Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/10899 E. 2015/24023 K. 21.04.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/10899
KARAR NO : 2015/24023
KARAR TARİHİ : 21.04.2015

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık, tehdit
HÜKÜM : Mahkumiyet, beraat

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
1-Katılan sanık … hakkında tehdit suçundan verilen hükmün temyiz itirazlarının incelenmesinde,
5271 sayılı CMK’nın 231. maddesine göre verilen ve davayı sonuçlandırıcı nitelikte olmayan “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına” ilişkin karara karşı aynı kanunun 231/12. maddesine göre itiraz yolu açık olup temyiz olanağı bulunmadığı, katılan sanık hakkında 25.06.2010 tarihinde verilen, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karara karşı katılan sanık müdafinin itirazı üzerine, … Ağır Ceza Mahkemesinin yaptığı inceleme sonucunda verdiği red kararı ile verilen hükmün kesinleştiği anlaşıldığından, katılan sanık müdafinin temyiz isteminin, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi gereğince REDDİNE,
2-Sanıklar … ve …(Kireçci) hakkında dolandırıcılık suçundan verilen hükmün temyiz itirazlarının incelenmesinde,
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Somut olayda; sanıklar … ve … 2007 yılı Ağustos ayı içerisinde …”in işlettiği kuyumcu dükkanına geldikleri, paraya ihtiyaçları olduğunu söyleyerek bir adet pırlanta taşlı yüzüğü satmak istedikleri, …’in kendince kontrol ettikten sonra 3.600,00 TL bedelle bu taşı satın aldığı, daha sonra … ve … 11/10/2007 tarihinde …’nin kuyumcu dükkanına geldikleri, bir adet tek taş pırlantayı satmak istediklerini söyledikleri, …’nin pırlanta işinden anlamadığını söyleyip, sanıkları …’in kuyumcu dükkanına yönlendirdiği, …’in yaptığı incelemeden sonra 3.700 ABD dolar bedelli tek taş pırlantayı satın aldığı, sanıkların, …’nın kuyumcu dükkanına gelerek pırlanta görünümlü taşlı yüzük yaptırmak istediklerini söyledikleri, …’in iki saat süre verdiği, bu arada iş yerine tanık …’ın geldiği, aynı taşlardan …’in dükkanında da gördüğünü söyleyince …’in şüphelenerek …’e haber verip dükkana çağırdığı, pırlanta görünümlü taşların incelenmesi ve İstanbul ilinde bu işten anlayan şahıslarla telefon görüşmesi sonucu 3 adet pırlanta taşın sahte olduğunun anlaşıldığı, bu suretle sanıkların dolandırıcılık suçunu işledikleri iddia edilen olayda, katılanın sanıklar tarafından kendilerine verilen taşların sahte olup olmadığı hususunda kontrol imkanının bulunduğu ve sanıkların, katılanın kontrol ve denetleme istek ve imkanını ortadan kaldıracak eylemlerinin bulunmadığı, …’un kendisine satılan taşları kontrol ederek satın aldığı, gerekli kontrol ve denetlemelerin yapılmış olduğu, ayrıca soyut yalan boyutunu aşmayan beyanlarla dolandırıcılık suçunun yasal unsurlarının oluşmayacağı, ayrıca bu taşları Nicola’nın babasının kendilerine hediye olarak verdiğini belirtmeleri karşısında bunların pırlanta olmayan taş olduklarını bilip bilmediklerinin de kesin olarak tespit edilemediğinden sanıkların üzerlerine atılı dolandırıcılık suçlarından delil yetersizliğinden beraatlarına dair mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan sanık müdafinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 21.04.2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

(KARŞI OY)

Sanıklar … ve …’nın 2007 yılı Ağustos ayı içerisinde katılan …’un işlettiği kuyumcu dükkanına geldikleri, paraya ihtiyaçları olduğunu söyleyerek bir adet pırlanta olmayan ama pırlanta görünümlü taşlı yüzüğü satmak istedikleri, katılanın kendince kontrol ettikten sonra taşı satın aldığı, daha sonra sanıkların bu sefer başka bir kuyumcu olan …’nin dükkanına 11/10/2007 tarihinde geldikleri, bir adet pırlanta taş satmak istediklerini söyledikleri, ancak …’nin pırlanta işinden anlamayıp, katılan’a yönlendirdiği, katılanın ikinci kez pırlanta görünümlü sahte taşı satın aldığı, daha sonra sanıkların 15/10/2007 tarihinde önce İzmir iline gittikleri, bir adet pırlanta görünümlü taşı burada elden çıkarmak istedikleri, ancak götürdükleri kuyumcunun bu taşın pırlanta olmayabileceğini söylemesi üzerine, sanıkların …’den …’e tekrar geldikleri, bu seferde kuyumcu …’nın dükkanına geldikleri ellerindeki taşı değiştirmek istediklerini, dükkandaki pırlanta taşları inceleyerek pırlanta taş beğendikleri, bu taş üzerinde gerekli değişikliklerin yapılması için kuyumcunun usta çağırdı gelen ustanın, aynı taşlardan katılanın da dükkanında gördüğünü, bu taşların pırlanta olmadığını söylemesi üzerine katılan …’inde dükkana çağrıldığı yaptırılan incelemede taşların pırlanta olmadığının belirlendiği, bunun üzerine katılanın sanıkları şikayet ettiği olayda;
Sanıkların pırlantaya çok benzeyen moıssanite taşlarını piyasaya pırlanta olarak sattıkları, taşın çok iyi bir taklit olduğu, tanık, müşteki, bilirkişi beyanları ile anlaşılmıştır.
Bu itibarla dolandırıcılık kastıyla hareket ettikleri anlaşılan sanıkların mahkumiyetleri lüzumuyla mahkeme kararının bozulması yerine onanmasına karar verilmesi isabetsizdir.
İzah edilen sebeblerle sayın çoğunluğun kararına muhalif bulunmaktayım.