Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2015/3718 E. 2015/22820 K. 01.04.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/3718
KARAR NO : 2015/22820
KARAR TARİHİ : 01.04.2015

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet, hükmün açıklanmasının geri bırakılması

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; Failin bir kimseyi,kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
5237 sayılı TCK’nın 158/1-j bendinde, dolandırıcılık suçunun, Banka veya diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla, işlenmesi, nitelikli hal olarak kabul edilmiştir. Bu suçun oluşabilmesi için, Kredi elde eden kişinin banka veya diğer kredi kurumu görevlilerini hile ile aldatmış olması gerekir. Krediyi alan kişinin aldatıcı herhangi bir eylemi olmaksızın, sırf banka elemanlarının kendi görevlerini layıkıyla yerine getirmemeleri yüzünden bir kredi açılmışsa,dolandırıcılıktan bahsedilemez, şartları varsa bankacılık suçundan bahsedilebilir. Bu suçun mağdurları banka ve diğer kredi kurumlarıdır. 5411 sayılı “Bankacılık Kanunu’nun 3. maddesinde banka, 48. maddesinde ise kredinin tanımı yapılmıştır. Tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlama suçun konusudur. Kredinin tahsis edilmesinin gerekli olup olmadığı, kredi verecek kuruluşun mevzuatında öngörülen düzenlemeler çerçevesinde belirlenir. Fiil, sahte kıymet takdiri raporları veya gerçeğe aykırı belgeler,bilançolar düzenleyerek hileli davranışıyla bunları
aldatmaktadır. Kredi kurumu banka olmamasına karşın faiz karşılığında olsun veya olmasın, kanunen borç vermeye yetkili kılınan kurumlar anlaşılır. Bu itibarla böyle bir yetkiye sahip olmayan bir kişi veya kuruluşa karşı bu fiilin işlenmesi hâlinde koşulları varsa, basit dolandırıcılık suçu söz konusu olacaktır.
Sanık …’in 24/09/2007 tarihinde …’na, … adına düzenlenmiş sahte nüfus cüzdanı ve sahte belgeler ile başvurup 10.000 TL kredi talebinde bulunduğu, bankanın yaptığı araştırma üzerine talebin uygun olduğuna karar vererek sanık …’e 10.000 TL krediyi tahsis ettiği, sanık …’ın ise … adına sahte tanzim edilmiş nüfus cüzdanı ve diğer belgeler ile aynı bankaya 28/09/2007 tarihinde müracaat ederek 9.500 TL tüketici kredisi başvurusunda bulunduğu, sanık …”in ise … kimliği ile kefil sıfatıyla sözleşmeyi imzaladığı, bankanın talebi uygun bulması üzerine krediyi onayladığı ve 9.500 TL’nin sanık … tarafından teslim alındığı, bu suretle sanıkların resmi belgede sahtecilik ve sanık …’in ayrıca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla dolandırıclık suçlarını işlediklerinin iddia edildiği olayda;
1-Sanık … hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına yönelik temyiz talebinin incelenmesinde,
5271 sayılı CMK’nın 231. maddesine göre verilen ve davayı sonuçlandırıcı nitelikte olmayan “hükmün açıklanmasını geri bırakılmasına” ilişkin karara karşı aynı kanunun 231/12. maddesine göre itiraz yolu açık olup temyiz olanağı bulunmadığından 5271 sayılı CMK’ nın 264. maddesi uyarınca kabul edilebilir bir başvuruda kanun yolunda merciin belirlenmesinde yanılma, başvuran sanığın haklarını ortadan kaldırmayacağından temyiz dilekçesinin itiraz dilekçesi olarak kabulü ile görevli ve yetkili ilk derece mahkemesince itiraz konusunda inceleme yapılması için, dosyanın incelenmeksizin iade edilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,
2-Sanıklar hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz talebinin incelenmesinde,
a)Sanıkların kredi başvurusu sırasında kullandıkları sahte noter onaylı imza sirküleri aslının temin edilemediği ve bu belgelerin fotokopiden ibaret olduğunun anlaşılması karşısında yapılan sahteciliğin iğfal kabiliyeti bulunmayacağı, bu durumda da sanık …’ın kredi müracaatı esnasında sunduğu ve adli emanette kayıtlı sahte ikametgah ilmuhaberi belgesi aslının temin edilmesi nedeniyle sanıkların eylemlerinin 5237 sayılı TCK’nın 204/1, 43 maddeleri gereğince zincirleme nitelikte resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin, aslı ele geçirilemeyen noter belgeleri nedeniyle 5237 sayılı TCK’nın 204/3 maddesi uygulanmak suretiyle sanıklar hakkında fazla ceza tayini,
b)Kabule göre de; sanık …’in sahte düzenlenmiş belgeler ile aynı bankaya dört gün arayla müracaat ederek ilk talepte kendisi için, ikinci talepte ise sanık … için kefil sıfatıyla kredi sözleşmesi imzalaması nedeniyle, sanık hakkında tek suçtan hüküm kurulup, 5237 sayılı TCK’nın 43. maddesi
gereğince zincirleme suç artırımı yapılması gerektiği gözetilmeksizin, yazılı şekilde iki ayrı hüküm kurulması,
c)Ceza ölçü biriminin Türk Ceza Kanunun 61/6. maddesi hükmünde düzenlendiği; buna göre, “Hapis cezasının süresinin, gün, ay ve yıl olarak belirleneceği, bir gün 24 saat, bir ay 30 gün olduğu, yıl hesabının da resmi takvime göre hesap edileceğinin” belirtildiği, mahkeme tarafından sanıklara resmi belgede sahtecilik suçundan 2 yıl hapis cezası verildikten sonra, artırım ve indirim maddelerinin uygulanması ile belirlenecek sonuç cezanın 2 yıl 13 ay 15 gün olarak tespiti yerine, sanıkların 5 gün aleyhine olacak şekilde 3 yıl 1 ay 15 gün olarak belirlenmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 01/04/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.