Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2016/17468 E. , 2021/1413 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2016/17468
Karar No : 2021/1413
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Vergi Dairesi Müdürlüğü
KARŞI TARAF (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : … Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı adına, ikrazatçılık faaliyetinde bulunarak faiz geliri elde ettiğinden bahisle düzenlenen vergi inceleme raporlarına istinaden tarh edilen 2011 yılı tek kat vergi ziyaı cezalı gelir vergisi, 2011/4-6 dönemine ilişkin aslı aranmayan geçici vergi üzerinden kesilen vergi ziyaı cezası ve 213 sayılı Kanun’un 353/1 ve mükerrer 355. maddeleri uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezalarının kaldırılması istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Vergi Mahkemesince verilen kararda; davaya konu 2011 yılında sadece bir kişinin faiz karşılığı borç para aldığını ifade ettiği, bunun dışında davacının ilgili yılda başka kişilere borç verdiği ya da aynı kişiye birden fazla borç verdiği yönünde bir tespit yapılmadığı, bir kişinin bir takvim yılı içinde aynı kişiye birden fazla kez veya birden fazla kişiyle borç alacak ilişkisi içinde bulunmasının, bu işin mutad meslek halinde yapıldığının göstergesi olması karşısında, davacı adına, 2011 yılında sadece bir kişiye vermiş olduğu borç nedeniyle, tefecilik yapılmak suretiyle ticari kazanç elde edildiğinden bahisle tarh edilen vergi ziyaı cezalı gelir vergisinde, geçici vergi üzerinden kesilen vergi ziyaı cezasında ve 213 sayılı Kanun’un 353/1 maddesi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezasında hukuka uyarlık görülmediği; 2011 yılı gelir vergisi ve 2011/1-3, 4-6 dönemleri geçici vergi beyannamelerinin kanuni süresi içerisinde elektronik ortamda verilmediğinden bahisle 213 sayılı Kanun’un mükerrer 355. maddesi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezalarında ise; geçmişe dönük olarak mükellefiyet tesis edildiği dikkate alındığında davacının bu döneme ilişkin beyannamelerinin süresinde elektronik ortamda verilmesinin hukuken mümkün olmadığı anlaşıldığından, yasal isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, ikrazatçılık faaliyetinde bulunduğu tespit edilen davacı adına yapılan işlemlerde hukuka aykırılık bulunmadığı, temyiz isteminin kabulü ve Mahkeme kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Cevap verilmemiştir.
TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kısmen kabulü, kısmen reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
Davalı idarenin, 213 sayılı Kanun’un mükerrer 355. maddesi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezasına ilişkin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü iddialar, temyize konu edinilen Mahkeme kararının buna ilişkin kısmının bozulmasını sağlayacak nitelikte görülmemiştir.
Davalı idarenin, kararın vergi ziyaı cezalı gelir vergisi, geçici vergi üzerinden kesilen vergi ziyaı cezası ve 213 sayılı Kanun’un 353/1 maddesi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezasına ilişkin kısmına dair temyiz istemine gelince;
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 3/B maddesinde, vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olduğu, vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin yemin hariç her türlü delille ispatlanabileceği, vergiyi doğuran olayla ilgisi tabii ve açık bulunmayan şahit ifadesinin ispatlama vasıtası olarak kullanılamayacağı ve iktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan veya olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun iddia olunması halinde ispat külfetinin bunu iddia eden tarafa ait olduğu kurala bağlanmıştır.
193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 1. maddesinde, gerçek kişilerin gelirlerinin gelir vergisine tabi olduğu, gelirin, bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarı olduğu, 37. maddesinde de, her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançların ticari kazanç olduğu hükümlerine yer verilmiştir.
Uyuşmazlık tarihinde yürürlükte bulunan 30/09/1983 tarih ve 90 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/a bendinde, ikrazatçı, ”Devamlı ve mutad meslek halinde, faiz veya her ne ad altında olursa olsun bir ivaz karşılığı veya ipotek almak suretiyle, ödünç para verme işleriyle uğraşan veya ödünç para verme işlerine aracılık eden ve kendilerine faaliyet izni verilen gerçek kişiler” olarak tanımlandıktan sonra; 9. maddesinde ise tefecilik, “İkrazatçılık yapmak üzere izin alınmadan, faiz veya her ne ad altında olursa olsun, bir ivaz karşılığı veya ipotek almak suretiyle ödünç para verme işlemlerinin yapılması veya bu işlerin meslek ittihaz edilmesi ve Kanun Hükmünde Kararname uyarınca alınan ikrazatçılık izni iptal edildiği halde, ödünç para verme işlerine devam edilmesi“ şeklinde tarif edilmiş, Danıştay’ın yerleşik içtihatlarında ise, yakın akrabalık bağı veya iş ilişkisi bulunmayan kişiler arasında önemli miktarlardaki paraların günün ekonomik koşullarında karşılıksız olarak alınıp verilemeyeceği, bir yılda birden çok kişiye veya aynı kişiye birden çok yılda borç para verilmesinin ikrazatçılık olduğu kabul edilmiş, borç para verme işlemlerinde faizin peşin alındığı, alacağın senet veya ipotek tesisi suretiyle güvenceye bağlanmasının da faiz alındığına delil teşkil edeceği belirtilmiştir.
Davacı adına ikrazatçılık faaliyetinde bulunduğundan bahisle düzenlenen … tarih ve … sayılı Vergi Tekniği Raporu’nda; davacının 06/05/2014 tarihli ifadesinde, halen ticari bir faaliyetinin bulunmadığını, işçi olarak çalıştığı iş yerinden ücret geliri elde ettiğini, Tavşanlı’da bulunan ve Almanya’dan geldiğinde aldığı tarlasını 450.000,00 TL’ye sattığını, buradan elde ettiği birikimi olduğunu beyan ettiği, …, …, …, …, …, … ve …’ü tanıyıp tanımadığı, bu kişilerle ne tür bir ilişkisinin olduğu, kendilerine para verip vermediği, vermiş ise ne karşılığında para verdiği şeklindeki sorulara; bu kişilerle komşuluk ve arkadaşlık ilişkisi olduğu, zor durumlarında yardımcı olmak maksadıyla borç para verdiği, borcun ödenmemesi üzerine icraya başvurmak zorunda kaldığı cevabını verdiği, yapılan araştırma sırasında davacının borç para verdiği belirtilen …’nın ifadesinde, davacıdan 8.000,00 TL borç para aldığını, karşılığında 10.000,00 TL ve 8.000,00 TL tutarında iki adet senet imzaladığını beyan ettiği; …’ün ifadesinde, davacıdan 2010 yılında 35.000,00 TL faizle borç aldığını ve bu borca karşılık 50.000,00 TL tutarında senet imzaladığını, parayı ödeyemeden senetin icraya verildiğini, paranın hala ödenemediğini, bu kişiden daha çok abisi …’ün para aldığını beyan ettiği; davacının ifadesinde, bu kişiye 2010 yılında 10.000,00 TL ve 50.000,00 TL para verdiğini ve karşılığında senet aldığını, konunun icraya intikal ettiğini beyan ettiği; …’ün ifadesinde, kendisi ve oğulları … ile …’ün davacıdan faizle borç para aldıklarını, 2011 yılında davacıdan aldığı toplam 22.000,00 TL ve 32.000,00 TL borç karşılığında verilen senede 58.000,00 USD yazıldığını ancak 135.000,00 TL ödediğini beyan ettiği, davacının da bu kişinin 2013 yılında kendisine 135.000,00 TL ödediğini doğruladığı, davacının kendi ifadeleri, borç para alanların beyanları ile yapılan araştırma sonuçlarından 2008 ila 2011 yıllarında birden fazla kişiye borç para verildiğinin anlaşıldığı, verilen ifadeler ile icra takibine konulan senetlerin uyuşması karşısında, davacı tarafından ikrazatçılık faaliyetinde bulunulduğu ve faiz geliri elde edildiği sonuç ve kanaatine varıldığı, 2009 yılı öncesi verilen borç paralarla ilgili olarak zamanaşımına uğramaları nedeniyle herhangi bir işlem yapılmayacağı, 2009 ve 2012 yıllarında tefecilik yapıldığına dair herhangi bir bilgi ve belgeye ulaşılamadığı; ancak 2010 ve 2011 yıllarında ödünç para verilmek suretiyle elde edilen faiz gelirinin ticari kazanç olarak vergilendirilmesi ve bu amaçla davacının 01/11/2010 tarihi itibariyle mükellefiyet kaydının yapılması, 30/06/2011 tarihi itibariyle de silinmesi gerektiği, davacının kendi ifadeleri, borç para alanların beyanları ve yapılan araştırmalar neticesinde 2010/Kasım döneminde 25.000,00 TL; 2011/Haziran döneminde ise 81.000,00 TL faiz geliri elde ettiği kanaatine varıldığından, gelir vergisi ve geçici vergi matrahlarının belirlenmesinde bu tutarların dikkate alınması gerektiği tespit ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Diğer taraftan, davacı adına, düzenlenen vergi tekniği raporuna istinaden ikrazatçılık faaliyetinde bulunduğundan bahisle 01/11/2010-30/06/2011 tarihleri arası için re’sen mükellefiyet tesis edilmesine dair işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yönünde verilen … Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı, davacının temyiz başvurusu üzerine, Danıştay Dördüncü Dairesinin 03/03/2021 tarih ve E:2016/646, K:2021/1412 sayılı kararı ile onanmıştır.
Bu durumda, yukarıda yer verilen tespitler birlikte değerlendirildiğinde, davacının birbirini izleyen yıllarda birden çok kişiye ödünç para vermek suretiyle ikraz işiyle devamlı ve mutad meslek halinde uğraştığı ve dava konusu dönemde de ticari kazanç elde etmek maksadıyla ikrazatçılık faaliyeti gösterdiği sabit olup, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 3/B. maddesi uyarınca aksini ispat külfeti kendisine ait olan davacının da dosyaya aksini ispatlayıcı nitelikte herhangi bir bilgi veya belge sunamadığı dikkate alındığında, olayda re’sen tarh nedeninin bulunduğu ve Vergi Mahkemesince, matrahın bulunuş şekli yönünden değerlendirme yapılmak suretiyle yeniden bir karar verilmesi gerektiği sonucuna varıldığından, temyize konu kararın buna ilişkin kısmında hukuki isabet görülmemiştir.
Öte yandan, Mahkemece verilecek kararında buna ilişkin kısmında 213 sayılı Kanunun 353/1. maddesi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezası yönünden de, yasanın öngördüğü şartların olayda gerçekleşip gerçekleşmediği hususu araştırılarak yeniden değerlendirme yapılacağı tabiidir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Temyiz isteminin kısmen kabul, kısmen reddine,
2. Temyize konu … Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının,213 sayılı Kanun’un mükerrer 355. maddesi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezasına ilişkin kısmının ONANMASINA,
3. Mahkeme kararının vergi ziyaı cezalı gelir vergisi, geçici vergi üzerinden kesilen vergi ziyaı cezası ve 213 sayılı Kanun’un 353/1 maddesi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezasına ilişkin kısmının BOZULMASINA,
4. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
5. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen onbeş (15) gün içinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 03/03/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.