Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2015/28315 E. 2015/32133 K. 05.11.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/28315
KARAR NO : 2015/32133
KARAR TARİHİ : 05.11.2015

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı ile davalı-… avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, “Yemek Yapım-Servis Hizmeti Alımı” ihalesini 23/05/2003 – 14/05/2004 tarihleri arasında davalılardan …’ne, 15/05/2004 – 14/05/2005 tarihleri arasında ise …’ne verdiklerini, 23.05.2003 tarihinde çalıştırılmaya başlanılan ve 13.05.2006 tarihinde sözleşmesi fesh edilen dava dışı işçilerden …’nin işçilik alacakları için açmış olduğu dava sonunda işçiye 5.297,13TL ödediklerini, taraflar arasındaki sözleşme gereği işçi alacaklarının yüklenicinin sorumluluğunda olduğunu ileri sürerek, ödenen bedelin 1/2 oranında davalılardan ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle rücuen tahsilini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, davacının davasının kısmen kabulü ile 1.776,10TL davalı ….’den, 2.004,70 TL davalı …’den olmak üzere toplam 3.780,80TL’ nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan ayrı ayrı tahsil edilerek davacı tarafa ödenmesine, fazlaya ilişen talebin reddine, karar verilmiş ve hüküm davacı ve davalılardan …. tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dava, asıl işveren davacının, davalı şirketler tarafından çalıştırılan işçinin açmış olduğu işçilik alacağı davası sonrasında ödemek zorunda kaldığı miktarın rücuen tahsili istemine ilişkindir.
4857 sayılı İş Kanununun 2/6 ncı maddesinde, “Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereğiyle teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeriyle ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işverenle birlikte sorumludur.” hükmü bulunmaktadır.
Dava konusu olayda da davacı ile davalı arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi mevcut olup, davacı asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeriyle ilgili olarak İş Kanunu’ndan kaynaklanan yükümlülükler nedeniyle, alt işverenle birlikte müteselsilen sorumludur. Burada Kanundan kaynaklanan bir teselsül hali söz konusu olup, asıl ve alt işverenler, dış ilişki itibariyle (dava dışı işçiye karşı) müseselsilen sorumludurlar. Bu düzenleme, işçi alacağının güvence altına alınması amacıyla yapılmış olup, sadece işçilere karşı bir sorumluluktur. Asıl ve alt işveren arasındaki ilişkide ise iş hukuku değil, Borçlar Kanunu ve sözleşme hukuku esas alınacağından, uyuşmazlığın taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine göre çözümlenmesi gereklidir.
Alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olan borçlular, kendi aralarındaki iç ilişkide, bu husustaki nihai sorumluluğun hangi tarafa ait olduğu konusunda bir anlaşma yapabilirler. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 167. (Mülga Borçlar Kanunu’nun 146.) maddesinde düzenlenen, “Aksi karalaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludurlar. Kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlunun, ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı vardır.” şeklindeki hükümde de, müteselsil borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ifadan birbirlerine karşı genel olarak eşit paylarla sorumlu oldukları, ancak bunun aksinin kararlaştırılabileceği de açıkça belirtilmiştir.
İşte müteselsilen sorumlu olan borçlular arasındaki iç ilişkide, bu konudaki sorumluluğun tamamen borçlulardan birine ait olacağı yönünde bir sözleşme yapılmış ise, tarafların serbest iradeleriyle düzenlemiş oldukları sözleşme hükümleri kendilerini bağlayacağından, dış ilişkide kanundan doğan teselsül gereğince borcu ödemiş olan müteselsil borçlunun, ödediği miktarın iç ilişkide borcun nihai yükümlüsü olan borçludan rücuen tahsilini talep edebileceği kabul edilmelidir.
Bu açıklamalardan sonra, somut olayda dava dışı işçi …’nin 23.05.2003-13.05.2004 tarihleri arasında …’de, 14.05.2004-15.05.2005 tarihleri arasında …’de çalıştığı, bu tarihten sonra da başka şirketler bünyesinde çalışmaya devam ettiği anlaşılmaktadır. Davalı alt işverenler, son işveren de olmadıklarından, sözleşmede aksine bir hüküm yoksa, ihbar tazminatı hariç diğer işçilik alacaklarından davacı üst işverene karşı kendi dönemleriyle sınırlı olmak üzere sorumludurlar. Ancak, davalılardan ….’nin dava dışı işçiye işçilik alacaklarıyla ilgili ödeme yaptığı savunması ve dosya içerisinde ilgili işçiye ait Mayıs-2005 bordrosu bulunmaktadır. Mahkemenin bu belgeyi değerlendirmemiş olduğu anlaşıldığına göre, eksik incelemeye dayanan hüküm, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
2-Bozma nedenine göre tarafların diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ:Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen kararın davalı yararına BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenlerle tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan 64,56 TL harcın davalı-…’ne iadesine, HUMK’nun 440/III-2 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 05/11/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.