Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2014/5759 E. 2015/4616 K. 02.04.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/5759
KARAR NO : 2015/4616
KARAR TARİHİ : 02.04.2015

ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 24/12/2013 tarih ve 2012/106-2013/300 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 17/03/2015 günü hazır bulunan davacı vekili Av. … ile davalı vekili Av… dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, taraflar arasındaki 13/03/2008 tarihli taşıma sözleşmenin trafik cezaları başlıklı maddesinde trafik cezalarından davalının sorumlu olduğunun kararlaştırıldığını, sözleşme gereği davalının işleteni olduğu araçlar için düzenlenen trafik idari para cezaları nedeniyle müvekkili tarafından gecikme faizi ile birlikte toplam 28.376,25 TL ödendiğini, bu miktarın tahsili için girişilen takibin itiraz üzerine durduğunu ileri sürerek, itirazın iptali ile inkar tazminatının tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili,taşıma sözleşmesindeki sorumluluğun genel trafik kurallarını ve trafik kazalarını kapsadığını, oysa ceza tutanaklarının istiap haddinin aşılması nedeniyle düzenlendiğini, temerrüde de düşürülmediklerini savunarak, davanın husumet, zamanaşımı,yetki ve esas yönünden reddini istemiştir .
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, taraflar arasında 13/03/2008 tarihli Yurt İçi Dökme Hammadde Taşıma Sözleşmesi’nin düzenlendiği, işbu sözleşmenin (G) bendinde trafik cezalarının hüküm altına alındığı, ceza tutanaklarının sürücülere verildiği, onlarında taraflara işbu tutanakları vermemesinden dolayı oluşan gecikme zammından her iki tarafında sorumlu olduğunun kabul edilmesi gerektiği, 9.660,00 TL ceza aslının tamamından, gecikme cezasının ½ si olan 9.358,12 TL.den davalınınn sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, taraf vekillerinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, taraf vekillerinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, takdir olunan 1.100 TL vekalet ücretinin her bir yandan alınarak yek diğerine verilmesine, aşağıda yazılı
bakiye 2,50 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, aşağıda yazılı bakiye 1.274,00 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 19/03/2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
Anayasa’nın 38. maddesi, evrensel bir hukuk prensibi niteliğindeki “cezaların şahsiliği” ilkesinden söz etmektedir. Suç ve cezanın kişiselliği olarak da tanımlanan bu ilke çerçevesinde, hiç kimse bir başkasının suçunu ve buna terettüp eden cezayı üstlenemeyeceği gibi, işlenmiş bir suçtan ötürü de o suçu işleyen dışında kimseye ceza verilemez. Söz konusu suç ve ceza kavramlarının içerisine idari yaptırım ve cezaların da dahil olduğu ve tüzel kişilerin de söz konusu hükümler çerçevesinde bu ilkenin kapsamında bulunduğu kuşkusuzdur. Söz konusu ilkeye aykırı fiil ve işlemlerin en üst norm olan anayasaya aykırı olduğu ortadadır.
Öte yandan, sözleşme serbestisinin sınırları, somut olay itibariyle uygulanması gereken 818 sayılı BK’nın 19/1. maddesinde belirtildiği üzere, kanun ile çizilmiştir. Sözleşmeler, kanunda emir ya da yasak şeklinde belirtilmiş olan amir (emredici) hükümlere aykırı olamazlar. Başka bir deyişle, kişiler, sözleşme yaparken kanunun emredici hükümlerine aykırı hususlar kararlaştıramazlar. Yani, akdin tarafları, aralarındaki anlaşma ile, kanunun emrettiği ya da yasakladığı bir hususu kendileri açısından mümkün hale getiremezler. Getirmişler ise, yine BK’nın 20/2. maddesi uyarınca, söz konusu sözleşme hükmü geçersiz kabul edilmek gerekir.
Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında, taraflar arasındaki taşıma sözleşmesi ile tonaj aşımından ötürü mevzuat uyarınca münhasıran davacı yükleten için öngörülmüş olan idari para cezası sorumluluğunu davalının üstlendiği, davanın konusunu davacı tarafından idari makamlarca kendisine kesilen ve yine kendisi tarafından ödenmiş olan para cezalarının oluşturduğu anlaşılmaktadır. Taraflar arasındaki sözü edilen sözleşme hükmü, yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde, açık kanun hükmüne aykırı olup bu hükmün geçerli kabul edilmesi, mahkeme ve Daire çoğunluğunun görüşünün aksine, kanımızca mümkün değildir. Davacının geçersiz sözleşme hükmüne dayalı davasının reddi gerekmekte olup davalı yan vekilinin temyiz itirazının kabulüyle yerel mahkeme kararının bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumuzdan, çoğunluğun kararın onanmasına ilişkin görüşüne katılamıyoruz.