Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2015/37608 E. 2015/36791 K. 15.12.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/37608
KARAR NO : 2015/36791
KARAR TARİHİ : 15.12.2015

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davalı avukatınca duruşmalı davacı avukatınca duruşmasız olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde temyiz eden davalı Asil … ve vekili avukat … ile davacı vekili avukat…’in gelmeleriyle duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı, davalı ile 3.12.2008 tarihli avukatlık ücret sözleşmesi imzaladıklarını, sözleşmenin 2. maddesi gereğince takip konusu beş dava için ödenecek toplam ücret 150.000 Dolar +KDV olup, ödeme tarihlerinin belirtildiğini, gerek sözleşme konusu olan, gerekse sözleşme dışındaki pek çok dava ve takip dosyalarında vekalet görevini yerine getirdiğini, davalının ise kararlaştırılan ücretleri sözleşmede belirtilen zamanlarda ödemediğini, sadece 23.12.2009 tarihinde 67.000 TL + KDV tutarında bir ödeme yaptığını, bunun da ödeme günündeki kur üzerinden karşılığının 44.366 Dolar olduğunu, söz konusu ödeme mahsup edildikten sonra 5 adet dava nedeniyle bakiye ücret alacağının 105.634 Dolar +KDV olduğunu, ancak davalı tarafından 25.1.2011 tarihinde haksız olarak vekaletten azledildiğini, vekalet ücreti alacağının tahsili için başlatmış olduğu icra takibine de itiraz edildiğini ileri sürerek, fazlaya ilişin hakları saklı kalmak üzere, itirazın iptaline, %40 icra inkar tazminatının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, annesinden kendisi ve diğer mirasçılara intikal eden terekenin taksimi ve miras payının eline geçmesi için davalıya 15.10.2008 tarihinde vekaletname verdiğini, çeşitli tarihlerde olmak üzere toplam 155.000,00 TL ödeme yaptığını, davacının buna rağmen alacak iddiasında bulunduğunu, konuya hakim olmaması nedeniyle hulus ve saffetinden istifade ederek kendisine sık sık ücret sözleşmesi imzalattığını, 3.12.2008 tarihli sözleşmeden başka 27.2.2009 tarihinde 400.000 Dolar, 3.3.2010 tarihinde de 800.000 Dolar üzerinden sözleşmeler imzalattığını, vekalet görevini de yerine getirmediğini, taksim davasının davacı tarafından değil, diğer mirasçılardan biri tarafından açıldığını, davacıya mirasçılarla anlaşması ve sulh olması konusunda talimat vermesine rağmen gereğini yerine getirmediğini, aksine diğer mirasçılara karşı bilgisi ve talimatı dışında pek çok dava açıp, Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunduğunu, bu şekilde asıl işinden uzaklaşarak yeni davalar yarattığı gibi, terekenin paylaşılmasını da geciktirdiğini, davacının hiçbir duruşmaya girmediğini, aynı vekaletnamede adı bulunan diğer avukatların duruşmalara girdiklerini, öte yandan kendisi ile çıkar çatışması olan diğer mirasç…’e de hukuki yardım verdiğini, tüm bu nedenlerle davacıyı haklı olarak vekaletten azlettiğini savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, 5.3.2013 tarihli bilirkişi raporu ve 6.5.2013 tarihli ek rapor hükme esas alınarak, azlin haksız olduğu kabul edilmek suretiyle, davanın kısmen kabulüne, takibin 124.648 Dolar üzerinden devamına, takip tarihi olan 16.2.2011 tarihinden itibaren devlet bankalarının 1 yıl vadeli Dolar hesabına uyguladığı en yüksek faiz oranı üzerinden faiz yürütülmesine, inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiş, hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
1-Avukatın vekil olarak borçları Türk Borçlar Kanunu’nun 505. (Mülga Borçlar Kanunu’nun 389) ve devamı maddelerinde gösterilmiş olup, vekil, adı geçen Kanun’nun 506. maddesine göre müvekkiline karşı vekaleti sadakat ve özenle ifa etmekte yükümlüdür. Vekil, sadakat borcu gereği olarak müvekkilinin yararına olacak davranışlarda bulunmak, ona zarar verecek davranışlardan kaçınmak zorunluluğundadır.
“Özen borcu” ile ilgili Avukatlık Kanunu’nun 34. maddesinde mevcut olan, “Avukatlar, yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık ünvanının gerektirdiği saygı ve güvene yakışır bir şekilde hareket etmekle yükümlüdürler.” şeklindeki hüküm ise, avukatlık mesleğinin bir kamu hizmeti olması nedeniyle, Türk Borçlar Kanunu’nun 506. (Mülga Borçlar Kanununun 390.) maddesinde düzenlenen vekilin özen borcuna göre çok daha kapsamlı ve özel bir düzenlemedir.
Buna göre avukat, üzerine aldığı işi özenle ve müvekkili yararına yürütüp sonuçlandırmakla görevli olduğu gibi, müvekkilinin kendisi hakkındaki güveninin sarsılmasına neden olacak tutum ve davranışlardan da titizlikle kaçınmak zorundadır. Aksi halde avukatına güveni kalmayan müvekkilin avukatını azletmesi halinde azlin haklı olduğunun kabulü gerekir. Gerçekten de avukat, görevini yerine getirirken gerekli özen ve dikkati göstermemiş, sadakatle vekaleti ifa etmemiş ise, müvekkilinin vekilini azli haklıdır.
Avukatlık Kanununun, 174. maddesinde, “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.” hükmü mevcut olup, bu hükme göre azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkil avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Dairemizin kökleşmiş içtihatlarına göre haklı azil halinde ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edilebilir. Zira vekalet ilişkisi bir bütün olup azil, taraflar arasındaki tüm dava ve takiplere sirayet edeceğinden, azlin haklı olduğunun kabul edilmesi halinde, davacının azil tarihi itibariyle sonuçlanıp kesinleşmeyen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edebilmesi mümkün değildir. Buna karşılık haksız azil halinde ise avukat, hangi aşamada olursa olsun, üstlendiği işin tüm vekalet ücretini talep etme hakkına sahiptir.
Bu açıklamalardan sonra dava konusu olaya bakılacak olursa, 15.10.2008 tarihinde davalı tarafından davacı avukata vekaletname verildiği, 3.12.2008 tarihinde Avukatlık Ücret Sözleşmesi imzalandığı, taraflar arasındaki vekalet ilişkisinin 25.1.2011 tarihli azilname ile sona erdiği sabittir. Davacı avukat, vekaletten haksız olarak azledildiğini ileri sürerek, vekalet ücreti alacağının tahsili için eldeki davayı açmış, davalı ise azlin haklı olduğunu savunmuştur. Bu durumda davada öncelikle çözümlenmesi gereken husus, azlin haklı olup olmadığına ilişkindir.
5.3.2013 tarihli bilirkişi raporu ve 6.5.2013 tarihli ek raporda bu konuda, ”vekalet sözleşmesinin konusunu teşkil eden davalar itibariyle, taraflar arasındaki güven ilişkisinin çökmesine sebebiyet verecek, başka bir ifade ile davacı avukatın haklı nedenle azline dayanak teşkil edecek borca aykırı davranışının bulunduğuna ilişkin dosya içeriğinde herhangi bir olgunun yer almadığı, dosyadaki belgeler ve tarafların karşılıklı yazışmaları dikkate alındığında, davacı avukatın davalı müvekkilin talimatına aykırı hareket ettiği sonucuna varılmasının da mümkün olmadığı, bu nedenle azil nedeni olarak ileri sürülen hususların dosya içeriği ile varit olmadığı ve azlin haklı sebeple gerçekleştiğine dayanak teşkil etmeyeceği” belirtilmiş, mahkemece de bu rapor hükme esas alınarak hüküm kurulmuştur.
Oysa ki, taraflar arasındaki öncelikli uyuşmazlık konusu olan, “azlin haklı olup olmadığı” hususu ile ilgili, davalının iş bu davada ileri sürmüş olduğu tüm azil nedenleri mahkemece incelenip, değerlendirilmediği gibi, bilirkişi raporunda da bu konuda soyut ve genel ifadelere yer verilmiştir. Davalı azil nedenleri konusunda öncelikle, davacı avukatın, “mirasçılarla anlaşma ve sulh olunması” konusundaki talimatının gereğini yerine getirmediğini savunmuştur. Gerçekten de dosyada davalı tarafından davacıya gönderilen ihtarlarda bu konudaki talimatın tereddüte yer vermeyecek şekilde açıkça bildirildiği görülmektedir. Mahkemece davacı avukatın, talimata uygun davranıp davranmadığı araştırılmamıştır. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise bu hususta, taraflar arasındaki karşılıklı yazışma ve ihtar içerikleri belirtilip irdelenmeden soyut bir ifade ile, “davacı avukatın talimatlara aykırı hareket ettiği sonucuna varılmasının mümkün olmadığı” şeklinde görüş bildirilmiştir.
Davalı bir diğer azil nedeni olarak, davacı avukatın, kendisi ile çıkar çatışması olan kız kardeş…’e de hukuki yardımda bulunduğunu savunmuştur. Kararın gerekçesinde ve hükme esas alınan bilirkişi raporunda, söz konusu bu azil nedeni ile ilgili herhangi bir açıklama ve değerlendirme mevcut değildir. Oysa ki davacının, davalı tarafın temyiz dilekçesine karşı vermiş olduğu cevap dilekçesinde, davalının kız kardeşi…’e de hukuki yardımda bulunduğunu kabul etmekle beraber, bu konuda davalının bilgisi ve rızasının bulunduğunu, nitekim bu durumun daha sonra imzalanan 3.3.2010 tarihli sözleşmenin 1. maddesinde de hükme bağlandığını ileri sürdüğü anlaşılmaktadır. Mahkemece söz konusu bu azil nedeni de incelenmediği gibi, iş bu dava konusu olan 3.12.2008 tarihli sözleşmeden sonra aynı taraflar arasında imzalanan (dosyaya temyiz aşamasında, noksanlığın gidermesi için Dairemize ait geri çevirme ilamından sonra ibraz edilen) 3.3.2010 tarihli sözleşme de incelenip değerlendirilmemiştir. Davacı avukat, son olarak imzalanan bu sözleşmenin konusunun tamamen farklı olduğunu ileri sürerken, davalı ise her iki sözleşmenin konusu ve amacının aynı olduğunu, aynı amaca yönelik olarak davacı tarafından yüksek meblağlı sözleşmelere imza attırıldığını, bu nedenle davacıya olan güveninin sarsıldığını savunmuş, böylelikle bir başka azil nedenine daha dayanmıştır. Mahkemece bu konuda da inceleme ve değerlendirme yapılmamış, sadece kararın gerekçesinde, “davalı vekili her ne kadar başka sözleşmeler de imzalatıldığı iddiasında ise de, davacı vekili 3.12.2008 tarihinde imzalanan sözleşme nedeniyle vekillik ücreti talep etmektedir.” şeklinde bir açıklamaya yer verilerek, taraflar arasında imzalandığı uyuşmazlık konusu olmayan, ancak içeriği ve imzalanma amacı konusunda ihtilaf bulunan 3.3.2010 tarihli sözleşme hükümlerinin incelenmesine gerek olmadığı kabul edilmiştir.
Ne var ki eldeki dava konusu uyuşmazlığın çözülmesi için, iş bu davaya konu olan 3.12.2008 tarihli avukatlık Ücret sözleşmesinden sonra, aynı taraflar arasında imzalanan 3.3.2010 tarihli avukatlık ücret sözleşmesinin de incelenip değerlendirilmesi, her iki sözleşmenin kapsadığı hukuki yardımların belirlenmesi, aynı ya da farklı hukuki yardımlar için düzenlenip düzenlenmediğinin açıklığa kavuşturulması zorunludur. Kaldı ki, 3.3.2010 tarihli sözleşmede, davacı avukatın, davalının kız kardeşi olan .. …’e de hukuki yardım vereceği hükme bağlanmış olduğundan, davalının, haklı azil nedeni olarak dayandığı hususlardan biri olan, “davacının, müvekkili ile çıkar çatışması olan başka bir kişinin de vekilliğini üstlenmesi” konusundaki azil nedeninin haklı olup olmadığının belirlenmesi için de, bu yöndeki inceleme ve değerlendirmenin zorunlu olduğu görülmektedir.
O halde açıklanan tüm bu hususlarda inceleme ve değerlendirme yapılmadan eksik inceleme ile karar verilmiş olması isabetsizdir. Bu itibarla, taraflar arasında imzalanan gerek iş bu davada dayanılan 3.12.2008 tarihli sözleşme, gerekse daha sonra imzalanan 3.3.2010 tarihli sözleşme hükümleri irdelenip değerlendirilmeli, tarafların bu konudaki iddia ve savunmalarına göre, her iki sözleşmenin kapsam ve amacı, içerdiği hukuki yardımlar tespit edilmeli, gerektiğinde konusunda uzman üç kişilik bilirkişi kurulundan, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli bilirkişi raporu alınarak, az yukarda değinilen davalı tarafından ileri sürülen tüm azil nedenleri incelenip değerlendirilmeli ve sonucuna göre bir hüküm kurulmalıdır. Mahkeme açıklanan hususlar göz ardı edilerek, eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporuna göre yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
2-Bozma nedenine göre davacının temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.
SONUÇ : 1. bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün davalı yararına BOZULMASINA, 2. bent gereğince davacının temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 1100,00 TL duruşma avukatlık parasının davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, peşin alınan 25,20 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, peşin alınan 3.469,75 TL harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine 15/12/2015 gününde oybirliğiyle karar veril.