DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2019/1899 E. , 2021/441 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2019/1899
Karar No : 2021/441
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
DİĞER DAVACI : …
KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1- …
VEKİLİ: Hukuk Müşaviri …
2- … Bakanlığı
VEKİLİ: 1. Hukuk Müş. Yrd. V. …
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onuncu Dairesinin 25/12/2018 tarih ve E:2013/1652, K:2018/4213 sayılı kararının; davacılardan … ile ilgili kısmının esas ve yargılama giderleri ile vekalet ücreti yönünden bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 05/05/2012 tarih ve 28283 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Ulusal ve Resmi Bayramlar ile Mahalli Kurtuluş Günleri, Atatürk Günleri ve Tarihi Günlerde Yapılacak Tören ve Kutlamalar Yönetmeliği”nin Başkent Dışındaki İllerde Tebrikata Giriş Sırası başlıklı 1 sayılı listesinin; Cumhuriyet Başsavcısını il protokolünün 4. sırasının başına yerleştiren ifadenin, Adalet Komisyonu Başkanını il protokolünün 4. sırasının 2. kısmına yerleştiren ifadenin, Bölge Adliye Mahkemesi Başkanını il protokolünün 4. sırasının 3. kısmına yerleştiren ifadenin, Hakimlerin tebrikata giriş sırasını gösteren 9. sırasının ve Not bölümünde yer alan “2. İlçelerde tebrikat giriş sırası ildeki sıraya göre belirlenir.” cümlesinin iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin 25/12/2018 tarih ve E:2013/1652, K:2018/4213 sayılı kararıyla;
Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sının 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin Hukuk Devleti olduğunun belirtildiği; Hukuk Devletinin öğesi olan idarece tesis edilen işlemlerin hukuka uygunluğu ve sonuçta idarenin hukuka bağlılığının yargısal denetiminin ise iptal davaları yoluyla sağlandığı,
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinde, iptal davalarının, idarî işlemler hakkında menfaatleri ihlâl edilenler tarafından, tam yargı davaları da idarî eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan davalar olarak tanımlandığı; 14. maddesinin 3/c bendinde, dava dilekçelerinin, diğer ilk inceleme konuları yanında ehliyet yönünden de inceleneceğinin belirtildiği; aynı Kanun’un 15. maddesinin 1/b bendinde ise, 14. maddenin 3/c, 3/d ve 3/e bentlerinde yazılı hâllerde davanın reddine karar verileceğinin kurala bağlandığı,
İdarenin hukuka uygun davranmasını sağlayan en önemli denetim araçlarından olan iptal davaları için dava konusu ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunmasının subjektif ehliyet koşulu olarak arandığı; iptal davalarındaki sübjektif ehliyet koşulunun, doğrudan doğruya hukuk devletinin yapılandırılması ve sürdürülmesine ilişkin bir sorun olması dolayısıyla, idari işlemlerin hukuka uygunluğunun iptal davası yoluyla denetlenmesini engellemeyecek bir biçimde anlaşılması gerektiği,
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinde, idari davaların, idari işlemler hakkında yetki, sebep, şekil, konu ve maksat yönlerinden biriyle hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacağının belirtildiği; maddenin 08/06/2000 tarih ve 4577 sayılı Kanunla değişik yeni haliyle, dava açabilmenin ön koşulu olarak “hak ihlali” kavramı yerine, “menfaat ihlali” kavramının getirilerek, dava açma ehliyetinin kapsamının genişletildiği, böylece hak arama hürriyeti bağlamında değişiklik yapıldığı,
Menfaat ihlali koşulunun, iptal davalarının kabulü ve dinlenebilmesi için aranılan koşullardan biri olduğu; gerek doktrinde, gerekse yargı içtihatlarında bu koşulun, subjektif ehliyet koşulu olarak kabul edildiği; ne tür bir menfaat ihlalinin gerçek ve tüzel kişilere iptal davası açma yeterliğini sağladığını gösterecek ilişkinin, kural olarak iptal davasına konu olan kararın niteliğine göre saptandığı,
Genelde kişisel, meşru ve güncel bir menfaatin varlığı ve bunların ihlalinin, menfaat ilişkisinin kurulmasında yeterli sayıldığı ve bu hususun davanın niteliğine ve özelliğine göre idari yargı mercilerince belirlendiği; davacının idari işlemle ciddi ve makul, maddi ve manevi bir ilişkisinin varlığının, dava açma ehliyeti için yeterli görüldüğü; ayrıca, bir menfaatin, kişisel menfaat sayılabilmesi için, iptali istenilen işlemin doğrudan doğruya davacı hakkında alınmasının gerekmediği,
Bununla birlikte, idari işlemlerin hukuka uygunluğunun yargı yoluyla denetimini amaçlayan iptal davasının görüşülebilmesinin ön koşullardan biri olan “dava açma ehliyeti”nin, her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idare ile işlemlerinde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin bu yüzden olumsuz etkilenmemesi için, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçütler içinde menfaat ilişkisinin varlığını ifade ettiği; her olay ve davada, idari işlem ile dava açacak kişi arasında öngörülen sübjektif ehliyet koşulu olarak menfaat ihlalinin kişisel, meşru ve güncel bir menfaat olması ölçütleri ekseninde yargı mercilerince değerlendirilerek takdir edileceği,
İptal davasının içtihat ve doktrinde belirlenen hukuki nitelikleri göz önüne alındığında, idare hukuku alanında tek yanlı irade açıklamasıyla kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tesis edilen işlemlerin, ancak bu idari işlemle doğrudan meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisi kurulabilenler tarafından iptal davasına konu edilebileceğinin kabulünün zorunlu olduğu; aksi halde, her idari işlemle dolaylı da olsa bir menfaat ilgisi kurulmak suretiyle dava açılmasını kabul etmenin, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunması şartının ihlali sonucunu doğuracağı,
Başka bir anlatımla, iptal davasına konu olan işlemin davacının menfaatini ihlal ettiğinden söz edilebilmesi için davacıyı etkilemesi, davacının menfaatlerini ihlal etmesi, bir başka anlatımla işlem ile davacı arasında ciddi ve makul bir ilişkinin bulunması ve bu ilişkinin, hukuken korunması gereken bir hakka ilişkin olmasının gerektiği; sonuç olarak, idari işlemlerin hukuka uygunluğunun yargı yoluyla denetimini amaçlayan iptal davasının görüşülebilmesi için ön koşullardan olan “dava açma ehliyeti”nin iptal davasına konu idari işlemin niteliğine ve dava açanın hukuken korunması gereken haklarına göre idari yargı yerince değerlendirildiği,
5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un “Cumhuriyet başsavcılığının kuruluşu” başlıklı 16. maddesinde; “Mahkeme kuruluşu bulunan her il merkezi ve ilçede o il veya ilçenin adı ile anılan bir Cumhuriyet başsavcılığı kurulur. Cumhuriyet başsavcılığında, bir Cumhuriyet başsavcısı ve yeteri kadar Cumhuriyet savcısı bulunur. Gerekli görülen yerlerde Adalet Bakanlığının önerisi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun kararıyla bir veya birden fazla Cumhuriyet başsavcıvekili atanır.” hükmünün, “Bölge adliye mahkemesi başkanı, daire başkanları ve üyelerin nitelikleri ve atanmaları” başlıklı 43. maddesinde; (Değişik: 18/6/2014–6545/50 md.) Bölge adliye mahkemesi başkanı ve daire başkanları birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş; daire üyeleri ise en az birinci sınıfa ayrılmış olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş adli yargı hâkim ve savcıları arasından Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca atanır.” hükmünün, “Adlî yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu” başlıklı 23. maddesinde; “Ağır ceza mahkemelerinin bulunduğu yargı çevresinde görev yapmak üzere bir adlî yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu kurulur. Bu komisyonun kuruluş şekli, görev ve yetkileri hakkında 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununun 113 ilâ 115 inci maddeleri uygulanır.” hükmünün, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Adalet Komisyonlarının Kuruluş ve Görevleri” başlıklı onuncu kısmının “Kuruluş” başlıklı 113. maddesinin 1. fıkrasında; “a) Adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonları: Ağır ceza mahkemelerinin bulunduğu yerlerde; başkanı ve bir asıl, bir yedek üyesi Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenecek hakimler ile o yer Cumhuriyet savcısından oluşur.” hükmünün yer aldığı,
Dosyada, Dairelerinin … tarih ve E:… sayılı ara kararına Hakimler ve Savcılar Kurulunca verilen 31/07/2017 tarihli cevapta; davacılardan …’ın 29/11/2016 tarihi itibarıyla 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname kapsamında meslekten çıkarıldığı, diğer davacı …’nun ise … Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olarak görev yaptığının belirtildiği,
Dava konusu Yönetmeliğin davacı … yönünden incelenmesi:
Hakimler ve Savcılar Kurulunca verilen 31/07/2017 tarihli cevap içeriğinden davacılardan …’ın 29/11/2016 tarihi itibarıyla 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname kapsamında meslekten çıkarıldığı anlaşıldığından, bu davadaki güncel menfaatinin son bulduğu görülmekte olup, bu davacıya ilişkin olarak davanın ehliyet yönünden reddi gerektiği sonucuna varıldığı,
Dava konusu Yönetmeliğin davacı … yönünden incelenmesi:
Yukarıda aktarılan mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden; hakimler açısından Adalet Komisyonu Başkanlığı ve Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlığının, savcılar açısından ise Cumhuriyet Başsavcılığının mesleğin olağan süreci içerisinde, belli bir süre sonra doğrudan elde edilebilecek nitelikte makam ve görevler olmadığı, belli nitelikleri taşıyan hakimler ve savcılar arasından Hakimler ve Savcılar Kurulunca belirlenerek atama yapılmak suretiyle gelinebilen görevler olduğunun anlaşıldığı,
Dolayısıyla her hakim ve savcının bu görevlere getirilmesi mümkün olmadığından ve davacı …’nun Cumhuriyet Başsavcısı, Adalet Komisyonu Başkanı ve Bölge Adliye Mahkemesi Başkanı olarak görev yapmadığı anlaşıldığından, “Ulusal ve Resmi Bayramlar ile Mahalli Kurtuluş Günleri, Atatürk Günleri ve Tarihi Günlerde Yapılacak Tören ve Kutlamalar Yönetmeliği”nin Başkent Dışındaki İllerde Tebrikata Giriş Sırası başlıklı 1 sayılı listesinin; Cumhuriyet Başsavcısını il protokolünün 4. sırasının başına yerleştiren ifadenin, Adalet Komisyonu Başkanını il protokolünün 4. sırasının 2. kısmına yerleştiren ifadenin, Bölge Adliye Mahkemesi Başkanını il protokolünün 4. sırasının 3. kısmına yerleştiren ifadenin iptali istemi yönünden davacı Saim Köroğlu’nun da dava açma ehliyeti bulunmadığı, bu nedenle davanın bu kısma ilişkin olarak ehliyet yönünden reddi gerektiği sonucuna ulaşıldığı,
Hakimlerin tebrikata giriş sırasını gösteren 9. sırasının ve Not bölümünde yer alan “2. İlçelerde tebrikat giriş sırası ildeki sıraya göre belirlenir.” cümlesinin iptali istemi yönünden ise; Yönetmeliğin Başkent Dışındaki İllerde Tebrikata Giriş Sırası başlıklı 1 sayılı listesinin Hakimlerin tebrikata giriş sırasını gösteren 9. sırasında yer alan “Hakimler, savcılar” ibaresinin Danıştay Onuncu Dairesinin 08/03/2017 tarih ve E:2013/6, K:2017/1294 sayılı kararı ile iptal edildiği; bu nedenle anılan kısımlar yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşıldığı gerekçeleriyle,
Davacı … yönünden davanın ehliyet yönünden reddine, davacı … yönünden davanın kısmen ehliyet yönünden reddine, kısmen de dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, yargılama giderlerinin davacılar üzerinde bırakılmasına, artan posta ücretinin istekleri halinde davacılara iadesine, 2.475,00 TL avukatlık ücretinin davacılardan alınarak davalı idarelere verilmesine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı … tarafından, davanın ehliyet yönünden reddinin hukuka aykırı olduğu; yargının protokolde Cumhuriyet Başsavcısı tarafından temsil edilmesinin dış dünyada hakimin amirinin başsavcı olduğu yönünde izlenim yarattığı; Danıştayın çoğu kararlarında, tüzel ve gerçek kişiler yönünden kendileri ile doğrudan ilgisi bulunmayan davalarda menfaat koşulunun varlığının kabul edildiği; ancak, somut uyuşmazlıkta, hakim olarak mesleğin temsili ile ilgili açılan davada ehliyetsiz kabul edilmesinin hukuka aykırı olduğu; dava konusu düzenlemelerin hakimlik mesleğinin itibarını zedeler nitelikte olduğu; temyizen incelenen Daire kararında, Komisyon Başkanlarının Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından atandığı ve hakimlerin protokol sırlamasında yer alamadığı kabulüne dayanıldığı; oysa, kendisinin hukuka aykırılık iddiasının da tam bu noktaya ilişkin olduğu; nitekim, somut yargılamada temel olarak hakimlerin protokolde bir hakim tarafından temsil edilmesi gerektiği iddiasına dayanıldığı; yürütmeye bağlı olan ve Anayasa tarafından bağımsızlığından söz edilemeyen başsavcının yargıyı temsilen protokol listesinde yer almasının Anayasa’nın kuvvetler ayrılığı ilkesi ile bağdaşmadığı; temyize konu Daire kararında, karar verilmesine yer olmadığı kararının verilmesine gerekçe olarak gösterilen davanın vatandaş sıfatıyla açıldığı; buna rağmen, kendisinin hakim olarak açtığı davanın ehliyet yönünden reddinin hukuka aykırı olduğu; dava konusu düzenlemede yer alan “Hakimler” ibaresinin iptali istemi ile ilgili olarak, başka bir davada önceden verilen iptal kararı gerekçe gösterilerek, karar verilmesine yer olmadığı kararı verildiği; bu kararla anılan kısım yönünden haklılığının ortaya konulduğu; bununla birlikte, aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmesinde hukuki isabet bulunmadığı; eğer bu talep kabul edilmeyecekse, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin eşit alınmasının hukuken zorunluluk arz ettiği belirtilerek, temyize konu Daire kararının kendisi yönünden olan kısımının esas ve yargılama giderleri ile vekalet ücreti bakımından bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davalı idareler tarafından, Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’NIN DÜŞÜNCESİ : Davacılardan …’nun temyiz isteminin kısmen kabulü ile, Daire kararının davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin kısmı ile yargılama giderlerine yönelik kısmının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
İLGİLİ MEVZUAT :
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinde; iptal davalarının, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılabilecekleri hükme bağlanmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesinin yargılama giderleri konusunda yollamada bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Yargılama giderlerinin kapsamı” başlıklı 323. maddesinde;
“Yargılama giderleri şunlardır:
a) Celse, karar ve ilam harçları.
b) Dava nedeniyle yapılan tebliğ ve posta giderleri.
…
ğ) Vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekalet ücreti.
h) Yargılama sırasında yapılan diğer giderler.” ;
“Yargılama giderlerinden sorumluluk” başlıklı 326. maddesinde;
“(1) Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir.
(2) Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır…” hükümlerine yer verilmiştir.
6100 sayılı Kanun’un 331. maddesinin 1. fıkrasında ise; “Davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, hâkim, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve hükmeder.” kuralı yer almaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan temyize konu Daire kararında, davacı …yönünden; “Ulusal ve Resmi Bayramlar ile Mahalli Kurtuluş Günleri, Atatürk Günleri ve Tarihi Günlerde Yapılacak Tören ve Kutlamalar Yönetmeliği”nin Başkent Dışındaki İllerde Tebrikata Giriş Sırası başlıklı 1 sayılı listesinin Hakimlerin tebrikata giriş sırasını gösteren 9. sırasının ve Not bölümünde yer alan “2. İlçelerde tebrikat giriş sırası ildeki sıraya göre belirlenir.” cümlesinin iptali istemi yönünden karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmiş olup, bu kısım itibarıyla Daire kararı aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuştur. Dolayısıyla, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın anılan kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Temyize konu Daire kararının “Ulusal ve Resmi Bayramlar ile Mahalli Kurtuluş Günleri, Atatürk Günleri ve Tarihi Günlerde Yapılacak Tören ve Kutlamalar Yönetmeliği”nin Başkent Dışındaki İllerde Tebrikata Giriş Sırası başlıklı 1 sayılı listesinin; Cumhuriyet Başsavcısını il protokolünün 4. sırasının başına yerleştiren ifadenin, Adalet Komisyonu Başkanını il protokolünün 4. sırasının 2. kısmına yerleştiren ifadenin, Bölge Adliye Mahkemesi Başkanını il protokolünün 4. sırasının 3. kısmına yerleştiren ifadenin iptali istemi yönünden davacı … bakımından davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin kısmına gelince;
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, idarenin hukuka uygun davranmasını sağlayan en önemli denetim araçlarından birini teşkil eden iptal davalarının, her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idari işlemlerde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin bu yüzden olumsuz etkilenmemesi maksadıyla menfaatleri ihlal edilen kişiler tarafından açılabileceği öngörülmüş ve böylece iptal davaları yönünden sübjektif ehliyet koşulu getirilmiştir.
Danıştayın yerleşik içtihatlarında, idare hukuku alanında tek yanlı irade açıklamasıyla kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tesis edilen işlemlere karşı, ancak bu idari işlemle doğrudan meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisi kurulabilenler tarafından iptal davası açılabileceği kabul edilmektedir. Bu çerçevede, bir idari faaliyet ile, dava açmayı sağlamaya yetecek ölçüde muhatap olup, menfaat ilgisini kuran kişi ve kuruluşlar, bu faaliyetle ilgili idari işlemlerin iptali istemiyle dava açabileceklerdir.
Temyizen incelenen Daire kararında, hakim olarak görev yapan davacı … yönünden, hakimler açısından Adalet Komisyonu Başkanlığı ve Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlığının, savcılar açısından ise Cumhuriyet Başsavcılığının mesleğin olağan süreci içerisinde, belli bir süre sonra doğrudan elde edilebilecek nitelikte makam ve görevler olmadığı, belli nitelikleri taşıyan hakimler ve savcılar arasından Hakimler ve Savcılar Kurulunca belirlenerek atama yapılmak suretiyle gelinebilen görevler olduğu ve davacının bu görevlerde bulunmadığı gerekçesiyle “Ulusal ve Resmi Bayramlar ile Mahalli Kurtuluş Günleri, Atatürk Günleri ve Tarihi Günlerde Yapılacak Tören ve Kutlamalar Yönetmeliği”nin Başkent Dışındaki İllerde Tebrikata Giriş Sırası başlıklı 1 sayılı listesinin Cumhuriyet Başsavcısını il protokolünün 4. sırasının başına yerleştiren ifadenin, Adalet Komisyonu Başkanını il protokolünün 4. sırasının 2. kısmına yerleştiren ifadenin, Bölge Adliye Mahkemesi Başkanını il protokolünün 4. sırasının 3. kısmına yerleştiren ifadenin iptali istemi bakımından davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmiştir.
Dava dosyasının incelenmesinden; davacı …’nun somut yargılamada, temel olarak, Cumhuriyet Başsavcılarının yürütme erkine bağlı olduğu, yargı mensubu olarak kabul edilemeyecekleri, bu suretle yargıyı temsil etmek üzere protokolde önde yer almalarının kuvvetler ayrılığı ilkesine, yargı bağımsızlığına ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’a aykırı olduğu iddiasını dile getirdiği ve buna bağlı olarak Cumhuriyet Başsavcısından sonra düzenlendiği için Adalet Komisyonu Başkanı ve Bölge Adliye Mahkemesi Başkanı ibarelerinin de iptalini talep ettiği görülmektedir.
Buna göre, halihazırda hakim olarak görev yapan davacı …’nun yargı erkini kullanan hakimlerin il ve ilçe protokollerinde, Cumhuriyet Başsavcısından sonra gelmek üzere düzenlenmesi üzerine, “Ulusal ve Resmi Bayramlar ile Mahalli Kurtuluş Günleri, Atatürk Günleri ve Tarihi Günlerde Yapılacak Tören ve Kutlamalar Yönetmeliği”nin Başkent Dışındaki İllerde Tebrikata Giriş Sırası başlıklı 1 sayılı listesinin Cumhuriyet Başsavcısını il protokolünün 4. sırasının başına yerleştiren ifadenin, Adalet Komisyonu Başkanını il protokolünün 4. sırasının 2. kısmına yerleştiren ifadenin, Bölge Adliye Mahkemesi Başkanını il protokolünün 4. sırasının 3. kısmına yerleştiren ifadenin iptalini talep etmesinde güncel, meşru ve kişisel bir menfaatinin bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Nitekim, davacının iptalini talep ettiği düzenlemeler, ileri sürdüğü hukuka aykırılık sebepleri de gözetildiğinde, hukuken korunmaya değer menfaatini etkilemektedir.
Bu itibarla, temyizen incelenen Daire kararının, halihazırda hakim olarak görev yapan davacı Saim Köroğlu yönünden, “Ulusal ve Resmi Bayramlar ile Mahalli Kurtuluş Günleri, Atatürk Günleri ve Tarihi Günlerde Yapılacak Tören ve Kutlamalar Yönetmeliği”nin Başkent Dışındaki İllerde Tebrikata Giriş Sırası başlıklı 1 sayılı listesinin Cumhuriyet Başsavcısını il protokolünün 4. sırasının başına yerleştiren ifadenin, Adalet Komisyonu Başkanını il protokolünün 4. sırasının 2. kısmına yerleştiren ifadenin, Bölge Adliye Mahkemesi Başkanını il protokolünün 4. sırasının 3. kısmına yerleştiren ifadenin iptali istemi bakımından davanın ehliyet yönünden reddine yönelik kısmında hukuki isabet görülmemiştir.
Öte yandan, anılan kısımlar yönünden verilen bozma kararı üzerine Dairece esasa girilip bir karar verileceği ve sonucuna göre yeniden yargılama giderleri ile vekalet ücretine hükmedileceği için, bu aşamada bu kısımlar bakımından yargılama giderleri ve vekalet ücretine ilişkin temyiz incelemesi yapılmamıştır.
Temyize konu Daire kararının “Ulusal ve Resmi Bayramlar ile Mahalli Kurtuluş Günleri, Atatürk Günleri ve Tarihi Günlerde Yapılacak Tören ve Kutlamalar Yönetmeliği”nin Başkent Dışındaki İllerde Tebrikata Giriş Sırası başlıklı 1 sayılı listesinin Hakimlerin tebrikata giriş sırasını gösteren 9. sırasının ve Not bölümünde yer alan “2. İlçelerde tebrikat giriş sırası ildeki sıraya göre belirlenir.” cümlesinin iptali istemi yönünden davacı … bakımından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesine rağmen, yargılama giderlerinin davacılar üzerinde bırakılmasına ilişkin kısmına gelince ise;
2577 sayılı Kanun’un 2. maddesinde, düzenleyici veya bireysel bir işlem nedeniyle menfaati ihlal edilenler tarafından iptal davası açılabileceği belirtilerek, kişilere, dava açma yolu ile iddialarını yargı yerinde ileri sürme hakkı özel olarak düzenlenmiştir.
Hukukumuzda, iptal davası açıldıktan sonra, yargılama faaliyeti devam ederken, kamu hizmetinin sürekliliği ve değişkenliği kapsamında idarece işlemin yürürlükten kaldırılması, hukuk aleminde geçerliliğinin kalmaması veya işlemin başka bir davada iptal edilmesi gibi hallerde davanın konusuz kaldığından söz edilmektedir.
Davanın konusuz kaldığı durumlarda, yargı yerince dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilebileceği tabii olmakla birlikte, yargılama faaliyeti esnasında yapılan yargılama giderlerinin hangi tarafa yükletileceğinin de kararda ayrıca belirlenmesi gerekmektedir.
Bu noktada, 6100 sayılı Kanun’un yukarıda metnine yer verilen 331. maddesine bakıldığında, davanın konusuz kalması halinde, hakime, davanın açıldığı zamandaki haklılık durumunu değerlendirerek yargılama giderlerine hükmetme konusunda takdir hakkı tanındığı görülmektedir.
Dosyanın incelenmesinden; “Ulusal ve Resmi Bayramlar ile Mahalli Kurtuluş Günleri, Atatürk Günleri ve Tarihi Günlerde Yapılacak Tören ve Kutlamalar Yönetmeliği”nin Başkent Dışındaki İllerde Tebrikata Giriş Sırası başlıklı 1 sayılı listesinin Hakimlerin tebrikata giriş sırasını gösteren 9. sırasının ve Not bölümünde yer alan “2. İlçelerde tebrikat giriş sırası ildeki sıraya göre belirlenir.” cümlesinin iptali istemiyle bu davanın açıldığı, ancak yargılama devam ederken,Yönetmeliğin Başkent Dışındaki İllerde Tebrikata Giriş Sırası başlıklı 1 sayılı listesinin Hakimlerin tebrikata giriş sırasını gösteren 9. sırasında yer alan “Hakimler, savcılar” ibaresinin Danıştay Onuncu Dairesinin 08/03/2017 tarih ve E:2013/6, K:2017/1294 sayılı kararı ile iptal edildiği, bu nedenle temyizen bakılan davanın anılan kısımlar yönünden konusuz kaldığı anlaşılmaktadır.
6100 sayılı Kanun hükümleri uyarınca, konusuz kalan kısımlar yönünden bu davada yapılan yargılama giderlerinden sorumlu tutulacak tarafın belirlenmesi için yargı yerince, tarafların davanın açıldığı tarihteki haklılık durumunun irdelenmesi zorunludur.
Somut olaya bakıldığında, dava konusu Yönetmeliğe ekli listenin 9. sırasında yer alan Hakimler ibaresinin Cumhuriyet Başsavcısından çok sonra yer almasının hukuka aykırı olduğu iddiasında bulunulduğu, ancak yargılama devam ederken, bu ibarenin hukuka aykırı bulunarak Danıştay Onuncu Dairesinin 08/03/2017 tarih ve E:2013/6, K:2017/1294 sayılı kararı ile iptal edildiği, anılan kararın dava konusu Yönetmeliğe ekli listenin 9. sırasında yer alan Hakimler ibaresinin iptaline ilişkin kısmının Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 15/05/2019 tarih ve E:2017/1358, K:2019/2332 sayılı kararıyla kesin olarak onandığı, bu haliyle hukuka aykırı düzenlemeyi yapmak suretiyle davanın açılmasına davalı idarelerin sebebiyet verdiği görülmektedir.
Yukarıda aktarılan hususlar birlikte değerlendirildiğinde; dava konusu Yönetmeliğin anılan kısımlarını tesis eden davalı idarelerin davanın açılmasına sebebiyet verdiği ve Anayasa’nın 36. maddesinde öngörülen hak arama hürriyetini kullanan davacının davada haksız çıkan taraf olarak kabul edilemeyeceği, dolayısıyla, temyizen incelenen Daire kararında, “Ulusal ve Resmi Bayramlar ile Mahalli Kurtuluş Günleri, Atatürk Günleri ve Tarihi Günlerde Yapılacak Tören ve Kutlamalar Yönetmeliği”nin Başkent Dışındaki İllerde Tebrikata Giriş Sırası başlıklı 1 sayılı listesinin Hakimlerin tebrikata giriş sırasını gösteren 9. sırasının ve Not bölümünde yer alan “2. İlçelerde tebrikat giriş sırası ildeki sıraya göre belirlenir.” cümlesinin iptali istemi yönünden davacı Saim Köroğlu bakımından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesine rağmen, yargılama giderlerinin tamamının davacılar üzerinde bırakılması yönündeki kısmında hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Bu durumda; temyize konu kararın, “Ulusal ve Resmi Bayramlar ile Mahalli Kurtuluş Günleri, Atatürk Günleri ve Tarihi Günlerde Yapılacak Tören ve Kutlamalar Yönetmeliği”nin Başkent Dışındaki İllerde Tebrikata Giriş Sırası başlıklı 1 sayılı listesinin Hakimlerin tebrikata giriş sırasını gösteren 9. sırasının ve Not bölümünde yer alan “2. İlçelerde tebrikat giriş sırası ildeki sıraya göre belirlenir.” cümlesinin iptali istemi yönünden davacı … bakımından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesine rağmen, yargılama giderlerinin tamamının davacılar üzerinde bırakılması yönündeki kısmında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Diğer yandan, bozma kararı üzerine Dairece verilecek kararda yargılama giderlerinin, temyiz yoluna yalnızca davacılardan … tarafından başvurulduğu, yargılama giderlerine yönelik değerlendirmenin davacı Saim Köroğlu yönünden karar verilmesine yer olmadığına ilişkin kısım bakımından yapıldığı gözetilerek ve karar verilmesine yer olmadığına konu kısma ilişkin talebin davadaki tüm talepler içindeki oranı da dikkate alınarak, taraflar arasında dağıtılması gerektiği tabiidir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Davacılardan …’nun temyiz isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine,
2.Danıştay Onuncu Dairesinin 25/12/2018 tarih ve E:2013/1652, K:2018/4213 sayılı kararının davacı … bakımından “Ulusal ve Resmi Bayramlar ile Mahalli Kurtuluş Günleri, Atatürk Günleri ve Tarihi Günlerde Yapılacak Tören ve Kutlamalar Yönetmeliği”nin Başkent Dışındaki İllerde Tebrikata Giriş Sırası başlıklı 1 sayılı listesinin Hakimlerin tebrikata giriş sırasını gösteren 9. sırasının ve Not bölümünde yer alan “2. İlçelerde tebrikat giriş sırası ildeki sıraya göre belirlenir.” cümlesinin iptali istemi yönünden karar verilmesine yer olmadığına ilişkin kısmının ONANMASINA, “Ulusal ve Resmi Bayramlar ile Mahalli Kurtuluş Günleri, Atatürk Günleri ve Tarihi Günlerde Yapılacak Tören ve Kutlamalar Yönetmeliği”nin Başkent Dışındaki İllerde Tebrikata Giriş Sırası başlıklı 1 sayılı listesinin; Cumhuriyet Başsavcısını il protokolünün 4. sırasının başına yerleştiren ifadenin, Adalet Komisyonu Başkanını il protokolünün 4. sırasının 2. kısmına yerleştiren ifadenin, Bölge Adliye Mahkemesi Başkanını il protokolünün 4. sırasının 3. kısmına yerleştiren ifadenin iptali istemi yönünden davacı … bakımından davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin kısmı ile “Ulusal ve Resmi Bayramlar ile Mahalli Kurtuluş Günleri, Atatürk Günleri ve Tarihi Günlerde Yapılacak Tören ve Kutlamalar Yönetmeliği”nin Başkent Dışındaki İllerde Tebrikata Giriş Sırası başlıklı 1 sayılı listesinin Hakimlerin tebrikata giriş sırasını gösteren 9. sırasının ve Not bölümünde yer alan “2. İlçelerde tebrikat giriş sırası ildeki sıraya göre belirlenir.” cümlesinin iptali istemi yönünden davacı … bakımından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesine rağmen, yargılama giderlerinin davacılar üzerinde bırakılmasına ilişkin kısmının BOZULMASINA,
3.Bozulan kısım yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine,
4.Kesin olarak, 08/03/2021 tarihinde, davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin kısmının bozulmasına dair kısmı yönünden oyçokluğu diğer kısımlar yönünden oybirliği ile karar verildi.
KARŞI OY
X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın, “Ulusal ve Resmi Bayramlar ile Mahalli Kurtuluş Günleri, Atatürk Günleri ve Tarihi Günlerde Yapılacak Tören ve Kutlamalar Yönetmeliği”nin Başkent Dışındaki İllerde Tebrikata Giriş Sırası başlıklı 1 sayılı listesinin Cumhuriyet Başsavcısını il protokolünün 4. sırasının başına yerleştiren ifadenin, Adalet Komisyonu Başkanını il protokolünün 4. sırasının 2. kısmına yerleştiren ifadenin, Bölge Adliye Mahkemesi Başkanını il protokolünün 4. sırasının 3. kısmına yerleştiren ifadenin iptali istemi yönünden davacı … bakımından davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun olduğu, davacılardan …’nun temyiz dilekçesinde ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bu kısımının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davacı …’nun temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın bu kısmının da onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.