Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2015/13683 E. 2015/30894 K. 21.10.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/13683
KARAR NO : 2015/30894
KARAR TARİHİ : 21.10.2015

MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi

Taraflar arasındaki alacak davasının bozma kararına uyularak yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Dosyadaki yazılara ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına göre yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, HUMK’nun 440/III-2 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 21.10.2015 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Dava ……………. Projesi kapsamında satın alınan konut için avans olarak ödenen bedelin taksit ödemelerinden mahsup edilmediği iddiasıyla açılmıştır. Mahkemece yapılan yargılama ve alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmiş, ne var ki Dairemizin 28.01.2013 T. 2012/24498 E. 2013/1695 sayılı kararında; “….. Bakanlığı/nın …… Bankasına 23.9.1993 tarihinde yazdığı yazısında “ Her ne şekilde olursa olsun, soydaşların konut için yatırdıkları peşinatların borç miktarından düşülmesi ve bakiye üzerinden borçlandırılmaları ” talimatını vermiş; daha sonra aynı bankaya 17.12.1997 tarihinde yazdığı yazı ile de yatırılan peşinatların mahsup edilip edilmediğini sormuştur. ….. Bankası ise 31.12.1997 günlü cevabi yazısında proje kapsamında ülke çapında 21556 kişinin konut sahibi olduğunu, 6629 kişinin peşinatlarının kesin borçlandırma işlemleri aşamasında peşinatlarının mahsup edileceğini, bunların dışında kalan kişilerin tamamının peşinatlarının borçlarından mahsup edildiğini bildirmiştir. Yine aynı Bakanlık 8.3.1999 tarihli yazısında soydaşlara yapılacak geri ödemelerin mutlaka banka cüzdanlarına işlenmesini bildirmiştir. …. Bankasının ….. Bankasına devrinden sonra …. Bakanlığı …. Bankasına yazdığı 29.5.2002 tarihli yazısında Kestel’de hak sahiplerine konutlarının teslim edildiğini, işin başında yatırılan peşinatlarında maliyet hesabından tenzil edildiği belirtilmiş; bu yazı esas alınmak suretiyle ….. Bankasının bireysel krediler daire başkanlığının ….. şubesine yazdığı 26.2.2003 tarihli yazısında Devlet Bakanlığının 29.5.2002 tarihinde Kestel’de inşa edilen 2064 göçmen konutunun kesin borçlandırılmasının talimata bağlandığı, 1.3.2003 tarihi itibariyle hesaplanan ilave borçlanma tutarlarının yazı ekinde tablo halinde gösterildiği, çok cüzi olan borçlanma tutarlarının bu tarih itibariyle hesaplara borç kaydedildiği, bunların tahsil edilmesinin gerektiği İTFA planı ve ANÜFE tablolarında bir değişiklik olmayacağı belirtilmiştir.
Diğer taraftan Dairemizin 2012/10177 esas 2012/14814 karar sayılı dosyasında dairemiz incelemesinden geçmek suretiyle kesinleşen,aynı konuda …..Tüketici Mahkemesinde açılan 2010/832 esas ve 2012/ 26 karar sayılı dosyanın davacısı banka hesap cüzdanını dosya ya ibraz etmiş,hesap cüzdanının incelenmesinden de gerekli mahsubun yapıldığı gözlemlenmiştir. Yukarıda özetlenen gerek Devletin resmi kurumları arasındaki yazışmalardan, gerek hak sahiplerine ait liste başlıklı belge kapsamından ve gerekse aynı nedenlerle açılan ve reddedilip, dairemizin incelenmesinden de geçmek suretiyle kesinleşen dosya kapsamlarından da açıkça anlaşılacağı gibi davacının peşin ödediği paranın mahsubunun yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kabulü usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. ” gerekçesiyle hükmü bozmuştur. Mahkemece bozmaya uyularak bu kez başta yatırılan peşinatın kredi borcundan düşülmediği ancak yargıtay bozma kararı gerekçe gösterilerek davanın esastan reddine karar verilmiştir. Kararı davacı temyiz etmektedir.
Çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık Anayasa mahkemesinin göçmen konutları ile ilgili aynı tip davada verdiği adil yargılanma hakkının ihlal edilmesine ilişkin kararının usuli müktesep hak müessesesinin istisnasını teşkil edip etmeyeceği noktasındadır.
Bilindiği üzere usuli müktesep hak kurumu kanunda düzenlenmeyip içtihadi birleştirme kararı (İBK) (9.5.1960 T. 21/9 ve 4.2. 1959 T. 13/5) ile kabul edilmiş, hukukumuza da yerleşmiştir. Buna göre yerel mahkeme yargıtayın bozmasına uyarsa bozma doğrultusunda işlem ve uygulama yapmak zorundadır. Ancak Yargıtay uygulama ve içtihatlarıyla bu kuruma bazı istisnalar getirmiştir. Örneğin görev, bozmadan sonra verilen yeni İBK, hüküm kesinleşmeden yürürlüğe giren geçmişe etkili kanun, kesin hüküm, kamu düzenine aykırılık halleri usuli kazanılmış hakkın istisnasını teşkil eder. Kanımızca adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin anayasa mahkemesi kararı da usuli müktesep hak oluşturmamalıdır. (Aynı yönde, PEKCANITEZ H., ATALAY O., ÖZEKES M., Medeni Usul Hukuku, 12. bası 2011, Yetkin Yayınları s. 627)
Çünkü Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm 17.7.2014 T. 2013/4495 sayılı, tarafları farklı dava sebebi ve konusu aynı olayla ilgili verdiği ihlal kararında aynı projelerden konut alan başvurucularla ilgili davada ” başvurucu tarafından açılan alacak davasında, başvurucunun avans olarak davalıya ödeme yaptığı kabul edilmesine ve Mahkemece somut delillere dayalı olarak 8/6/2010 tarihinde davanın kabulüne karar verilmesine rağmen, bu kararın bozulmasından sonra, davalı …..’nin, avans ödemesinin taksitlerden mahsup edildiği savunması yeterince açıklığa kavuşturulmadan, varsayım üzerine davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Dolayısıyla Mahkemenin, davanın kabulüne dair ilk kararında vardığı sonucun tam tersi bir sonuca varsayımla ulaşması ve bunu ikna edici şekilde gerekçelendirememesi adil bir yargılama olmadığını göstermektedir. Başvurucu, tüketilmesi gereken ve etkili kanun yolu olan temyiz yolunda da aynı iddiayı dile getirmiş ise de Yargıtay kararında da bu iddia karşılanmamış ve Derece Mahkemesinin iddiayı cevapsız bırakması tutumu aynen kabul görmüştür. Bu şekilde, başvurucunun ………. Projesi kapsamında avans olarak yaptığı ödemenin, davalı …..’nin savunması doğrultusunda taksitlerden mahsup edilip edilmediği yeterince tartışılmamış, tarafların iddia ve savunmaları karşılanmamıştır. Bu nedenle, yargılama süreci bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Belirtilen nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.” şeklinde tespit ve yaptırımda bulunmuştur.
Somut olayda; mahkemece bozmadan önce gerekli araştırma ve inceleme yapılmış, hatta emsal bozmalarda araştırılması istenen noktalar dahi bilirkişiye incelettirilmiş ve alınan bilirkişi raporu mahsubun yapılmadığını tespit ederek mahkemece bedele hükmedilmiştir. Ne var ki Dairemizin birçok yerde inşa edilen göçmen konutları ile ilgili emsal dosyalarda ulaştığı sonuç bu dosyaya da uygulanmış, davacı iddialarını mevcut delillere göre ispat etmiş olmasına, ….. tarafından bu iddianın aksi de ispatlanamamasına karşın “davanın reddi gerekir” denilmek suretiyle kesin olarak bozma yapılması, mahkemece de bu bozmaya uyulmasıyla davalı ….. lehine usuli müktesep hak oluşmuş ise de Anayasa mahkemesinin adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki kararının bu hakkın istisnasını oluşturduğundan davalı lehine usuli müktesep hak oluşmayacaktır. Usul yasamız İnsan Hakları Mahkemesinin verdiği ihlal kararlarını yeniden yargılama hakkı vermektedir(HMK m.375/1-i). Elde derdest bir dava olduğuna ve henüz kesin hükümle sonuçlanmadığına göre yargılamanın iadesi hakkını davacıya kullandırmak usul ekonomisine de aykırıdır. Açıklanan nedenlerle yerel mahkeme kararı bu gerekçelerle bozulması gerekirken onanması yönündeki sayın çoğunluğun düşüncesine katılmıyoruz.