Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2015/3719 E. 2015/22816 K. 01.04.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/3719
KARAR NO : 2015/22816
KARAR TARİHİ : 01.04.2015

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; Failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
5237 sayılı TCK’nın 158/1-i bendinde serbest meslek sahibi kişiler tarafından mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle işlenmesi hali nitelikli dolandırıcılık olarak kabul edilmiş,193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 65/2 maddesinde serbest meslek faaliyeti sermayeden ziyade şahsi mesaiye ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır” şeklinde tanımlanmış, aynı kanunun 66. maddesi ise “serbest meslek faaliyetini mutat meslek halinde ifa edenler serbest meslek erbabıdır” denilmiştir. Aynı yasanın 37. maddesinin 4. bendinde ise, gayrimenkullerin alım, satım ve inşa işleriyle uğraşanların bu işlerinden doğan kazançların bu kanunun uygulanmasında ticari kazanç sayılacağı belirtilmiştir. Kanunda kendi nam ve hesabına mesleğin gerektirdiği etik kurallara uygun olarak çalışması gereken kişilerin toplumda kendilerine duyulan güveni kötüye kullanmak suretiyle dolandırıcılık suçunu işlemeleri hali nitelikli dolandırıcılık olarak düzenlenmiş ise de, bu bendin uygulanabilmesi için failin serbest meslek mensubu olması ve dolandırıcılık suçunu da mesleği gereği kendisine duyulan güveni kötüye kullanmak suretiyle işlemesi gerekir.
Sanığın iş takibi faaliyetinden dolayı vergi mükellefi olarak Vergi Dairesi’nde kaydının bulunduğu, serbest meslek erbabı olarak faaliyet gösterdiği ve iş takip danışmanlık bürosu çalıştırdığı, katılanın Kanada’da çalıştığı , Türkiye’ye yaşamak için geldiğinde SSK dan emekli olmak istediğinden, emekli olmayı düşündüğü , bir arkadaşı aracılığıyla bu yöndeki işlemleri takip ettiğini öğrendiği sanık ile tanıştığı, sanığa Türkiye’de emekli olmak istediğini ancak Türkiye’de herhangi bir çalışmışlığı olmadığını belirttiği, sanığın kendisine yedek subay olarak askerlik yaptığı günleri saydırarak, primlerini yatırabileceğini, bunun için 18.500 dolar prim borcu ile emeğinin karşılığını istediği, Türkiye’de çalışmadığını, bu işin zor olacağını söyleyen katılanın bu beyanı üzerine sanığın yasaları bildiğini, işinin bu olduğunu söyleyerek, katılanı ikna ettiği, katılan ile sanığın bu konuda bir sözleşme yaptıkları, katılanın 15.500 dolar karşılığı 22.350 YTL parayı sanığa bu işi halletmesi için verdiği, parayı verdikten sonra da Kanada’ya gittiği, sanığın kendisinde belirttiği süreler geçmesine karşın kendisini devamlı oyaladığı somut olayda, iş takibi faaliyetinden dolayı vergi mükellefi olarak Vergi Dairesi’nde kaydının buluduğu ve emeklilik işlemleri yapması, katılanın sanığın yanına gelmeden önce konuyu araştırması ve emekli olmasının mümkün olmadığını öğrenmesi, sanık tarafından katılana ait emeklilik işlemlerinin sonuca ulaştırılmaması sonrasında katılanın verdiği parayı iade etmesini istemesine ve bu konuda ihtar çekmesine rağmen sanığın parayı iade etmemesi karşısında, sanığın eyleminin hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturacağı gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülmek suretiyle yargılamaya devam edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekili, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 01.04.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.