Danıştay Kararı 6. Daire 2021/3344 E. 2021/5040 K. 06.04.2021 T.

Danıştay 6. Daire Başkanlığı         2021/3344 E.  ,  2021/5040 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2021/3344
Karar No : 2021/5040

TEMYİZ EDENLER : I- DAVACI …
VEKİLİ : Av. …

II- DAVALI … Bakanlığı – ANKARA
VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF : I- DAVALI … Bakanlığı
II- DAVACI ..

İSTEMİN ÖZETİ : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun kısmen kabulüne kısmen reddine dair … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararın, usul ve hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek karşılıklı olarak bozulması istenilmektedir.

SAVUNMALARIN ÖZETİ : Savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …’ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin faiz bakımından kabulü ile kararın bu kısmının bozulması, esas bakımından ise temyiz isteminin reddi ile kararın onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:

Dava, Antalya İli, Konyaaltı İlçesi, … Mahallesi, … ada, … parsel sayılı taşınmazın imar planında lise alanı olarak ayrılmasına rağmen, kullanım amacı doğrultusunda kamulaştırılmaması nedeniyle mülkiyet hakkının süresi belirsiz şekilde kısıtlandığından bahisle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere taşınmazın değerine karşılık 272.087,64-TL’nin yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmış, İdare Mahkemesince, dosyadaki bilgi ve belgeler ile yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporun birlikte değerlendirilmesinden; davacılara ait taşınmazın imar planında lise alanı olarak belirlenmesi nedeniyle 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 10.maddesi uyarınca imar planının yürürlüğe girmesinden itibaren en geç 3 ay içinde bu planı tatbik etmek üzere 5 yıllık imar programının belediyece hazırlanmaması ve bunun sonucunda taşınmazının kamulaştırılmaması nedeniyle davacıların mülkiyet hakkının belirsiz bir süre ile kısıtlandığı gerekçesiyle davanın 151.322,04-TL’lik kısım yönünden kabulüne, 120.765,60-TL’lik kısım yönünden davanın reddine, hükmedilen toplam 151.322,04-TL tazminatın; 10.000,00-TL’sinin dava tarihi olan 01/09/2015 tarihinden, 141.322,04-TL’sinin ıslah dilekçesinin davalı idareye tebliğ tarihi olan 09/12/2019 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istem bakımından ise davanın reddine karar verilmiş, anılan karara karşı yapılan istinaf başvurularından davalı idarenin istinaf başvurusunun reddine, davacının istinaf başvurusunun kısmen (faize ilişkin kısım yönünden) kabulüne, istinafa konu mahkeme kararının faize ilişkin kısmının kaldırılmasına ve mahkeme kararıyla kabul edilen miktarın tamamına dava tarihi olan 01/09/2015 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine, davacının istinaf talebinin geri kalan kısmının ise reddine karar verilmiş, bu karar taraflarca karşılıklı olarak temyiz edilmiştir.
İstinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmın temyizi bakımından;
Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairelerince verilen kararların temyiz yolu ile incelenerek bozulabilmeleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinde belirtilen nedenlerden birinin bulunması halinde mümkün olup temyize konu kararın bu kısmında bahsi geçen nedenlerin hiçbirisi bulunmamaktadır.
İstinaf başvurusunun kabulüne ilişkin kısmın temyizi bakımından;
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 16. maddesi, 4. fıkrasında; “Taraflar, sürenin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemezler. (Ek cümle: 11/4/2013-6459/4 md.) Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir” hükmüne yer verilmiş, aynı kanunun geçici 7. maddesinde; “Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, bu Kanunun 16 ncı maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen hüküm, kanun yolu aşaması dâhil, yürürlük tarihinde derdest olan davalarda da uygulanır.
” denilerek, ıslah müessesinin derdest davalara da uygulanabilmesine imkan tanınmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununda, 6459 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktarın, kanun yolu aşaması dâhil, yürürlük tarihinde derdest olan davalarda da süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin artırılmasına olanak tanınmıştır. Madde gerekçesinde de ifade edildiği üzere, yasal değişiklikle ilgililerin uğramış olduğu zararın, dava dilekçesinde gösterilen zarar miktarından fazla olmasına karşın, davacı veya davacıların dava dilekçesinde gösterdikleri zarar miktarını artırmalarına yönelik taleplerinin mahkemelerce kabul edilmeyerek istemle bağlı kalma kuralını uygulayarak dava dilekçesinde gösterilen zarar tutarı kadar tazminata hükmetmelerinden doğan hak kayıplarının giderilmesi amaçlanmıştır. Bir başka ifade ile, mahkemelerce istemle bağlı olma kuralı uygulanmak suretiyle verilen kararlara karşı taraflardan herhangi birinin kanun yoluna başvurmuş olması şartıyla davacı veya davacıların artırılan miktara isabet eden harcı ödemek suretiyle kararı veren Mahkemeye verecekleri dilekçe ile bir defaya mahsus olmak üzere dava dilekçesinde gösterilen miktarı artırmaları mümkündür.
Kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan tam yargı davaları, adli yargıdaki fiili el atma nedeniyle açılan kamulaştırmasız el atma davalarından farklı olarak; 3194 sayılı Kanun kapsamında açılan davalar olduğundan hükmedilecek faizin; dava açma tarihi itibariyle talep edilen miktar için dava tarihinden, ıslah edilen kısım için ise ıslah tarihinden itibaren hesaplanması gerekmektedir.
Uyuşmazlıkta, Bölge İdare Mahkemesince ıslah bakımından bir ayrım yapılmaksızın dava açma tarihinden itibaren faize hükmedildiği görülmekte ise de, dava açma tarihi itibariyle talep edilen miktar için dava tarihinden, ıslah edilen kısım için ise ıslah tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının istinaf başvurusunun kabulüne ilişkin kısmının oyçokluğu ile BOZULMASINA, istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının ise oybirliği ile ONANMASINA, dosyanın adı geçen … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi gönderilmesine, 06/04/2021 tarihinde kesin olarak karar verildi.

KARŞI OY (X) :
Hukuki el atma davalarında taşınmazın değeri bir bütün olarak talep edilmekte, ancak taşınmazın değeri yargılama sırasında dava tarihi itibarıyla belirleneceğinden dava dilekçesinde talep edilen miktar çoğunlukla taşınmazın bilirkişi tarafından belirlenen değerinden farklı olmaktadır. Dava dilekçesinde talep edilen miktarın daha düşük olması halinde bilirkişilerce hesaplanan miktarla arasındaki fark tutar İdari Yargılama Usulü Kanununun 16.maddesinin 4. fıkrası uyarınca miktar artırım dilekçesiyle istenebilmektedir.
Hukuki el atma davalarında davacının amacının taşınmazın değerinin tamamının tazminini sağlamak olduğu göz önünde bulundurulduğunda miktar artırım (ıslah) dilekçesiyle istenilen bu miktarın yeni bir dava ya da aynı dava içinde ek bir istem niteliğinde olmadığı, aslında dava dilekçesinde de istenilen ancak miktarı bilirkişi raporuyla açıklığa kavuşan bir bedelin Kanunun tanıdığı imkan kullanılmak suretiyle istenilmesinden ibarettir.
Bir başka ifade ile; miktar artırımı (ıslah) sonucunda talep edilen dava konusu tutar, yeni bir dava yahut ayrı bir ek dava değil; süregelen davanın bizatihi kendisidir. Zîra davada gayrimenkulün değeri bir bütün olarak talep edilmektedir. Artırılan miktar için ilâve harç yatırılması ise usûlî bir muamele olup, bu husus artırılan miktar kısmının ayrı bir dava yahut ek dava olduğu sonucunu doğurmamaktadır (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 24.05.2019 tarih ve E: 2017/8, K: 2019/3 sayılı kararı). Kaldı ki, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 09.06.2020 günlü, E:2019/53, K:2020/853 sayılı kararı da aynı yöndedir.
Öte yandan, faizin asıl alacağa bağlı bir fer’i alacak olduğu, varlığının asıl alacağın varlığına bağlı olduğu ve hukuki el atma davalarında asıl alacak niteliğinde olan taşınmaz bedelinin dava tarihi itibarıyla hesaplandığı göz önünde bulundurulduğunda, dava tarihi itibarıyla belirli hale gelen asıl alacak niteliğindeki taşınmaz bedelinin Mahkemece kabulüne karar verilmesi halinde, kabul edilen miktarın tamamına dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerekmektedir.
Ayrıca, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 2. fıkrasında; temyiz incelemesi sonunda karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise kararın düzeltilerek onanmasına karar verileceği düzenlenmiş olup, düzeltilmesi istenilen kararda ise kabul edilen tazminatın miktar artırımı (ıslah) suretiyle artırılan kısmına ıslah tarihinden itibaren faiz yürütülmesi yolundaki Mahkeme kararının kaldırılarak kabul edilen tazminatın tamamına dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesine karar verilmiş olduğu göz önünde bulundurulduğunda, 2577 sayılı Kanunun düzeltmeye ilişkin hükmü mevcut durumda uygulanamayacağından, miktar artırımına uygulanacak faizin hesaplama tarihi yönünden Mahkeme kararının kaldırılmasına ilişkin Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerekmektedir.
Belirtilen nedenlerle; miktar artırımı (ıslah) yoluyla artırılan miktar için ıslah tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerektiği gerekçesiyle Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması yolunda verilen Dairemiz kararına bu yönden katılmıyorum.