Danıştay Kararı 10. Daire 2020/1748 E. 2021/1311 K. 23.03.2021 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2020/1748 E.  ,  2021/1311 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2020/1748
Karar No : 2021/1311

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Bakanlığı / ANKARA
VEKİLİ : I. Hukuk Müş. Yrd. …

İSTEMLERİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından, 28/06/2016 tarihinde İstanbul Atatürk Havalimanı’nda terör örgütü elemanlarınca gerçekleştirilen terör saldırısı sonucu yaralanması nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen 250.000,00 TL maddi, 250.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 500.000,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren yürütülecek faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin kararıyla; sosyal risk ilkesi ile toplumun içinde bulunduğu koşullardan kaynaklanan, idarenin faaliyet alanında meydana gelmekle birlikte, yürütülen kamu hizmetinin doğrudan sonucu olmayan, toplumsal nitelikli riskin gerçekleşmesi sonucu oluşan, salt toplumun bireyi olunması nedeniyle uğranılan özel ve olağandışı zararların da topluma pay edilerek giderilmesinin amaçlandığı, 5233 sayılı Kanunun, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle “maddî” zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemek amacıyla kabul edildiği, sosyal risk ilkesinin, terör olaylarına ilişkin olarak 5233 sayılı Kanunla kanunlaşması karşısında, sosyal risk ilkesine dayalı maddi tazminat istemlerinin anılan Kanun çerçevesinde karara bağlanmasının gerektiği, ancak, 5233 sayılı Kanunun, sosyal risk ilkesi dışında, nedensellik bağına dayalı, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk sebepleri nedeniyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesine göre tam yargı davası açılmasına engel oluşturmadığı, terör saldırısı sonucu oluştuğu öne sürülen zararın tazminine karar verilmesi istemiyle açılan davada öncelikle tazminatın hangi esaslar dahilinde tazmininin talep edildiğinin açıklığa kavuşturulması gerektiği, dava dilekçesinde, oluşan zararın, objektif sorumluluk esasına göre sosyal risk ilkesi ve hakkaniyet gereği tazmini gerektiğinin ileri sürüldüğü, dilekçe içeriğinde zarar tespit komisyonunca başvurunun süre yönünden reddine ilişkin işlemin iptalinin istenilmediği, iş gücü kaybı nedeniyle oluştuğu ileri sürülen maddi tazminatın ve oluşan manevi zararın giderilmesinin talep edildiği, uyuşmazlıkta, davacının, İstanbul Atatürk Havalimanında meydana gelen terör saldırısı neticesinde ”Boynun lokalize şişme, kitle ve yumrusu; yüzeysel kafa yaralanması; patlamalar ve parçalara ait diğer savaş operasyonları” teşhisi ile Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesine yatırıldığı, anılan Hastanenin genel cerrahi servisince davacıya 10 gün iş göremezlik raporu verildiği (30/06/2016-08/07/2016 tarihleri arasında) dikkate alındığında, davacının uğradığı zararın sosyal risk ilkesi uyarınca tazmini gerekeceği, Mahkemece 25/10/2017 tarihli ara kararı ile dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verildiği, 28/06/2016 tarihinde meydana gelen olan nedeniyle davacının iş gücü kayıp oranının tespiti amacıyla oluşturulacak bilirkişi heyeti tarafından inceleme yapılmak üzere dosyanın İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü’ne gönderildiği, yapılan inceleme sonucunda, İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü’nce düzenlenen … tarih ve …karar numaralı bilirkişi raporunda, özetle; “Davacının, 28/06/2016 tarihinde İstanbul Atatürk Havalimanında meydana gelen terör saldırısı sonucu meydana geldiği bildirilen, sağ omuz ve sol omuz şarapnel parçası ile yaralanması arızası; fonksiyonel araz bırakmadan iyileşmiş olduğundan, 11 Ekim 2018 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş olan, Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Tespit İşlemleri Yönetmeliği kapsamında sürekli maluliyet oran tayinine mahal olmadığına, iyileşme süresinin (geçici maluliyet) 1,5 (bir buçuk) aya kadara uzayabileceği ve bu süre zarfında mesleğini icra edemeyeceğinden, %100 oranında malül sayılması gerektiği” şeklinde görüş ve kanaat bildirildiği, Mahkemece davacıdan, ”davada talep edilen maddi zararın iş gücü kaybı, tedavi masrafları ve gelir kaybına dayandırıldığı görüldüğünden, tedavi masrafları ile davacı adına yapılan harcamaları gösterir bilgi ve belgelerin istenilmesine” karar verildiği, verilen cevapta, olay sonrası tüm tedavi sürecinin Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde geçmesi sebebiyle tedavi masraflarının Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılandığının bildirildiği, başkaca bilgi ve belge sunulmadığı, İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü’den alınan bilirkişi raporunda, meydana gelen olay neticesinde, davacının fonksiyonel araz kaybı olmadan iyileştiği, bu nedenle sürekli maluliyet oranı tayinine mahal olmadığı, ancak olay neticesinde, iyileşme süresinin 1,5 aya kadara uzayabileceği ve bu süre zarfında mesleğini icra edemeyeceğinden %100 oranında malül sayılması gerektiği belirtildiğinden, anılan 1,5 aylık süredeki kazanç kaybının, çalışma gücünün azalması ya da yürütülmesinden doğan kayıpların, olayın meydana geldiği 2016 yılındaki brüt asgari ücret tutarı üzerinden (1.647,00 TL) cila ustası olarak çalıştığını belirten davacıya ödenmesi gerektiği, bu durumda, davacının, % 100 maluliyet oranına göre, 1,5 aylık kazanç kaybı, çalışma gücünün azalması ya da yürütülmesinden doğan kaybının 2.470,50 TL (1.647,00 TL x 1,5) olduğunun anlaşılması karşısında, 2.470,50 TL maddi zararının davalı idareye başvuru tarihi olan 01/09/2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine, fazlaya ilişkin 247.529,50 TL maddi zarar isteminin ise reddine, davacının, 250.000,00 TL manevi tazminat istemi bakımından yapılan incelemede; olayın vuku buluş şekli ve davacının bundan sonraki yaşamı üzerindeki neticeleri, bu nedenle duyduğu elem ve ızdırabın karşılığı olarak sebepsiz zenginleşmeye yol açmayacak düzeyde davacıya 10.000,00 TL manevi tazminatın davalı idareye başvuru tarihi olan 01/09/2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi …. İdare Dava Dairesince; istinafa konu Mahkeme kararının, manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin kısmında kanunda sayılan kaldırma nedenlerinin bulunmadığı anlaşıldığından, tarafların kararın bu kısmına yönelik istinaf istemlerinin yerinde görülmediği, kararın maddi tazminat isteminin kısmen kabulüne yönelik kısmının incelenmesinden, olayda, oluşan maddi zararın 2577 sayılı Kanun kapsamında (iş gücü kayıp oranına göre) tazmininin talep edildiği, bazı faaliyet ya da sorumluluk sahalarında husule gelebilecek zararlar hakkında, kanunlarda bu yolda hükümler konulduğu, böylece kanunda açıklık olan hallerde tazminat miktarının kanunun tayin ettiği sınır veya kanunda gösterilen usullerle tespit edilmesi gerektiği, 27/07/2004 tarihinde yürürlüğe giren 5233 sayılı Kanunun, yargısal ve bilimsel içtihatlarla kabul edilen “sosyal risk” ilkesinin yasalaşmış hali olduğu, anılan Kanunun uygulama alanının yalnızca terör nedeniyle “sosyal risk ilkesi” uyarınca tazmini mümkün olan uyuşmazlıklarla sınırlı olduğu, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra yargısal içtihat yoluyla sosyal risk ilkesinin uygulanmasının mümkün olmadığı, uyuşmazlıkta, oluşan zararın 5233 sayılı Kanun kapsamında karşılanması istemiyle İstanbul Valiliğine yapılan başvurunun reddine yönelik zarar tespit komisyonu kararının iptali istemiyle dava açılmadığı, bilakis anılan başvuru ön karar olarak nitelendirilerek, zarar tespit komisyonu kararı üzerine 2577 sayılı Kanun kapsamında bakılan davanın açıldığı, davacının yaralanmasına neden olan olayın bir terör olayı olması ve idarenin hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk halinin somut olayda gerçekleşmemesi nedeniyle genel hükümler çerçevesinde maddi tazminata hükmedilmesine olanak bulunmadığı, bu durumda, 2.470,50 TL maddi zararın sosyal risk ilkesi uyarınca davalı idare tarafından tazminine yönelik İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmediğinden maddi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacı vekili tarafından, olayda idarenin sosyal risk ilkesi kapsamında kusursuz sorumluluğunun bulunduğu, bu nedenle maddi tazminat istemlerinin reddedilmesinin hukuka aykırı olduğu, müvekkilinin Adli Tıp Kurumu tarafından sözde muayene edildiği, maluliyet oranının detaylı bir inceleme ile tespit edilmesi gerektiği, müvekkilinin vücudundan kurşunun çıkarılamadığı ve bunun müvekkile zarar verdiği, tüm bu hususlar değerlendirildiğinde manevi tazminat miktarının yetersiz olduğu ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından, idarenin ağır hizmet kusuru halinde sorumluluğunun bulunduğu, olayın bir terör olayı olduğu, bu nedenle 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, manevi tazminat ilgili Kanunda düzenlenmediğinden sorumluluklarının bulunmadığı, belirlenen manevi tazminatın düzenlenme amacına aykırı yüksek belirlendiği, bu nedenle diğer tazminat dosyaları ile eşitsizliğe yol açtığı, temerrüt olmadığından manevi tazminata faiz yürütülmesinin hatalı olduğu ileri sürülmektedir.

TARAFLARIN SAVUNMALARI : Davacı vekili tarafından, savunma verilmemiştir. Davalı idare tarafından, davacı tarafın temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Dava konusu olayda istihbari bilgi, belge veya olaya yönelik ihbarın bulunmadığı görüldüğünden olayın terör olayı olduğu ve olayda idarenin hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk halinin bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu durumda davacıların genel hükümlere dayalı olarak açtığı davalarda, olayın 5233 sayılı Kanun kapsamında mı, genel hükümler kapsamında mı değerlendirileceği uyuşmazlığın temelini oluşturmaktadır.
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun terör olaylarında maddi tazminat istemlerinde gerçek zararın karşılanmasına ilişkin kararları ile Anayasa Mahkemesi’nin 03/11/2020 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan … tarih ve Başvuru No:… sayılı Adnan Ceylan Başvurusu kararı gereği; 5233 sayılı Kanun’un geçici maddelerinde yer alan dönemler dışında meydana gelen terör veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle oluşan zararların mutlak olarak 5233 sayılı Kanun usulleriyle çözümlenmesi gerekmediği, ilgili kararda olduğu üzere, tazminat hukukunun genel hükümlerine göre açılan davada başvurucunun sosyal risk ilkesi gereği tazmini gereken maddi, manevi tazminatlarının bulunup bulunmadığının incelenmesi gerektiği, bu yönde inceleme yapılmamasının mahkemeye erişim hakkına müdahale olduğu kabul edilmiştir.
Bu halde dava konusu olayda olduğu üzere, genel hükümler kapsamında açılan davanın talep gereği olayda hizmet kusuru, kusursuz sorumluluk hali de olmadığı tespit edilirse sosyal riskten incelenmesi hukuka uygundur. İdare Mahkemesi kararında maddi tazminata ilişkin hesaplamanın 5233 sayılı Kanun kapsamında yapıldığı ifade edilse de bilirkişi raporunda idarenin kusurlu olduğundan hareketle davacının maddi tazminat talebi hakkında hesaplama yapılmıştır. Bu durumda terör olaylarında, sosyal riske dayalı olarak incelenen dosyalarda, tazminat hesabının hizmet kusuru hukuki gerekçesinin hesaplama yöntemiyle karşılanması hali ortaya çıkmaktadır. Sosyal risk ilkesinin idarenin herhangi bir kusuru bulunmayan, davacınında toplumun bir ferdi olarak zararlarının karşılandığı dosyalarda uygulanmasına rağmen tazminatın hizmet kusuru hesaplama yöntemiyle karşılanmasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu açıktır. Bu dosyalarda maddi tazminat hesaplamasında; sosyal risk ilkesine uygun olarak tazminat ve sorumluluk dengesi sağlanması açısından hesabın % 50’sinin kabul edilmesinin hem davacı ve davalı yönünden adil, hem de hukuki gerekçeye uygun bir çözüm olduğu düşünülmektedir. Bu nedenlerle İdare Mahkemesi kararının maddi tazminatın hukuki gerekçesi ve hesaplaması yönünden bozulması, manevi tazminat yönünden onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
28/06/2016 tarihinde İstanbul Atatürk Havalimanında gerçekleşen terör eylemi sonucunda yaralanan davacı tarafından uğranıldığı öne sürülen zararlara karşılık maddi ve manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yürütülecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan dava açılmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
Dosyanın ve aynı olaya ilişkin temyiz dosyalarının birlikte incelenmesinden; 28/06/2016 tarihinde terör saldırısı nedeniyle Atatürk Havalimanında meydana gelen patlama nedeniyle zarara uğrayan davacı/davacılar tarafından, olayda davalı idarenin / idarelerin hizmet kusuru/kusursuz sorumluluk hali bulunduğu ileri sürülmüş, ancak İdare Mahkemeleri ve Bölge İdare Mahkemesi tarafından olayda davalı idarenin / idarelerin hizmet kusuru/kusursuz sorumluluk hali bulunmadığı sonucuna varılmış, davacı/davacılar tarafından dosyalarda bulunan olaya ilişkin bilgi ve belgelerin değerlendirilmediği, temyiz aşamasında da aynı iddiaları devam ettiğinden Dairemizce öncelikle bu hususa ilişkin olarak davacı/davacıların temyiz iddiaları doğrultusunda dava konusu olay değerlendirilmiştir.
Dava konusu olayın bir terör olayı olduğu açık olmasına rağmen, bu terör olayında idarenin hizmet kusuru/ kusursuz sorumluluğunun bulunup bulunmadığının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Dairemizin konuyla ilgili yerleşik içtihadı da; terör eylemi sonucu bir zararın ortaya çıkması durumunda, öncelikle söz konusu olayın meydana gelmesinde idarelere atfı kabil bir hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk hallerinin bulunup bulunmadığının araştırılması, idarenin gerek hizmet kusuru gerekse kusursuz sorumluluk hallerinin olayda bulunmaması durumunda 5233 sayılı Kanun kapsamında gerekli inceleme ve araştırma yapılarak karar verileceği yönündedir. Bu nedenle idarenin / idarelerin olay öncesi genel güvenlik hizmetlerine ilişkin kusuru / kusursuz sorumluluğunun tespiti için olay öncesinde olaya ilişkin ihbar veya istihbari bilgi ve belge olup olmadığının araştırılması gerekmektedir. Olay öncesinde ve olaya ilişkin istihbari bilgi belge var ise idarenin bu konuda özel bir önlem almaması neticesinde oluşan zarardan hizmet kusuru ilkesi uyarınca sorumlu tutulacağı açıktır.
İncelenen dosyalarda İdare Mahkemeleri tarafından yapılan ara kararlar üzerine dosyalara giren bilgi ve belgelere göre; İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü ilgili birimlerince emniyete ulaşan ve gerekli birimlerle paylaşılan genel nitelikteki muhtemel eylemlere ilişkin yazıların sunulduğu, olaya ilişkin ihbarın bulunmadığının belirtildiği, söz konusu yazıların incelenmesinden; davalı idarenin hizmet kusuru nedeniyle sorumlu tutulabilmesi için olay öncesinde olaya ilişkin istihbari bilginin yer, zaman, kişi unsurlarından bir ya da bir kaçının belirli olacak şekilde idarece bilinmesi ve idarenin bu bilgiye rağmen gerekli önlemi almaması halinde söz konusu olacağı değerlendirildiğinde; dava konusu olayda Emniyet birimlerinde olay öncesinde olaya ilişkin herhangi bir ihbarın bulunmadığına ilişkin yazıları da gözönünde tutularak idarenin hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluğundan söz edilemeyeceği sonucuna varılmıştır.
A- Temyize konu kararın maddi tazminatın reddine ilişkin kısmının incelenmesinden:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın belirtilen kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
B- Temyize konu kararın manevi tazminat ödenmesine ilişkin kısmının incelenmesinden:
Manevi zarar; kişinin fizik yapısının ve iç huzurunun bozulmasını, yaşama gücünün ve sevincinin azalmasını, kişilik haklarının zedelenmesini, şeref ve haysiyetinin rencide edilmesini, ölüm veya uğranılan diğer cismani zarar nedeniyle duyulan acı ve ızdırabı, kişinin günlük yaşamını zorlaştıran belli ağırlıktaki her türlü üzüntü ve sıkıntıyı ifade etmektedir. Kendisinin veya yakınlarının uğradığı tecavüz, saldırı veya meydana gelen bir ölüm olayı sonucunda; fiziki veya manevi acılar duyan, ruhsal dengesi bozulan, yaşama sevinci azalan kişinin manevi yönden zarara uğramış olduğu kabul edilmektedir.
Manevi tazminat, kişinin mal varlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik bir tazmin aracı değil, manevi değerlerinde bir eksilme meydana gelen ve yaşama sevinci ve zevki azalan kişinin manen tatminini sağlamaya yönelik bir tazmin aracıdır. Manevi zararın başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Manevi tazminat, olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın, zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi ve tam yargı davalarının niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı bir miktarda olması gerekmektedir.
Bakılan uyuşmazlıkta, davacı için 10.000,00 TL manevi tazminat miktarının yukarıda izah edilen nedenlerle Dairemiz içtihatlarına göre düşük olması nedeniyle manevi tazminatın amaç ve niteliği de dikkate alınarak olay karşısında duyulan acıyla da orantılı olacak şekilde yeniden takdiren belirlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine, davalı idarenin temyiz isteminin reddine,
2. Temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının ONANMASINA, manevi tazminatın ödenmesine ilişkin kısmının BOZULMASINA,
3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesine gönderilmesine, 23/03/2021 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.

(X)KARŞI OY :

Dava konusu olay, İstanbul Atatürk Havalimanı’nda 28/06/2016 tarihinde DEAŞ mensubu teröristlerin yanlarındaki bombayı patlatmaları ve ellerindeki silahlarla etrafa ateş etmeleri sebebiyle meydana gelmiştir.
Olayın oluş şekli, olay tarihi, olaya yakın zamanlarda ülkemizde meydana gelen benzer terör olayları (20/07/2015 tarihinde Suruç Patlaması, 10/10/2015 Ankara Gar Patlaması, 17/02/2016 Merasim Sokak Patlaması, 13/03/2016 tarihinde Güvenpark Patlaması, 07/06/2016 tarihinde Vezneciler Patlaması…), olay öncesinde havalimanı gibi yerlerde bombalı terör eylemi yapılacağına dair istihbari bilgilerin bulunduğu, olay tutanağına göre teröristlerin güvenlik tarafından kamera sistemi ile fark edildiği, polisin müdahalesi sırasında olayın yaşandığı dikkate alınarak ülkemiz gibi terör olaylarının sık yaşandığı ve sürekli teyakkuz halinde olunması gereken bir ülkenin en büyük havalimanında meydana gelen bu patlama ve silahlı saldırı olayında öncelikle idarenin olaya ve olayın önlenmesine ilişkin hizmet kusurunun olduğu oyuyla aksi yöndeki Daire çoğunluk kararına katılmıyorum.