DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2021/235 E. , 2021/614 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2021/235
Karar No : 2021/614
TEMYİZ EDENLER : I- (DAVALILAR) : 1- …
2- …Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …
II- (DAVALILAR YANINDA MÜDAHİL) : … Belediye Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACILAR) : 1- …
2- …
3- …
4- …
5- …
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 23/06/2020 tarih ve E:2019/2563, K:2020/5869 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 26/01/2013 tarih ve 28540 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, İstanbul ili, Gaziosmanpaşa ilçesi sınırları içerisinde bulunan ve dava konusu Bakanlar Kurulu kararına ekli kroki ve listede sınır ve koordinatları gösterilen, davacıların taşınmazlarının bulunduğu Fevzi Çakmak Mahallesini de kapsayan alanın, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’un 2. maddesine göre riskli alan ilan edilmesine ilişkin 24/12/2012 tarih ve 2012/4099 sayılı Bakanlar Kurulu kararının iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Ondördüncü Dairesinin 21/09/2017 tarih ve E:2017/1983, K:2017/4808 sayılı davanın süre aşımı nedeniyle reddine ilişkin kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 16/04/2018 tarih ve E:2017/4022, K:2018/1819 sayılı kararıyla bozulması üzerine, bu usuli bozma kararına uyularak ve işin esası incelenerek verilen Danıştay Altıncı Dairesinin 23/06/2020 tarih ve E:2019/2563, K:2020/5869 sayılı kararıyla;
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın ve 20/03/1952 tarihinde kabul edilen İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşmeye Ek 1 Nolu Protokol’ün mülkiyet hakkına ilişkin maddelerine ve 6306 sayılı Kanun ve anılan Kanun’un uygulama yönetmeliği olan Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun Uygulama Yönetmeliği’nin konuyla ilgili maddelerine yer verildikten sonra,
Davacılara ait taşınmazların da içinde bulunduğu Fevzi Çakmak Mahallesine münhasıran yapılan incelemede, dava konusu riskli alan olarak ilan edilen mahalle üzerindeki yapılaşma sebebiyle can ve mal kaybına yol açma riski taşıdığına dair idarelerce hazırlanan raporlarda, binalar gözlemsel olarak incelenerek kalite olarak “iyi”, “orta” ve “kötü” diye sınıflandırılmış ise de, niceliksel bir ölçüt verilmediği ve diğer bilgilerin genel itibarıyla gözlemsel bilgiler içerdiği, İstanbul’un önceki yıllarda yaşamış olduğu depremler sonucunda söz konusu yapıların olumsuz olarak etkilenip etkilenmediği yolunda belirlemeye yer verilmediği, değişik tipteki yapılardan örnekleme suretiyle karot veya numune alınmak suretiyle teknik bir metot üzerinde çalışılmadığı, yapıların hangi yönlerden can ve mal kaybına yol açma riski taşıdığını kanıtlayacak yeterli bilgi içermediği, söz konusu alana ilişkin detaylı zemin etüdü verisi ve buna bağlı olarak su taşkını konusunda yeterli veri bulunmadığı hususları dikkate alındığında, dava konusu alanın riskli alan ilan edilebilmesi için Kanun’un ve Uygulama Yönetmeliği’nin öngördüğü koşulların detaylı bir teknik rapor ile oluşturulmadığı sonucuna varıldığı,
Kaldı ki, Gaziosmanpaşa ilçesi belediye sınırları içerisinde bulunan ve dava konusu işlemin tesis edilmesine dayanak gösterilen raporların hazırlanmasında izlenen teknik yöntemler uygulanmak suretiyle riskli alan ilan edilen bazı mahallelerin riskli alan ilan edilmesine ilişkin Bakanlar Kurulu kararına karşı açılan davalarda (Danıştay Ondördüncü Dairesinin E:2014/437, E:2014/469 ve 2014/470 sayılı dosyaları) yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemeleri sonucunda; riskli alan ilan edilmesine dayanak alınabilecek teknik esaslara uygun yeterli veri bulunmadığından risk değerlendirmesi yapmanın mümkün olamayacağı yönünde tespitler yapıldığı,
Bu durumda, uyuşmazlığa konu alanın riskli alan ilan edilmesine ilişkin 24/12/2012 tarih ve 2012/4099 sayılı Bakanlar Kurulu kararının Fevzi Çakmak Mahallesine ilişkin kısmında hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle işlemin iptaline karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI :
Davalı idareler ve davalı idareler yanında müdahil tarafından, dava konusu işlemin dayanağını oluşturan teknik raporun 6306 sayılı Kanun’un Uygulama Yönetmeliği’nin 5. maddesine uygun olarak hazırlandığı, bölgedeki yapıların yaklaşık %80’inin 40 yıllık yapılardan oluştuğu, alandaki yapıların önemli bir bölümünün gecekondu niteliğinde yapılar olduğu, çoğunluğu tek katlı ve yığma yapılardan oluşan bölgenin plansız bir şekilde geliştiği, yapıların önemli bir kısmının 1999 yılında meydana gelen Marmara depreminden önce inşa edildiği, alanın alt yapı hizmetlerinin yetersiz olduğu, tüm bu nedenlerden dolayı kamu yararı ve hizmet gerekleri dikkate alınarak, 6306 sayılı Kanun’a ve ilgili Yönetmeliğe uygun olarak tesis edilen dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu, temyize konu Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davacılar tarafından, savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’İN DÜŞÜNCESİ : Davalı idareler yönünden temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması, davalı idareler yanında müdahil yönünden ise süresinde olmayan temyiz isteminin süre yönünden reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarelerin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 20/A maddesi uyarınca gereği görüşüldü:
Üyeler, Ali Kazan, Sami Karatekin ve Kemal Kuku’nun, davacıların, dava konusu Bakanlar Kurulu kararının, kendi taşınmazlarına ilişkin kısmının iptalini istemede hukuki menfaatleri bulunmakla birlikte, anılan kararın tamamının iptalini istemede güncel ve meşru hukuki menfaatleri bulunmadığından davanın ehliyet yönünden reddi gerektiği yönündeki oylarına karşılık, davacıların dava açma ehliyeti olduğuna oyçokluğu ile karar verilerek işin esası incelendi:
İNCELEME VE GEREKÇE:
İLGİLİ MEVZUAT :
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 46. maddesinde; özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde, Danıştay dava daireleri ile idare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarına karşı tebliğ tarihini izleyen otuz gün içinde Danıştayda temyiz yoluna başvurulabileceği, 48. maddesinin 6. fıkrasında ise; temyizin kanuni süre geçtikten sonra yapılması halinde kararı veren merciin, temyiz isteminin reddine karar vereceği hükme bağlanmıştır. Aynı Kanun’un 8. maddesinde ise; bu Kanun’da yazılı sürelerin, tebliğ, yayın veya ilan tarihini izleyen günden itibaren işlemeye başlayacağı, tatil günlerinin sürelere dahil olduğu, ancak, sürenin son günü tatil gününe rastlarsa, sürenin tatil gününü izleyen çalışma gününün bitimine kadar uzayacağı, sürelerin bitmesinin çalışmaya ara verme zamanına rastlaması halinde, bu sürelerin, ara vermenin sona erdiği günü izleyen tarihten itibaren yedi gün uzamış sayılacağı hükümlerine yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Davalı idarelerin temyiz istemleri yönünden;
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, davalı idarelerin temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Öte yandan, temyiz istemine konu Daire kararında, uyuşmazlığa konu alanın “riskli alan” ilan edilmesine ilişkin 24/12/2012 tarih ve 2012/4099 sayılı Bakanlar Kurulu kararının Fevzi Çakmak Mahallesine yönelik kısmı hakkında iptal hükmü kurulmuş ise de; anılan iptal kararının, sadece davacılara ait taşınmazlar yönünden hüküm ifade edeceği tabiidir.
Davalı idareler yanında müdahilin temyiz istemi yönünden;
Dosyada bulunan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, Danıştay Altıncı Dairesince dava konusu işlemin iptali yönünde verilen temyize konu 23/06/2020 tarih ve E:2019/2563, K:2020/5869 sayılı kararın, davalı idareler yanında müdahil Gaziosmanpaşa Belediye Başkanlığına 15/07/2020 tarihinde tebliğ edildiği, anılan idarece söz konusu karara karşı, otuz günlük yasal süresi içinde 14/08/2020 tarihinde, bu tarihin adli tatil dönemine denk gelmesi nedeniyle en geç 07/09/2020 tarihi Pazartesi günü mesai bitimine kadar temyiz isteminde bulunulması gerekirken, bu tarih geçirildikten sonra 15/10/2020 tarihinde İstanbul Nöbetçi İdare Mahkemesi Başkanlığı kayıtlarına giren dilekçe ile temyiz isteminde bulunulduğu anlaşıldığından, davalı idareler yanında müdahilin temyiz isteminin süre aşımı nedeniyle reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarelerin temyiz istemlerinin reddine,
2. Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline ilişkin Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 23/06/2020 tarih ve E:2019/2563, K:2020/5869 sayılı kararının ONANMASINA oyçokluğu ile,
3. Davalı idareler yanında müdahilin temyiz isteminin süre aşımı nedeniyle reddine oybirliği ile,
4. Kesin olarak, 29/03/2021 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
X- 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’un 2. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde; riskli alan, zemin yapısı veya üzerindeki yapılaşma sebebiyle can ve mal kaybına yol açma riski taşıyan, Bakanlık veya idare tarafından Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının görüşü de alınarak belirlenen ve Bakanlığın teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca kararlaştırılan alan olarak tanımlanmıştır.
Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun Uygulama Yönetmeliği’nin, “Riskli alanın tespiti” başlıklı 5. maddesinin 1. fıkrasında da, “Riskli alan;
a) Alanın, zemin yapısı veya üzerindeki yapılaşma sebebiyle can ve mal kaybına yol açma riski taşıdığına dair teknik raporu,
b) Alanda daha önceden meydana gelmiş afetler varsa, bunlara dair bilgileri,
c) Alanın büyüklüğünü de içeren koordinatlı sınırlandırma haritasını, varsa uygulama imar planını,
ç) Alanda bulunan kamuya ait taşınmazların listesini,
d) Alanın uydu görüntüsünü veya ortofoto haritasını,
e) Zemin yapısı sebebiyle riskli alan olarak tespit edilmek istenilmesi halinde yerbilimsel etüd raporunu,
f) Alanın özelliğine göre Bakanlıkça istenecek sair bilgi ve belgeleri,
ihtiva edecek şekilde hazırlanmış olan dosyaya istinaden ve Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının görüşü alınarak Bakanlıkça belirlenir ve teklif olarak Bakanlar Kuruluna sunulur…” hükmüne yer verilmiştir.
Dava konusu alana ilişkin olarak Gaziosmanpaşa Belediye Başkanlığınca hazırlanan teknik rapor ve gerekçe raporunda; teknik raporun 6306 sayılı Kanun’un Uygulama Yönetmeliği’nin 5. maddesine uygun olarak hazırlandığı, bölgedeki yapıların yaklaşık %80’inin 40 yıllık yapılardan oluştuğu, alandaki yapıların önemli bir bölümünün çarpık ve düzensiz yapılaşmış gecekondu niteliğinde yapılar olduğu, çoğunluğu tek katlı ve yığma yapılardan oluşan bölgenin plansız bir şekilde geliştiği, yapıların önemli bir kısmının 1999 yılında meydana gelen Marmara depreminden önce inşa edildiği, dolayısıyla Deprem Yönetmeliği’nde belirtilen teknik şartlara uyum göstermedikleri, alanın alt yapı hizmetlerinin yetersiz olduğu, herhangi bir afet durumunda müdahalenin zor olması nedeniyle can ve mal kaybı riskinin yüksek olduğu yönündeki tespitlere yer verilmiştir.
Öte yandan, dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile teknik rapor içerisinde yer alan kroki, pafta ve alandaki yapılara ait fotoğrafların incelenmesinden; riskli alan ilan edilen alandaki yapıların tamamının gecekondu tarzı yapılar olduğu ve anılan yapıların, gerek yapı malzemesi, gerek işçilik yönünden kötü bir durumda oldukları ve mühendislik hizmeti görmeden imal edildikleri, alandaki teknik ve sosyal donatı alanları ile alana ulaşım imkânı sağlayan yolların mevzuatta öngörülen standartlarda olmadığı anlaşılmaktadır.
Ayrıca, 6306 sayılı Kanun’un amacı ve genel gerekçesi değerlendirildiğinde, söz konusu Kanun ile afet riski altına bulunan yerleşim merkezlerinin bulundukları yerlerde iskânın yeniden düzenlenmesi ya da gerekirse, bunların başka yerlere nakledilmesi öngörülmektedir. Bu çerçevede, bir alanın riskli alan olarak ilan edilmesi üzerine, ilgili idare tarafından, tahliye, yıkım, imar planı yapılması, alandaki taşınmazların kamulaştırılması, yeni yapıların inşası, ayni hak tesisi gibi uygulamalar yapılmak suretiyle sağlıklı ve güvenli bir yaşama çevresinin oluşturulmasının sağlanması amaçlanmaktadır.
Bu itibarla, riskli alan ilanı ile başlayan süreç, bir dönüşüm olgusunu içermekte olup, riskli alan ilanının, söz konusu dönüşüm süreci ile bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu gereklilik doğrultusunda, yukarıda anlatılagelen, dava konusu alandaki yapıların, fiziki ve teknik yetersizlikleri nedeniyle taşıdıkları risk durumu ve alandaki sosyal ve teknik alt yapı yetersizlikleri birlikte göz önünde bulundurulduğunda, 6306 sayılı Kanun ve Uygulama Yönetmeliğine uygun olarak tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, davalı idarelerin temyiz istemlerinin kabulü ile temyize konu Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.