrıyor, dişlerini sıkmaktan gece uyuyaınıyor, ciddi şeyler vardı, birebir görmüş olduğum tanıklığımı anlatıyorum tabiki doktor değilim, pasaport problemimiz var gitmek kolay değil nasıl olacak bu iş, ama tabiki de bir yerde de arayışa girmeye başladık ne olacak ya bu işi halletmemiz lazım bir şekilde yurt dışına darbeden önce veya darbe günü de olmuş olabilir çıkan C.T. var İstanbul Anadolu savcısı resmi olarak çıktı onda bir problem yok, onla telefon ile iphone üzerinden görüşüyorduk Almanya ‘da kendisi dediki benim dedi bir tanıdığım bir yolla geldi dedi Almanya ‘ya meslektaş veya meslektaş değil tam hatırlamıyorum o şeyini ama çok gelen var dedi, dedim nasıl birşey VİP hizmet isimlendiriliyor yeşilyol diyorlar ona nasıl dedik nasıl yeşilyol Alman elçilik arabası veya konsolosluk arabası da olabilir, seni evinden alıyor Türkiye ‘de ki Edirnedeki gümrüt şeyinde adamı var kim olduğunu bilmiyorum, sistemin nasıl çalıştığını da bilmiyorum, arabadan hiç dışarı çıkmıyorsun, pasaportuna damgayı vuruyorlar kendi adamları orada sonra Bulgaristan ‘a geçiyorsun Bulgaristan ‘da Türkiye çıkışı olduğu için pasaportta çıkış damgası olduğu için problem yok, Bulgaristan ‘da gümrüğünden geçince Almanya ‘ya kadar durmak yok zaten BAŞKAN : Bunu kim anlatıyor C.T. mi ?Sanık … : C.T. birisinin gelen olduğunu söylüyor bu şekilde Üye … : Alman büyükelçiliği bunu neden yapıyor ? Sanık … : Ben arabayı görmedim sayın üyem ama VİP hizmetinin böyle olduğunu söylediler. Yeşil plaka yani konsolosluk durdurulmaz BAŞKAN : O sebeple yeşil yol deniliyor ? Sanık … : Evet o sebeple yeşil yol, hiç bir polis hiç bir şekilde durduramıyor şehir içerisinde seni asıl işleyiş şeyde oluyor Gümrük de oluyor, Gümrük de adamı olmasa sistem işlemez. Sonra ben bı vatandaşı aradım iphonedan dedim kendimi tanıttım, 10 bin Euro adam başı 10 Bin euro para alıyor ama yeşil pasaport olması gerekiyor bunun için, yeşil pasaport olmadan işlemez bu iş çünkü diğerinde de vize olması gerekiyor, bizim de pasaportumuz yok, bir pasaport yaptırın dedi buradan sizi geçiriri: dedi, dedik pasaport nereden yaptıracağız nasıl edeceğiz, neticede Edirne ‘der bir isimle irtibat kurduk, kurdurdu, iki resim verdik kendisine kimlik bilgilerimizi verdik bir pasaport yaptırmak için 15-20 güne pasaport geldi bu arada biz paraları da vermiş olduk vatandaşa 10 bin euro 10 bin euro 20 bin euro vatandaşa parayı vermiş olduk, güvenli olduğunu söylediler çok gelenin olduğunu söylediler bu yoldan, sıkıntı çıkmadığını ve adama güvenebileceğimizi söylediler, bir kaç defa dışarıda görüştüm bu adamın cemaat ile zerre kadar alakası yok adam tam bir sahtekar öncesinde bu yolu bulmadan önce change araba işi yapıyormuş Almayadan Türkiye ye change araba getiriyormuş, araba parçası getiriyonnuş hemde gümrükten geçiriyoı yani, bu konularda müthiş ağzı laf yapıyor müthiş………”
Davacı tarafından bu ifadelere karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Bu durumda, davacının örgütün içinde yer aldığına , örgüt toplantılarına katıldığına, örgüte himmet verdiğine, 2014 yılı HSK seçimlerinde örgütün sözde ”bağımsız” adaylarını desteklediğine, ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadeler ile davacının etkin pişmanlık hükümleri kapsamında verdiği beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.

6) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın, AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan “özel hayata saygı hakkı” çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen “özel hayat” kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu karar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak “kanunla öngörülmüş olma”, aynı maddede sayılan “meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma” ve “demokratik bir toplumda gerekli olma” ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa’nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin “şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması”, “anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması” ve “demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması” gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS’in 8/2 ve Anayasa’nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS’in 15. ve Anayasa’nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS’in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa’nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun’la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK’nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa’nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ’nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS’in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı” hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS’in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.

7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.

D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının adli yardım isteminin kabul edilmiş olması nedeniyle davanın açılışı sırasında tahsil edilemeyen ve ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına,
3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
4. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 08/04/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.