YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/40370
KARAR NO : 2015/33211
KARAR TARİHİ : 16.11.2015
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki manevi tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalılar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, 17.12.2011 günü saat 21.00 sularında nefes darlığı, baş ağrısı, kalp çarpıntısı, mide bulantısı şikayetleri ile davalı hastanenin acil servisine müracaat ettiğini, ileri tahlil ve tetkik yapılmadan hemşire tarafından iki enjeksiyon yapılarak eve gönderildiğini, gece uykuda fenalaşarak başka hastaneye kaldırıldığını ve sobadan dolayı karbonmonoksit zehirlenmesine maruz kaldığını ileri sürerek 100.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini talep etmiştir.
Davalı …, hastanede personel olduğunu hastaneyi temsile yetkisi bulunmadığını ve hakkındaki davanın husumet yokluğundan; diğer davalı hastane vekili ise tedavinin tıp kurallarına uygun olarak doktor gözetiminde yapıldığını, zehirlenmenin tedaviden sonra meydana geldiğini savunarak davanın esastan reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 10.000 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş; hüküm, davalılarca temyiz edilmiştir.
1-Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2009/19-109 Esas ve 2009/123 Karar sayılı ilamında değinildiği üzere, 10.04.1992 tarih, 1991-7 Esas 1992-4 Karar Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, hâkimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm başka ise bu durumun mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır. Öyle ki, İçtihadı Birleştirme Kararında bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir.
Ayrıca 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. maddesinde hüküm fıkrasında nelerin yer alacağı açıklanmış olup; HMK’nun 297/2. maddesi gereğince, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Yine HMK’nun 298/2. maddesi gereğince de, gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Kararın gerekçesi ile hükmün birbirine uyumlu olması gerekir.
Somut olayda, mahkemece hükmün gerekçe kısmında davalı …..’ın hastane adına davalı olarak gösterilmiş ise de davanın hastane tüzelkişiliğine karşı açıldığı ve tek davalı olduğu kabul edilerek davalı ….’ın husumet itirazının yerinde görülmediği belirtilmiş, ancak kısa karar ve hüküm kısmında manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmiştir. Böylece gerekçe ve hüküm fıkrası ile kısa karar arasında çelişki oluşturulması nedeniyle HMK’nun 297/son madde ve fıkrası gereğince hükmün bozulması gerekmiştir.
2-Bozma nedenine göre, davalıların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, 2. bent gereğince davalıların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan 170,75 TL harcın istek halinde davalı …’ne iadesine, peşin alınan 25,20 TL harcın istek halinde davalı ….’a iadesine, 16/11/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi,