YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/16787
KARAR NO : 2015/25630
KARAR TARİHİ : 25.05.2015
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Mala zarar verme, tehdit
HÜKÜM : Beraat
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Mala zarar verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma, yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma, suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.
Tehdit, bir kimsenin başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğini veya mal varlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağını veya sair bir kötülük edeceğini bildirmesidir. Bu suçta fail, ağır ve haksız bir zarara uğratılacağını mağdura bildirmektedir. Gerçekleşmesi failin iradesine bağlı olan ve gelecekte vuku bulacak bir kötülüğün, gerçekleşecek gibi gösterilmesidir. Tehdit mağdurun karar verme ve serbest hareket etme özgürlüğünü kısıtlamalı iç huzurunu bozmalı ve onu endişeye düşürmelidir. Mağdura yapılan tehdidin, onun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya elverişli olması gerekir. Failin tehdit fiilini bilerek ve isteyerek işlemesi, verileceği söylenen zararın haksız olması yeterlidir. Fiilde korkutuculuk, ürkütücülük, ciddiyet yoksa tehdit kastının varlığından bahsedilemez. Mağdur haksız bir zarara uğrayacağı endişesine kapılmamışsa, korkutuculuk oluşmamıştır. Tehdit suçunun, bahsedilen yasal unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediği olaysal olarak değerlendirilmeli, fail ile mağdurun içinde bulundukları ortam, söylenen sözler, söylenme nedeni ve söylendiği koşullar nazara alınmalıdır.
Sanıkların, katılanlara hitaben “Sen bu tarlaya çit yaparsan çitleri keserim” şeklinde tehditte bulunduktan birkaç gün sonra çitleri kestiklerinin iddia edildiği olayda;
1-Mala zarar verme suçundan kurulan hükme yönelik yapılan temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Katılanların şüpheye dayalı beyanları ile zarar anına ilişkin görgü tanığının bulunmaması hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanıkların inkara yönelik savunmalarının aksine cezalandırılmalarına yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden bahisle verilen beraat kararında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılanların temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
2-Tehdit suçundan kurulan hükme yönelik yapılan temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Tanık …’un beyanlarında, sanıkların…’a hitaben “Buraya çit yaparsan, keserim” dediklerini duyduğunu belirtmesi karşısında, suçun sübut bulduğu gözetilmeden, mahkumiyetleri yerine yazılı gerekçelerle beraatlarına karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, katılanların temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 25/05/2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY:
Sanıkların müştekilere yönelik olarak “sen bu tarlaya çit yaparsan çitleri keserim” diyerek tehdit suçunu işledikleri iddia edilmiştir.
Sanıklar soruşturmada ve kovuşturmada suçlarını kabul etmemişlerdir.
Sanıklar ve katılanlar amcaoğlu konumunda akraba olup, suça konu tarla sanık …’un babası … ile …’in üvey kardeşi Yaşar Oruç arasında ihtilaf konusu olmuş bunun üzerine … tarafından 1.169 metre kare tarla …’a satılmıştır.
Tarlanın kullanılması ile ilgili taraflar arasında husumet oluştuğuna yönelik bir kuşku bulunmamaktadır.
İddia ve savunma karşısında bir tek tanık beyanı vardır. Bu beyan katılanın kardeşi …’a aittir. O da, sanıkların kardeşi …’a hitaben “buraya çit yaparsan keserim” diye yemin ettiklerine yöneliktir.
Bu tanık mahkemede verdiği yeminli ifadesinde, sanıklarla abisi arasında anlaşmazlık olduğunu kabul etmektedir.
Olayı gören tehdit içeren sözleri duyan bilen tarafsız görgü tanığı bulunmamaktadır.
Sanık … ve karısı …’un sabıka kayıtları bulunmamaktadır.
Diğer taraftan, amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada; “suçsuzluk” ya da “masumiyet karinesi” olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; “in dubio pro reo” olarak ifade edilen “şüpheden sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından gözününde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılmamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemeli, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.
Arz edilen sebeplerle beraat kararı veren mahalli mahkemenin kararında bir isabetsizlk bulunmadığından, mahkumiyet yönünde oluşan sayın çoğunluk düşüncesine katılmak mümkün olmamıştır.