Danıştay Kararı 5. Daire 2016/13685 E. 2021/500 K. 03.03.2021 T.

Danıştay 5. Daire Başkanlığı         2016/13685 E.  ,  2021/500 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2016/13685
Karar No : 2021/500

DAVACI: …
VEKİLİ: Av. …

DAVALI: … Kurulu
VEKİLİ: Av. …

DAVANIN KONUSU: Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının iptali ile bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI: Dava konusu kararın disiplin soruşturması yapılmadan ve savunma hakkı tanınmadan tesis edildiği, suç ve cezaların şahsiliği ilkesinin, adil yargılanma hakkının, hakimlik teminatının, suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin, hukuk devleti ilkesinin, ölçülülük ilkesinin, masumiyet karinesinin, suç ve cezaların geriye yürümezliği ilkesinin, tabii hakim ilkesinin, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının, Anayasanın 2., 6., 10., 11., 13., 15., 36., 37., 38., 40., 70., 128., 129., 138., 139., 140., 141., 159. maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 1., 6., 7., 13., 15., 17., 18. maddelerinin, ifade özgürlüğünün, örgütlenme özgürlüğünün ihlal edildiği, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin hükme esas alınmasına imkan bulunmadığı ileri sürülerek hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir. Öte yandan davacı tarafından, dava konusu kararın dayanağı olan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesi ile 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 53/1-a maddesinde yer alan “meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi” ibaresinin ve aynı Kanunun 93. ve 94. maddelerinin Anayasa’ya aykırı olduğu ve iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması gerektiği ileri sürülmektedir.

DAVALININ SAVUNMASI: Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa’nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp “göreve son” müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI …’UN DÜŞÜNCESİ: Dava; davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun … tarih ve … sayılı kararının kendisi ile ilgili kısmının iptali, söz konusu işlem sebebiyle yoksun kalınan tüm parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Usule ilişkin itirazlar yerinde görülmediğinden işin esasına geçilmiştir.
Anayasanın 138. maddesinde, “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.”, 139. maddesinde, “Hakimler ve savcılar azlolunamaz…. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”, 140. maddesinin üçüncü fıkrasında, “Hakim ve savcıların nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.”, Hakimler ve Savcılar Kurulu başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, “Kurul, … meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.”, bu maddenin 10. fıkrasında ise, “Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz.” hükümlerine yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” başlıklı 53. maddesinde, ” Hakim ve savcıların: a) Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, c) Görevdeyken, 8 inci maddenin (a), (d) ve (g) bentlerinde yazılı niteliklerden herhangi birini kaybetmeleri, d) Meslekten çekilmeleri veya çekilmiş sayılmaları, e) İstek, yaş haddi veya malullük nedenlerinden biriyle emekliye ayrılmaları, f) Ölümleri, hallerinde görevleri sona erer.” hükmü yer almıştır.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu’nun “Kurulun görevleri” başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmış, “Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri” başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, 4. maddenin anılan bentlerindeki düzenlemelere Genel Kurulun görevleri arasında yer verilmiş, 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da görüleceği hükme bağlanmıştır.
15.7.2016 günü başlatılan darbe girişimi üzerine; kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde; Milli Güvenlik Kurulunun Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20.7.2016 tarihli ve 498 sayılı tavsiye kararı üzerine, toplanan Bakanlar Kurulu’nca ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21.7.2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Davaya konu Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisindeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş olarak, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3 üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin, 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiştir.
667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesinde, yargı mensuplarının meslekten çıkarılmasının gerekçesi olarak, Anayasa’ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmeleri ile örgüt hiyerarşisi içerisinde ve ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği ifade edilmiştir.
6749 sayılı Kanun ve 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında, genel olarak “terör örgütlerine” veya “Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar”dan söz edilmekle birlikte, 667 sayılı KHK’nın genel gerekçesi ile madde gerekçesinde “FETÖ/PDY” maddede sayılan “terör örgütü, yapı, oluşum veya gruplar” arasında belirtilmiş ve anılan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için sözkonusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya mensubiyet şeklinde olması zorunlu olmayıp irtibat ya da iltisak şeklinde olması da yeterli görülmüştür.
Yargıç ve savcıların kararlarının normatif kurallara ve hukuka uygun olması, gerekçelerinin hukuk alemini tatmin etmesi kuşkusuz çok önemlidir. Ancak bir o kadar önemli husus da bir bütün olarak yargı camiasının özellikle de yargı mensuplarının kamuoyunda bıraktıkları intibadır. Toplumda adalete güven ve inancın artmasında meslek mensuplarının isabetli kararlarının yanında vakur ve tarafsız duruşlarının katkısı yadsınamaz bir realitedir.
Anayasaya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girerek örgüt hiyerarşisi altında ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği kuşkusuzdur.
Dosyanın içerisinde yer alan ve davalı idarece sunulan belgelerin incelenmesinden, tanık/şüpheli ifadeleri ile davacıya ilişkin tespitler dikkate alındığında davacının FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatının olduğu anlaşılmıştır.
Bu durumda, davacı hakkında tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Öte yandan, dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu saptandığından davacının parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi talebinin yasal dayanağı da bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesi, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 53/1-a maddesinde yer alan “meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi” ibaresi ve aynı Kanunun 93. ve 94. maddeleri ile ilgili Anayasa’ya aykırılık iddiası ise ciddi görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:

A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı’nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa’nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK’nın anılan toplantısında “demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla” Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00’den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK’nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.

2) Davacıya İlişkin Süreç
… tarih ve … sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından … tarih ve … sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın iptaline ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Diğer yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, söz konusu karara karşı yapılan istinaf başvurusu ise … Bölge Adliye Mahkemesi … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile reddedilmiştir. Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği görülmüştür.

B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa’da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa’nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa’nın 5. maddesi: “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.”
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.

Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz…”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: “Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar…”

2) AİHS
AİHS’in 6. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.”
AİHS’in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS’in 15. maddesi: “Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir.”

3) Kanun
667 sayılı KHK’nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır…”

4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan “Bangalor Yargı Etiği İlkeleri”nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.

C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS’in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS’in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM’e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).

Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, “yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması” şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Tebligat ve cevap verme” kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, 28/05/2020 tarihli ara kararımızla, davacı hakkında ilave bilgi ve belgeler içeren ve 26/08/2019 tarihinde davacıya tebliğ edilmiş olan davalı idarenin 03/07/2019 tarihli ikinci savunma dilekçesi ve ekinde yer alan bilgi ve belgelere ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya on gün süre verilmesine karar verilmiştir.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in “Adil Yargılanma Hakkı” başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay’da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay’da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.

2) FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, “Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!”, “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ’nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
“Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup …bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. …Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. …Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır…
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir…
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır…
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir…
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır…”
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ’nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı Erdal kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde …siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; –Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.– …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. …FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. (“T” taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ’nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, “önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV’de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi” şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.

3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM “demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu” belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM’e göre “kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır.” (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa’nın “Hâkimlik ve savcılık mesleği” kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede “… Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar.” denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak “bağımsızlık” ve “tarafsızlık” ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.

4) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına” ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir” niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ”kavuşan, bitişen, birleşen”, irtibatlı kavramını ise ”bağlantılı” olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.

5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararın dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir. Deli

a) ByLock Delili
i. ByLock Uygulamasına İlişkin Genel Değerlendirme
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında belirtildiği üzere ByLock uygulaması, kullanılması için indirilmesi yeterli olmayan ve özel kurulum gerektiren, kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını eklemeden taraflar arasında mesajlaşmanın başlayamadığı, bu bakımından sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân veren, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunan, böylece kullanıcılarının, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlayan bir iletişim sistemidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında; ByLock uygulamasının 2014 yılı başlarında uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olduğu, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve bluetooth yoluyla yüklenildiği hususunun yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşıldığı, ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakınının FETÖ mensuplarına ait örgütsel temasa ve faaliyetlere ilişkin olduğu; kullanıcılar tarafından buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, örgüt liderinin talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye’yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ’ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafi temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, sistemin deşifre olduğunun düşünülmesi halinde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verilerek Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel nitelikte ve amaçta mesajlar gönderildiği ifade edilmiştir.
Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock’a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ”inceleme, kopyalama ve çözümleme” kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de Bylock verilerinin kanuni bir temele dayanmadan ve hukuka aykırı şekilde elde edildiğine yönelik iddialar yönünden yapılan başvuruda; 4/6/2020 tarih ve Başvuru No: 2018/15231 sayılı kararı ile Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi aynı kararında, yapısı, kullanım şekli ve teknik özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkumiyete dayanak olarak alınmasının, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini etkisiz hale getiren keyfi bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceği tespitinde de bulunmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ByLock uygulamasına ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan Y.G. isimli şahıs tarafından … Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş beyan: “Bana ByLock adlı programı indirmemi 2014 Temmuz’da Ali adlı kişi söyledi. Önce VPN programını daha sonra da ByLock’u kurmamı, VPN’yi açmadan ByLock’u kullanmamam gerektiğini açıkladı. Daha sonra beni kendisi ekledi ve onaylamamı söyledi. Böylece buradan daha güvenli mesajlaşabilecektik onlara göre. Çünkü 2014 HSYK seçimleri yaklaşmaktaydı ve hızlı bir haberleşme ağı lazımdı.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Malatya Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 16/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “2014 HSYK seçimlerinden yaklaşık 3-4 ay önce E.E.’nin evinde toplanmıştık. …Mesut abi denilen kişi bir programdan bahsetti. Bu program üzerinden haberleşeceğimizi söyleyerek telefonlarımızı istedi. Kendisi telefonlarımıza ByLock denilen programı söz konusu sohbet sırasında yükledi. …ByLock programını kullanan cemaatteki herkesin paylaşımlarını görmek mümkün değildi. Sadece arkadaş listesi (grup) şeklinde oluşturulan arkadaşlarla konuşabilmekte ve yazılar paylaşabilmekteydik. …HSYK seçimlerinin sonuna kadar ByLock programı üzerinden haberleşme sağlanıyordu. Cemaat mensuplarının istemleri doğrultusunda seçimlerden sonra ByLock programını sildim.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B. isimli şahsa ait Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 22/03/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “Burak isimli şahıs telefonuma ByLock yüklemek istedi. Ancak akıllı telefonum olmadığı için yükleyemedi. Ben de eşimin telefonunu kendisinden habersiz aldım. Bir şeyler yaptı. Bundan sonra buradan haberleşeceğiz dedi. …Burak, hâkim ve savcıların kişisel bilgilerini (dünya görüşü, siyasi görüş vs.) özellikle ByLock’tan ona atmamı istiyordu. …Burak bana tablet almamı, başka bir akrabamın adına hat almamı söyledi. Ancak ben bunu da yapmadım. Daha sonra Burak, bana içinde hat olan bir tablet getirdi. Tablette ByLock programı yüklüydü. Gelen yazıları okuyordum. Ayrıca bana tablette silme programını gösterdi. Herhangi bir durumda onu kullanmamı söyledi.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ö. isimli şahsa ait Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 02/03/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “2014 yılının Ağustos ayında E.Ö. çalıştığı yer olan Silivri’ye gelmemi söyledi. Silivri’ye gittikten sonra beni oradan alıp Silivri İlçesinde oturan D.S.’nin evine götürdü. Burada Ekrem kod adlı şahıs da vardı. Kendisi telefonumu istedi. Kendisi bana ByLock isimli programı yükledi. Artık buradan haberleşeceğimizi bana söyledi. Çünkü benim tek kaldığımı, bir şekilde haberleşmemiz gerektiğini söyledi. 2015’in Şubat ayına kadar bu program üzerinden haberleştik.”
Bu durumda, FETÖ tarafından gizliliği sağlamak için örgütsel haberleşme amacıyla oluşturulduğu ve münhasıran FETÖ tarafından kullanıldığı anlaşılan ByLock uygulamasının yüklendiğinin, bu ağa dâhil olunduğunun tespit edilmesi hâlinde, bu kişilerin örgüte üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut örgütle irtibatı ortaya konulmuş olabilecektir.

ii. ByLock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Dava dosyasında, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından davacı hakkında düzenlenmiş “ByLock Tespit Tutanağı” ile “ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı” yer almaktadır.
Dava dosyasına sunulan ByLock Tespit Tutanağının incelenmesinden, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca …, …, …, … ve … sayılı soruşturmalar kapsamında gönderilen ByLock abone listeleri üzerinde yapılan çalışmalarda, davacının 129.862 satırlık ByLock abone listesinin 61502. satırında kaydının olduğu, tespit edilen GSM aboneliğinin …, tespit edilen cihaza ait IMEI numarasının … olduğu belirtilmiştir.
Bununla birlikte, dava dosyasına sunulan ve davacıya ait dijital materyaller üzerinde yapılan inceleme sonucu Malatya İl Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce tanzim olunan 12/12/2016 tarihli inceleme raporunda; davacıya ait … Marka … model … IMEI numaralı cep telefonunda 21/04/2015 tarihinde ByLock isimli programın arandığı (search edildiği saat 22:10:06 UTC +3) ve ByLock isimli programın cep telefonuna yüklü programlar arasında tespit edildiği belirtilmiştir.
Ayrıca, davacının yargılandığı … Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında, davacının … nolu GSM hattı ile 06/09/2014-03/01/2015 tarihleri arasında ByLock programı için kiralanan hedef IP adreslerine 1592 kez bağlantı yaptığı tespit edilmiştir.
Davalı Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından dava dosyasına sunulan ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı incelendiğinde, “ID’yi Kullanan Kullanıcılar” başlığı altında davacının adı ile birlikte ID numarasının “…”, kullanıcı adının “…”, şifrenin “…”, adının “…” olduğu; “SGK Kayıtları” başlığı altında davacının Gaziantep İli’nde görev yaptığı, “ID’yi Ekleyenlerin Verdikleri İsimler” başlığı altında İ.A. isimli kişinin davacıyı “AYDIN – 2 ADM”, K.T. isimli kişinin ise “…” olarak kaydetmiş olduğu görülmektedir.
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ait hizmet cetvelinin incelemesinden; davacının 15/06/2011-03/07/2015 tarihleri arasında Aydın İdare Mahkemesi üyesi olarak görev yaptığı görülmüştür. Bu nedenle, söz konusu Tutanakta geçen “…” adının görev yaptığı Aydın ilinin ilk iki harfi ile … adının son üç harfinin birleştirilmesi suretiyle oluşturulduğu değerlendirilmiştir.
Diğer yandan, davacıya ait olan ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı incelendiğinde, … ID numaralı ByLock kullanıcısından … ID numaralı ByLock kullanıcısına 17/01/2016 tarihinde saat 18:28:27’de gönderilen mesajda; “bizde abi esimde ayni sekilde esinizi ozellikle …i cok ozlemis onunda selami var esinize” ifadelerine yer verildiği görülmüştür.
Davacının özlük dosyası ile UYAP sistemi üzerinde yer alan aile nüfus kayıt örneği incelendiğinde, davacının “…” isminde 2011 doğumlu bir oğlunun olduğu görülmüş ve anılan ByLock yazışma içeriklerinin … ID numaralı ByLock kullanıcısının davacı olduğunu ispatlar nitelikte olduğu değerlendirilmiştir.
Bununla birlikte, yine ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı incelendiğinde; … ID numaralı ByLock kullanıcısından … ID numaralı ByLock kullanıcısına 14/02/2016 tarihinde saat 21:39:11’de gönderilen mesajda; “as abi ben ileterim ins.hayirlisi dedigjniz gibi sahip cikmak lazim.Allah razi olsun abi. 14.02.2016 20:39, … (…) yazd?: sa. abi hafta sonu … beyle görüşeyim diye cuma günü işyerinden aradım arkadaşı. yine santrale ‘ben hakim beyi arayacağım’ demiş. bekledim aramayınca 2 saat sonra tekrar aradım bu kez de ‘hakim bey zahmet etmesin ben ararım’ dedi. Ekim ayında telefonda görüştüğümde izne ayrılıyorum malatyadan geçerken ben size uğrayacağım dedi ama uğramadı. kasımda işyerinden aradım yine görüşmek istemedi. abi arkadaş bizimle görüşmek istemiyor. devresiyle irtibat kursak grup mesulü arkadaş bir irtibat kursa iyi olur, Allah muhafaza arkadaşı kaybedebiliriz” ifadelerine yer verildiği görülmüştür. Anılan mesaj içeriğine göre, … ID numaralı ByLock kullanıcısının kendisine “… (…)” adını verdiği ve aynı kişinin Malatya ilinde hakim olarak görev yaptığı görülmektedir.
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan bilgi ve belgeler ile davacıya ait hizmet cetveli birlikte incelendiğinde; davacının 12/06/2015-24/08/2016 tarihleri arasında Malatya Vergi Mahkemesi üyesi olarak görev yaptığı ve kendisi adına kayıtlı olan ………. numaralı GSM hattını kullandığı anlaşılmıştır. Bu haliyle kullanıcı adındaki “…” rakamlarının davacının kendisi adına kayıtlı olup ByLock kaydı bulunan ……… GSM numarasının son dört rakamı ile aynı olduğu görüldüğünden, anılan ByLock yazışma içeriklerinin de … ID numaralı ByLock kullanıcısının davacı olduğunu ispatlar nitelikte olduğu değerlendirilmiştir.
Davacı tarafından, söz konusu “ByLock Tespit Tutanağı” ile “ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı”na karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Öte yandan, … Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında görülen davada, mahkeme huzurunda yaptığı savunmasında davacının; Bylock programını K.T. isimli kişinin program üzerinden görüşmek için telefonuna yüklediğini, programı 3-4 ay kullandığını ancak örgütsel bir yazışma yapmadığını beyan ettiği görülmüştür.
Netice itibarıyla davacı hakkında düzenlenen bahse konu Tutanakların ve davacının beyanının birlikte değerlendirilmesinden; davacının “…” ID numarasıyla ve bir kullanıcı adı ve şifre almak suretiyle bu ağa dâhil olduğu anlaşılmaktadır.

b) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan A.A.’ya ait, Hakimler ve Savcılar Kurulu Müfettişlerince düzenlenen 09/04/2018 tarihli tanık ifade tutanağı; “…Y.T.’yi Aydın Vergi Mahkemesi Başkanlığı, Aydın Bölge İdare Mahkemesi Başkanlığı yaptığım dönemde, 1 İdare Mahkemesi Üyesi olarak görev yapması nedeniyle tanırım. Aynı Bölgede farklı mahkemelerde yaklaşık 3-4 yıl çalışma durumumuz oldu. Bu dönem dışında adı geçen ile herhangi bir çalışmamız olmamıştır. 2013 yılından itibaren FETÖ’ye mensup olan hakimler toplu olarak hareket etmeye başladı. Odalarında saatlerce bir araya gelirler, beraber kahvaltı yaparlar, yemekhaneye toplu inerler, ziyaretlere beraber giderlerdi. Bu bir nevi gövde gösterisi şeklinde olurdu. T. de bu grup içindeydi. Onların ayrılmaz bir parçasıydı. Yine FETÖ’ye mensup olan hakimler kendilerinden olmayan başkanlara ziyarete gitmezlerdi. Ziyaretleri iade de etmezlerdi. Y.T. de bu eylemlerde FETÖ’yle birlikte hareket eden bir hakimdi. Ben özellikle bu direnişlerini, boykotlarını sona erdirmek için Bölge İdare Mahkemesi Başkanı olduğumda da odalarına gittiğim olmuştur. Bunu Y. için de yaptım. Ancak Y. iadeye gelmiyordu. Yalnız Y.’nin bir farkı işinin diğerlerine göre daha iyi olduğunu duyardım. Y.T.’nin 2013 yılında FETÖ dershanelerinin kapatılması ile ilgili girişim gündeme geldiğinde, buna karşı olduğu, bunun Doğu illerinde PKK hareketini güçlendirmek amacına hizmet edeceğini savunduğunu başkanı o zamanlar söylemişti. Y.T. benim yanımda FETÖ ile ilgili konularda tartışmaya girmekten kaçınmış, bu konularda fikir beyan etmemiş, İhraç edilen örgüt üyeleri ile olan tartışmalarımızda özellikle 17-25 Aralık döneminde sessiz ve tarafsız kalma yönünde bir görüntü vermiştir. Çevredeki algısı FETÖ hakimleriyle oturup kalktığı, onlardan hiç ayrılmadığı için onun da onlardan olduğu yönündedir. M.B. gibi onu da çalıştığı dönemdeki başkanına karşı tavrı ile biliyoruz. FETÖ başkan beye karşı bir harekete kalkışmıştı. Bu süreçte Y. de çok etkili olmuştur. Başkan hakkında yıpratıcı bir söylem içine girmişlerdi. Mesela eşinin davasıyla ilgili kararın tebliğini T. odasında yapılmasını istemiş, kalem başkanın talimatıyla bunu gerçekleştirmemiş, diğer davacılar gibi ancak kalemde alabileceği söylenmiş, bunu başkanı yıpratmak için kullandılar. Yine adli tatilde idi. Y.T. odama gelir, hep mahkeme kaleminin hatalarını, bunun sürekli hale geldiğini, ancak bir şey yapılmadığını filan söylerdi. Bunu çok günler tekrar etti. Sanki kalemin idaresinde önemli bir eksiklik aksaklık varmış gibi konuşuyordu. O günlerde kalemde ben de adli tatile mahsus olarak unutulan, yanlış yapılan bir takım şeyler tespit etmiştim. Konu ile ilgili olarak kaleme uyarı yazısı yazmak zorunda kaldım. Sonra duydum ki, T. bir taraftan kalemle ilgili olarak bana menfi şeyler söylerken, kendisi kaleme baklava filan alıp, ikram ediyormuş. Bunu, daha sonra duyduğum başkan hakkındaki şikayetiyle beraber düşündüğümde planlı bir hareket gibi gelmişti. Daha sonra bir gün Y.A. ile konuşurken, sigara içilmesi konusu filan gündeme geldi. Bizim mahkemeye yakın olan lavabodan sigara kokusu yayıldığı filan da yakınma konusuydu. (Fetö çerçevesinde bir hareket kanaatinde olduğum sigara yasağı ile ilgili olarak … adlı hakim aracılığıyla Bimer üzerinden bir şikayet yapmışlardı. Hedef idare Mahkemesi başkanı ve BİM başkanı idi. Ben başkan beye o zaman bunun bir örgüt hareketi olduğu kanaati taşıdığımı söylemiştim.) Derken, lafı başkan beye getirip, “Hakim R. Hanım tarafından HSYK’a şikayet edildiğini, buradan gider ” gibi bir lafı ağzından kaçırdı. Bunun üzerine, hakim R. hanımı çağırdım. O zamanlar, R. hanımın bir yetki konusu gündemde idi. Konu ile ilgili olarak onunla konuştum. Kendisi …, Y.T.’nin kendisiyle beraber iken Başkan Beyle ilgili olarak o zamanki HSYK idari yargı üyelerinden sanıyorum, B.’ye şikayet edildiğini söyledi. Dedim ki bu konuda somut olarak bir kanıtımız var mı? Yok dedi. O zaman bunu yapmaya utanmıyor musunuz? Dedim. Örgütün adam kullanma, iyi polis kötü polis rolü oynayabileceğini, sonra bunu başkasının üstüne atabileceğini, dikkatli olmasını söyledim. R. hanım bunu Y.’lere söylemiş, A. başkanın haberi var demiş, tabi bunlar, artık yaptıkları açığa çıktığı için suçüstü oldular. Bana karşı olan tavırları sertleşti. Artık hiç güvenmemeye başladılar. Ziyareti selamı kestiler. Hatta Y. bir defa odasında iken bana bu konuyu sordu. Ben R. hanım kendisi söyledi, dedim. Gerçekten de şikayet mevzuunu hakime hanıma doğrudan söylememiştim. Ona söylettirmiştim. “bilmiyorum artık ” filan dedi. Tabi Y.T.’yi Y. gizleyerek kendilerinden olmayan R. hanımı öne sürmesi nedeniyle T. hakkındaki şüphemiz artmıştır. …”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.’ya ait, Malatya İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 25/07/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı; “… 2014 yılında yargıda birlik HSYK seçimlerini kazanınca cemaatten korkum oldukça azaldı. Bu tarihten sonra asla bir cemaat mensubuyla bir araya gelmedim. Bu tarihten sonra yine Malatya adliyesinde hakim olarak çalışan … Akçadağ adliyesine ziyarete geldi, meslektaş olduğu için çok bir şeyde demedim. Bilahare bu şahıs 2-3 kere beni arayıp ailece görüşelim diye çağırdı, ancak ben gitmedim. …”
Aynı şahsa ait Malatya Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 09/08/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı; “… 1999 yılında sözünü ettiğim okuldan mezun olduktan sonra ÖSS Sınavı’na girip Kocaeli Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümünü kazandım. Bahsettiğim Hügem Dersanesi’nde benimle aynı dönemde okuyan fakat şuan isim ve soyadlarını hatırlamadığım farklı okullardan 4-5 talebe ile beni yine aynı cemaate ait Kocaeli il merkezinde faaliyet gösteren şu an ismini Marmara Işık olarak anımsadığım dersaneye Hügem Dersanesi’nde olup şu an isim ve soy ismini hatırlamadığım biri götürdü. Burada yine ismini dahi hatırlamadığım bir cemaat mensubu bana “hizmet evlerinde mi yoksa yurtta mı kalmak istersin?” şeklinde sorunca ben, cemaat evlerinde ekstra zaman alan talebe hizmeti verildiğini bildiğim için “evde ders çalışamam, hukuk fakültesini kazanıp orada okumak istiyorum, bu nedenle yurtta kalmayı düşünüyorum” şeklinde yanıt verdim. Kendisi Ağustos depreminde yurtların büyük kısmının hasar gördüğünü belirtince, ben başka seçeneğim kalmadığı için en azından Üniversiteye yakın olması koşuluyla cemaate ait evde kalmayı kabul ettim. Bunun üzerine cemaatte soyadını hatırlamadığım A.K. isminde birisi beni alarak Gebze il merkezindeki istasyona yakın bir cemaat evine yerleştirdi. A.K. Trabzonluydu ve yanlış hatırlamıyorsam 1999 yılında Kocaeli Üniversitesi Edebiyat öğretmenliğinde okumaktaydı. A.K.’nin onun gerçek adı olduğunu düşünüyorum. A.K. başka bir evin imamı yani abisi olarak cemaat tarafından vazifelendirilmiştir. Yine A.K. sürekli başka bir evin imamı olan soyadını hatırlamadığım Ö. isminde birisiyle irtibatlıydı. Ö. de Trabzon’luydu ve A.K. ile aynı fakülte ve sınıfta okumaktaydı. Bu iki ismi özellikle hatırlamamın nedeni Ankara’nın doğusunda yer alan herhangi bir memleketten olan kişilere PKK’lı/Kürtçü gözüyle bakmış olmalarıydı. Ben de Elazığ’lı olduğum için kendileri tarafından pek sevilmezdim. Oysa ben Milliyetçi bir düşünceye sahiptim ve halen de sahibim. Fethullah Gülen Cemaat’inde cemaate ait her evin bir imamı yani abisi olur ve bunlar evde kalan diğer öğrencilerin sorumluluğunu üstlenir. Kaldığım cemaat evinde genelde eğitim ve iletişim gibi çeşitli fakültelerde okuyan kişiler kalmaktaydı. Bu kişilerin ad ve soyadları ile diğer kimlik bilgilerini şu an hatırlamıyorum. Talebeler de süreç içerisinde sirküle edilip değişmekteydi. Ben bu evde iki yıl kaldım. Bizlere “şakirt” (nur talebesi) adı verilmekteydi. Bu evde okuduğum fakülteyi beğenmediğim için üniversiteye hazırlandım, 2000 yılında ÖSS’ye girmeme rağmen hukuku kazanamadım. 2001 yılında tekrar ÖSS’ye girdiğimde bu sefer Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım. … Ben bütün bunlara rağmen aşağıda açıklayacağım gerekçelerle HSYK seçimlerinde cemaatin değil, Yargıda Birlik’in listesine oy verdim. Yargıda Birlik’in aday gösterdiği kişilerin önemli kısmı Elazığ’lı olması bu seçimimde etkili oldu. Seçim Yargı’da Birlik adaylarının kazanmasıyla sonuçlanınca cemaate yönelik korkum ve çekincem azaldı. O tarihten sonra cemaat mensuplarıyla bir daha bir araya gelmedim. Zaten seçimden sonra uzunca bir süre cemaat mensuplan sessiz kalmayı tercih ettiler ve benimle de irtibat kurmadılar. HSYK seçimlerinden tahminen 5-6 ay kadar sonra Malatya Adliyesinde Vergi Mahkemesi Üyesi olarak görev yaptım ve en son HSYK tarafından açığa alınan … (… sicil nolu) Akçadağ Adliyesi’ne beni ziyarete geldi. … benim cemaatten ayrıldığımı bildiği için herhalde cemaatle tekrar aramda bir bağ kurmak için ziyaretime gelmişti. Sözleri ve davranışlarından bu sonuca ulaştım. Hatta beni ziyarete gelirken … veya …’in selamını getirmişti. … daha sonra 2-3 kez daha beni telefonla arayarak ailece görüşmemiz önerisinde bulundu; ancak ben her keresinde bir bahane ile kendisine olumsuz yanıt verdim. Tüm bunlardan anlaşılan …’un Fethullah Gülen Cemaati mensubu olduğudur. Benimle ısrarla görüşmek istemesi de beni tekrar cemaate kazandırma amacına yöneliktir. …”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.E.’ye ait, Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 28/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı; “… Bu ara 2014 yılındaki HSYK seçimlerine 5-6 ay kadar kala galiba E. aradı ve hiç buralara gelmiyorsun deyip Ankara’ya davet etmesi üzerine Ankara’ya gittim, cebeci metrosu durağına kadar gelmemi söylediler sonrada Danıştay tetkik hakimi olan dönem arkadaşım S.D.’nin evine geldik, gittiğimde bu evde bizim haricimizde 15 civarında daha dönem arkadaşımız vardı. Benim bu toplantıdan kesinlikle haberim yoktu; cezaevindeyken verdiğim ifadede bu kişilerden hatırladıklarım; İ.A., K.Ç., M.A.K., Z.A., … idi ceza evinden çıktıktan sonra dönem yıllığına baktığımda gördüklerim arasında S.Ö., M.K., E.Y., S.M., A.A. ve …’da vardı bunların haricinde bir kaç kişi daha vardı ancak hatırlayamadım. Biz bu evdeyken HSYK üyesi A.B. de geldi. Bize HSYK seçimlerine yönelik olarak il il gezip tanıdığımız bütün arkadaşları ziyaret etmemizi söyledi yine bu toplantı esnasında F.Gülen’in yanına giden birisinin kendileri için dua istediğini söyledi ve bu kişiye cevap olarak “F.Gülen’in dualarından hiç çıkmıyorsunuz ki” diyerek cevap verdiğini söyledikten sonra; “biz kimiz ki bizim için dua ediyor” diyerek ağladı, A.B. yaklaşık yarım saat kaldıktan sonra ayrıldı daha sonra İ.A. da benzer minvalde konuşma yaparak seçimde çalışma yapmamızı söyledi, bu evde kahvaltı da dahil 2,5-3 saat kalmıştık. Ben o gün bu şekilde tavır göstermelerinden kendi adıma rahatsızlık duymuştum ve benden oy alabilirlerse şükretsinler kime ne diye gideceğim demiştim ve bu seçimlerde de herhangi bir yere gitmedim. …”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Y.’ye ait, Malatya Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 17/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı; “… Malatya’da göreve başladıktan sonra meslektaşlarla tanışmaya başladım. İlk olarak tanıştığım kişiler arasında aşağıda ayrıca zikredeceğim savcı Z.U. vardı. Kendisinin sosyal yönü nedeniyle sürekli görüşmeye başladık ve samimiyet kurduk. Diğer meslektaşlarla da görüşüyorduk ve aşağıda isimlerini belirteceğim bîr kısım meslekdaşlarımın konuşmalar sırasında karakterleri ve bakış açılarım görünce Gülen Cemaati’ne mensup olanlarını farkettim. Ne var ki, yukarıda anlattığım olaylar sebebiyle Gülen Cemaatine ait bu diğer mensuplar 2014 yılından beri taşrada beni grup faaliyetlerine çağırmıyorlardı. Burada çağırıp çağırmayacaklarını bilemiyordum. Arada dönem abileri olan H.Y. ve M.A. ile telefonda görüşmelerimiz oluyordu; fakat onlar taşra durumuyla ilgilenmedikleri, daha doğrusu onların böyle bir görevi olmadığı için bu durumla ilgili bana bir şey söylemediler. Bu şekilde çalışmaya devam ettiğim sırada aşağıda da anlatacağım üzere Z.U. bana bir durum olursa kendisiyle paylaşabileceğimi söylemişti. Yine aşağıda anlattığım üzere … da benim ziyaretime geldiğinde benimle ilgili cemaatsel bir grup planı olursa bana haber vereceğini söylemişti. Fakat sonrasında bu yönde bir bilgi gelmedi ve benimle kimse bağlantıya geçmedi. Ben de zaten bu durumu yaklaşık 2 yıldır devam ettirdiğimden ve bu halimden şikayetçi olmadığımdan ve bu yönde bir talepte bulunmadım. Bu nedenle Malatya’da bu zamana kadar hiç bir cemaatsel grup faaliyetine katılmadım. Sadece Adliye’de kendilerinin cemaat mensubu olduğunu bildiğim kişilerle birlikte aynı ortamlarda bulunmuş oldum. Malatya Adliyesi’ııde tanışmam nedeniyle burada görev yapan kimi meslektaşlarım hakkında ne şekilde Gülen Cemaati’ne mensup oldukları hususunda kanaate ulaştığımı ve bu kişilerin kimler olduğunu aşağıda ayrıntılı olarak açıklayacağım. … sicil nolu vergi mah. üyesi … ile de Malatya’da birlikte çalışmamız vesilesiyle tanıştık. Kendisi ziyaretime geldiğinde bana “seninle ilgili net bir şey yok ama burada grup olursa seni çağırabilirler, ben sana haber iletirim” gibi bir şeyler söyledi. Bu nedenle Gülen Cemaati mensubu olduğunu anladım, Çünkü benimle cemaat adına irtibat sağlamak istediğine ilişkin bu açıklamayı yapmış ve böylelikle cemaat mensubu olduğunu açıklılıkla ortaya koymuştu. Ancak buna rağmen benim dahil olabileceğim grubun abisi veya o grupta olduğuna dair açık bir söylemde bulunmadı. Sadece benim grubum olmadığını ve böyle bir tasarruf olursa ilerde beni bilgilendireceğini söyledi ancak sonraki zamanlarda bana bu yönde herhangi bir bilgi vermedi ve grupla ilgili bir yönlendirme yapmadı. Dediğim gibi benim ile Gülen Cemaati ile bağımı tekrar kurmayı amaçlayan sözlerinden …’un Gülen Cemaati’ne mensup olduğu neticesine kesin olarak ulaştım. …”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.B.’ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 22/07/2016 tarihli sorgulama tutanağı; “… S.R.’nin abiliğinde sohbetlere 17-25 Aralıktan sonra cemaatten ayrıldığını bildiğim Ankara İdare Mahkemesi Üyesi M.K. vardı. Ancak diğer isimleri şuan için hatırlayamadım. Yargı teşkilatında yapılanma T1 T2 T3 ve T4 şeklinde yapılmıştı. Bu gruplaşma kıdem daha doğrusu sicile göre yapılıyordu. O dönem yüz … sicilliler bizim gruptaydı. Biz T3 grubundaki kişileri dahi tanımıyorduk. T4 gruplarıda birden çok gruplardan oluşuyordu. Yargı teşkilatında bir taşra bir de devre yapılanması vardır. Devre yapılanmasında yazın bir haftalık kamp yapılmaktadır. Sene içindeki düzenli görüşmelerde taşra yapılanması içinde yapılmaktadır. Bu “T” ibaresi de taşra ifadesinden kaynaklanmaktadır. … Bu devre yapılanması değişik yerlerde kitap okuma ve gezme şeklinde oluyordu. Bir tanesi Sivas’ta benim ailemin evinde yapıldı. Buna o dönem arkadaşlarım K.Ç., M.S. … ve … vardı. … Bu arkadaşlar hizmet hareketindendirler. Fetullah Gülen’e yakın olmayan, hizmet hareketinden olmayan hiçkimse bu toplantılara katılması mümkün değildir. … Yukarıda belirttiğim devrelerim olan M.K., İ.A., S.R., … dışında eski emniyetçi olan M.K., A.A., … …, …. Z.A. ve A.K.’nin hizmet hareketinin senede bir yapılan devre toplantıları olarak tanımlanan toplantılarına katıldıklarını biliyorum. Ankara’da yapılan bu toplantıların birine A.B.’nin de katıldığını biliyorum. Devre toplantıları Ankara’da yapılır genellikle sabah kahvaltısıyla başlar genellikle öğlen iki üç gibi biter. … İ.A.’nın koordinesinde benimle birlikte Türkiye’nin değişik yerlerine devre kampına katılanlar ise M.K., S.Ö., … …’dır.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.D. isimli şahsın, … Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında görülen davanın 10/04/2018 tarihli duruşmasında SEGBİS yolu ile alınan ifadesine ilişkin çözümleme tutanağı; “Başkan C.B.: “…” Sanık H.D. : “Onu sayın başkanım M.A.K. ismen birkaç kez bahsetti ama ben görsem tanımam sayın başkanım yani hiç sohbet ortamında da görmedim ama kendisi … Beyin selamı var işte gördüm görüştük yani sohbet grup bağlantısı olduğunu ima eden şeyleri vardı başkanım.”
Aynı şahsa ait Sivas Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 06/11/2016 tarihli şüpheli ek ifade tutanağı; “Bana göstermiş olduğunuz … sicilli kişi ilk ifademde bahsettiğim … olabilir. Kendisini ismen biliyorum.”
Aynı şahsa ait Sivas Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 06/11/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı; “Bana sormuş olduğuma …’ı ismen biliyorum. Kendisini daha önce hiç görmedim fakat sohbet ortamında ismi geçtiğini hatırlıyorum. Bu sebeple yapıdan olduğunu düşünüyorum.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.N.S.’ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı; “… 2001 yılında 1. Sınıfta bana cemaate ait evlerde kalma yönünde bir teklif getirildi, ancak bu teklifi aileme sorduğumda ailem bu teklifi kabul etmedi. 2. sınıftan sonra Yozgat’tan gidip geldiğim dönemde … Sokakta … Apartmanında bulunan Okuyucular grubuna ait evde kalarak sınavlara katılıp tekrar Yozgat’a dönüyordum. Bu dönemde Fetullah Gülen cemaatine mensup N. ve M.K. abilerle görüşmelerimiz oldu. Bu abilerin o dönem bu yapının Ankara Cebecideki üst düzey abilerinden olduğunu tahmin ediyorum. Ben üniversite döneminde ara sıra bu yapının evlerine giderek sohbete katıldım. Arada sohbet vermek amaçlı gittim ve risale okudum. Cemaat mensuplarıyla halı saha maçları ve piknik gibi faaliyetlere çağrıldıkça katılıyordum. Ben üniversiteyi 2007 yılında bitirdim. 2007 yılında bana o donem ki cemaat abilerinden (ancak şu an hala cemaatte olup olmadığını bilmiyorum) … bana akademisyenlik teklif etti, ben ise ona hitaben hakim savcılık istediğimi söyledim. Cemaat kendi içerisinde Öğrencileri kategorize ederek sınıflandırır. En iyileri çalışma evlerinde kalmak üzere davet eder. Ben normalde en iyilerden değildim bu nedenle ben; … abiye ders çalışma evlerinde kalıp kalamayacağımı sorduğumda beni salladılar. Ben de bunun üzerine 2007 yılında askeri hakimlik sınavına girdim. Yazılıyı geçtim ancak mülakatta elendim. Polis Akademisinde Yüksek Lisans başvurusu yapmama rağmen oradan da elendim. Ben bunun üzerine 1 yıl avukatlık yaptıktan sonra 2008 KPSS de aldığım puan sonucu Çankaya Nüfus Müdürlüğüne VHKİ olarak atandım. …”
Aynı şahsın Hakimler ve Savcılar Kurulu’na hitaben yazdığı 22/11/2016 tarihli dilekçesinde davacı ile ilgili olarak; “Birlik: Ehl-i dünyadır.Ahireti önemsemez. İkilik ; Sigara içer,pek namaz kılmaz. Üçlük : Namaz kılar,sigara içmez, kız arkadaş edinmez Dörtlük :Cemaati çok sever, denilen herşeyi yapar. Kendisine organizasyon,toplantı gibi şeyleri organize etme görevi verilir. Beşlik : Cemaatin tüm aradığı şartlan taşıyan Şakirttir, her bölgede ancak 3-4 kişi 5’lik olur.Kamil insan olarak görülür .Bir sene beşlik olan seneye bu ünvanı kaybedebilir.Kod isim kullanabilir.” Şeklinde numaralandırıldığını öğrendim. Ben bu dönemde Risale-i Nurlara hakim olduğum için çeşitli evlere gidip sohbetler verdim. Ancak Fetullah Gülen’i bir türlü sevemediğim için “Herkes bu hocayı seviyor sen neden sevemiyorsun diye nefsimi kınıyordum.” Özellikle Diyalog konusuna ve ABD ile ilişkiler konusunda sorular sorduğum için dışlanmaya başladım. Cemaat 2006-2007 yıllarına doğru gücünün zirvesine çıktı. Okuyucular grubunun Cebeci ilçesinde 2-3 evi varken cemaatin sadece cebecideki ev sayısı 200 olmuştu. Bu nedenle Ankara hukuklu olup ben cemaate hiç bulaşmadım diyen hic kimseye inanmıyorum. Bu dönemlerde evimize gelen sohbet veren daha sonra hakim olan isimler A.D., …, İ.O.’dur. Bunlar beşlik konumdaki abilerdir. ” şeklinde beyanlarda bulunduğu görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.B.’ye ait, Malatya Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 10/12/2016 tarihli sorgulama tutanağı; “… Dörtyol’daki görevimin ardından 2015 yılı Temmuz’unda Malatya Akçadağ’a Cumhuriyet savcısı olarak atandım. Malatya’ya taşındıktan sonra izne ayrıldım. Adli tatil sonrası göreve başladım. Tam tarihini hatırlamadığım bir zamanda Malatya idare mahkemesi hakimi olan … (şu an Malatya E Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutukludur) beni arayarak görüşmek istedi. Dışarıda bir yerde görüştük ve kendisinin Gülen Cemaati mensubu olduğunu söyleyip birlikte program yapacağımızdan söz etti. Daha sonra bir kaç defa onun evinde, bir kaç kez de benim evimde görüştük. Birlikte kitap okuduk, namaz kıldık ayrıldık. Bu görüşmelerimiz çok uzun sürmüyordu. İkimiz dışında başka katılan da yoktu. Ancak Dörtyol’da iken sohbete gelen ismini Burak olarak bildiğim ve yukarıda gerçek adını K.T. olarak belirttiğim abi arada bir geliyordu. 1-2 görüşmeden sonra bu abi başka bir abi ile birlikte geldi. Artık toplantıları onunla yapacağımızı söyledi. Bu kişi Aksaray’dan bir dershaneden veya kolejden ayrılıp geldiğini, Malatya’da yine cemaate ait bir etüd merkezinde öğretmen olduğunu söylemişti. Ancak ben bu kişinin gerçek adı ev soyadını bilmiyorum. Hatta varsa kodadını da şu an hatırlamıyorum.Evine bir yada iki defa gittiğimden tarif edebilecek kadar bilmiyorum ancak yerini gösterebilirim. Bu kişi 1.70 boylarında, açık tenli, saçları dökülmemiş, takriben 35 yaşlarında, orta kiloda, minyon tipli biriydi. Bu abinin evi … caddesinde Nikah Sarayı mevkiindedir. Aynı şekilde K.T.’nin evi de … caddesi üzerinde ancak çevreyoluna daha yakın bir yerdedir. K.T.’nin evi yukarıda da ayrıca ifade ettiğim gibi Ş.Ş. tarafından yer gösterme şeklinde tespit edildiğinden ayrıca tarafımca yerin gösterilmesine gerek bulunmadığını düşünüyorum. Fakat diğer abinin evinin tespitini yer göstermek suretiyle saptayabilirim. Malatya’da toplandığımızda sivilden abi olarak ifade ettiğim K.T., ben, … ile birlikte olduğumuz bir zamanda o zaman benimle beraber Akçadağ ilçesinde Cumhuriyet savcısı olarak görev yapan A.A. ile irtibat kurulamadığını, bir süredir sohbetlere katılmadığını söyledi. Aynı şekilde Elazığ’da görev yapan B.E. isimli savcının da-sohbetlere gelmediğini ifade etti. K.T.’nin bir kaç ay bu hususla ilgili benden herhangi bir talebi olmadı. Sanırım o süreçte B. ile iletişim kurmaya çalıştılar. Ben B.’yi daha önceden de tanımıyordum. Bir süre sonra benden A. ile ilgilenmemi, onu sohbete çağırıp çağıramayacağımı sordu. Ben bunu yapamayacağımı, A.’nın hem Fethullah Gülen Cemaati’ne, hem de diğer cemaatlere olan bakış açısının olumsuz olduğunu, bu hususları her gün birlikte arabayla gidip gelirken konuştuğumuzu söyledim. Bu süreçte A. benim Gülen cemaati mensubu olduğumu bilmiyordu; ancak ben onun bu durumundan haberdardım. Ben A. ile ilgilenmeyi cemaat mensubu olduğumu söyleyip onu sohbete tekrardan çağırmayı kabul etmeyince … onunla iletişim kurmaya çalıştı diye biliyorum. Hatta bir gün adliyedeki odamdan bir şey sormak için A.A.’nın odasına gittiğimde …’un A.’nın odasında olduğunu gördüm. A. beni … ile tanıştırıp aynı dönemden idari hakim olduğunu ve Ankara hukuktan mezun olduğunu söyledi. Ben …’u daha önceden tanıdığımı söylemedim. Bir süre birlikte oturduktan sonra öğlen yemeğe gittik. Yemek dönüşü … kendi arabasıyla Malatya’ya döndü. Ben birlikte oturdukları odaya girmeden önce ne konuştuklarını bilmiyorum. Cumhuriyet savcısı S.Y.’yi halısahada top oynama etkinliklerinden dolayı tanıyorum. Kendisiyle bir kaç kez sohbet ettik. Gerek bu kişiler, gerekse de bana sorduğunuz diğer kişilerden Gülen Cemaati ile iltisakı veya mensubiyeti bulunduğunu söyleyebileceğim kimse bulunmamaktadır. Bunlardan söz konusu cemaatle bağı bulunan varsa ben bilmiyorum. …”
Davacı hakkında Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 06/07/2017 tarih ve İddianame No:… sayılı iddianameye göre; Portakal kodlu gizli tanığın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 19/08/2016 tarihinde alınan ifadesinde davacı ile ilgili olarak; “…Hukuk bölgesinin küçük bölge imamı demek; cemaat mensuplarından oluşmuş yedi sekiz evin sorumlusu demektir. Bu şahısın altında bölge üniversite, bölge lise, bölge ilköğretim vardır. Bu her evin imamı ayrıdır. Bu imamlar kendi bölge imamlarına bağlıdır. N.A. bölge imamıdır. Kendisi de büyük bölge imamı olarak M. isimli ilahiyatçıya bağlı olduğunu biliyorum. …Ben bir gece N.A.’nın kaldığı evde kaldım. O gece benim dışımda başka kişilerde bu evde kalıyordu. Bilahare bu eve … diye biri geldi. Beni onunla tanıştırdılar. … benimle yaklaşık bir saat sohbet etti. Beni tanımaya çalışıyordu. ……’ın daha sonra İdari Yargı hakimi olduğunu biliyorum. …N.A. ve …’ın açığa alınanların açıklandığı ilk listede olduğunu gördüm. …..’ın N.A.’nın altında bulunan bölge lise sorumlusu olduğunu anladım. Bölge lise sorumluları lise öğrencilerini takip eden imamların sorumlusu konumundadır. …… ertesi gün beni Talatpaşa Bulvarın arkasında bulunan ışık evlerinden birine götürdü. O evin sorumlusu İ.Ş. idi. Kendisi o dönem hukuk fakültesi üçüncü sınıf öğrencisiydi. Kendisinin hafız olduğunu ve bizden yaşlı olduğunu biliyorum. …Ben bu evde üç, dört ay kaldım. Şubat 2003 tarihinde …’ın organize ettiği Kuşadası’nda bulunan bir otelde kampa gittik, bu yere A.K., F.G., İ.Ş., … ve diğer hatırlamadığım kişiler vardı. Bu kişiler cemaat mensubu idi. ..Ev kurulduktan sonra Y.’nin evin işlerine karışmamasından dolayı kendisinden rahatsız olmaya başladım. Bu esnada N.A. bölge imamlığından alındı. Yerine … görevlendirildi. Ben …’un tavırlarını beğenmiyordum. Havalı bir tiplemeydi. N.A.’yı telefonla aradım, bana … ile görüş o problemleri çözecek dedi. Bunun üzerine …’ın kaldığı Cebeci’ deki eve gittim. Kendisine daha önce yaptığım masrafları belirtir kağıdı verdim. Y. ile ilgili şikayetleri belirttim. … kağıdı aldı, masrafların bazılarının üzerini çizdi, daha doğrusu sadece buzdolabı alımını bıraktı, diğerlerini çizdi. Ben 250 TL masraf yaptığım halde, bana 20 TL verdi. Ben bu duruma kızmıştım. Bana Y.’yi bırak sen bölge lise mesulü oldun dedi. Ben hem ev imamlığı hem de bölge lise mesullüğünün zor olduğunu söyledim. Ancak personel yetersizliği var, idare et ve Ö.’ye bağlı çalışacaksın dedi.” şeklinde beyanlarda bulunduğu görülmüştür.
Davacı hakkında Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen … tarih ve İddianame No:… sayılı iddianameye göre; Gizli Tanık …’nin Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığınca 25/08/2016 tarihinde alınan ifadesinde davacı ile ilgili olarak; “…İdari Yargı hakimi … üniversite sınavlarına cemaate ait dershanede hazırlandı.” şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.A. isimli şahıs, … Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında görülen davanın 27/03/2018 tarihli 4. celsesinde alınan beyanında özetle; Nazilli’ye tayininden sonra irtibatını devam ettirdiği kişilerin S.Y. ve İzmir’den geldiğini söyleyen M. isimli kişi olduğunu, M.’nin görevini daha sonra A. isimli kişinin devraldığını, Afyonlu olduğunu ve yeni evlendiğini söylediğini, ayrıca Aydın İdare Mahkemesinde hakim olan Y.A. ve … olduğunu, Didim Asliye Ceza hakimi olan M. (soyadı D… ya da Ö…. olabilir, memleketi Ordu’ydu.) isimli kişi olduğunu, bunları S.’nin organize ettiğini, bu kişilerle kahvaltıda tanıştığını, orada FETÖ sohbeti yapıldığını, S.’nin getirdiği bilgisayarda Fettullah Gülen videosu izlediklerini, bu kişilerin de yapının içinde olduğunu, daha sonra bir kez Y. veya … dediği kişilerden birinin lojmanın buluştuklarını, bir kez de M. isimli Didim hakiminin evine iftarda gittiklerini, bu toplantılara söylediği bu isimlerin katıldıklarını, dışarıdan gelen başka kimsenin olmadığını beyan etmiştir.
Davacı tarafından, tanıkların kendilerini suçtan kurtarmak amacıyla hakkında gerçek dışı beyanlarda bulundukları, anılan beyanların soyut ve çelişkili olduğu, baskı altında alınmış olması nedeniyle hükme esas alınmasına imkan bulunmadığı ileri sürülmüştür.
Bununla birlikte, … Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında görülen davada, mahkeme huzurunda yaptığı savunmasında davacının; ilk, orta ve lise öğrenimini Elazığ’da tamamladığını, lise son sınıfta … isimli tanığın da belirttiği gibi FEM dersanesine gittiğini, üniversite eğitimi sırasında bu yapıya ait öğrenci evlerinde kaldığını, evlerde kaldığı dönemlerde gelen öğrencilere ders anlattığını, üniversite sonrasında kendi isteği ile hakimlik savcılık sınavlarına girdiğini, sınava kendi evinde çalışıp hazırlandığını, meslek hayatı boyunca dönem arkadaşlarının katıldığı sohbet programlarına katıldığını, bu yönde beyanda bulunan tanıklar E.B. ve İ.E.’nin beyanlarının doğru olduğunu, tanık E.B.’nin bahsettiği yılda bir kez yapılan devre kamplarında genellikle aynı dönem arkadaşlar ile bir araya geldiklerini, tanığın belirttiği gibi 2014 yılının bahar veya yaz aylarında her zamanki gibi sohbet toplantısı için Ankara’da İ.E.’nin bahsettiği gibi S.D.’nin evinde toplandıklarını, bu toplantıya A.B.’nin de katılıp HSK üye seçimlerinde aday olacağını söylediğini, tanık E.B.’nin bahsettiği Burak isimli kişinin gerçek isminin K.T. olduğunu, E.’yi sohbete çağırdığını, A.A.’yı Akçadağ ilçesinde ziyaret ettiğini, evine davet ettiğini, A.N.S.’yi üniversiteden tanıdığını, beyanlarını kabul etmediğini, ByLock programını K.T. isimli kişinin program üzerinden görüşmek için telefonuna yüklediğini, programı 3-4 ay kullandığını, ancak örgütsel bir yazışma yapmadığını, K.T.’nin ayda birkez yaptıkları sohbetlere katıldığını beyan ettiği görülmüştür.
Bu durumda, davacının örgüt mensubu olduğuna, ByLock programını kullandığına, örgüt toplantılarına katıldığına, örgüt içerisinde bölge lise sorumlusu ve bölge imamı olarak görev aldığına, üniversite döneminde örgüte ait evlerde kaldığına, örgüte ait evlerde kaldığı süre zarfında öğrencilere ders anlattığına, örgütün devre yapılanmasında yer aldığına ve devre kamplarına katıldığına, 2014 yılı HSK üye seçimlerinde örgütün sözde “bağımsız” adaylarını desteklediğine ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.

c) Yargıçlar ve Savcılar Birliği Derneği (YARSAV) Üyeliği
i. YARSAV’a Üyelik Hususunda Genel Değerlendirme
YARSAV, 2006 yılında 501 kurucu üye ile Ö.F.E.nin başkanlığında, yargı mensuplarının oluşturduğu ilk sivil toplum örgütlenmesi olarak kurulmuştur. YARSAV, 2009 yılının Ekim ayında, Uluslararası Yargıçlar Birliği üyeliğine kabul edilerek uluslararası alanda faaliyette bulunmaya başlamıştır.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Teftiş Kurulu Başkanlığınca YARSAV Derneğine üyelik hususunda hazırlanan 26/04/2017 tarih ve 26-1 sayılı inceleme raporunda; anılan Derneğe 2007 yılında 146, 2008 yılında 157, 2009 yılında 70, 2010 yılında 525, 2011 yılında 45, 2012 yılında 64, 2013 yılında 3, 2014 yılında 17, 2015 yılında 10 ve 2016 yılında 17 olmak üzere toplam 1054 hâkim ve savcının üye olduğu görülmüştür.
667 sayılı KHK’nın “Kapatılan kurum ve kuruluşlara ilişkin tedbirler” kenar başlıklı 2. maddesi uyarınca anılan KHK’ya ekli III sayılı listenin derneklere ilişkin kısmının 250. satırında adına yer verilmek suretiyle millî güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen FETÖ’ye aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenen Yargıçlar ve Savcılar Birliği Derneğinin kapatılmasına karar verilmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağında “YARSAV kurulduktan sonra yavaş yavaş gündem olmaya başladı. [Ö.F.E.] sık sık basın açıklamaları yapıyordu …cemaat/örgüt yapılanmasını eleştiriyordu. Bu durum o dönem Adalet Bakanlığında bulunan örgüt-cemaat mensubu bürokratları rahatsız etmişti. …Süreç böyle devam ederken YARSAV’ın üye sayısı artmaya başlamıştı. …[Ö.F.E.’nin] sivri çıkışları cemaat/örgütü rahatsız ediyordu ve bu amaçla 2008 yılından itibaren cemaat/örgüt kendi mensuplarını YARSAV üyesi olmaya yönlendiriyor ve YARSAV’a girmeleri konusunda gizli telkinlerde bulunuyorlardı. …Bu süreç devam ederken YARSAV seçimleri yaklaşmıştı. Cemaat/ örgüt üyeleri YARSAV’ın içerisinde bulunanlar YARSAV aidatlarını düzenli olarak ödüyorlardı. Cemaat/ örgüt stratejisini bu süreçte önce [Ö.F.E.’nin] devrilmesine göre ayarlamıştı. Fakat sonradan bunun tepki çekeceğini kararlaştırıp bu stratejiden vazgeçtiler. Nihai amacı [Ö.F.E.’yi] tasfiye edip yönetimini, yönetimde bırakmak olarak belirlediler. Yapılan seçimlerde [Ö.F.E.] liste dışı kaldı ancak yönetim kurulu üyeleri yeniden seçildi.” şeklinde beyanda bulunulmuştur.
Yine aynı kişiye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16/11/2016 tarihli sorgulama tutanağında ise “YARSAV’a o dönemki adı ile cemaatin 2007 – 2008 yılından itibaren ciddi bir yönelmesi oldu, bize gelen talimatlar ile biz YARSAV’a üye olduk. Ben de gelen talimat üzerine 2009 yılında üye oldum. O dönem yine T3 ( taşra mesulü) U.Y. bize YARSAV yönetiminin tamamen ele geçirilmesi hususunda F. Gülen’e sorulduğunu söyledi. Ve F. Gülen’in “YARSAV yönetimini ele geçirecek gücümüz var” şeklinde sorulduğunu bize aktardı. F. Gülen’in de o dönemki Türkiye yargı mesulü’ne “sadece başkan değişsin” şeklinde talimat verdiğini bize iletti. …[Ö.F.E.] yönetime seçilemedi. O dönemde bize YARSAV aidatlarının düzenli ödenmesi talimatları da geliyordu. Hatta o dönem cemaat/örgüt YARSAV aidatların ödenmesi için mensup hâkim savcılara maddi destek veriyorlardı. Mesela bana da bu aidatı ödemem konusunda maddi destek verildi.” şeklinde beyanda bulunulmuştur.
Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesinin 18/01/2019 tarih ve E:2017/98, K:2019/20 numaralı kararında da muhtelif tarihlerde beyanları alınan Derneğin kurucu başkanı olarak görev yapmış Ö.F.E., yönetim kurulunda görev yapmış L.K. ve B.Y. tarafından da örgüt mensuplarının YARSAV’a organize bir şekilde üye oldukları, bu kişilerin zamanla çoğunluk haline gelip etkili bir konuma ulaşarak yönetimde söz sahibi olduklarının ifade edildiği belirtilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin Selçuk Özdemir (B. No: 2016/49158, 26/07/2017) kararında ise, FETÖ ile bağlantısı bulunan yargı mensuplarının, adaylık sürecinden itibaren mesleğin her aşamasında gizliliğe azami dikkat ederek bu yapılanmayla ilişkilerinin bilinmesine engel olmaya çalıştığı, bunun için kendilerini farklı sosyal gruplara aitmiş gibi gösterme gayreti içinde bulundukları, bu bağlamda FETÖ ile irtibatı olan birçok yargı mensubunun sosyal ortamlarda birbirleriyle yakın ilişki kurmadıkları, ibadetlerini gizli olarak yaptıkları, inançlarına aykırı davranışlarda bulundukları, yine yapılanmadan gelen talimat uyarınca kısa bir süre içinde YARSAV’a üye oldukları belirtilmiştir.
Sonuç olarak FETÖ için yargı organlarının, yargı erkiyle bağlantılı kurumların ve bu bağlamda yargı mensuplarının oluşturduğu ilk sivil toplum örgütlenmesi niteliğinde bulunan YARSAV’ın ele geçirilmesi ve yönetiminde söz sahibi olunmasının FETÖ’nün amaçlarını gerçekleştirebilmesi bakımından önem arz ettiği anlaşılmaktadır.

ii. YARSAV Üyeliğinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
2007-2008 yıllarından itibaren FETÖ ile bağlantısı bulunan yargı mensuplarının örgüt talimatı doğrultusunda sistematik bir şekilde üye olduğu YARSAV’a, davacının da aynı süreç dâhilinde 1559 üye numarası ile 14/10/2010 tarihinde üyelik kaydı yaptırdığı görülmektedir.
Davacı, YARSAV Derneğine kimseden emir ve talimat almadan Anayasanın 33. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 11. maddesinde düzenlenen örgütlenme özgürlüğü kapsamında üye olduğunu ileri sürmüştür.
Örgütlenme özgürlüğünün, kişilerin kendi menfaatlerini korumak için kendilerini temsil eden bir toplu teşekkül oluşturarak bir araya gelmeleri özgürlüğü olarak tanımlanması mümkündür. Anayasa’nın 33., 51. ve 68. maddelerinde düzenlenen “Dernek Kurma Hürriyeti”, “Sendika Kurma Hakkı” ve “Siyasi Parti Kurma Hakkı ” gibi örgütlenmeye yönelik haklar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 11. maddesinde karşılığını bulmaktadır. ”Örgüt” kavramı ise Anayasa Mahkemesi kararlarında AİHM kararlarına yapılan atıfla ”kişilerin serbest iradesiyle kurulan, ortak bir amaç için bir araya gelen kişiler topluluğu” olarak tanımlanmıştır (Hüseyin Demirdizen, B.No:2014/11286, 21/09/2013, §§ 35). İrade unsuru, özel hukuk tüzel kişiliğine sahip toplulukları, kamu tüzel kişiliğine sahip
topluluklardan ayıran en önemli ölçüdür (Le Compte, Van Leuven ve De Meyere/Belçika, 6878/75, 7238/75, 23/6/1981, § 43; Barthold/Federal Almanya, 8734/79, 25/3/1985, § 61; Sigurdur Sigurjonsson İzlanda, 16130/90, 30/6/1993, § 31 ). Kamu iradesi bulunmayan toplulukların örgütlenme özgürlüğü temelinde, kamu gücüne karşı menfaatlerinin koruması için dayanışma ve toplu ifade gücünden faydalanması söz konusu olmaktadır. Demokrasilerde vatandaşların bir araya gelerek ortak amaçları izleyebileceği örgütlerin varlığı, sağlıklı bir toplumun önemli bir bileşenidir.
YARSAV da 2006 yılında 501 kurucu üye ile üyelerinin ortak menfaatlerini savunabilmek amacıyla yargı mensuplarının oluşturduğu ilk sivil toplum örgütlenmesi olarak dernek statüsünde kurulmuştur. Bununla birlikte yukarıda da yer verildiği üzere YARSAV’ın faaliyetlerinden rahatsız olan FETÖ/PDY tarafından Derneğin yönetiminin ele geçirilmesi ve kendi amaçları doğrultusunda faaliyet göstermesinin sağlanması maksadıyla FETÖ ile irtibatlı ve iltisaklı hakim ve savcıların anılan Derneğe üye yapılması yönünde organize şekilde çalışmalar yürütülmüştür. Bir başka anlatımla FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı yargı mensupları kendi serbest iradeleriyle ve yargının ortak menfaatlerinin savunulması maksadıyla değil, Derneğin yönetimini ele geçirmek ve kendi maksatları doğrultusunda yönlendirmek gayesiyle YARSAV’a üye olmuşlardır.
Bu nedenle, 2007-2008 yıllarından itibaren talimat doğrultusunda olunan YARSAV üyeliğinin, davalı idarece yargı mensubunun meslekten çıkarılmasında FETÖ’ye irtibat ve iltisak noktasında sebep unsuru olarak kabul edilmesinin, davacının örgütlenme özgürlüğüne bir müdahale olarak nitelendirilemeyeceği sonucuna varılmıştır.
Bu kapsamda, YARSAV Derneğine üyelik şekli ile ilgili olarak yukarıda anlatılanlarla birlikte değerlendirildiğinde davacının beyanlarına itibar edilmemiş olup, davacının YARSAV üyeliğinin FETÖ ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu değerlendirilmiştir.

6) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın, AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan “özel hayata saygı hakkı” çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen “özel hayat” kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak “kanunla öngörülmüş olma”, aynı maddede sayılan “meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma” ve “demokratik bir toplumda gerekli olma” ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa’nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin “şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması”, “anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması” ve “demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması” gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS’in 8/2 ve Anayasa’nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS’in 15. ve Anayasa’nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS’in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa’nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun’la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK’nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa’nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ’nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS’in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı” hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS’in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.

7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesine yönelik isteminin de reddi gerekmektedir.

D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4. Posta gideri avansından varsa artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra istemi halinde davacıya iadesine,
5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
6.Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 03/03/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.