YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/59
KARAR NO : 2015/23965
KARAR TARİHİ : 20.04.2015
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-d bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Söz konusu kurum ya da kuruluşların konumunun suçun işlenmesinde kolaylık sağlayacağı düşüncesi, bu kurum ve kuruluşların bu suçta araç olarak kullanılmasının, ağırlaştırıcı neden olmasını gerektirmiştir.
Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için, bunların isminin kullanılması yeterli olmayıp maddi varlığının kullanılması gerekmektedir. Araç olarak kullanılma, bu kurum veya kuruluşlara ait yazı veya belgeleri amaç dışı olarak kullanmak şeklinde olabilir. Bu kurumlara ait kimlik belgesinin gösterilmesi, basılı evraklarının, kıyafetlerinin, taşıtlarının kullanılması mağdurda güven oluşumunu sağlayacaktır.
Somut olayda; sanığın hakkındaki … hükmü kesinleşen … ile fikir ve irade birliği içinde hareket ederek, … katılan şirkette yetkili genel koordinatör olarak çalışırken 30/09/2009 tarihinde iş aktinin fesh edilmesi sonrasında, 14/08/2009 tarihli mutabakatname ve 03/03/2010 tarihli sözleşme 22/01/2009 tarihli noter onaylı belgeyi sahte olarak düzenlemek suretiyle katılana ait otelin tadilat işinin sanık … tarafından yapılmış gibi katılan şirketin 698.514 Euro borçlandırılması ile İcra dairesine başvurularak bu paranın tahsiline teşebbüs edildiğinin iddia edildiği olayda,
1-) Dava konusu eylemin dayanağı olan 14/08/2009 tarihli mutabakatname ve 03/03/2009 tarihli sözleşme belgesinin üzerinde imza ve yazı incelemesi yaptırılarak sanık tarafından imzalanıp imzalanmadığı, belgelerin Vehbi’nin görev dönemi içinde düzenlenip düzenlenmediği, belgeye sonradan ekleme, başka belgeden aktarma olup olmadığı ile sahtecilik yada tahrifat varsa bunun aldatma kabilyetini haiz olup olmadığı hususlarında bilirkişiden rapor alınması gerektiğinin gözetilmemesi,
2-) Sanık … tarafından sözü edilen inşaatın yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise hangi tarihte inşaata başlanıp bitirildiğinin sorularak buna ilişkin evrakın denetime olanak verilmesi açısından dosya içerisine konulması,
3-) Suça konu olan belgelerden ‘belge’ başlıklı … Noterliği tarafından 14115 no ile aslına uygundur şeklinde onandığı anlaşılan belgenin, noterlik kayıtlarında aslının ve yapılan onay işleminin mevcut olup olmadığının ilgili noterden sorulması ile sonucuna göre değerlendirme yapılması,
4-) Taraflar arasında mevcut bulunan … Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/817 sayılı dossyasının sonucunun araştırılarak karara çıkması halinde karar örneğinin dosya içerisine konulması ile sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve taktiri gerekirken eksik soruşturmayla yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kabule göre de,
5-) Mahkemece gerekçeli kararda sanığın eyleminin icra dairesi aracı kılınmak suretiyle dolandırıcılığa teşebbüs olarak kabul edildiği halde TCK’nın 159. maddesi gereğince hüküm kurulması,
6-)Sanığa tayin edilen hapis cezası adli para cezasına çevrilirken uygulanan kanun maddesinin kararda gösterilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321 ve 326/son maddeleri uyarınca, ceza süresi itibariyle kazanılmış hak saklı kalmak üzere, BOZULMASINA, 20/04/2015 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.