Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2014/16256 E. 2015/9160 K. 24.03.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/16256
KARAR NO : 2015/9160
KARAR TARİHİ : 24.03.2015

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davalı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde temyiz eden davalı Asil … ve vekillleri avukat …, avukat . .. ile davacı vekili avukat …nün gelmeleriyle duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı, kardeşi olan davalı ile birlikte 15.6.1996 tarihli sözleşme ile dava dışı müteahhit tarafından yapılacak olan binadan birer adet daire satın aldıklarını, müteahhitin işi bırakması nedeniyle dairelerin tamamlanıp teslim edilemediğini, Almanya’da işçi olarak yaşadığından, daire nedeniyle ödemiş olduğu bedelin tahsili için davalıya 26.12.1989 tarihli vekaletname verdiğini, yurt dışında olduğu sırada davalının, arsa sahibine karşı açmış olduğu davada, mahkemeye sahte bir temlikname ibraz etmek suretiyle, sözleşmeden kaynaklanan tüm alacağın kendisi adına karar altına alınmasını sağladığını, bu durumu öğrenince davalıyı 8.9.2006 tarihinde vekaletten azlettiğini ileri sürerek, davalının tahsil ettiği miktardan kendisine düşen hisse bedeli olan 85.000,00 TL’nin ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın zamanaşımına uğradığını, davacının alacağını kendisine temlik ettiğini savunarak, davanın gerek zamanaşımı, gerekse esastan reddini dilemiştir.

Mahkemece, “davalı ile dava dışı arsa sahibi arasında Ankara 22. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1997/703 E. sayılı dosyası üzerinden görülen davada, temliknamenin geçerli kabul edilerek kesinleşmiş olduğu gerekçesiyle” davanın reddine ilişkin verilen ilk karar, davacının temyizi üzerine Dairemizce, “Dosyada mevcut olan, davacı ve davalının alıcı, dava dışı müteahhit .. . satıcı, arsa sahibi . ..’nın ise satıcı olarak imzalamış oldukları 15.6.1996 tarihli sözleşme ile, müteahhit şirket tarafından yapılmakta olan binanın 13 no’lu dairesinin davacıya, 14 no’lu dairesinin ise davalıya satıldığı, satış bedellerinin ödendiği, arsa sahibinin de sözleşme nedeniyle sorumlu olduğu, davalının, sözleşmeye aykırılık iddiası ile dava dışı arsa sahibine karşı Ankara 22. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1997/703 E. sayılı dosyası üzerinden tazminat davası açtığı, yargılama sırasında davacının imzasını taşıyan 15.10.1996 tarihli temliknameyi ibraz ederek, gerek kendisinin satın almış olduğu 14 no’lu, gerekse davacının satın almış olduğu 13 no’lu daire için ödenen satış bedelleri toplamı olan 4.500.000.0000 TL’nin tahsilini talep ettiği, mahkemece davanın kabulüne karar verilerek hükmün kesinleştiği, kesinleşen ilam gereğince alacağın tahsili için başlatılan takipte ödemelerin devam ettiği anlaşılmakta olup, davacı, davalı ile birlikte alıcı sıfatıyla imzalamış oldukları satış sözleşmesinden doğan alacaklarını davalıya temlik etmediğini, Ankara 22. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1997/703 E. sayılı dosyasına ibraz edilen temliknamedeki imzanın da kendisine ait olmadığını ileri sürerek, tazminat istemiyle eldeki davayı açmıştır. Mahkemece, Ankara 22. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen davada, temliknamenin geçerli olduğu kabul edilerek kesinleştiği belirtilmek suretiyle davanın reddine karar verilmişse de, davacı anılan davada taraf olmadığından, davacı yönünden olayda kesin hüküm veya kesin delil söz konusu değildir. Bu nedenle davacı tarafından kabul edilmeyen 19.10.1996 tarihli temliknamenin geçerli olup olmadığı, imzanın davacıya ait olup olmadığı incelenip değerlendirilmek suretiyle sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, temliknamedeki imza inkar edilmiş olmasına, kesin hüküm veya kesin delil de söz konusu olmamasına rağmen, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.” gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda bu kez, davanın kısmen kabulüne, 58.721,64 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, verilen bu hüküm de davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine.
2-Mahkemece, hükmüne uyulan bozma ilamı gereğince, davalı tarafa verilen mehil üzerine, davalı asil ve vekilinin temlikname aslını, Ankara 22. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1996/703 esas sayılı dosyasına ibraz ettiklerinden bahisle iş bu dosyaya ibraz edemeyeceklerini bildirdikleri, Ankara 22. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen cevabi yazıda da, temliknamenin dosyada bulunmadığının bildirildiği, böylece dosyada fotokopisi bulunan temliknamenin aslının davalılarca ibraz edilemediği, ilgili dosyasında da temliknamenin bulunamadığı bildirildiğinden, temlikname altındaki imzanın davacıya ait olup olmadığı konusunda inceleme yapılması imkanının bulunmadığı belirtilerek, 28/01/2013 ve 26/11/2013 tarihli bilirkişi raporları gereğince davacının davalıdan talep edebileceği alacağın toplam 58.721,64 TL olduğu benimsenmek suretiyle bu miktarın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Ankara 22. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen 1997/703 esas 1999/271 karar sayılı davada, davalı … tarafından davacı sıfatıyla gerek kendi adına gerekse temliknameye dayanarak iş bu davanın davacısı olan kardeşi … (Genç) adına talepte bulunulmuş olup, mahkemece de temliknamenin geçerli olduğu kabul edilmek suretiyle … adına hüküm kurulmuş ve adı geçen kişi hükme bağlanan alacağı icra dosyasından tahsil etmiştir. Davalı, davacının hissesi nedeniyle de tahsilat yapmış olduğundan, davacının hissesine karşılık gelen 1/2 tahsilat miktarı kadar sebepsiz zenginleşmiş olmaktadır. O halde davacı, davalının, verilen hüküm sonrasında kendi payı itibariyle icra dosyasından yapabileceği tahsilat miktarının, denkleştirici adalet ilkesi gereğince iş bu dava tarihi itibariyle ulaşacağı alım gücü karşılığını talep edebilir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise, davalının, takip borçlusunun haczdedilip ihaleye çıkarılan ve o tarihte henüz inşaat halinde olduğu anlaşılan taşınmazını, hükme bağlanan alacağa karşılık satın alması nedeniyle, söz konusu bu taşınmazın tamamlanmış haldeki ve iş bu dava tarihi itibariyle değerinin 1/2’si olan 50.000,00 TL ile ayrıca icra dosyasından yapılan tahsilatın da 1/2’si olan 8.721,64 TL toplanmak suretiyle, davacının talep edebileceği alacak miktarının 58.721,64 TL olduğu belirtilmiş, mahkemece de bu miktar üzerinden hüküm kurulmuştur.
Oysa ki, hükme bağlanan ilamın tahsili için devam edilen icra takibinde, davalının, alacağın tahsili amacıyla borçlunun haczedilip satışa çıkarılan, henüz inşaat halindeki taşınmazını, alacağa karşılık ihale sonucunda satın almış olması kendi tercihi olup, davacının uğradığı zararın, söz konusu bu taşınmazın eldeki dava tarihi itibariyle tamamlanmış değerinin 1/2’si üzerinden belirlenmesi, davacının olay nedeniyle uğradığı gerçek zarar miktarının tespiti için kabul edilebilecek bir yöntem değildir. Bu itibarla söz konusu bilirkişi raporu hükme esas alınarak hüküm kurulmuş olması da isabetsizdir. O halde mahkemece, davacının uğramış olduğu zararın tespiti için, davalı tarafından ilam konusu alacağa karşılık, ihale suretiyle satın alınan taşınmazın güncel değeri dikkate alınmadan, taşınmazın alacağa karşılık sayılan ihale bedeli ile, icra dosyasından fiilen yapılan diğer tahsilatlar toplanarak, ilamlı takipten bu şekilde toplam olarak elde edilecek tahsilat miktarının, davacının hissesini oluşturan 1/2’lik kısmının, tahsilatın yapıldığı tarihten, iş bu dava tarihine kadarki, denkleştirici adalet ilkesine göre ulaşacağı alım gücü karşılığı tespit edilerek, tespit edilecek bu miktar üzerinden hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ : 1. bent gereğince davalının diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün, davalı yararına BOZULMASINA, 1100,00 TL duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, peşin alınan 1,002,85 TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, 24.03.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.