Danıştay Kararı İdari Dava Daireleri Kurulu 2019/697 E. 2021/716 K. 07.04.2021 T.

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2019/697 E.  ,  2021/716 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2019/697
Karar No : 2021/716

TEMYİZ EDENLER : 1- (DAVACI) : …
2- (DAVALILAR) :
I- …
VEKİLİ: …
II- … Müdürlüğü
VEKİLİ: Av. …

İSTEMİN_KONUSU : Danıştay Onikinci Dairesinin 04/10/2018 tarih ve E:2016/5809, K:2018/3513 sayılı kararının, davacı tarafından davanın reddine ilişkin kısmının, davalı idareler tarafından ise iptale ilişkin kısmının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Polis memuru olarak görev yaptığı dönemde meslekten çıkarma cezası ile ilişiği kesilen davacı tarafından, eğitimini almadan başladığı pasaport görevinde sahte pasaporta mühür vurması nedeniyle 01/06/1998 tarihinde “meslekten çıkarma” cezası ile cezalandırıldığı ve ilişiğinin kesildiği, ceza yargılaması sonucu “görevi ihmal suçunun unsurları oluşmadığından” beraatine karar verildiği, görevi ihmal nedeniyle aldığı meslekten çıkarma cezasının 4455 sayılı Kanun kapsamında kaldığı ve tüm sonuçları ile ortadan kalktığı, tekrar mesleğine ya da uygun görülen başka kadrolara atanması talebiyle yaptığı 12/09/2013 tarihli başvurunun reddine ilişkin … tarih ve … sayılı işlem ile bu işlemin dayanağı olarak gösterilen 2013/10 sayılı Başbakanlık Genelgesi’nin A-1/c. maddesinde belirtilen ”kurumların mevzuatlarında yer alan özel şartların taşınması” hükmünün iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Onikinci Dairesinin 04/10/2018 tarih ve E:2016/5809, K:2018/3513 sayılı kararıyla;
Davacının atanma talepli başvurusunun reddine ilişkin işlem yönünden;
02/06/2006 tarih ve 5525 sayılı Memurlar ile Diğer Kamu Görevlilerinin Bazı Disiplin Cezalarının Affı Hakkında Kanun’a 12/07/2013 tarih ve 6495 sayılı Kanun’un 43. maddesiyle eklenen Ek 1. maddede, 4455 sayılı Kanun ile bu kanun hükümlerinden yararlanmış olanların memuriyete giriş şartlarını kaybetmemiş olmaları, durumlarına uygun boş kadro veya pozisyon bulunması ve bu kadro ve pozisyonlara ait nitelikleri taşımaları kaydıyla yeniden göreve alınacaklarının düzenlenmiş olduğu, atama için başvuranların memuriyete giriş şartlarını ve bu kadro ve pozisyonlara ait nitelikleri taşıyıp taşımadıklarının tespitinin idarelerce yapılacağı hususunun da 5525 sayılı Kanunun Ek 1. maddesinin Uygulanması Hakkında Usul ve Esasları düzenleyen 2013/10 sayılı Başbakanlık Genelgesinde düzenlendiği,
Anılan Genelgede, atama yapılacak kamu idarelerinin öncelikle başvuruların esaslara uygunluğunu tespit edecekleri, bu tespit sonucunda atama için herhangi bir engel durumun bulunmaması halinde hizmet gerekleri ve kadro ihtiyaçları dikkate alınarak gerekli izin ve onayların alınmasını müteakip atama işlemlerini tekemmül ettireceklerinin düzenlenmiş olduğu,
Bu kapsamda, davacının 12/09/2013 tarihli başvurusu hakkında söz konusu düzenleme kapsamında bir inceleme ve değerlendirme yapılarak, elde edilecek tespit doğrultusunda başvurunun sonuçlandırılması gerekirken, 6495 sayılı Kanun’da, Emniyet Teşkilatına doğrudan atanmasına yönelik herhangi bir düzenleme bulunmadığı ve teşkilatın polis memuru ihtiyacını, Polis Meslek Yüksek Okulları ile Polis Meslek Eğitim Merkezi Müdürlüklerinden yeni mezun olacak aday polis memurları ile karşıladığı, bu nedenlerle emniyet teşkilatına yeniden atanmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle tesis edilen dava konusu bireysel işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı,
Dava konusu 2013/10 sayılı Başbakanlık Genelgesi’nin A-1/c. maddesinde yer alan düzenleme yönünden;
Dava konusu Genelge’de iptali istenen “kurumların mevzuatlarında yer alan özel şartların taşınması” hükmünün, 657 sayılı Kanun’un 48. maddesinde belirtilen memuriyete giriş şartlarına ve 5525 sayılı Memurlar ile Diğer Kamu Görevlilerinin Bazı Disiplin Cezalarının Affı Hakkında Kanun’a 12/07/2013 tarih ve 6495 sayılı Kanun’un 43. maddesiyle eklenen Ek 1.maddede belirtilen atama yapılacak kadro ve pozisyonlara ait nitelikleri taşıma şartına yönelik düzenlemelerin tekrarı ve açıklaması niteliğinde olduğu,
Bu kapsamda, ilgili mevzuata göre atama talep eden personelde, kurumların kendi mevzuatlarındaki özel şartların her zaman aranacağı, Genelgede bu hüküm düzenlenmeseydi dahi atama başvurusunda bulunanlarda kadro ve pozisyonun gerektirdiği özel niteliklerin taşınıp taşınmadığının idarelerce araştırılacağı, ilgili af kanunları kapsamında bulunan kişilerin memuriyetle doğrudan irtibatlarının kurulmadığı, idarenin de bu durumdaki kişileri göreve başlatma konusunda mutlak bir zorunluluk içinde bulunmadığı, anılan düzenlemeler kapsamnda yapılacak atama başvurularının açıktan atama koşulları içinde değerlendireceği göz önüne alındığında, 2013/10 sayılı Başbakanlık Genelgesi’nin “kurumların mevzuatlarında yer alan özel şartların taşınması” hükmünde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle, bireysel işlemin iptaline, Genelge’nin iptali istemi yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI :
Davacı tarafından, 5525 sayılı Kanun’un Ek 1. maddesinde, anılan maddeden faydalanabilmek için memuriyete giriş haklarını kaybetmemiş olmak şartının getirildiği, bu hükümden 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48. maddesinde belirtilen genel şartların anlaşılması gerektiği, bu nedenle alt norm olan dava konusu 2013/10 sayılı Başbakanlık Genelgesi’nin A-1/c. maddesinde belirtilen ”kurumların mevzuatlarında yer alan özel şartların taşınması” şartının üst hukuk normlarına aykırılık taşıdığı belirtilerek, Daire kararının davanın reddine ilişkin kısmının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı idareler tarafından, davacının ilişiğinin kesildiği tarihten bu yana uzunca bir süre mesleki ve teknolojik gelişmelerden ayrı kaldığından bahisle iade-i memuriyet talebinin uygun görülmediği, davacının fiilinin yürürlükten kalkan 4455 sayılı Af Kanunu kapsamında kaldığı, 5525 sayılı Kanun’a 6495 sayılı Kanun’un 43. maddesiyle eklenen Ek 1.maddede belirtilen yasal süreler içinde başvurusunu yaptığı, ancak, idarenin davacıyı doğrudan ayrıldığı birimde görevlendirmesine yönelik emredici bir hüküm bulunmadığı, davacı hakkında açıktan atama prosedürünün uygulanacağı, 17 yıl 2 ay süreyle meslekten ayrı kalan davacının mesleki ve teknolojik bilgi ve becerisi açısından değerlendirildiğinde, genç, dinamik ve teknolojik gelişmeleri takip ederek eğitim almış Polis okulu mezunlarının tercih edildiği, nitekim Danıştay dairelerinin yerleşik içtihatlarında da emniyet teşkilatından uzun süre ayrı kaldıktan sonra geri dönme talebinde bulunan personelin taleplerinin idari istikrar açısından reddedildiğinin görüldüğü belirtilerek, Daire kararının iptale ilişkin kısmının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI :
Davacı tarafından, Danıştay Onikinci Dairesince verilen kararın dava konusu bireysel işlemin iptaline ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.
Davalı idarelerden Cumhurbaşkanlığı tarafından, Danıştay Onikinci Dairesince verilen kararın davanın reddine ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuş, diğer davalı Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından ise savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ … ‘NUN DÜŞÜNCESİ : Davacı ve davalı idarelerden Emniyet Genel Müdürlüğünün karşılıklı temyiz istemlerinin reddi ile Daire kararının onanması; davalı idarelerden Cumhurbaşkanlığının temyiz isteminin ise süre aşımı nedeniyle reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarelerden Emniyet Genel Müdürlüğünün yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:

MADDİ OLAY :
Samsun 19 Mayıs Polis Okulundan 1996 yılında mezun olan ve polis memuru olarak mesleğe başlayan davacı, Milas-Bodrum Havalimanı Koruma Şube Müdürlüğünde görev yapmakta iken sahte pasaport kullanarak geçiş yapan şahıslara göz yummak, yetkisini ve nüfuzunu kendisine veya başkalarına çıkar sağlamak amacıyla kötüye kullanmak fiillerini işlediğinden bahisle, Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü’nün 8/7. maddesi uyarınca Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulunun … tarih ve … sayılı kararıyla meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmıştır.
Bunun yanında, görevi ihmal suçuyla yargılandığı davada … Asliye Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararı ile suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle davacının beraatine karar verilmiştir.
Davacının, 4455 sayılı Af Kanunu uyarınca Emniyet Teşkilatına yeniden atanma talebinin reddi üzerine açılan davada … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:… , K:… sayılı iptal kararı Danıştay Onikinci Dairesinin 19/02/2002 tarih ve E:2001/1991, K:2002/595 sayılı kararı ile bozulmuş, bozma kararına uyan Mahkemenin … tarih ve E:… , K:… sayılı davanın reddi yolundaki kararının Danıştay Onikinci Dairesinin 12/11/2004 tarih ve E:2003/1125, K:2004/3637 sayılı kararı ile onanmıştır.
Daha sonra davacının, 5525 sayılı Memurlar ile Diğer Kamu Görevlilerinin Bazı Disiplin Cezalarının Affı Hakkındaki Kanun’a 12/07/2013 tarih ve 6495 sayılı Kanun’un 43. maddesiyle eklenen Ek 1. maddesi gereğince mesleğine veya uygun görünen başka kadrolara atamasının yapılması istemiyle yaptığı 12/09/2013 tarihli başvurusu, davalı idarece, 6495 sayılı Kanun’da Emniyet Teşkilatına doğrudan atanmasına yönelik herhangi bir düzenleme bulunmadığı ve teşkilatın polis memuru ihtiyacını Polis Meslek Yüksek Okulları ile Polis Meslek Eğitim Merkezi Müdürlüklerinden yeni mezun olacak aday polis memurları ile karşıladığı, bu nedenlerle emniyet teşkilatına yeniden atanmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle 30/09/2013 tarihli işlemle reddedilmiştir.
Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT :
02/06/2006 tarih ve 5525 sayılı Memurlar ile Diğer Kamu Görevlilerinin Bazı Disiplin Cezalarının Affı Hakkında Kanun’a 12/07/2013 tarih ve 6495 sayılı Kanun’un 43. maddesiyle eklenen Ek 1. maddenin birinci ve ikinci fıkralarında;
“28/2/1997 tarihinden sonra verilen disiplin cezaları nedeniyle memuriyetten çıkarılanlardan 28/8/1999 tarihli ve 4455 sayılı Memurlar İle Diğer Kamu Görevlilerinin Disiplin Cezalarının Affı Hakkında Kanun veya bu Kanun hükümlerinden yararlanmış olanların;
a) Memuriyete giriş şartlarını kaybetmemiş olmaları,
b) Durumlarına uygun boş kadro veya pozisyon bulunması,
c) Bu kadro ve pozisyonlara ait nitelikleri taşımaları,
ç) Üç ay içinde müracaat etmeleri,
kaydıyla yeniden göreve alınmalarında 20/12/2012 tarihli ve 6363 sayılı 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununun eki (İ) Cetvelinde yer alan atama sayısı sınırlaması uygulanmaz.
657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi aday memur statüsünde görev yapmakta iken 1/1/1990 ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih arasında 657 sayılı Kanunun 125 inci maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (g) alt bendinde yer alan fiili işlediği gerekçesiyle anılan Kanunun 56 ve 57 nci maddeleri uyarınca disiplin cezası veya olumsuz sicil almış olmaları nedeniyle memurlukla ilişiği kesilip asli memurluğa atanamayanlar, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde eski kurumlarına müracaat etmeleri halinde, 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinde belirtilen genel şartları taşımaları koşuluyla kurumlarında daha önce işgal ettikleri aynı veya benzer unvanlı kadrolara iki ay içinde atanırlar.” hükümleri yer almaktadır.
5525 sayılı Kanun’un Ek 1. Maddesinin Uygulanması Hakkında Usul ve Esasları düzenleyen 2013/10 sayılı Başbakanlık Genelgesi, ilgili düzenlemenin birinci fıkra hükmünün uygulanmasını;
“1) Fıkra hükmünden yararlanabilmek için;
a) İlgililerin 28.2.1997 ila 14.2.2005 tarihleri arasında verilmiş olan disiplin cezaları sebebiyle memuriyetten çıkarılmış olması,
b) Memuriyetten çıkarmaya esas olan disiplin cezalarının 28.8.1999 tarihli ve 4455 sayılı Kanun veya 22.6.2006 tarihli ve 5525 sayılı Kanun kapsamında affedilmiş olması,
c) Atama yapılacak tarih itibarıyla 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinde belirtilen genel şartlar ile kurumların mevzuatlarında yer alan özel şartların taşınması,
ç) Memuriyetten çıkarılma tarihinde ilgililerin işgal ettikleri kadro derecesi veya kazanılmış hak aylık derecesi ya da atanabilecekleri kadro derecelerinde aynı unvanlı veya kurumların görevde yükselme ve unvan değişikliği yönetmelikleri çerçevesinde atanabilecekleri boş kadro veya pozisyon bulunması,
d) Atama yapılacak kadro veya pozisyonlara ait niteliklerin taşınması,
e) 1 Kasım 2013 Cuma günü mesai saati bitimine kadar ayrıldığı kuruma veya ilgili mevzuat çerçevesinde atama yapılabilecek diğer kurumlara başvuru dilekçesinin verilmiş olması, gerekmektedir.
2) Atama yapılacak kamu idareleri öncelikle başvuruların yukarıdaki esaslara uygunluğunu tespit edecektir. Bu tespit sonucunda atama için herhangi bir engel durumun bulunmaması halinde hizmet gerekleri ve kadro ihtiyaçları dikkate alınarak gerekli izin ve onayların alınmasını müteakip atama işlemleri tekemmül ettirilecektir.(…)
C) Ortak Hususlar:
1) Ek 1 inci madde kapsamındaki atamalar açıktan atama olarak değerlendirilecektir.
2) 20/12/2012 tarihli ve 6363 sayılı 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununun eki (İ) Cetvelinde yer alan atama sayısı sınırlamalarına tabi olan kamu idareleri hakkında, bu kapsamda yapacakları açıktan atamalar için söz konusu sayı sınırlaması uygulanmayacak, sayı sınırlaması dışında atama usul ve esaslarını düzenleyen ilgili mevzuat hükümlerine göre işlem tesis edilecektir.
3) Kamu idareleri bu kapsamda ataması yapılan personele ilişkin bilgileri atama işleminin tamamlanmasını müteakip bir ay içinde Devlet Personel Başkanlığına bildirecektir.” olarak düzenlemiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Davacının, Daire kararının davanın reddine yönelik kısmına ilişkin temyiz istemi yönünden;
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Onikinci Dairesi kararının, 5525 sayılı Kanun’un Ek 1. maddesinin Uygulanması Hakkında Usul ve Esasları düzenleyen 2013/10 sayılı Başbakanlık Genelgesi’nin A-1/c. maddesinde yer alan “kurumların mevzuatlarında yer alan özel şartların taşınması” düzenlemesinin iptali istemi yönünden verilen davanın reddine ilişkin kısmı, aynı gerekçeler ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın anılan kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Davalı idarelerden Emniyet Genel Müdürlüğünün, Daire kararının dava konusu bireysel işlemin iptaline ilişkin kısmına yönelik temyiz istemi yönünden;
Hükmü yukarıda aktarılan 5525 sayılı Memurlar ile Diğer Kamu Görevlilerinin Bazı Disiplin Cezalarının Affı Hakkında Kanun’a 12/07/2013 tarih ve 6495 sayılı Kanun’un 43. maddesiyle eklenen Ek 1. madde, memuriyetten çıkarılan ve anılan kanun kapsamında bulunan kişilerin doğrudan göreve iadesi sonucunu doğurmayacağından, idarelerin bu kişileri göreve başlatma konusunda mutlak bir zorunluluk içerisinde olduğundan söz etmeye imkan bulunmamakta, dolayısıyla, bu konuda bağlı yetki içerisinde olmayan idarelerin, bu kapsamdaki göreve iade istemlerini açıktan atama koşulları içerisinde kadro ve ihtiyaç durumunun yanı sıra hizmet gereklerini de gözetilerek değerlendireceğinin kabulü gerekmektedir.
Nitekim, 5525 sayılı Kanun’un Ek 1. Maddesinin Uygulanması Hakkında Usul ve Esasları düzenleyen ve 31/08/2013 tarih ve 28751 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2013/10 sayılı Başbakanlık Genelgesi’nin “Ortak Hususlar” başlıklı bölümünün birinci fıkrasında da, bu madde kapsamında yapılacak olan atamaların açıktan atama olarak değerlendirileceği belirtilmiştir.
Bu kapsamda uyuşmazlık konusu olay incelendiğinde, her ne kadar Danıştay Dairesi kararında davacının başvurusu hakkında bir inceleme ve değerlendirme yapılarak, elde edilecek tespit doğrultusunda başvurunun sonuçlandırılması gerektiği gerekçesiyle işlemin iptaline karar verilmiş ise de; dosyadaki mevcut tüm bilgi belgelerin bir arada değerlendirilmesinden, davalı idarenin, davacının 12/09/2013 tarihli göreve iade istemini açıktan atama koşulları çerçevesinde değerlendirerek, ihtiyaç ve hizmet gerekleri yönünden reddettiği anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, davacının göreve iade edilmesi talepli başvurusunun reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık, işlemin iptali yolundaki Daire kararında ise hukuki isabet görülmemiştir.
Davalı idarelerden Cumhurbaşkanlığının temyiz istemine gelince;
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 48. maddesinin 3. fıkrasında; “Temyiz dilekçeleri, ilgisine göre kararı veren bölge idare mahkemesine, Danıştaya veya 4 üncü maddede belirtilen mercilere verilir ve kararı veren bölge idare mahkemesi veya Danıştayca karşı tarafa tebliğ edilir. Karşı taraf tebliğ tarihini izleyen otuz gün içinde cevap verebilir. Cevap veren, kararı süresinde temyiz etmemiş olsa bile düzenleyeceği dilekçesinde, temyiz isteminde bulunabilir. Bu takdirde bu dilekçeler temyiz dilekçesi yerine geçer.” hükmüne yer verilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun yukarıda aktarılan 48. maddesinin 3. fıkrasında, temyize cevap verenin, kararı süresinde temyiz etmemiş olsa bile, karşı tarafın temyiz dilekçesinin kendisine tebliğinden itibaren düzenleyeceği dilekçesinde temyiz isteminde bulunabilmesine imkan tanınmıştır. Ancak anılan hükümden faydalanabilmek için öncelikle, usulüne uygun olarak kanuni şartları haiz şekilde süresi içerisinde düzenlenmiş bir temyiz dilekçesi bulunması gerekmektedir. Söz konusu temyiz dilekçesinin kendisine tebliği üzerine cevap verme süresi içerisinde bu kez, karşı taraf temyiz imkanına kavuşmuş olacaktır. Görüldüğü üzere Kanun, söz konusu hüküm ile kararı temyiz etmemiş veya süresini kaçırmış olan karşı taraf için istisnai bir durum öngörmüştür. Bu kapsamda, kanunun amacının, usulüne uygun verilen bir temyiz dilekçesi üzerine karşı tarafın hak kaybına uğramasını engellemek amacıyla tekrar temyiz edebilmesine imkan tanımak olduğu, bunun dışında karşı temyiz isteminde bulunan tarafın dilekçesine karşı tekrar bir temyiz istemine imkan vermediği sonucuna varılmıştır. Aksi durumun kabulü halinde, dava dosyasının durumuna göre temyiz kanun yoluna başvuru sürecinin öngörülemeyecek bir biçimde karmaşık bir hal almasına ve yargılamanın uzamasına sebep olunabilecektir.
Temyize konu karara ilişkin dosyanın incelenmesinden; Daire kararının davalı idarelerden Cumhurbaşkanlığına (Başbakanlık) 21/02/2019 tarihinde tebliğ edildiği; davalı idarelerden Emniyet Genel Müdürlüğünün anılan kararı süresinde temyiz etmesi üzerine davacının 31/05/2019 tarihli dilekçesiyle hem karşı temyiz isteminde bulunduğu hem de temyize cevap verdiği; davacının temyiz dilekçesinin, davalı idarelerden Cumhurbaşkanlığına (Başbakanlık) 29/09/2020 tarihinde elektronik olarak tebliğ edilmesi üzerine, bu kez davalı Cumhurbaşkanlığının 21/10/2020 tarihinde kayda giren dilekçe ile hem davacının temyiz dilekçesine karşı cevap verdiği hem de Daire kararını iptale ilişkin kısmı yönünden temyiz ettiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, uyuşmazlıkta, davalı idarelerden Cumhurbaşkanlığının söz konusu dilekçesinin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 48. maddesinin 3. fıkrasında düzenlenen karşı temyiz başvurusu kapsamında bulunmadığı anlaşıldığından, süresinde olmayan temyiz isteminin incelenme olanağı bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddi ile Danıştay Onikinci Dairesinin temyize konu 04/10/2018 tarih ve E:2016/5809, K:2018/3513 sayılı kararının davanın reddine ilişkin kısmının oybirliği ile ONANMASINA,
2. Davalı idarelerden Emniyet Genel Müdürlüğünün temyiz isteminin kabulü ile anılan kararın iptale ilişkin kısmının oyçokluğu ile BOZULMASINA,
3. Davalı idarelerden Cumhurbaşkanlığının temyiz isteminin oyçokluğu ile SÜRE AŞIMI NEDENİYLE REDDİNE,
4. Bozulan kısım yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Danıştay Onikinci Dairesine gönderilmesine,

5. Kesin olarak, 07/04/2021 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY

X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Onikinci Dairesince verilen kararın iptale ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun bulunduğu, temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenlerin kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davalı idarelerin temyiz istemlerinin reddi ile temyize konu kararın iptale ilişkin kısmının da onanması gerektiği oyuyla, karara bu kısım yönünden katılmıyoruz.

KARŞI OY

XX- 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 48. maddesinin 3. fıkrasında; “Temyiz dilekçeleri, ilgisine göre kararı veren bölge idare mahkemesine, Danıştaya veya 4 üncü maddede belirtilen mercilere verilir ve kararı veren bölge idare mahkemesi veya Danıştayca karşı tarafa tebliğ edilir. Karşı taraf tebliğ tarihini izleyen otuz gün içinde cevap verebilir. Cevap veren, kararı süresinde temyiz etmemiş olsa bile düzenleyeceği dilekçesinde, temyiz isteminde bulunabilir. Bu takdirde bu dilekçeler temyiz dilekçesi yerine geçer.” hükmüne yer verilmiştir.
Metni yazılı Kanun hükmünde düzenlenen temyiz kanun yolu hakkından yararlanabilmek için, yasal süresi içerisinde yapılan temyiz başvurusuna ilişkin dilekçenin tebliği üzerine süresinde verilen cevap dilekçesinde temyiz talebinde bulunulduğunun beyan edilmesi yeterli görülmüş, bu hakkın kullanımı başka bir şarta bağlanmamıştır.
Görüldüğü üzere, temyize cevap veren kararı süresinde temyiz etmemiş olsa bile, düzenleyeceği dilekçede temyiz isteminde bulunabileceği, bu takdirde bu dilekçenin temyiz dilekçesi yerine geçeceği açıkça hükme bağlanmış ve anılan Kanun’da, temyiz dilekçesi yerine geçen bu dilekçelerin tebliği üzerine cevap verme süresi içerisinde tekrar karşı temyiz imkanından faydalanılamayacağına ilişkin bir sınırlamaya yer verilmemiştir.
Bu durumda, dosyanın incelenmesinden, 2577 sayılı Kanun’un 48. maddesinin yukarıda metnine yer verilen 3. fıkrasındaki düzenleme çerçevesinde, süresinde verildiği açık olan davacıya ait temyiz dilekçesinin davalı idarelerden Cumhurbaşkanlığına 29/09/2020 tarihinde elektronik ortamda tebliğ edildiği, davalı idarenin 21/10/2020 tarihinde Danıştay kaydına giren dilekçesinin otuz günlük yasal cevap süresi içinde olduğu, bu itibarla Kanun’un açık hükmü uyarınca, davalı idarenin temyize cevap süresi içinde verdiği dilekçesindeki temyiz isteminin 2577 sayılı Kanun’un 48/3. maddesi kapsamında geçerli bir temyiz istemi olduğu ve istemde süre aşımının bulunmadığı sonucuna varıldığından, sözü edilen temyiz talebi yönünden de işin esası incelenmek suretiyle bir karar verilmesi gerektiği oyuyla, kararın davalı idarelerden Cumhurbaşkanlığının temyiz isteminin süre aşımı yönünden reddine ilişkin kısmına katılmıyoruz.