Danıştay Kararı 5. Daire 2016/56066 E. 2021/616 K. 10.03.2021 T.

Danıştay 5. Daire Başkanlığı         2016/56066 E.  ,  2021/616 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2016/56066
Karar No : 2021/616

DAVACI : …
VEKİLİ : Av. …

DAVALI : …Kurulu / …
VEKİLİ : Av. …

DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin zımnen reddine ilişkin işlemin iptaline, yoksun kaldığı parasal haklarının işlem tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu kararların savunma hakkı tanınmadan ve disiplin soruşturması yapılmadan tesis edildiği, ölçülülük ilkesinin, hakimlik teminatının, kanuni idare ilkesinin, masumiyet karinesinin, ayrımcılık yasağının, hukuki güvenlik ilkesinin, adil yargılanma hakkının, silahların eşitliği ilkesinin, gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği, FETÖ ile irtibat ve iltisakına dair kişiselleştirme yapılmadığı ileri sürülerek hukuka aykırı oldukları iddia edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa’nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp “göreve son” müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …DÜŞÜNCESİ: Davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …DÜŞÜNCESİ: Dava, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun 24.08.2016 günlü, … sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin zımnen reddine ilişkin kararın iptali ile bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük ve parasal haklarının yasal faiziyle birlikte iadesi istemiyle açılmıştır.
Tarafların usule yönelik iddiaları yerinde görülmemiştir.
Anayasanın 138. maddesinde, “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.”, 139. maddesinde, “Hakimler ve savcılar azlolunamaz, … meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”, 140. maddesinin üçüncü fıkrasında da, “Hakim ve savcıların meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.”, “Hakimler ve Savcılar Kurulu” başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında ise, “Kurul, … meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.”, bu maddenin 10. fıkrasında ise, “Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz. …” hükümlerine yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” başlıklı 53. maddesinde, “Hakim ve savcıların: a) fıkrasında, Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) fıkrasında, Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, …. hallerinde görevleri sona erer.” şeklinde düzenleme yapılmıştır.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu’nun “Kurulun görevleri” başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmış, “Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri” başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, Adli ve idari yargı hâkim ve savcıları hakkında meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma Genel Kurulun görevleri arasında sayılmış, “Yeniden inceleme, itiraz ve yargı yolu” başlıklı 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da görüleceği hükme bağlanmıştır.
Diğer taraftan, 15/07/2016 günlü darbe girişimi sonrası; kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde; Milli Güvenlik Kurulunun Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20/07/2016 tarih ve 498 sayılı tavsiye kararı üzerine, toplanan Bakanlar Kurulu’nca ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21/07/2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
08/03/2018 tarihinde yürürlüğe giren 7075 sayılı Kanun ile kanunlaşan, 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 11. maddesinin 2. fıkrası ile, “22/07/2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3’üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18/10/2016 tarih ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenler, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabilir.” hükmü getirilmiştir.
Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun …tarih ve … sayılı kararıyla; ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3’üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin, 23/07/2016 tarih ve 29779 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3’üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiştir.
Ceza yargılamasında hükme esas alınacak kanıtların kesin ve şüpheye mahal bırakmayacak kuvvette olması gerekir. Ancak disiplin cezalarında her türlü done değerlidir ve kanaat oluşumu için önem arzeder.
Yargıç ve savcıların kararlarının normatif kurallara ve hukuka uygun olması, gerekçelerinin hukuk alemini tatmin etmesi kuşkusuz çok önemlidir. Ancak bir o kadar önemli husus da bir bütün olarak yargı camiasının özellikle de yargı mensuplarının kamuoyunda bıraktıkları intibadır. Toplumda adalete güven ve inancın artmasında meslek mensuplarının isabetli kararlarının yanında vakur ve tarafsız duruşlarının katkısı yadsınamaz bir realitedir.
Anayasa’ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girerek örgüt hiyerarşisi altında ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği kuşkusuzdur.
Dosyanın içeriğinden ve davalı idarece sunulan belgelerin incelenmesinden, tanık/şüpheli ifadeleri ile davacıya ilişkin tespitler dikkate alındığında, davacının FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatının olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, davacı hakkında tesis edilen işlemlerde hukuka aykırılık görülmemektedir.
Öte yandan, dava konusu işlemlerde hukuka aykırılık bulunmaması nedeniyle davacının parasal haklarının ödenmesi talebinin yasal dayanağı da bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:

A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı’nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa’nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK’nın anılan toplantısında “demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla” Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00’den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK’nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.

2) Davacıya İlişkin Süreç
…tarih ve … sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından … tarih ve … sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin zımnen reddine ilişkin işlemin iptaline, yoksun kaldığı parasal haklarının işlem tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Diğer yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda …. Ağır Ceza Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusu ise …Bölge Adliye Mahkemesi …. Ceza Dairesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararı ile reddedilmiştir. Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği görülmüştür.

B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa’da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa’nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa’nın 5. maddesi: “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.”
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz…”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: “Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar…”

2) AİHS
AİHS’in 6. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.”
AİHS’in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS’in 15. maddesi: “Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir.”

3) Kanun
667 sayılı KHK’nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır…”

4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan “Bangalor Yargı Etiği İlkeleri”nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.

C) İNCELEME VE GEREKÇE

DAVA KONUSU … TARİH VE … SAYILI KARARIN İPTALİ İLE DAVACININ YOKSUN KALDIĞI PARASAL HAKLARININ İŞLEM TARİHİNDEN İTİBAREN İŞLETİLECEK YASAL FAİZİ İLE BİRLİKTE ÖDENMESİNE VE ÖZLÜK HAKLARININ İADESİNE KARAR VERİLMESİ İSTEMİ YÖNÜNDEN:

1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS’in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS’in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM’e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, “yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması” şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.

Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Tebligat ve cevap verme” kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay Savcısı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dosyaya sunulan ve davacı hakkında yeni bilgi ve belgeleri içeren 03/09/2018 tarihli ek beyan dilekçesi ve ekleri 23/12/2019 tarihli ara kararımızla davacıya tebliğ edilmiş ve aynı ara kararımızla davacıya davalı idarenin 07/08/2018 tarihli ikinci savunmasında cevap vermesini gerektiren hususlar bulunduğu bildirilerek söz konusu ikinci savunma dilekçesi ile ek beyan dilekçesi ve eklerine ilişkin beyanlarını sunabilmesi için on gün süre tanınmıştır.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in “Adil Yargılanma Hakkı” başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay’da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay’da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.

2) FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, “Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!”, “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ’nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
“Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup …bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. …Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. …Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır…
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir…
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır…
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir…
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır…”
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ’nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı …kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde …siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; –Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.– …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. …FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. (“T” taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ’nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.

Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, “önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV’de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi” şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.

3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM “demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu” belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM’e göre “kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır.” (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa’nın “Hâkimlik ve savcılık mesleği” kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede “… Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar.” denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak “bağımsızlık” ve “tarafsızlık” ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.

4) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına” ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir” niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ”kavuşan, bitişen, birleşen”, irtibatlı kavramını ise ”bağlantılı” olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.

5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararın dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir. Deli

Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.Y.Ş.’ye ait, Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 21/01/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “… Ben bu çalışma evine E. isimli şahıs ile gittiğimde evde sadece bir bayan vardı. Bu şahıs da benim gibi Hakim Savcılık sınavlarına hazırlanma evine yerleştirilmişti. Bu şahsın adının sonrasında E.K. olduğunu öğrendim. E. isimli şahıs beni bu eve bıraktıktan sonra ayrıldı ve bir daha bu şahsı görmedim. Kalmış olduğum bu çalışma evinin sorumlusu yani murakıbı E.E. isimli şahıs idi. Bu şahsın Kod adı kullanıp kullanmadığım bilmiyorum. E.E. isimli murakıp ben evde E.K. ile beraberken ikimize birden hakim savcı çalışma evinin kurallarından tekrar bahsetti. Bu evin kurallarından bahsederken herhangi bir yemin ettirme olayı ya da Kuran ı Kerime el bastırma olayı olmadı. Murakıp E.E.’nin üzerinde bir şahıs daha olduğunu şu şekilde biliyorum. Murakıp E.E. isimli şahıstan bir şey isteyeceğimiz zaman ya da izin alacağımız zaman ABLA ya sormam gerekir şeklinde söylerdi. Ancak ben Murakıp E.E.’nin üzerinde yapı adına görev yapan şahsı hiç görmedim. Kalmış olduğum çalışma evinde bizimle ilgilenen sorumlu şahıs sadece Murakıp E.E. isimli şahıstı. Ben bu çalışma evine hatırladığım kadarıyla 2009 Ekim ayında girdim ve 2010 Aralık avında bu evden ayrıldım. Benim kalmış olduğum bir yıllık süre zarfında bu çalışma evine; S.D. yada D. isimli şahıs geldi, bu şahıs ile yaklaşık 7-8 ay kadar kaldım. …isimli şahıs geldi, bu şahıs ile yaklaşık 7-8 ay kadar kaldım. …E.N.D. isimli şahıs geldi, bu şahıs 1 hafta kadar kaldım ve başkaca bir çalışma evine gitti. Ben kalmış olduğum hakim savcı çalışma evinde 2010 yılında yapılan İdari Yargı sınavına girdim. Bu sınavdan 82 civarında puan alarak kazandım. İdari yargı sınavından sonra Adli Yargı sınavına 10 gün kadar vardı. Ben Adli yargı sınavına girmedin önce çalışma evinde beraber kaldığım …ve E.Ü. ile tartıştığım için ikinci kalacağım Ankara Cevizli deredeki başkaca Hakim Savcı çalışma evine murakıp E.E. beni götürdü. … 12- …; Bu şahsın Bursa Kemalpaşalı olduğunu biliyorum. Sonrasında Hakim oldu. Beraber Çalışma evinde kaldık. Görsem teşhis ederim….”
Ayrıca aynı şahıs, dava dosyasında yer alan 23/01/2018 tarihli teşhis tutanağında davacı …’u net ve kesin olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Y.K.’ya ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 30/11/2017 tarihli sorgulama tutanağı; “…Ben murakıplık yapmaya başladığımda ben yanlış hatırlamıyorsam ilk önce E.E.’nin murakıp olarak sorumlu olduğu şu an gösterebileceğim Etlik Ayvalıda bulunan bir eve gittik. İlk başta E.E. ile birlikte gitmemin sebebi murakıplık görevinin ne olduğunu öğrenmektir. Bu eve gitmeden önce yakında bir sınav tarihi vardı. Yanlış hatırlamıyorsam 2011 yılında nisan ayında yapılan adli yargı sınavından hemen önceydi. Yani bu eve gittiğimizde sınav tarihi çok yakın bir tarihteydi, bunu hatırlıyorum. Ayrıca bu dönemde bizim buraya gönderilmemizin sebebi son bir hafta onların vakit kaybı yaşamaması ve bizim evde yemek hazırlamamızdı. Ben murakıplık yaptığım dönemde tamamen dörtlük olan kişilerin kalmış olduğu çalışma evlerinden sorumlu oldum ve buralara gittim. Bu gittiğimiz ev de dörtlüklerin kalmış olduğu evlerdendi. Bu eve gittiğimde evde 2011 yılı nisan ayı sınavına girecek olan …, S.E. ve E.T. olduğunu hatırlıyorum. Ben ayrıca yukarıda saymış olduğum geçici evler dışında murakıp olarak sürekli sorumlu olduğum evleri de anlatmak istiyorum. Bu evlerden ilki şu anda adresini gösterebileceğim Yenimahallede bulunan evdir. Bu ev 2011 yılı sonhabar döneminde yapılacak olan adli ve idari yargı sınavlarına hazırlanmak üzere ders çalışma evine gelen kişilerden sorumlu olduğum evdir. 2011 yılının yaz aylarında bu eve murakıp olarak gitmeye başladım. Ben murakıplık görevine başladığım zaman evde kalacak olanlar belirlenmiş ve evlerine yerleşmiş, faturalar, sabit telefonlar hazır vaziyetteydi. Bu ev daha önceden de çalışma evi olarak kullanılan evlerden bir tanesiydi. Bu kişiler N.A., …. E.A., E.Ö. ve Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu ve Giresunlu olarak bildiğim, şu anda soy ismini hatırlamadığım S. isimli şahıs vardı. Ben sınav akşamı murakıplık yaptığım eve gitmek isterken beni engelleyen … kod adlı A.T. gibi staj döneminde murakıplık yaptığını bildiğim kişilerin de benim gibi sınav sabahı kahvaltı hazırlamaya gittiklerini ve bu konunun arkadaş ortamında konuşulduğunu biliyorum ve arkadaş ortamında sermurakıpların soru vermek için bizi sabah eve göndermiş olabilecekleri aklımıza geliyordu ancak ben murakıplık döneminde soru verilme olayına şahit olmadım. Bana soru verilmesi olayını da yukarıda anlatmıştım. Ben N.A., …, E.A., E.Ö. ve Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu ve Giresunlu olarak bildiğim, şu anda soy ismini hatırlamadığım S. isimli şahsın kalmış olduğu bu eve temmuz-ağustos gibi murakıp olarak gitmeye başladım. … 114-…; Bursalıdır. Hangi okuldan mezun olduğunu hatırlamıyorum. Esmer tenli, kısa boyludur. Yüzünde beni vardır. Adli hakimdir. Ders çalışma evinde bulunduğu esnada murakıbıydım. Yapı içerisinde görevi var mıydı bilmiyorum. Görsem teşhis edebilirim…. ”
Ayrıca aynı şahıs, dava dosyasında yer alan 02/12/2017 tarihli teşhis tutanağında davacı …’u net ve kesin olarak teşhis etmiştir.

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.K.’ya ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 09/01/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı; “… İKİNCİ ÇALIŞMA EVİ: (Hatırladığı kadarıyla 2009 yılı ağustos ayında bu eve geldiğini ve bu evde hatırladığı kadarıyla 2010 yılı aralık ayı gibi üçüncü çalışma evine geçene kadar kaldığını beyan eder) Bu eve gittiğimizde evde kimse yoktu. Bu eve ilk giden D.Y. ve bendim. … KOD ADLI ALEV İSİMLİ şahıs buraya bizi bıraktıktan sonra evden ayrıldı ve evden ayrılmadan önce sizinle başka bir murakıp ilgilenecek şeklinde söyledi. Ayrıca D.Y. ve benim dışımda bu eve H.K., A.P., …, F.B. İSİMLİ şahıs geldi. Daha sonra bu eve murakıp olan … KOD ADLI M.G. geldi. … KOD ADLI M.G.’nin gerçek adının M.G. olduğunu F.B. söylemişti ve bunu söylerken kendisi ile aynı üniversite okuduğunu da söylemişti. … KOD ADLI M.G. bizden cep telefonlarımızı kapatarak kendisine teslim etmesini istedi. Bunun üzerine ben ve evde bulunan D.Y., H.K., A.P., …, F.B. İSİMLİ şahıslar telefonlarımızı kapatarak … KOD ADLI M.G.’ye teslim ettik. Bu evde sabit telefon hattı vardı. … KOD ADLI M.G. bize hitaben “bu çalışma evlerinden hiç kimseye bahsetmeyin, aileniz eve kurulan sabit telefon hattından size ulaşabilir, bu hattın numarasını sadece annenize, babanıza, ağabeyinize, ablanıza verin, bunun dışında kimseye vermeyin, bu telefon hattından dışarıyı, hiç kimseyi aramayın, bu sabit hat sadece ailenizin size ulaşabilmeniz içindir, eski arkadaşlarınızla görüşmeyin, onlara bu evlerden bahsetmeyin, günlük en az 8 saat ders çalışmanız gerekir, Risale, Cevşen, Kuran-ı Kerim, Fetullah Gülen’in kitaplarını okumanız gerekir, çalıştığınız ders saatini ve okuduğunuz kitapların sayfa sayısını belirten çetele hazırlayın, komşularla gerekmedikçe muhattap olmayın, sorduklarında avukat stajeri olarak tanıtın, sıkıldığınızda dışarı çıkabilirsiniz ancak gerekmedikçe dışarı çıkmayın, kardeşinizle ya da kuzeniniz gibi akrabalarınızla görüşmek isterseniz önce bana söyleyin, ben de ablaya söyleyeceğim, ona göre bir karar veririz, vb” şeklinde sözler söyledi ve evden ayrıldı. T1-T2-T3-T4-T5 şeklinde adlandırılan gruplandırma hakkında bilgi sahibi değilim. Bu gruplandırma isimlerini 15 Temmuz darbe girişimi sonrasındaki süreçte duydum. Bu konuda bilgi sahibi değilim ancak ben Ceylanpınar’a kura çektikten sonra yukarıda da belirttiğim üzere yaklaşık 5-6 ay yapıdan herhangi bir kişi ile görüşmedim. Grup sorumlum A.K.’nın beni araması üzerine Ankara’ya gittiğimde yapı ile irtibat kurmadığımı DEVRECİM M.G.’ye söyledim. O da bu durumu ileteceğini söyledi. Bu tarihten yaklaşık 1-2 ay sonra Gaziantep’de yapı ile görüşmeye başladım. Bu görüşmeye beni ya E.Ç. ya da B.K. arayarak davet etti. Ancak hangisinin çağırdığını net olarak hatırlamıyorum. Yapı ile görüşmek amacıyla Gaziantep Merkez’e E.Ç. ve M.Ç.’nin evine gittim. Buraya benim dışımda …ve B.K. ile eşi M.K. gelmişti. Ayrıca M.Ş. vardı. Bunlar dışında bir erkek hakim-savcı vardı ancak adını, soyadını hatırlamıyorum. Bayanlar ayrı odada, erkekler ayrı odadaydı. Yanlış hatırlamıyorsam buraya sivil imam gelmemişti. İlk görüşmeyi bu şekilde hatırlıyorum. Daha sonra ikinci görüşme için tekrardan Gaziantep’e E.Ç. veya B.K. tarafından çağrıldığımı hatırlıyorum, ancak hangisi çağırdı tam olarak hatırlamıyorum. İkinci görüşme sivil imamın evinde gerçekleşti. Bu eve M.Ç. ve E.Ç ile gitmiştim. Bu toplantıya benimle birlikte …, B.K., M.K. geldi. M.Ş.’nin buraya gelip gelmediğini hatırlamıyorum ancak Ceylanpınarda bulunduğum dönemde bizim grupta ben, E.Ç., …, B.K., M.K., … ve İSMİNİ SOY İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM ERKEK HAKİM SAVCI vardı. Bizim grubumuz bunlardan ibaretti. Erkek bayan ayrı odada toplandığından erkekleri hatırlamakta güçlük çekiyorum. Burada yine kitap okuduk, Fetullah GÜLEN videosu izledik. İSMİNİ VE KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM SİVİL İMAM OLAN ABİ bana himmet borcumun olduğunu, bu borcu ödemem gerektiğini söyledi. Ben de araba aldığımı, onun borçlarını ödediğimi, yine para biriktirip himmet borcumu ödeyeceğimi söyledim. …”
Aynı şahsa ait Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 09/01/2018 tarihli şüpheli ek ifade tutanağı; “… 29- …: Bursalı olduğunu hatırlıyorum. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mezunudur. Kısa boylu normal kilolu, esmer tenli kahverengi saçlı açık bir bayandı. Benim kaldığım Aşağı Eğlencede bulunan yapının ikinci çalışma evinde birlikte kaldık. Benden sonra Hakim adayı olduğunu biliyorum. Yapılanmanın taşra yapılanması olarak bildiğim grupta …da vardı. Aynı grupta olduğumuz için görüşmelerimiz devam etti. Yapılanma içerisindeki görevi hakkında bilgim yoktur. KHK ile İhraç olduğunu internetten yayımlanan listelerden biliyorum…”
Ayrıca aynı şahıs, dava dosyasında yer alan 29/01/2018 tarihli teşhis tutanağında davacı …’u net ve kesin olarak teşhis etmiştir.
Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/209 sayılı talimat yazılarına istinaden S.Ö. isimli şahsa yaptırılan fotoğraf teşhis işlemi neticesinde düzenlenen 12/03/2016 tarihli fotoğraf teşhis tutanağı; “… İsmini ve soy ismini …olarak bilirim. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden sınıf arkadaşım olur. Hatırlamadığım bir arkadaşım bana bu şahsın İstanbul’da yapıya ait bir evde kaldığını söylemişti. Bilgim bu kadardır ben bunun kendim evde kaldığını bilmiyorum sadece duyduğum bir konudur.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.T.G.’ye ait, Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 16/04/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı; “…MURAKIPLIK DÖNEMİ 2009 KIŞ AYLARI VE 2010 İLK AYLARI YILI: Benim çalışma evlerinden biriyle ilgilenmemi o dönem kod adımı yada gerçek adımı olduğunu bilmediğim S. isimli idari hakim olan şahıs söyledi. Bende bu teklifini kabul ettim. Ben stajyer hakimlik dönemimde hatırladığım kadarıyla bir sınav dönemi kadar MURAKIPLIK yaptım. Ben Murakıplık yaptığım dönemde bir ev ile ilgileniyordum ancak ilgilendiğim bu ev ancak sonrasında kalanlar ile birlikte ve sonradan bu eve dahil olarak başkaca şahıslar da eklenmek suretiyle değişti. Murakıplık yaptığım çalışma evinin üzerinden zaman geçmesinden dolayı açık adresini tam olarak hatırlamamakla beraber Keçiören ve Yenimahalle semtinde idi. Ben bu ev ile yeterince ilgilenemedim çünkü o dönemde eşim ile de tanışıklığımız ve evlilik hazırlıklarımız vardı. Murakıplık yaptığım evde kalan şahıslar A.P., … İSİMLİ ŞAHIS, F. İSİMLİ ŞAHIS, …. D. İSİMLİ ŞAHIS ile hatırladığım kadarıyla bir sınav dönemi ilgilendim. … 45-… İSİMLİ ŞAHIS; Bu şahsın nereli olduğunu ve hangi Üniversite mezunu olduğunu hatırlamıyorum. Murakıplık yaptığım çalışma evinde kalan şahıstır. Sonrasında ne iş yaptığını bilmiyorum Görsem teşhis ederim….”
Ayrıca aynı şahıs, dava dosyasında yer alan 16/04/2018 tarihli teşhis tutanağında, ifadesinde “…” olarak bahsettiği şahsın davacı …olduğunu net ve kesin olarak teşhis etmiştir.

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan F.G.’ye ait, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/09/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı; “… Resim-8 isimli fotoğraftaki Z ile numaralandırılan şahsın ismini …’ tur. Benim sınıf arkadaşımdı. Bu şahıs da cemaatin Pendik tarafında bulunan evlerinden birinde kalıyordu. En son hatırladığım kadarı ile Hakim olmuştu. Bu şahıs da bildiğim kadarı ile hakimlik sınavına çalışma evlerinde hazırlandı ve sınavı kazandı. Sonradan herhangi bir irtibatım olmadığı için şu an nerede ve ne yapıyor bilmiyorum. …”
Aynı şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/08/2016 tarihli sorgulama tutanağı; “… Hangi evlerde hazırlandıklarını bilmiyorum fakat Diyarbakırlı Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu F.B., F.’nin en samimi arkadaşı Kayserili soy ismini hatırlayamadığım S., Vanlı olduğunu hatırladığım esmer tenli Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2006 girişli D. ve D.’nin yanında samimi arkadaşı ismini bilmediğim sarışın kısa boylu kız M.G. bu iki ismi çok iyi tanır, kendisine sorulabilir. M.’nin semt ablalığı yaptığı dönemde D. M.’nin semtinde ev ablası idi. Aksaraylı sınıf arkadaşım E.T., Aydınlı N.K., açığa alındıklarını bildiğim …, … S. ve F. isimli kişilerin bu yapıya ait evlerde sınava hazırlanarak hakim savcı olduklarını biliyorum. …”
Ayrıca aynı şahıs, dava dosyasında yer alan 23/09/2016 tarihli teşhis tutanağında davacı …’u net ve kesin olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan F.P.’ye ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/12/2016 tarihli sorgulama tutanağı; “… Daha sonra ben nasıl irtibata geçtik hatırlamıyorum ancak 15. Dönemde Bakırköy Adliyesindeki evlerden sorumlu ve devre sorumlusu olarak adlandırılan M.Y. ile irtibata geçtim ve Bakırköy adliyesinde staja başladım. Ben Bakırköy Adliyesindeki yapılanmayı ve yapıya mensup olduğunu bildiğim kişileri anlatmak istiyorum. Öncelikle Bakırköy Adliyesinde 4 ev bulunmaktadır. Bu evlerin en üstünde devre sorumlusu olarak dediğim M.Y. isimli şahıs bulunmaktadır. Ayrıca bu evlerden benim kaldığım evde G.C., H.A., … ve ben vardı. Bu evin sorumlusu G.C. idi. Sorumlu derken evin elektrik, su, doğalgaz ve kira işleriyle sorumluydu, yapıya mensupluğu açısından bizden hiçbir farkı yoktu. Aynca G.’nin üstünde iki evden sorumlu olan E.Ö.Y. vardı. Aynca E.Ö.Y. kendi kaldığı evlerdende sorumluydu. E.Ö.Y.’nin kaldığı evde kendi dışında F.M.A., H.T., T.S. Ve Ö.Ö. vardı. Diğer evlerin sorumlularını ve iki evden sorumlu grup sorumlusunu tam olarak hatırlamıyorum ancak ben diğer evlerde kalanların isimleri söylemek istiyorum. …, G.Y., Ş. isimli şahıs, F. isimli şahıs, M.Y., E.A., S. isimli şahıs, S.A. vardı. Ayrıca E.Ö.Y. bir süre bizim evde kaldıktan sonra S.A.’nın Adana ya staja gitmesinden sonra E.Ö.Y. S.A.’nın kalmış olduğu eve geçti, Yine C.Ş. ilk başta Bakırköy adliyesinde staja başlayacaktı ancak babasının kanser hastalığı nedeniyle mazeretini bildirdi, yapı tarafından kabul edilmesi üzerine Adana ya staj yapmaya gitti biz bu dönemde bu evlerde staj boyunca kaldık zaman zaman staj nedeniyle Ankara ya gittik, Ankara da olmadığımız dönemlerde bu evlerde kaldık. Hatta staja başladığımızda bizden ilk maaşımızı istediler. Bende ilk maaşımı verdim. … …: Bursa Kemalpaşalıydı. 15. Dönem hakim savcı adayıydı. Yapıya mensup bir şahıstı. Görsem teşhis edebilirim. ….Yine biz ikinci akademiden önce Yargıtay stajına Ankara ya çağrıldık. Yargıtay stajında da H.A., …, F.M., Ş.A. ile birlikte Yeni Mahallede bir evde kaldık, Yargıtay stajında iken herhangi bir eve sohbete gitmedik. Sohbeti kendimiz evde kalanlarla birlikte yapıyorduk…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan F.G.’ye ait, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/09/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı; “… …isimli kişi yapılanmanın evlerinde kalmıştır, Hakim olarak görev yaptığını birlikte aynı nezarette kaldığımızdan dolayı öğrendim, …ile Üniversiteden mezun olduktan sonra bir daha görüşmedik. …”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.E.’ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16/12/2016 tarihli sorgulama tutanağı; “… …: Hakim adaylığı çalışma evinde bir süre birlikte kaldık. O dönem girdiğimiz sınavı ikimizde kazanamadık. Daha sonra nerede kaldığını ve ne yaptığını bilmiyorum. Fethullah Gülen cemaati mensubu olup olmadığını bilmiyorum. …”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.P.’ye ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 01/11/2016 tarihli sorgulama tutanağı; “… Ben, 2010 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldum. Ben dört yıl boyunca FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne ait üniversite öğrencilerinin kaldığı evde kaldım. Dördüncü sınıfa geldiğimde ben adresini hatırlamadığım Kadıköy İlçesinde bulunan bir evde kaldım. Dördüncü sınıf boyunca bu evde ikamet etlim. Kadıköyde’ki bu evde ilk olarak M.E. isimli şahıs ev ablasıydı. Bu şahıs İstanbulluydu ve ailesi karşıda oturuyordu. Kendisi hemşirelikte okuyordu. Yanlış hatırlamıyorsam 2010 yılında benimle birlikte o da mezun oldu. M.E.’nin sonradan bağlantısı var mıydı yok muydu bilmiyorum. Bu şahısla mezun olduktan sonra bir daha görüşmedim. M.E.’yi görsem tanırım. Ayrıca bu evde M. ve benim dışımda yine hemşirelikle okuyan ismini Ş. olarak hatırladığım, nereli olduğunu bilmediğim bir şahıs kalıyordu. Ş. isimli şahsıda görsem tanırım, Ancak şahsın açık kimlik bilgisi ile ilgili bir bilgi aklıma gelmiyor, Ben bu evde bu kişilerle dördüncü sınıf boyunca ve mezun olana kadar kaldım. Dördüncü sınıfla okurken mezun olmaya yakın bir zaman diliminde daha önce (Üniversite 2, ve 3. Sınıflarda kaldığım ev) kaldığım evde ev ablalığı yapan Ö.Ö., yanıma gelerek “Ankara’da çalışma evleri var.” şeklinde söyledi. Ben de kendisine ailemle görüşmem gerekiyor şeklinde cevap verdim. Akabinde aileme Ankara’da arkadaşlarımın ev tuttuklarım, burada sınavlara hazırlanacağımızı söyledim. Ailem ilk başlarda bu duruma karşı çıktı ancak benim ısrarım üzerine kabul ettiler. Bunun üzerine Ö.Ö. benim numaramı ismini Ş. olarak bildiğim, görsem tanıyabileceğim kişiye vermiş. Bu kişi beni telefondan aradı ve bana hitaben “Senin uygun olduğun bir tarihte Ankara’ya gel seni çalışma evlerine yerleştireceğiz” şeklinde söyledi. Ben de yanlış hatırlamıyorsam ağustos ayında Ankara’ya gittim, Ş. beni Ankara‘da AŞTİ şehirlerarası otobüs terminalinde karşıladı, Ş.’yi ilk defa burada gördüm. İsmini söylediğim bu … hemşirelik bölümünde okuyan Ş. değildir. Ş. isimli şahsın benim Ankara’ya gittiğim tarihte Ankara Adliyesinde Hakim Savcı stajeri olarak görev yaptığını biliyorum. Bu şahsın İstanbul Üniversitesi Hukuk fakültesi mezunu olduğunu biliyorum. Bu şahsın açık kimlik bilgilerini bilmiyorum. Daha sonra … ile ticari taksiye binerek bir eve gittik. Bu eve gittiğimizde F.B., …, ESMA, … isimli şahıslar vardı. … …isimli şahsı net olarak biliyorum. Bu şahıs Bursa’lıdır. …, Marmara Üniversitesinden benim üst dönemimdir, Ayrıca bu şahıs 15. Dönem Hakim – Savcı adayı idi ve benim dönem arkadaşımdı. Halen bekar olduğunu biliyorum. Kendisi meslekten ihraç edildi. … Biz Bakırköy Adliyesinde göreve başlamadan Önce üniversite 2. ve 3. Sınıfta yapıya ait kaldığım evin ev ablalığını yapan Ö.Ö. isimli şahıs beni aradı ve İstanbul’a gelmem gerektiğini söyledi ben de İstanbul’a gittim, Esenler otogarında beni Ö.Ö. karşıladı. Daha sonra bana hitaben yapıya ait kahvaltı yemeği var oraya gideceğiz şeklinde söyledi, Ö.Ö. ile birlikte şu an adresini bilmediğim ve gösteremeyeceğim fakat Başakşehir’de olduğunu bildiğim bir eve gittik. Bu evde evin sahibi olan 40 – 45 yaşlarında bir bayan ve erkek şahıs vardı. Bu şahıslan bir kere gördüm. Şu an görsem bu şahısları tanıyamam simalarını hatırlamıyorum. Bu kahvaltı, yapının tertiplediği tanışma kahvaltısı gibi bir kahvaltıydı. Bu kahvaltıda sadece bayan adaylar vardı erkekler yoktu. Bu kahvaltı da 15. Dönem olup Bakırköy Adliyesinde staja başlayacak olan yapıya mensup bayan hakim – savcı adayları vardı, Bu kahvaltıya E.Ö., Ö.Ö., … …, T.S. geldi. Bu kahvaltıya gelen kişiler yapının evlerinde kalmış ve hakim – savcı sınavını kazanmış yapıya mensup kişilerdir. … M.’nin talimatları sonrasında yukarıda isimlerini saydığım isimler için dört ayrı ev tutuldu. Aramızda konuşarak her evde kalacak kişileri belirledik. Her evde kalacak kişiler kendi evini kiraladı. Faturasını, doğalgazı ve diğer aboneleri evde kalacak bir kişi üzerine aldı. Ancak bu işlemleri kimin yaptığım ben şu anda hatırlayamıyorum. Ben, M.Y., E.Ö. ve S.U. ile birlikte staj evinde kaldık. Bu evin yanlış hatırlamıyorsam, elektrik, su, doğalgaz aboneleri benim adımaydı. Ayrıca bu dönemde yukarıda isimlerini saymış olduğum Ö.Ö., F.A., … ayrı bir ev tuttular. Yine yukarıda isimlerini saymış olduğum, G.Y., …, Ş.A. ve F.M. de ayrı bir ev tuttular. … Bu evler staj bitene kadar yapılanmaya ait staj evleri olarak Bakırköy Adliyesinde çalışan ve yapıya mensup olduğunu bildiğim kişiler tarafından kullanıldı. İstenildiği takdirde yapıya ait olan bu evleri gösterebilirim. Ayrıca bu evlerde sınava hazırlık evleri gibi katı bir rejim yoktu. Klasik bir bekar eviydi. Sabit telefon yoktu. Bizle ilgilenen M. idi ancak M.’nin üstündeki kişiyi bilmiyorum. Genelde bizi yönlendiren kişi M.’dir. Biz staja başladıktan yaklaşık 1,5 ay sonra ilk akademi olarak adlandırılan stajı yapmak üzere Türkiye Adalet Akademisine gittik. Yukarıda saymış olduğum Bakırköy adliyesinde staj yapan bayan hakim – savcıların hepsine akademinin yurdu çıktı. Bu yurtta kalacağımız kişileri M. belirledi. Ben o dönemde …ile kalabileceğimi düşündüğümü söyledim ve o kişi ile birlikte kaldım. Diğerleri kiminle kalmıştı şu an hatırlamıyorum.”
Aynı şahsa ait Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 13/12/2018 tarihli bilgi alma tutanağı; “… Ben Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca 16. ve 3. Hakim Savcı çalışma evi olarak numaralandırılan ikamette kaldım. Bu evde ben iki dönemde kaldım. Ben 2010 Aralık sınavından önce bu ikamette F.B., … OLARAK BİLDİĞİM A.Y., …, S.Ç. isimli şahıslar ile, 2011 Aralık sınavından önce yani mülakatını kazandığım sınav öncesinde N.K., E.Ö., …isimli şahıslar ile kaldım. Bu şahıslar haricindeki diğer şahısları hatırlamıyorum. Benden önce ya da benden sonra bu eve gelmiş olabilirler. Bu evin sorumlusu … KOD ADLI E.E. idi. Bu eve ilişkin olarak başkaca söyleyebileceğim bir husus yoktur. … …; Bu şahıs Bursa Mustafakemalpaşalı’dır. Hakim Savcı çalışma evinde beraber kaldım. Hakimlik sınavını kazanmıştı sonradan ihraç oldu. Marmara Hukuk Mezunudur. Görsem teşhis ederim.”

Aynı şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 30/12/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı; “… Ben, 2010 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldum. Sınavlarımız Aralık ayında olduğu için önce memleketime gittim. 2 ay kadar ailemin yanında kaldıktan sonra Ağustos ayında Ş. beni telefondan aradı ve bana hitaben “Senin uygun olduğun bir tarihte Ankara’ya gel, seni çalışma evlerine yerleştireceğiz” şeklinde söyledi. Bende ailemle görüştüm. Ankara iline tek başıma gittim. Ş. beni Ankara’da AŞTİ şehirlerarası otobüs terminalinde karşıladı. Bu şahıs beni o tarihte benim adıma kullanımda olan …nolu numaramı aradı. Daha sonra Ş. isimli şahıs beni Yenimahalle’de bulunan yapıya ait hakim savcı çalışma evine götürdü. Ş. isimli şahsın bu evin MURAKIP’ı olduğunu eve yerleşip belirli bir süre kaldığımda öğrendim. MURAKIP: Bir nevi danışman anlamındaydı ve hakim-savcı çalışma evinden sorumlu olan kişilere yapı tarafından verilen addı. Ş.’nin beni götürmüş olduğu bu ev benim birinci çalışma evimdi. Aynca çalışma evlerinde Murakıpın üstü olan yapı tarafından görevli olan Sermurakıp vardı. SERMURAKIP: Murakıplardan sorumlu idi, ancak bir Sermurakıp’ın kaç evden sorumlu olduğunu bilmiyorum. Yine ben bu evde Sermurakıp var mıydı, yok muydu hatırlayamıyorum, bu nedenle bu evdeki sermurakıbı teşhis edemem. Zaten Sermurakıplar ile Murakıplar hakim-savcı stajeri oluyorlardı. Bunlar ayrı evde kalıyordu, murakıp haftada bir veya 10 günde bir, sermurakıp ise genelde ayda bir geliyordu. Bu çalışma evi Ankara Yenimahalle’de Yenimahalle Kaymakamlığına yakın bir yerde idi. Gösterildiğinde evi teşhis edebilirim. Ayrıca bu eve gittiğimde bu evde benim dışımda F.B., …, E.Ü., … isimli şahıslar vardı. Bu şahıslar da benim gibi o dönemde hakim-savcılık sınavlarına hazırlanan şahıslardı. … …isimli şahsı net olarak biliyorum. Bu şahıs Bursa’lıdır. …, Marmara Üniversitesinden benim üst dönemimdir. Ayrıca bu şahıs 15. Dönem Hakim – Savcı adayı olarak göreve başlamıştır ve benim dönem arkadaşımdır. Halen bekar şahıs tayin olup gittikten sonrası hakkında bilgim yoktur ancak bu döneme kadar yapının içerisinde olduğunu biliyorum. … Bu evde benimle birlikte F.B., …, E.Ü. ve … dışında kimse kalmıyordu. Benim birinci kaldığım çalışma evine ilişkin hatırladıklarım bundan ibarettir. … Tokat ‘a döndükten sonra evimde çalışmaya karar verdim ancak Ş.’nin ısrarları neticesinde Ankara’ya gitmeye karar verdim. Bu defa da Ankara’ya gittiğimde beni yine Ş. karşıladı. Ş. beni AŞTİ’den alarak yine yukarıda bahsettiğim ilk evim olarak söylediğim eve götürdü. Bu eve gittiğimde evde benim dışımda S.T., N.K., … …isimli şahıslar vardı. …dışındaki şahısları ilk defa burada gördüm ve tanıştım. Bu eve Ağustos yada Eylül 2011 tarihinde gittiğimi hatırlıyorum. … … isimli şahsı net olarak biliyorum. Bu şahıs Bursa’lıdır. …, Marmara Üniversitesinden benim üst dönemimdir. Ayrıca bu şahıs 15. Dönem Hakim – Savcı adayı idi ve benim dönem arkadaşımdı. Halen bekar olduğunu biliyorum. Kendisi meslekten ihraç edildi. Kendisi 1 ve 2.akademi dönemi olarak adlandırılan dönemde akademinin yurdunda oda arkadaşı olarak kaldım. Bunun dışında bu şahısla başka herhangi bir yerde beraber kalmadım. Bu şahısla da fazla samimiyetim yoktur. Yapıyla bağlantısının devam edip etmediğini bilmiyorum. … Biz Bakırköy Adliyesinde göreve başlamadan önce üniversite 2. ve 3. Sınıfta yapıya ait kaldığım evin ev ablalığını yapan Ö.Ö. isimli şahıs beni aradı ve İstanbul’a gelmem gerektiğini söyledi, ben de İstanbul ‘a gittim. Esenler otogarında beni Ö.Ö. karşıladı. Daha sonra bana hitaben yapıya ait kahvaltı yemeği var oraya gideceğiz şeklinde söyledi. Ö.Ö. ile birlikte şu an adresini bilmediğim ve gösteremeyeceğim fakat Başakşehir’de olduğunu bildiğim bir eve gittik. Bu evde, evin sahibi olan 40 – 45 yaşlarında bir bayan ve erkek şahıs vardı. İsimlerini veya kod adlarını hatırlamıyorum. Bu şahısları bir kere gördüm. Şu an görsem bu şahısları tanıyamam, simalarını da hatırlamıyorum. Bu kahvaltı, yapının tertiplediği tanışma kahvaltısı gibi bir kahvaltıydı. Bu kahvaltıda sadece bayan adaylar vardı erkekler yoktu. Bu kahvaltı da 15. Dönem olup Bakırköy Adliyesinde staja başlayacak olan yapıya mensup bayan hakim – savcı adayları vardı. Bu kahvaltıya E.Ö., Ö.Ö., … …, T.S. geldi. Bu kahvaltıya gelen kişiler yapının evlerinde kalmış ve hakim – savcı sınavını kazanmış yapıya mensup kişilerdir. … Bu dönemde M.Y. Bakırköy Adliyesinde staj yapan bayan hakim – savcılardan sorumlu abla yani devre mesulü idi. M.’nin talimatları sonrasında yukarıda isimlerini saydığım isimler için dört ayrı ev tutuldu. Aramızda konuşarak her evde kalacak kişileri belirledik. Her evde kalacak kişiler kendi evini kiraladı. Faturasını, doğalgazı, ve diğer aboneleri evde kalacak bir kişi üzerine aldı. Ancak bu işlemleri kimin yaptığını ben şu anda hatırlayamıyorum. Bunlar M.Y.’nin talimatları doğrultusunda işlemleri yaptılar. … Yine yukarıda isimlerini saymış olduğum, G.Y., …, Ş.A. ve F.M. de ayrı bir ev tuttular. Bu evin ablası Ş.A. idi. … Biz staja başladıktan yaklaşık 1,5 ay sonra ilk akademi olarak adlandırılan stajı yapmak üzere Ankara iline Türkiye Adalet Akademisine yukarıda isimlerini verdiğim kişilerle gittik. Yukarıda saymış olduğum Bakırköy adliyesinde staj yapan bayan hakim – savcıların hepsine akademinin yurdu çıktı. Bu yurtta kalacağımız kişileri M. belirledi yani M. bizlere kimlerle kalmak istediğimizi sordu. Ben o dönemde …ile kalabileceğimi düşündüğümü söyledim ve o kişi ile birlikte kaldım. …ile kalmak için M.’den onay istedim. M. de onay verdi. Ayrıca M. bize yurda gitmeden önce yapıya mensup olmayan kişi ile kalmanın yasak olduğunu söylemişti. Yapıda yapıya mensup olmayan kişi ile başka bir kişinin aynı odada kalması yasaktı. Diğerleri kiminle kalmıştı şu an hatırlamıyorum. … Yine biz staj yaptığımız dönemde stajın sonuna doğru Bakırköy Adliyesinde staj yapan yapıya mensup kişilerin gruplara ayrıldığını biliyorum. Biz 3 gruba ayrılmıştık ve her bir grubun bir tane sorumlusu vardı, grup sorumlularının üstünde de M.Y. bulunduğunu biliyorum, grup sorumluları; E..Ö.Y., Ö.Ö., Ş.A. idi.. Ben Ö.Ö.’nün grubunda idim. Ö.Ö.’nün grubunda benim dışımda T.S., F.M., … vardı. Ş.A.’nın grubunda ise; G.C. ve …’un olduğunu hatırlıyorum, diğer kişilerin hangi grupta olduğunu ve E.Ö.Y.’nin grubunda kimler olduğunu hatırlamıyorum.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan D.T.’ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 02/05/2017 tarihli sorgulama tutanağı; “… 1 sınıfın ilk döneminde Koza Kız Öğrenci Yurdunda çok kısa bir süre kaldığımdan dolayı o döneme ilişkin bildiğim ve size söyleyeceğim her hangi bir isim bulunmamaktadır. Üniversite döneminde yapıya ait 4 ayrı evde kaldığımı yukarıda söylemiştim ancak kaldığım bu evlerde benim dışımda hiç bir hukuk fakültesi öğrencisi bulunmamaktaydı. Ancak aynı okulda okuduğum birlikte Hakimlik sınavına hazırlık evlerinde kaldığım ve staj yaptığım ve bu yapıya mensup olduğunu bildiğim isimleri söyleyebilirim. ŞÜPHELİYE 15. DÖNEM ADLİ YARGI ALBÜMÜ DİJİTAL ORTAMDA VERİLMEK SURETİYLE GÖSTERİLDİ: 1.S.T.D. 153163 , 2. M.Y., 153601 … 15. …,153410, … 30. H.Ü. 153543 …”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.Ö.Y.’ye ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 01/11/2016 tarihli sorgulama tutanağı; “… Doğrudur, bana göstermiş olduğunuz fotoğraftaki yeşil bina bizim çalıştığımız eve ait fotoğraflardır, bu binada 3. veya 4. Katta bulunan daire idi. … Ben bu eve çalışmak için geldiğimde F.B., T.T., … …… İsimli şahıslar vardı. … …’un Bursalı olduğunu biliyorum, Marmara hukuk mezunudur, 15.dönemde hakim savcı olmuştur, benim dönem ve Bakırköy’den devre arkadaşımdır. Bu şahsı da görsem net olarak teşhis edebilirim. … Bu evde sınava hazırlananlardan sadece S.T. isimli şahıs sınavı kazanamadı. Ben, N., …ve E.A. hepimiz de Adli Yargı yazılı sınavını kazanarak mülakata hak kazandık. Bu sınavın akabinde Bursa’ya kamp amaçlı bir gezi düzenlendi. Bursa Ulu Caminin yakınında olan yapıya ait olduğunu bildiğim bir yurtta kamp yaptık ve gezdik, Bu kampa gitmemiz için A. isimli Ser Murakıp bize harcamamız için para verdi. …’un da Bursalı olması nedeniyle kamp için gittik. Daha sonradan da hatırladığım kadarıyla S. kod adlı Y. veya Y. kod adlı S. isimli şahıs ta gelerek katıldı. Yaklaşık bir hafta kamp yaparak memleketlerimize gittik. … Biz daha sonra mülakata girdik, mülakat sonrası memlekete gitmedik diye hatırlıyorum, o donemde Risale’yi bitirme gibi bir amacımız vardı, sürekli kitap okuyorduk. Mülakat açıklanıp başarılı olduktan sonra yanlış hatırlamıyorsam yukarıda bahsetmiş olduğum A. isimli murakıp beni arayarak bir toplantı yapılacağını, belli bir dönemimiz olacağını söyledi ve beni çağırdı, belirttiği adrese gittiğimde 15.dönem hakim savcı olarak göreve başlayacak olan mülakat sınavını kazanmış bayanlar vardı. Bu toplantıya pardüsüiü, başı kapalı, uzun boylu “zayıf açık ‘kimlik ve adres bilgilerini bilemediğim görsem teşhis edemeyeceğim bir bayan geldi. Ayrıca bu toplantıya benimle beraber mülakatı geçen ve 15. dönem olan hakim savcı bayan adaylardan ben, M.Y., E.A., … …, … S.S. isimli şahıslar vardı, Toplantıya gelen açık kimlik bilgilerini bilmediğim, görsem teşhis edemeyeceğim şahıs önce klasik sohbetlerini yaptı, sonra bize hitaben “siz bir dönem olacaksınız, dönem hukuku ölene kadardır, düğünde birlik olursunuz, ölümde birlik olursunuz, birbirinizin her türlü maddi manevi sıkıntısına yardımcı olursunuz, ömrünüzün sonuna kadar birlikte devam edersiniz, Bakırköy’de gidip ev tutacaksınız, M.Y. sizin sorumlunuz, aranızda ev tutmaya gitmek için gönüllü olan var mı?” şeklinde söyledi. …. Benİm bu dönemde hatırladığım kadarıyla Bakırköy adliyesinde staj yapan 22 bayan vardı. Bu 22 bayandan 18’i yapının staj evlerinde kalan yapıya mensup üye kişilerdi. Bu kişilerden S.A. daha sonra Adana iline staj yapmak üzere gitti ve 17 kişi kaldık. Bu 17 kişi M.Y., E.A., S.Ü., … …, … Ö.Ö. isimli stajyerlerdi. …. Bakırköy’de Osmaniye mahallesinde tutmuş olduğumuz evlerin bir tanesinde; M.Y., E.A., … kalıyordu. Bu evin sorumlusu E.A. idi. E.A. evdekilerin çetelesini (haftada kitap okuma) takip ederdi, evin giderlerini harcamalarını takip ederdi. İkinci evde, Ş.A., G.Y. (T)., … …kalıyordu. Bu evin sorumlusu Ş.A. idi, Ş. de evdekilerin çetelesini tutar, evin giderlerini harcamalarını takip ederdi. …”
Aynı şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 03/11/2016 tarihli sorgulama tutanağı; “… Ben dün burada 9 sayfadan ibaret ifademi vermiştim, o ifademin suretini almıştım, o ifadem doğrudur, aynen tekrar ediyorum, o ifademe devam elmek istiyorum, Ben o ifademde bizden sorumlu devre sorumlusu olarak E.Ö.’den bahsetmiştim. Bu E.Ö. isimli şahıs bizim stajımızın bitmesine yakın bir dönemde bizden sorumlu olarak geldi. Bu şahıstan Önce yine bizden sorumlu olarak ismini Ş. olarak hatırladığım, soyismini bilmediğim, görsem teşhis edebileceğim bir bayan vardı. Bu bayan HSYK ya da Yargıtay’da tetkik hakimiydi. Bu şahsın nereli olduğunu, hangi üniversiteden mezun olduğunu hatırlamıyorum. Ancak bu şahsın 7 kişilik bir aracı vardı onu hatırlıyorum. Bu şahsın yanlış hatırlamıyorsam 3-4 tane çocuğu vardı. 3-4 tane çocuğu olduğunu kendisinden duymuştum. Bu şahıs bir keresinde biz stajerken Ankara’da bir eve kitap okuma programı için götürmüştü. Bu şahsın götürdüğü kampta hatırladığım kadarıyla M.Y., …, Ş.A., T.S. vardı. Başka kimse varmıydı şu anda hatırlamıyorum. Zaten biri daha varsa o da Bakırköy grubundandır. … Bakırköy Adliyesinde staj yaptığımız dönemde cemaat evlerinde kalıpta dışarıdan evlenen olmadı. En son bildiğim kadarıyla yukarıda Bakırköy Adliyesinde staj yaptığımız kişilerden …ve G.C. hiç evlenmediler. Halen bekardırlar. Evlilik ile ilgili olarak hatırladığım bunlardır. … Biz mesleğe başladıktan 40-45 sonra akademiye ilk staj için çağrıldık, Akademi stajına gitmeden önce yaptığımız bir toplantıda M. bize ilk akademide bize zimmetlenen kişilerin isimlerini söyledi. Zimmetlenen kişiler yapıyla alakası olmayan kişilerdi. Bana R.D. zimmetlenmişti. … …’a E.Ç. zimmetlenmişti.
Ayrıca aynı şahıs, dava dosyasında yer alan 04/11/2016 tarihli teşhis tutanağında davacı …’u net ve kesin olarak teşhis etmiştir.
Davacı hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen …tarih ve İddianame No:…sayılı iddianameye göre, 21/10/2016 tarihinde şüpheli sıfatıyla ifadesi alınan Gizli Tanık Duru’nun “… Bu toplantılara stajer olarak katılanlardan hatırladıklarım … ve …’tur…” şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür.
Davacı tarafından, tanık beyanlarının soyut nitelikte ve hukuki dayanaktan yoksun olduğu ileri sürülmüştür.
Bu durumda, davacının örgüt mensubu olduğuna, üniversite döneminde örgüt evlerinde kaldığına, örgüt toplantılara katıldığına, sınavlara örgütün hakim-savcı sınav çalışma evlerinde hazırlandığına, örgüt tarafından “kamp” adı altında organize edilen etkinliklere katıldığına, staj döneminde örgüt evlerinde kaldığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
Diğer yandan, dava dosyasına sunulan “…” ID numaralı ByLock kullanıcısına ait ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı incelendiğinde, …ID numaralı ByLock kullanıcısı ile …ID numaralı ByLock kullanıcısı arasında 06/01/2016 tarihinde yapılan yazışmalarda davacının ismine de yer verildiği görülmektedir:
…ABİ 20.00DE TOPLANTIM VAR. MURAKABE LİSTENİZİ BEKLİYORUM
…ARALIK RAPORUNUN EKLENMESİ GEREKİYOR….
…abi aralik sonu rapor exceli gondermistim geldimi
…neden niye
…nerdesin
…masallah
…hayirdir
…sikinti yok dimi
…antebe ne zaman donus
…bellimi
…ok
…soyleki
…bilgi laximdi
…alabilirseniz
…Her bir murakabe icin
…1. Eylul­Aralik arasi gorusme sayisi
…2. Aralik ayi gorusme sayisi
…3. Guncel bilgi notu
…3. once size gonderdigim bilgi notunda bir degisiklik yok
…r. ve m.
…r.?
…bilgi notlatini size gondermistim sizde kayitli dilmi
…r. kopuktu
…r. islahiye
…m.s.
…pazarcik
…r.’nin calistigi is yerinde … hanim var fakat. grupcusuyla irtibatimiz koptu bilgi alamiyoruz
…irtibati kurunca size bilgi veririm
…ok
Anılan yazışma içerikleri incelendiğinde, …ID numaralı ByLock kullanıcısı tarafından …ID numaralı ByLock kullanıcısına Gaziantep’e ne zaman döneceğinin sorulduğu ve kendisinden Gaziantep ile ilgili bilgi notu talep edildiği, …ID numaralı ByLock kullanıcısı tarafından ise “…” isimli şahsın grupçusundan bilgi alınamadığı ve irtibat kurulunca kendisinin bilgilendirileceği yönünde cevap verildiği görülmektedir.
Bununla birlikte dava dosyasına sunulan ve Yalova İl Emniyet Müdürlüğünce düzenlenen “ByLock Kullanıcı İnceleme ve Tespit Tutanağı”nda; ByLock yazışma içeriğinde ismi geçen “…” isimli şahsın davacı …olduğu, yazışma içeriklerinde isminin geçtiği tarihlerde (2015-2016 yılı) İslahiye adliyesinde hakim olarak görev yaptığı tespit edilmiştir. Aynı Tutanakta, ByLock yazışma larında “r.” olarak bahsedilen şahsın İslahiye adliyesinde hakim olarak görev yapan R.B. olduğu belirtilmiştir.
Dava dosyasına sunulan davacıya ait hizmet cetveli incelendiğinde, davacının 26/07/2013-22/06/2016 tarihleri arasında Gaziantep/İslahiye hakimi olarak görev yaptığı, yukarıda yer verilen mesajların gönderildiği 06/01/2016 tarihi itibarıyla da İslahiye’de görevli olduğu görülmüş, bu durumun ve yukarıda yer verilen Yalova İl Emniyet Müdürlüğünce düzenlenen Tutanakta yer verilen tespitlerin, ByLock yazışmalarında ismi geçen “…” isimli şahsın davacı …olduğunu ispatlar nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır.
Davacı tarafından söz konusu ByLock yazışma içeriklerine karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Sonuç olarak, davacının örgüt içerisinde yer aldığını gösteren bu yazışma içerikleri, davacı hakkında işbu dosya kapsamında aktarılan diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olarak değerlendirilmiştir.

6) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın, AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan “özel hayata saygı hakkı” çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen “özel hayat” kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak “kanunla öngörülmüş olma”, aynı maddede sayılan “meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma” ve “demokratik bir toplumda gerekli olma” ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa’nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin “şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması”, “anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması” ve “demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması” gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS’in 8/2 ve Anayasa’nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS’in 15. ve Anayasa’nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS’in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa’nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun’la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK’nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa’nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ’nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS’in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı” hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS’in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.

7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının işlem tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesine yönelik isteminin de reddi gerekmektedir.

DAVACININ MESLEKTE KALMASININ UYGUN OLMADIĞINA VE MESLEKTEN ÇIKARILMASINA İLİŞKİN HSK GENEL KURULUNUN … TARİH VE … SAYILI KARARINA KARŞI HAKİMLER VE SAVCILAR GENEL KURULU NEZDİNDE YAPILAN YENİDEN İNCELEME İST…, HSK GENEL KURULUNCA 60 GÜN İÇERİSİNDE CEVAP VERİLMEMEK SURETİYLE OLUŞTUĞU İLERİ SÜRÜLEN ZIMNİ RET İŞLEMİNİN İPTALİ İSTEMİ YÖNÜNDEN:
Davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin HSK Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının son paragrafında; 6087 sayılı Kanun’un 33. maddesi uyarınca, kararın tebliği tarihinden itibaren on gün içerisinde, HSK Genel Kurulu nezdinde yeniden inceleme talebinde bulunulabileceğinin belirtildiği görülmüştür.
6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Kanunu’nun “Yeniden inceleme, itiraz ve yargı yolu” başlıklı 33. maddesinde; HSK Genel Kurulunun ilk defa aldığı kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde, Genel Kuruldan yeniden inceleme talebinde bulunulabileceği, yeniden inceleme talebi üzerine verilen kararların kesin olduğu kurala bağlanmıştır.
08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmi Gazetede yayımlanan 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kabul edilen 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin ”Yargı Denetimi” başlıklı 11. maddesinin 2. fıkrasında ise; ”22/7/2016 tarihli ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenler, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinin birlikte incelenmesinden, yargı mensuplarının meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına ilişkin kararlara karşı dava açılabilmesi için bu kararların kesinleşmesi gerektiği, kesinleşmenin de on gün içinde yeniden inceleme talebinde bulunulması halinde, HSK Genel Kurulunca yeniden inceleme talepleri hakkında bir karar verilmesi, ya da yeniden inceleme talebinde bulunulmaması halinde olacağı açıktır. Bu nedenle yargı mensuplarının, meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına ilişkin kararlara yönelik olarak yeniden inceleme talebinde bulunmaları halinde ve HSK Genel Kurulunca 60 gün içerisinde bu istem hakkında karar verilmemesi halinde zımni ret işleminin oluştuğundan bahsedilemeyeceği gibi kesinleşmeden de bahsetmeye olanak bulunmamaktadır.
Bu nedenle, davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin … tarih ve … sayılı kararın, bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin HSK Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile reddedilmesi suretiyle kesinleştiği anlaşıldığından dava konusu edilen kesinleşmiş bu kararın iptali isteminin incelenmesi gerektiği açıktır.
Bununla birlikte, davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin … tarih ve … sayılı karara ilişkin yeniden inceleme talebine davalı idarece 60 gün içerisinde cevap verilmemesi suretiyle oluştuğu öne sürülen zımni ret işl… ilişkin iptal istemi yönünden ise, yukarıda yer verilen gerekçe uyarınca ortada oluşmuş bir zımni ret işleminden bahsedilemeyeceğinden bu istemin incelenmeksizin reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.

D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının işlem tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebine 60 gün içerisinde cevap verilmemek suretiyle oluştuğu ileri sürülen zımni ret işleminin iptali istemi yönünden DAVANIN İNCELENMEKSİZİN REDDİNE,
4. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam …TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
5. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
6. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen …TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
7. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 10/03/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.