Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/8275 E. 2015/20913 K. 18.02.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/8275
KARAR NO : 2015/20913
KARAR TARİHİ : 18.02.2015

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Beraat

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli,olayın özelliği,fiille olan ilişkisi,mağdurun durumu,kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
5237 sayılı TCK’nın 158/1-i bendinde serbest meslek sahibi kişiler tarafından mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle işlenmesi hali nitelikli dolandırıcılık olarak kabul edilmiş,193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 65/2 maddesinde serbest meslek faaliyeti sermayeden ziyade şahsi mesaiye ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır” şeklinde tanımlanmış, aynı kanunun 66. maddesi ise “serbest meslek faaliyetini mutat meslek halinde ifa edenler serbest meslek erbabıdır” denilmiştir. Aynı Kanun’un 37. maddesinin 4. bendinde ise, gayrimenkullerin alım, satım ve inşa işleriyle uğraşanların bu işlerinden doğan kazançların bu kanunun uygulanmasında ticari kazanç sayılacağı belirtilmiştir. Kanunda kendi nam ve hesabına mesleğin gerektirdiği etik kurallara uygun olarak çalışması gereken kişilerin toplumda kendilerine duyulan güveni kötüye kullanmak suretiyle dolandırıcılık suçunu işlemeleri hali nitelikli dolandırıcılık olarak düzenlenmiş ise de, bu bendin uygulanabilmesi için failin serbest meslek mensubu olması ve dolandırıcılık suçunu da mesleği gereği kendisine duyulan güveni kötüye kullanmak suretiyle işlemesi gerekir.
Katılan şirketin muhasebeciliğini yapan sanık …’nun katılan şirkette çalışmadıkları halde, sanık …’ı 09/03/2007-09/03/2008 tarihleri arasında, …’nu da 11/01/2007-01/03/2008 tarihleri arasında sigortalı olarak katılanın işyerinde çalışıyorlarmış gibi göstererek ve sigorta primlerini hukuka aykırı yöntemle şirketin bütçesinden ödenmesini sağlayarak ve diğer sanıklarla eylem ve fikir birliği içinde hareket etmek suretiyle katılan şirket aleyhine haksız menfaat temin etmek suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediklerinin iddia edildiği olayda, vekaletname ile sanık …’in, katılan şirkete işçi almaya, şirketten işçi çıkartmaya, iş sözleşmeleri yapmaya, gerektiğinde bu sözleşmeleri feshetmeye, fesihnameleri tanzim ve imzaya, sigorta bildirgelerini hazırlamaya ve ilgili dairelere vermeye yetkilendirildiği, buna göre katılanın yanında muhasebeci olarak çalışan ve zaman zaman da katılanın şirket işlerini yapan sanık …’in, katılanla aralarındaki anlaşma gereğince kız kardeşi ve eşi olan diğer sanıkları fiilen yanında çalıştırdığı, bu sanıkların sigorta primlerinin, katılan şirket tarafından, ücretlerinin ise sanık … tarafından ödeneceğinin kararlaştırıldığı, katılan tarafından, işyerinin adresinin sanık …’in işyeri adresi olarak gösterildiği, işlerin bir kısmının burdan yürütüldüğü, sanıklar … ve …’ın ise, katılan şirket ve sanık … için çalıştıklarının bilirkişi raporuyla doğrulandığı, buna göre, sanıklar ile katılan şirket arasında bir hizmet ilişkisinin bulunduğu, sanıkların katılana ait işyerinde çalışmadıkları halde çalışmış gibi gösterildiği hususunun ispatlanamadığı, ayrıca sanık … ile katılan şirket arasındaki vekalet ilişkisinin kapsamı, sanık …’in, katılan şirkete işçi alma yetkisinin olup olmadığı, alınan işçilerin sigorta bedelinin kim tarafından yatırılacağı, diğer sanıkların kimin adına çalıştığı, sanıkla katılan arasındaki ticari ilişkinin boyutu gibi hususlarda taraflar arasında hukuki bir ihtilaf bulunduğu dikkate alınarak ve sanıkların suç işleme kastıyla hareket ettiklerine dair mahkumiyete yeter kesin ve inandırıcı delil bulunmadığının anlaşılması karşısında, bu gerekçelere dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA, 18/02/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.