Yargıtay Kararı 13. Ceza Dairesi 2015/12961 E. 2015/11625 K. 23.06.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/12961
KARAR NO : 2015/11625
KARAR TARİHİ : 23.06.2015

Hırsızlık ve mühür bozma suçlarından sanıklar … ve … hakkında yapılan yargılama sonucu, sanık … hakkında 10.02.2012 tarihli iddianame ile TCK’nın 142/1-f, 203/1 ve 53. maddeleri gereğince açılan davanın CMK’nın 223/7 maddesi gereğince reddine, sanık … ve … hakkında 23.06.2011 tarihli iddianame ile TCK’nın 142/1-f maddesi gereğince cezalandırılması için açılan kamu davasında 6352 SK’nın Geçici 2/2. maddesine göre yasal süresinde kurum zararını giderdiğinden ceza verilmesine yer olmadığına ve mühür bozma suçundan 5237 sayılı TCK’nın 203/1, 62 ve 52/2. maddeleri gereğince 3.000 TL. adlî para cezası ile cezalandırılmasına, CMK’nın 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıl denetim süresine tabi tutulmasına dair … Asliye Ceza Mahkemesinin 27.09.2012 tarih ve 2011/908 esas, 2012/915 karar sayılı kararına karşı, … Bakanlığı’nın 09.06.2014 gün ve 94660652-105-63-5822-2014-11517/39540 sayılı yazısı ile kanun yararına bozma ihbarında bulunulduğundan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 18.06.2014 gün ve 2014/224659 sayılı ihbarnamesiyle Dairemize gönderildiği,
MEZKUR İHBARNAMEDE;
1- Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 30.10.2013 tarihli ve 2012/22539 esas, 2013/15593 sayılı ilâmında belirtildiği üzere; “Anayasa’nın 38. maddesine göre “kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz. Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.” Aynı hususlar, 5237 sayılı Kanun’un “Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesi” başlıklı 2. maddesinde de vurgulanmış ve “idarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz.” hükmüne yer verilmiştir. 5237 sayılı Kanun’un “Kamu güvenine karşı suçlar” bölümünde, 203. maddede düzenlenen “mühür bozma” suçunun konusu, kanun veya yetkili makamların emri uyarınca bir şeyin olduğu gibi korunması veya üzerinde değişiklik yapılmaması için konulan mühürdür. Suçla korunan değer, kamu idaresinin, dolayısıyla devletin otoritesidir. Kanunla verilmiş yetkiye dayalı olarak ve usulüne uygun bir şekilde yetkili makam tarafından konulan mührün kaldırılması ya da konuluş amacına aykırı hareket edilmesi ile mühür bozma suçu oluşur. Devlet daha önce, elektrik dağıtım ve satışım Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile bunlara bağlı müessese ve ortaklıklar eliyle gerçekleştirirken, bu hizmet özelleştirme uygulamaları kapsamında, dağıtım ve perakende satış lisansı sahibi özel hukuk tüzel kişileri olan şirketlere devredilmiştir. Elektrik ve Doğalgaz’ın dağıtım ve satışının Kamu İktisadi Teşebbüsleri tarafından gerçekleştirildiği dönemde ve özelleştirme programının yürütüldüğü sürece, usulsüz veya kaçak kullanımların tespiti üzerine usulünce yapılan mühürleme işlemine aykırı davranışların TCK’nın 203. maddesi kapsamındaki suçu oluşturduğu tartışmasız ise de bunların dağıtım ve satışının, özelleştirme uygulamaları sonucu lisans sahibi özel şirketlere devredilmesinden sonra özel şirket yetkililerince yapılan mühürleme işlemi ve buna aykırı davranışların ceza hukuku açısından değerlendirilmesi gerekmektedir. 24.11.1994 tarih ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun’un 37. maddesinin 27.4.1995 tarih ve 4105 sayılı Yasayla değişik (a) bendine göre “Bu Kanun hükümleri gereğince özelleştirme programına alınan kuruluşlar özel hukuk hükümlerine tabi olup, bunlar hakkında varsa kendi kuruluş kanunları ile diğer kanunlarda yer alan bu Kanuna aykırı hükümler ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanmaz.” 5237 sayılı Kanun’un “Tanımlar” başlıklı 6. maddesinin gerekçesinde “kamusal faaliyet, Anayasa ve kanunlarda belirlenmiş olan usullere göre verilmiş olan bir siyasal kararla bir hizmetin kamu adına yürütülmesidir.
Buna karşılık, kamusal bir faaliyetin yürütülmesinin ihaleye dayalı olarak özel hukuk kişilerince üstlenilmesi durumunda, bu kişilerin kamu görevlisi sayılmayacağı” belirtilmiştir. Mühür bozma suçunun fiil öğesi bağlamında hukuka aykırılık unsurunun oluşması için, mühürleme yetkisinin kanuni dayanağının bulunması zorunludur. Ne yukarıda anılan 4046 sayılı Kanun’da, ne 20.02.2001 tarih ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile 14.3.2013 tarih ve 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nda, ne de başka bir özel Yasada özelleştirme sonrasında özel şirketlere mühürleme yetkisi verildiğine ve buna aykırı davrananlar hakkında TCK’nın 203. maddesi hükümlerinin uygulanacağına ilişkin bir hükme yer verilmemiştir. 4628 sayılı Kanun’a dayanılarak çıkarılan 25.09.2002 tarihli “Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği’nin 13/3. maddesinde “Dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi, kaçak elektrik enerjisi tükettiği tespit edilen gerçek veya tüzel kişilerin elektriğini keserek Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunacağı” belirtilmişse de bu düzenleme, yukarıda yer verilen Anayasa’nın 38 ve TCK’nın 2. maddeleri hükmü karşısında özel bir şirketin tatbik ettiği mührün bozulması eylemini suça dönüştürmez.” şeklindeki açıklamaları dikkate alındığında somut olayda…’nin suç tarihi olan 20.04.2010 tarihinde özelleştirilmiş olup olmadığının araştırılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde sanığın mahkumiyetine karar verilmesinde,
2- Dosyada … ve …’nın sanık olarak bulunduğu, karar başlığında her iki sanığında adının bulunduğu, kısa karar ve gerekçeli kararın tamamında sanık ifadesinin kullanıldığı, hüküm kısmında da sanık ifadesinin kullanılarak hüküm kurulduğu, dosyada iki sanık bulunması göz önüne alındığında, hangi sanık için davanın reddedildiği ve ceza verilmesine yer olmadığına karar verildiği ile hangi sanık için mühür bozma suçundan ceza verildiğinin açık olarak belirtilmesi suretiyle karar verilmesi gerekirken sanığın ifadesi kullanılıp çelişki yaratılarak karar verilmesinde, isabet görülmediğinden anılan kararın bozulması gerektiğinin ihbar olunduğu anlaşılmıştır.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Kanun yararına bozma istemine dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ihbar yazısı incelenen dosya içeriğine göre;
(1) numaralı kanun yararına bozma istemi nedeniyle yapılan incelemede;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03.02.2009 tarih ve 2009/4-13 esas, 2009/12 karar sayılı kararında da belirtildiği üzere, sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde, geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CMK’nın 223. maddesi uyarınca düşürülmesi sonucu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır. 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinin 12. fıkrasında mahkemece verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının itiraza tabi olduğu belirtilmiştir. İtiraz merciince, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının koşullarının bulunup bulunmadığına, CMK’nın 231. maddesinin 6. fıkrasında yer alan suça ve sanığa ilişkin objektif uygulama şartlarının var olup olmadığı ile sınırlı olarak yapılabilir. İtiraz merciinin suçun sübutuna ve hükmün esasına ilişkin değerlendirme yapma yetkisi bulunmamaktadır. Hükmün içeriğindeki hukuka aykırılıklar ancak açıklanması geri bırakılan mahkûmiyet hükmünün açıklanması, düşme kararı verilmesi veya yeni bir mahkûmiyet hükmünün tesisinden sonra ancak temyiz incelemesine, temyiz yasa yoluna başvurulmadan kesinleşmesi halinde ise şartları bulunduğu taktirde kanun yararına bozma yasa yoluna konu olabilir. İtiraz edilmeksizin kesinleşen, hukuken varlık kazanmamış bulunan ve açıklanması geriye bırakılan hükmün içeriğine dahil bulunan suçun sübutuna ve hükmün esasına ilişkin hukuka aykırılıkların, kanun yararına bozma yolu ile incelenmesi imkanı bulunmadığından, kanun yararına bozma isteminin REDDİNE,
(2) numaralı kanun yararına bozma istemi nedeniyle yapılan incelemeye gelince;
Kanun yararına bozma isteminin kabulü ile elektrik hırsızlığı ve mühür bozma suçlarından sanıklar … ve … hakkında …Asliye Ceza Mahkemesinin 27.09.2012 tarih ve 2011/908 esas, 2012/915 karar sayılı kararının 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (b) bendi gereğince BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine, 23.06.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.