Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2014/32406 E. 2015/7760 K. 12.03.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/32406
KARAR NO : 2015/7760
KARAR TARİHİ : 12.03.2015

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı avukat, davalılardan …’ın vekili sıfatıyla diğer davalı şirket aleyhine işçilik alacaklarının tahsili amacıyla Kütahya İş Mahkemesinde dava açtığını ve sonuçlandırdığını, kararın dosyanın davalısı olan ..… tarafından temyiz edildiğini, mahkeme ilamına dayanarak icra takibi başlattığını, tahsilat aşamasında iken davalıların haricen sulh olarak müvekkilinin davadan ve icra dosyası alacağından feragat ettiğini, tüm bu işlemlerden bilgisi olmadığını, vekalet ücretlerinin ödenmediğini, her iki davalının da Avukatlık Kanunu’nun 165.maddesi gereğince avukatın tüm ücretlerinden sorumlu olduğunu, taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi bulunmadığından müddeabihin %10’u ila %20’si arasında akdi vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek belirsiz alacak hükümleri doğrultusunda İş Mahkemesi dosyası nedeniyle 4.385,00-TL ve icra takibi dosyası nedeniyle 5.963,00-TL olmak üzere toplam 10.348,00-TL (HMK’nun 107/1 maddesi doğrultusunda istenilen asgari miktar olarak kabulü ile) akdi vekalet ücretinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsilini istemiş; birleşen davada ise, iş mahkemesi dosyası için mahkeme ilamında belirlenen karşı yan vekalet ücreti olarak 4.385,00-TL ile icra takip dosyası için hesaplanan 5.963,00-TL karşı yan vekalet ücretinin davalılardan tahsili için başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptalini ve %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
Davalılar, 25.469,00-TL işçilik alacağının davalı şirket tarafından davalı işçinin hesabına yatırıldığını, davalı işçinin davasından feragat ettiğini, taraflar arasında anlaşma ya da sulhun bulunmadığını, feragat nedeniyle davanın reddine karar verildiğini, ortada vekalet ücretine hak kazanılacak bir dosyanın kalmadığını savunarak davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, asıl davanın kısmen kabulüne, 5.679,00-TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, fazla istemin reddine, birleşen davanın kısmen kabulü ile davalılar aleyhine Ankara 3. İcra Müdürlüğü’nün 2012/8361 sayılı dosyası ile girişilen icra takibinin 5.713,00 TL üzerinden kısmen iptaline, hükmolunan alacağa dava tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesine, fazla istem ile icra inkar tazminatı isteminin reddine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davacının temyiz itirazlarının incelenmesinde; Davacının asıl davada talebi davalı … vekili olarak diğer davalı şirket aleyhine Kütahya İş Mahkemesinde açılan dava dosyası ve bu mahkeme ilamına dayanarak başlatılan icra dosyası için davalıların sulh olması nedeniyle ödenmeyen akdi vekalet ücretlerinin tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, İş Mahkemesi dosyası için akdi vekalet ücretine hükmedilmiş, taraflar arasında bu konuda yazılı bir sözleşme bulunmadığı, kural olarak davanın bir bütün olduğu, davanın açılışından hükmün tahsiline kadar olan süreci kapsayacağı ve buna göre davacının dava ve icra takibi için sadece bir akdi vekalet ücreti isteyebileceği gerekçesi ile icra dosyası için talep edilen akdi vekalet ücreti isteminin reddine karar verilmiştir.Avukatlık Kanunu’nun “Avukatlık ücretinin belli bir işe hasredilmesi” başlıklı 173. maddesinin 1. fıkrasında “Sözleşmede aksine bir hüküm yoksa, kararlaştırılan avukatlık ücreti yalnızca avukatın üzerine almış olduğu işin karşılığı olup, mukabil dava, bağlantı ve ilişki bulunsa bile başka dava ve icra kovuşturmaları veya her türlü hukuki yardımlar ayrı ücrete tabidir.” düzenlemesi mevcuttur. Davacı ile davalı müvekkili arasında yazılı bir ücret sözleşmesi bulunmamaktadır. Bu durumda, taraflar arasında aksine bir kararlaştırma bulunduğu ispat edilemediğinden icra takipleri de ayrı ücrete tabidir. Hal böyle olunca mahkemece, icra takip dosyası nedeniyle de akdi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde bu talebin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
3-Davacı, birleşen davada iş mahkemesi dosyası ve icra dosyasında hakedilen karşı yan vekalet ücretinin davalılardan tahsili için başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptalini ve %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesini istemiştir.Mahkemece, uyuşmazlığın sözleşmeden kaynaklandığı, yargılamayı gerektirdiği ve alacağın likit olmadığı gerekçesiyle icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
İİK’nın 67. maddesinin 2.fıkrası hükmünce, icra – inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması gerekir. Burada borçlunun kötüniyetli itiraz etmiş bulunması yasal koşullardan değildir. İnkar tazminatı, aleyhinde yapılan icra kovuşturmasına itiraz edip duran ve işin itirazla çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bunlardan ayrı, alacağın likit ve belli olması gerekir. Daha geniş bir açıklama ile borçlu tarafından alacağın gerçek miktarı belli, sabit ve belirlenmek için bütün unsurlar bilinmesi mümkün nitelikle olması yeterlidir. Borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise, alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir. Açıklanan yasal kuralların ışığında takip konusu alacak değerlendirildiğinde; birleşen davada talebin hasma tahmil edilen vekalet ücretine ilişkin olması ve borçlunun Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilecek konumda bulunması nedeniyle alacağın likit ve muayyen nitelikte olduğunun kabulü ile icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekir. Mahkemece, yanlış değerlendirme ile icra inkar tazminatı talebinin reddedilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
4-Davalıların temyiz taleplerinin incelenmesinde; Davacının dava dilekçesinde Kütahya İş Mahkemesi’nin 2010/421 Esas sayılı dosyası nedeniyle 4.385,00-TL akdi vekalet ücreti talebinde bulunduğu, bu miktarın HMK’nın 107/1 maddesi gereğince istenilen asgari miktar olarak kabulü ile Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesi gereğince hakedilecek ücretin hesaplanması gerektiğini belirttiği anlaşılmaktadır.Mahkemece, İş Mahkemesi dosyası nedeniyle akdi avukatlık ücreti olarak 5.679,00-TL’ye hükmedilmiştir. HMK’nun “Belirsiz Alacak ve Tespit Davası” başlıklı 107. maddesinde; “(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.” düzenlemesi mevcuttur.Dosya kapsamında davacının davanın başında belirtmiş olduğu talebini arttırdığına dair bir bilgi ve belge bulunmadığı halde mahkemece talepten fazlasına hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle tarafların sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci ve üçüncü bentte belirtilen nedenlerle kararın davacı yararına, dördüncü bentte belirtilen nedenlerle kararın davalılar yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 12.03.2015 gününde oyçokluğuyle karar verildi.

MUHALEFET ŞERHİ

Dava asıl ve birleşen dosyada davalıların sulh olması nedeniyle davacı avukatın akdi ve karşı yan vekalet ücreti istemine dayanmaktadır. Çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık; sulh halinde ödenmeyen avukatlık ücretinin kapsamının tayinine ilişkin olup aralarında yazılı bir ücret sözleşmesi düzenlemeden hukuki yardım devam ederken vekil bypass edilerek müvekkil ile hasmının sulh olması halinde ücretin hangi değer üzerinden belirleneceği konusundadır: Harca tabi davalarda dava dilekçesinde gösterilen değer üzerinden mi? mahkemece hükmolunan meblağa göre mi? yoksa sulh olunan değer esas alınarak mı saptanacaktır? dolayısıyla Avukatlık Yasasının 164/4. maddesindeki yüzdelik oranlar hangi değere uygulanacaktır.
1136 sayılı Avukatlık Yasasının ‘Ücret dolayısıyla müteselsil sorumluluk ‘ başlıklı 2/5/2001 tarih ve 4667 sayılı Yasanın 78 md ile değişik 165 maddesine göre “İş sahibinin birden çok olması halinde bunlardan her biri, sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşmayla sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde her iki taraf avukat ücretinin ödenmesi hususunda müteselsil borçlu sayılırlar.” Kanunun bu açık hükmüne göre sulh her ne suretle gerçekleşirse gerçekleşsin taraflar arasında anlaşmayla sonuçlanan ve takipsiz bırakılan dava ve işlerde avukatlık ücreti yönünden avukata karşı hasım ve iş sahibinin müteselsilen sorumlu oldukları uyuşmazlık konusu değildir.
1136 sayılı Yasanın m. 164/4. bendinde; taraflar arasında yazılı bir avukatlık ücret sözleşmesinin bulunmaması halinde ücretin nasıl belirleneceği düzenlenmiştir. Uyuşmazlıkta bu maddenin uygulanmasıyla ilgilidir. 13/01/2004 tarihli 5043 sayılı Kanunun 5. maddesi ile değişik m. 164/4. fıkrasında “Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. (Değişik cümle: 13/01/2004 – 5043/5. md.) Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.” Düzenlemesine yer verilmiştir Hemen belirtilmelidir ki sık değişikliğe uğrayan bu madde kendi içinde çelişkili, üzerinde yorum birliği sağlanamayacak derecede muğlak olup net ve açık bir düzenleme niteliği taşımamaktadır. Uygulamada da birlik bu yüzden sağlanamamaktadır. Kanun maddesinde bir yandan “davanın değeri” “hükmolunacak şeyin değeri” denilirken diğer yandan kazanılan bölüm yönünden ‘ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değeri’nden bahsedilmektedir. Maddenin ikinci bendinde taraflar arasında yazılı sözleşmeye bağlanacak ücret sözleşmesinde “dava veya hükmolunacak şeyin değeri” kriterine yer verilmişken yazılı sözleşmenin olmadığı ya da geçersiz olduğu hallerde uygulama alanı bulan 4. fıkrada ise “ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değeri” kriterine yer verilmiştir. Bu haliyle müddeabih kavramından her somut olaya göre ne anlaşılıyorsa ücret bu değere göre belirlenmektedir. Bu nedenledir ki madde sübjektif yorumlara açıktır denilebilir.
Somut olayda davalı işçinin vekili olan davacı, iş mahkemesine açtığı davada diğer davalı olan şirketten işçi hakları için toplam 37.863,80 TL istemiş, mahkemece kabulüne karar verilmiştir. Eldeki ücret davasında ise bilirkişi, işverenin işçiye banka havalesiyle gönderdiği 25.469,00 TL yi sulh miktarı olarak kabul edip bu bedel üzerinden 2012 yılı AAÜT tarifesini uygulayarak iş mahkemesi dosyası için 3056,28 TL icra dosyası için 3056,28 TL toplam 6.112,56 TL akdi vekalet ücreti hesaplamış, mahkeme ise iş mahkemesinin hükmettiği 37.863,80 TL yi müddeabih olarak benimseyip md. 164/4 e göre takdiren %15 oranıyla 5679,00 TL akdi vekalet ücretini takdir etmiştir. Dairemizin değerli çoğunluğu ise hesaplamanın yapılış şeklini irdelemeden davacının Kütahya İş Mahkemesinin 2010/421E sayılı davası nedeniyle asgari olarak belirttiği 4.385,00 TL akdi ücretin dava sırasında artırılmadığı ve talepten fazlaya karar verilemeyeceği gerekçesiyle hükmü bozmuştur. Öteki deyişle hüküm altına alınan 37.863,80 TL üzerinden yapılan hesaplamayı taleple sınırlı kalarak kabul etmiştir. Bu kabul şekli dairemizin istikrarlı uygulamalarına aykırıdır. Dairemizin uygulamasına göre avukat tarafından takip edilen dosyada tarafların sulh olmaları halinde vekil eden ile avukat arasında sözleşme bulunmaması veya sözleşmedeki ücretin geçersiz olması halinde gerek vekil eden gerekse hasım, sulh olunan miktar, sulh olunan miktar belli değilse, mahkemece gerçek sulh olunan miktar araştırılarak bulunacak miktar, aksi takdirde dava veya icra takibine konu harcı ödenen dava değeri üzerinden vekalet ücreti hesaplanmalıdır. Dairemizin (13. Hukuk Dairesi) 20.9.2011 gün ve 2011/6250-12808 E.K., 24.05.2011 gün 2010/12917-2011/7982 E.K., 12.04.2011 gün 2011/9295 E. 2012/10112 K., 2.12.2013 gün 2013/23239 E.-29815 K. ve 17.02.2014 gün 2013/26929-2014/4123 E.K. 24.02.2014 gün 2013/28635 2014/4819 sayılı kararlarında benimsendiği üzere sulh olunan değere göre hesaplama yapılarak sonuca gidilmesi gerekirken belgeye dayalı mahkeme dışı sulh miktarını esas almayan ve hükmolunan meblağ üzerinden hesaplamaya cevaz veren 4012 TL üzerinden davanın kabulünü işaret eden bozmaya katılmıyorum. Davada feragatin sulh anlaşmasına bağlı olduğu tarafların kabulündedir. Dolayısıyla sulh tarafların kabulünde olduğuna göre ücret hesabı da sulh miktarına göre yapılmalıdır. Mahkeme içi sulh olmuş olsa idi hakim sulh olunan bedele karar verip uyuşmazlığı sonlandıracaktı. (HMK m.315) Hüküm kesinleşinceye kadar taraflar sulh olabileceğinden (HMK m.314) mahkeme içi sulh gibi muvazaalı olmadıkça haricen yapılan sulhün de aynı etkiyi göstermesi gerekir. Esasen avukatın ücretinin hesabında sulhun, karar verildikten sonra gerçekleşmesinin müddeabihin belirlenmesine etkisi yoktur. Zira mahkeme dışı sulh olsa bile sulh ile taraflar uyuşmazlığa son verip, müddeabihin değerini, karar verilmişse hükmolunan meblağın infazını ortadan kaldırıp yeni bir bedel veya değerde anlaşarak bu şekilde adli gerçekten ayrılıp maddi gerçeğe ulaşmışlardır. Müvekkile yapılan bu ödeme davada kazanılan kısım olup müddeabih halini almıştır. (Bknz.Y4. HD nin 17.01.2012 tarih ve 2011/14888-2012/361 E.K.sayılı ilamının (b) bendi) Bu arada belirtelim ki kural olarak avukatlık ücret miktarını ispat yükü davacı avukata düşer. (Y.13 HD 18.1.2010-2009/8346-2010/68) Ne varki sulh olunan meblağ ve sulh sonucu kazanılan menfaatin değerinin ispatı ise müvekkile veya onunla sulh olan tarafa aittir. Davalılar sulh miktarını ispat etmiş olup sulh değerinin daha fazla olduğunu iddia ve ispat yükü altında olan kişi ise avukattır. Davalı şirketin sulh miktarını vergi usul kanunu ve diğer idari düzenlemelere uygun olarak banka havalesi ile gönderdiği sabit olup elden daha fazla ödendiği de ispatlanamamıştır. Netice itibariyle davacının vekil olarak takip ettiği dava ve icra takibi, dosya yargıtayda iken sulh bedeli üzerinden anlaşma sonucu feragat ile sonuçlanmıştır. Davacı sulh niteliğindeki bu anlaşma ile müvekkiline kazandırılan miktar üzerinden ücrete hak kazanır. Hal böyle olunca mahkemece vekalet ücretine konu iş mahkemesi ve icra takip dosyasının tarafları arasındaki sulh anlaşması ile davacının müvekkiline kazandırılan miktar 25.469,00 TL TL olduğu gözetilerek bu miktar üzerinden her iki dosyada da ayrı ayrı olmak üzere; Avukatlık Asgari Ücret Tarifesindeki nispi ücretin altında olmamak üzere Avukatlık Kanununun 164.maddesine göre %10’u ile % 20 arasında bir miktarın akdi vekalet ücreti olarak ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre yapılacak hesaplamaya göre karşı yan yasal vekalet ücretinin hesaplanması gerekirken, aksine düşüncelerle yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozma bu gerekçeyle yapılmalıdır. Bu sebeple bozma ilamının 4. bendindeki düşünceye katılamıyorum.