Danıştay Kararı 5. Daire 2016/58684 E. 2021/297 K. 16.02.2021 T.

Danıştay 5. Daire Başkanlığı         2016/58684 E.  ,  2021/297 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2016/58684
Karar No : 2021/297

DAVACI: …

DAVALI: … Kurulu
VEKİLİ: Av. …

DAVANIN KONUSU: Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının iptali ile bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının hak ediş tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI: Dava konusu kararın soruşturma yapılmadan ve savunma hakkı tanınmadan tesis edildiği, adil yargılanma ilkesi, masumiyet karinesi ve silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiği, kararın idari işlemin tüm unsurları yönünden hukuka aykırı olduğu gibi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Anayasa, 2802 ve 6087 sayılı Kanunlara da aykırı olduğu ileri sürülerek dava konusu kararın hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir.
Öte yandan, dava konusu kararın dayanağı olan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin (6749 sayılı Kanun) 3. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu iddia edilerek, anılan hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması talep edilmiştir.

DAVALININ SAVUNMASI: Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa’nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp “göreve son” müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Yasa’nın 33. maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI …’ÜN DÜŞÜNCESİ:Davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğü gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Genel Kurulu’nun … tarih ve … sayılı kararının iptali ve bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istenilmiştir.
Tarafların usule ilişkin iddiaları yerinde görülmeyerek işin esasına geçildi.
T.C. Anayasasının 138. maddesinde, “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz. …”, 139. maddesinde, “Hakimler ve savcılar azlolunamaz, … Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”, “Hakimler ve Savcılar Kurulu” başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, “Kurul, … meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.”, bu maddenin 10. fıkrasında ise, “Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz. … ” hükümlerine yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” başlıklı 53. maddesinde, “Hakim ve savcıların: a) fıkrasında, Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) fıkrasında, Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, …. hallerinde görevleri sona erer.” şeklinde düzenleme yapılmıştır.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu’nun “Kurulun görevleri” başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmış, “Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri” başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, Adli ve idari yargı hâkim ve savcıları hakkında meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma Genel Kurulun görevleri arasında sayılmış, “Yeniden inceleme, itiraz ve yargı yolu” başlıklı 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da görüleceği hükme bağlanmıştır.
15.7.2016 günü başlatılan darbe girişimi üzerine; kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde; Milli Güvenlik Kurulunun Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20.7.2016 tarih ve 498 sayılı tavsiye kararı üzerine, toplanan Bakanlar Kurulu’nca ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21.7.2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 4. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunca 22.7.2016 tarihinde kararlaştırılan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname 23.07.2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulmuş, “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …. hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca …. meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir.” şeklinde düzenleme yapılmış ve bu Kanun Hükmünde Kararname, 29.10.2016 tarih ve 29872 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kanunlaşmıştır.
08.03.2018 tarihinde yürürlüğe giren 7075 sayılı Kanun ile kanunlaşan 23.01.2017 tarih ve 29957 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 11. maddesinin 2. fıkrası ile, “22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3’üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18.10.2016 tarih ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenler, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabilir.” hükmü getirilmiştir.
Davaya konu HSYK Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararıyla, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3’üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin, 23/07/2016 tarih ve 29779 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3’üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiştir.
667 sayılı KHK’nin 3. maddesinde, yargı mensuplarının meslekten çıkarılmasının gerekçesi olarak, Anayasa’ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmeleri ile örgüt hiyerarşisi içerisinde ve ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği belirtilmiştir.
6749 sayılı Kanun ve 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında, genel olarak terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan söz edilmekle birlikte, 667 sayılı KHK’nın genel gerekçesi ile madde gerekçesinde, “FETÖ/PDY” maddede sayılan “terör örgütü, yapı, oluşum veya gruplar” arasında belirtilmiş ve anılan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için sözkonusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya mensubiyet şeklinde olması zorunlu olmayıp irtibat ya da iltisak şeklinde olması da yeterli görülmüştür.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarih, 2017/16-956 Esas ve 2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24.04.2017 tarih, 2015/3 esas, 2017/3 karar sayılı kararında, Bylock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğu, gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığı ve kişinin örgütle bağlantısını gösteren delil olacağı kabul edilmiştir.
Dosyanın içeriğinden ve davalı idarece sunulan CD’lerin incelenmesinden, tanık veya şüpheli olarak ifadeleri alınanların beyanları ve davacı ile ilgili FETÖ/PDY terör örgütü üyelerinin aralarında iletişimi sağlamak amacıyla kullandıkları bylock programına ilişkin yapılan tespitlerin birlikte değerlendirilmesinden davacının FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatının olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
Kaldı ki her ne kadar kesinleşmemiş olmakla birlikte davacı hakkında silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye olma suçuyla açılan kamu davasında, … Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılamada verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararla; suçu sabit görülerek “6 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına” hükmedilmiştir.
Bu durumda davacının meslekten çıkarılmasına dair davaya konu HSYK Genel Kurulu kararı ile işleminde hukuka aykırılık görülmemiştir.
Diğer taraftan söz konusu HSYK Genel Kurulu karar ve işleminin davacıya ilişkin kısmında hukuka aykırılık bulunmaması karşısında davacının bu karar ve işlem nedeniyle parasal haklardan yoksun kaldığından söz edilemeyeceğinden ortada tazmini gereken bir hak bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle,davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde; davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 3. maddesine ilişkin Anayasaya aykırılık iddiası ise ciddi görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:

A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı’nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa’nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK’nın anılan toplantısında “demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla” Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00’den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK’nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.

2) Davacıya İlişkin Süreç
… tarih ve … sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından … tarih ve … sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın iptali ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının hak ediş tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faiziyle birlikte tazmini talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan davacının, ceza yargılaması sonucunda … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği görülmüştür.

B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa’da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa’nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa’nın 5. maddesi: “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.”
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz…”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: “Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar…”

2) AİHS
AİHS’in 6. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.”
AİHS’in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS’in 15. maddesi: “Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir.”

3) Kanun
667 sayılı KHK’nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır…”

4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan “Bangalor Yargı Etiği İlkeleri”nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.

C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS’in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS’in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM’e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, “yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması” şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Tebligat ve cevap verme” kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, savunma dilekçesi ekinde gösterilen ancak dosyaya sonradan ibraz edilen CD, Dairemizin 31/07/2018 tarihli kararıyla davacıya tebliğ edilerek cevap hakkını kullanabilmesi ve beyanlarını dosyaya sunabilmesi için otuz (30) günlük süre tanınmıştır.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in ‘’Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay’da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay’da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.

2) FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, “Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!”, “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ’nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
“Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup …bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. …Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. …Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır…
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir…
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır…
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir…
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır…”
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ’nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde …siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; –Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.– …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. …FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. (“T” taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ’nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, “önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV’de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi” şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.

3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM “demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu” belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM’e göre “kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır.” (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa’nın “Hâkimlik ve savcılık mesleği” kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede “… Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar.” denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak “bağımsızlık” ve “tarafsızlık” ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.

4) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına” ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir” niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ”kavuşan, bitişen, birleşen”, irtibatlı kavramını ise ”bağlantılı” olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.

5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararın dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu kararın tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu kararın hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.

a) ByLock Delili
i. ByLock Uygulamasına İlişkin Genel Değerlendirme
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında belirtildiği üzere ByLock uygulaması, kullanılması için indirilmesi yeterli olmayan ve özel kurulum gerektiren, kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını eklemeden taraflar arasında mesajlaşmanın başlayamadığı, bu bakımından sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân veren, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunan, böylece kullanıcılarının, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlayan bir iletişim sistemidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında; ByLock uygulamasının 2014 yılı başlarında uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olduğu, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve bluetooth yoluyla yüklenildiği hususunun yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşıldığı, ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakınının FETÖ mensuplarına ait örgütsel temasa ve faaliyetlere ilişkin olduğu; kullanıcılar tarafından buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, örgüt liderinin talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye’yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ’ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafi temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, sistemin deşifre olduğunun düşünülmesi halinde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verilerek Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel nitelikte ve amaçta mesajlar gönderildiği ifade edilmiştir.
Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock’a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ”inceleme, kopyalama ve çözümleme” kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür.
Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock’a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ”inceleme, kopyalama ve çözümleme” kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de Bylock verilerinin kanuni bir temele dayanmadan ve hukuka aykırı şekilde elde edildiğine yönelik iddialar yönünden yapılan başvuruda; 4/6/2020 tarih ve Başvuru No: 2018/15231 sayılı kararı ile Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi aynı kararında, yapısı, kullanım şekli ve teknik özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkumiyete dayanak olarak alınmasının, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini etkisiz hale getiren keyfi bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceği tespitinde de bulunmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ByLock uygulamasına ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan Y.G. isimli şahıs tarafından İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş beyan: “Bana ByLock adlı programı indirmemi 2014 Temmuz’da Ali adlı kişi söyledi. Önce VPN programını daha sonra da ByLock’u kurmamı, VPN’yi açmadan ByLock’u kullanmamam gerektiğini açıkladı. Daha sonra beni kendisi ekledi ve onaylamamı söyledi. Böylece buradan daha güvenli mesajlaşabilecektik onlara göre. Çünkü 2014 HSYK seçimleri yaklaşmaktaydı ve hızlı bir haberleşme ağı lazımdı.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Malatya Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 16/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “2014 HSYK seçimlerinden yaklaşık 3-4 ay önce E.E.’nin evinde toplanmıştık. …… abi denilen kişi bir programdan bahsetti. Bu program üzerinden haberleşeceğimizi söyleyerek telefonlarımızı istedi. Kendisi telefonlarımıza ByLock denilen programı söz konusu sohbet sırasında yükledi. …ByLock programını kullanan cemaatteki herkesin paylaşımlarını görmek mümkün değildi. Sadece arkadaş listesi (grup) şeklinde oluşturulan arkadaşlarla konuşabilmekte ve yazılar paylaşabilmekteydik. …HSYK seçimlerinin sonuna kadar ByLock programı üzerinden haberleşme sağlanıyordu. Cemaat mensuplarının istemleri doğrultusunda seçimlerden sonra ByLock programını sildim.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B. isimli şahsa ait Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 22/03/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “… isimli şahıs telefonuma ByLock yüklemek istedi. Ancak akıllı telefonum olmadığı için yükleyemedi. Ben de eşimin telefonunu kendisinden habersiz aldım. Bir şeyler yaptı. Bundan sonra buradan haberleşeceğiz dedi. ……, hâkim ve savcıların kişisel bilgilerini (dünya görüşü, siyasi görüş vs.) özellikle ByLock’tan ona atmamı istiyordu. …… bana tablet almamı, başka bir akrabamın adına hat almamı söyledi. Ancak ben bunu da yapmadım. Daha sonra …, bana içinde hat olan bir tablet getirdi. Tablette ByLock programı yüklüydü. Gelen yazıları okuyordum. Ayrıca bana tablette silme programını gösterdi. Herhangi bir durumda onu kullanmamı söyledi.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ö. isimli şahsa ait Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 02/03/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “2014 yılının Ağustos ayında E.Ö. çalıştığı yer olan Silivri’ye gelmemi söyledi. Silivri’ye gittikten sonra beni oradan alıp Silivri İlçesinde oturan D.S.’nin evine götürdü. Burada … kod adlı şahıs da vardı. Kendisi telefonumu istedi. Kendisi bana ByLock isimli programı yükledi. Artık buradan haberleşeceğimizi bana söyledi. Çünkü benim tek kaldığımı, bir şekilde haberleşmemiz gerektiğini söyledi. 2015’in Şubat ayına kadar bu program üzerinden haberleştik.”
Bu durumda, FETÖ tarafından gizliliği sağlamak için örgütsel haberleşme amacıyla oluşturulduğu ve münhasıran FETÖ tarafından kullanıldığı anlaşılan ByLock uygulamasının yüklendiğinin, bu ağa dâhil olunduğunun tespit edilmesi hâlinde, bu kişilerin örgüte üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut örgütle irtibatı ortaya konulmuş olabilecektir.

ii. ByLock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Dava dosyasında, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından davacı hakkında düzenlenmiş “ByLock Tespit Tutanağı” yer almaktadır. Anılan tutanakta, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca … tarih ve …-…-…-… sayılı soruşturma yazıları kapsamında gönderilen ByLock abone listeleri üzerinde yapılan çalışmalarda davacının 129.861 satırlık ByLock abone listesinde kaydının olmadığı; davacının ailesine yönelik çalışmada …’nın … IUD kullanıcı hesabının görüldüğü, 129.861 satırlık ByLock abone listesinin 50398 ve 50399 satırlarında kaydının olduğu, 50398. satırında tespit edilen GSM aboneliğinin …, tespit edilen cihaza ait IMEI numarasının …, tespit edilen ilk tarihin 11/08/2014 olduğu; 50399. satırında tespit edilen GSM aboneliğinin …, tespit edilen cihaza ait IMEI numarasının …, tespit edilen ilk tarihin 30/08/2014 olduğu belirtilmiştir.
Dosyaya ibraz edilen 11/02/2015 tarihli mal beyanı formunda, davacı tarafından iletişim numarası olarak … numaralı GSM hattının bildirildiği görülmüştür.
Bununla birlikte davacının yargılandığı … Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında, “..SANIK M. SAVUNMASINDA : “Ben bu konuyla ilgili hazırlıkta beyanda bulunmuştum, o beyanlarımı aynen tekrar ederim. Tarafıma isnat edilen hiçbir suçlamayı kabul etmiyorum, terör örgütüyle herhangi bir alakam yoktur, 16/07/2016 tarihinde nöbetçi savcı idim, görevliydim, otopsiye gitmek üzereydim, daha sonra gözaltına alındım, benim evimde ben yokken arama yapılmıştır, yapılan hukuken geçersizdir, alınan imajlar ve materyaller benim huzurumda alınmamıştır, müdafii huzurunda alınmamıştır, bundan dolayı geçerli değildir, … ve … nolu telefonlar benim üzerime kayıtlıdır, bu telefonları 26 20 olanını eşim, diğerini ben kullanırım, ben bylock yüklemedim ve kullanmadım, telefonumda bylock çıkması mümkün değildir, bunlar iftiradır,…İddia, sanık … savunması, bylock tespit tutanağı, gizli tanık beyanı, itirafçı şüpheli beyanları ve tüm dosya kapsamından; hakim iken FETÖ/PDY soruşturmaları kapsamında görevinden el çektirilen sanık …’in eşi M. adına kayıtlı fiilen kendi kullanımındaki (resmi kurumlara irtibat numarası olarak bildirdiği ve bilirkişi raporuna göre sanık tarafından fiilen kullanıldığı saptanan numara) … numaralı GSM hattının takılı olduğu …(0) IMEI numaralı telefon cihazını kullanarak …, … ve … bylock IP’lerinden giriş yapmak suretiyle örgüt talimatı doğrultusunda FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün gizli haberleşme ağı bylocka dahil olduğu,…” şeklinde beyan ve tespite yer verildiği görülmüştür.
Davacı tarafından bu delile karşı kabul etmediği şeklinde beyanda bulunulmuştur. ByLock uygulaması ile ilgili yukarıda aktarılan hususların, davacı tarafından düzenlenen 11/02/2015 tarihli mal beyanı formu, davacı ve eşi hakkında düzenlenmiş olan “ByLock Tespit Tutanağı”, davacının eşinin ceza dosyasındaki beyanı ve diğer tespitlerin birlikte değerlendirilmesi sonucunda davacının bu beyanına itibar edilmemiştir.
Netice itibarıyla davacı ve eşi hakkında düzenlenen “ByLock Tespit Tutanağı” ile diğer belge ve tespitlerin değerlendirilmesinden; davacı tarafından … GSM numarasından, … IMEI numaralı cihazla ByLock uygulamasının yüklendiği anlaşılmaktadır.

b) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Y.K., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunca düzenlenen 07/12/2016 tarihli şüpheli ek sorgulama tutanağında, “.. Sınavı kazanarak staja başlayan kişiler Ankarada iki bölüme ayrıldılar. Bir grubun başında yine bizim gibi stajyer olan …, diğer grubun başında R.Y. vardı. Ben …’ın grubunda kaldım ve benim gibi cemaat evinde kalan ve yine benim gibi hakim adayı olan M.D., E.E.,… bulunmaktaydı ve bu kişiler …’ın grubunda idiler…Saydığım bu isimlerin hepsi hakkında bu süreçte meslekten ihraç ve adli soruşturma başlatıldığını hatırlıyorum…Stajımız bitene kadar çoğu arkadaşımız evlenmiş oldu. Evlenmeyen çok az kişi vardı. Bizi evlendirme telaşında oldukları için artık M.F. ile de görüşmeye başlamıştık. Ben hiç istemiyordum ve bu durumumu da grup sorumlum … biliyordu. Birkaç kişiyi bana evlenmem için önerdiler, ancak ben kabul etmedim. Sanırım yalnız atanmamızı istemiyorlardı. … bu durumumu bildiği için belki kabul eder diye eşinin tanıdığı memleketlim olan birinden bahsetti. Ancak babası yeni ölmüş durumu biraz zor deyince ben gene istemedim. İlk söylediği buydu. Sanırım bana söyledikten sonra eşi, eşim E.’e benden bahsetmiş ve o da düşünmüş ve bana söyledikten iki ay sonra tekrar bahsetti. Ben de aileme danıştım ve olumlu olunca görüşmeye karar verdim. İlk görüşmemiz 18 nisan 2013 te oldu. Elvankentte Y. adında birinin evinde görüştük, adresi vermişlerdi, ben de gittim. M.F.’nın evine daha önceleri gittiğimiz için yakındı ve buldum. Ancak bana Y.’un üst katlarında oturan O.K.’ın evini tarif etmişler. O.K. da sanırım 14. Dönemin evlendirme mesulü idi, o da beni alt kata yönlendirdi. Y. adlı kişi eşimden öğrendiğime göre eşimin evlendirme mesulüymüş. Evde Y. ve eşi varken biz görüştük. Tanışmamız olumlu olunca devam ettik ve evlendik…eşim artık mesafe koymaya karar verdi.gelmek istediklerinde müsait değiliz nöbetçiyiz gibi şeyler uyduruyorduk. Eşimin ayrıca görüştüğü benim … ile olan ilişkim gibi oun da n.a. ve f.ç. ile irtibatı vardı.eşim artık onların aramalrını açmıyordu ve sonradan dönmüyordu.kayıtlarda bu bellidir. Hatta açmadığı için … vasıtasıyla bana ulaşıyorlardı açsın diye yine açmıyordu. Haberleşmek için bir program kurmuşlar ben bu programa muvaffak değildim,mahiyetini bilmiyordum.eşim telefonlara ve gelen mesajlara cevap vermeyince … bana msj atıyordu mailini açsın diye. Ben de eşime söylüyordum hoşuna gitmiyordu..”,
Aynı şahıs Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 28-30/11/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında, “…Bizim kazandığımız kesinleştikten sonra A. kod adlı A.S. bana staj yeri olarak Ankarayı seçmemi söyledi, bende onun söylemesi üzerine Ankarayı seçtim. Mülakatın açıklanmasından sonra göreve başlamadan önce Ankarada 13.dönem olarak staj yapacak bayan hakim-savcı adaylarına yönelik Ankara Keçiörende bulunan çalışma evi olarak kullanıldığını öğrendiğim bir evde toplantı yaptılar. Bu toplantıda ismini veya kod adını bilmediğim, şu an teşhis edebileceğimi düşünmediğim bir şahıs bize önce sohbet yaptı. Sonrasında staj evlerinde kimin hangi evde kalacağını, ev sorumlularının kimler olacağını, devre mesullerinin kimler olacağını açıkladı. Bu toplantıya benimle birlikte … kod adlı …, A.Ö., A.K., M.Y., B.B., E.E,, Ç.S., M.B.A., N. kod adlı N.K., H.Ö., R.A., S. kod adlı A.T., S.K., B.K. vardı. Bu toplantıya N.K.’in katılmadığını, memleketinde olduğunu ve biz staj evlerini tuttuktan sonra geldiğini hatırlıyorum. Ayrıca yine S.B.K.’nın bu toplantıya gelmediğini hatırlıyorum. Zaten bu toplantı devre mesulü olan … kod adlı …’nın sorumlu olduğu Ankaradaki 13.dönem staj yapılanmasındaki evlerde kalacak kişilerdi. Diğer devre mesulü olan R.U.’in sorumlu olduğu Ankaradaki 13.dönem staj yapılanmasındaki evlerde kalacak kişilerin toplantısı da benim kendi kaldığım yukarıda tarif ettiğim Keçiörendeki mülakat evinde gerçekleşti. Ancak o toplantıya katılmadığım için o toplantıya kimlerin katıldığını ve sohbeti kimin yaptığını bilmiyorum. Ayrıca bu toplantıda devre mesulü olan … kod adlı …’nın sorumlu olacağı 13.döneme ait staj evlerinin Yenimahalle civarından tutulacağı söylendi. Biz de bu bölgeden … kod adlı …’nın sorumlu olacağı dört ev kiraladık. … kod adlı …’nın sorumlu olduğu dört evin birincisinin ev sorumlusu bendim. Benim evde benim dışımda B.K., N.Ö., S.K. Vardı. … kod adlı …’nın sorumlu olduğu dört evin İkincisinin ev sorumlusu M.B.dı. Bu evde M.B. dışında …vardı…… kod adlı …’nın sorumlu olduğu dört evin üçüncüsünün ev sorumlusu … kod adlı …’ydı. Bu evde … kod adlı … dışında H.Ö., R.A., A.T. Vardı. … kod adlı …’nın sorumlu olduğu dört evin dördüncüsünün ev sorumlusu A.K.’dı. Bu evde A.K. dışında …vardı. Ayrıca … kod adlı …’nın sorumlu olduğu, yapının çalışma evlerinde ve mülakat evlerinde kalan ancak Ankarada ailesinin yanında kalan, ailesinin evinden programlara gidip gelen E.G. isimli şahıs vardı. Yine … kod adlı …’nın sorumlu olduğu memleketi Çarşamba’da staj yapan, akademi döneminde gelerek B.B.’ın kalmış olduğu staj evinde kalan Z.E. isimli şahıs vardı….Devre mesulü olan … kod adlı …’nın yanında bir kişi daha devre mesulü görevini yapıyordu. Bu kişi R.U.’di. R.U.’in sorumlu olduğu 13.dönem staj yapılanmasına ait üç tane ev vardı. … Ancak bu üç evde kalan kişileri isim olarak biliyorum. Bu kişiler … M.A.’dü. (Bu şahsın da eşi taşrada görev yapıyordu, bu nedenle Ankarada staj yapmıyordu ve staj evlerinde kalmıyordu. Ancak akademi döneminde staj evlerinde kalıyordu). 13.dönem Ankara staj yapılanmasının devre mesulü olan … kod adlı …’nın üzerinde sorumlu olan ve yapı içerisinde devreci olarak adlandırılan F. kod adlı B.E. isimli şahıs vardı. Bu şahıs hamile olması nedeniyle doğum iznine ayrılacaktı. Bu nedenle bunun yerine H. kod adlı S.B. geldi ve biz stajı bitirene kadar … kod adlı …’nın üstünde bu görevi yaptı. Hatta bizim atanmamıza yakın devreci olarak siviller görev yapmaya başladı. … kod adlı …’nın üstünde sivil olarak Z. kod adlı bir şahıs ile E. kod adlı bir şahsın eşi olduğunu bildiğim ve şu an kod adını hatırlamadığım bir şahıs vardı. Bu şahısların ev hanımı olduğunu hatırlıyorum. 13.dönem Ankara staj yapılanmasının devre mesulü olan R.U.’in üstünde Z. kod adlı F.K. vardı. Bunun dışında başka bir kişi olmadığını hatırlıyorum. Ayrıca bizim stajın sonrasındaki Z. kod adlı F.K.’un yerine gelen sivil var mıydı, yok muydu tam olarak bilmiyorum. Yukarıda bahsetmiş olduğum siviller aynı şekilde burdan da sorumlu olabilir. Ancak bundan tam olarak emin değilim. İfadenin uzun süredir devam etmesi, zamanın akşam olması nedeniyle 1 saat sonra devam edilmek üzere saat:19:35’de ifadeye ara verilmiştir. İfadeye saat:20:49 sıralarında tekrardan başlanılmıştır. Şüpheliye staj yapılanması ile ilgili genel bilgilerini, yapılanmanın özelliklerini anlatıp anlatamayacağı sorulduğunda; bildiğim kadarıyla anlatacağım dedi. DEVAMLA:Staj evinde kalmaya başladığım ilk sıralarda haftalık programın olduğu bir günde … kod adlı … staj evindeki eşyaları göstererek yeni alındığını anlatarak ilk maaşımızın himmet olarak alınacağını söyledi ve kimseden bu hususta itiraz gelmedi. … kod adlı … da ilk maaşımızı bu şekilde aldı. Ayrıca staja başladığımız andan itibaren her ay aldığımız maaşın %15’i kadar himmet parası isteniyordu. Evli olanlarda bu miktar %10’du. Bu sıradan bir uygulamaydı ve farklı bir durumu olmayan herkes maaşının %15’ini himmet olarak verirdi. Ailevi durumu itibari ile borç ödemek zorunda kalan adaylar olduğunda da hoş karşılanmazdı. Bu durum yapıya olan bağlılıkta bir kusur olarak görülürdü. Ben de evlenene kadar her ay düzenli olarak bu parayı verdim. Evlendikten sonra da düğün borçlarını kendimiz üstlendiğimiz için uzun bir süre eşim de ben de himmet parası veremedik. Bu durum da kod adı Kenan olan gerçek ismini H. olarak hatırladığım şahıs tam olarak olmasa da 100,00 TL gibi bir rakam da olsa istiyordu ve biz zor durumda kalıyorduk. Kod adı Kenan olan gerçek ismini H. olarak hatırladığım bu kişi ile eşim muhattap olduğu için hangi ayda ne kadar verdiğimizi eşim ifadesinde anlatacaktır. Yine staj döneminde … kod adlı …’nın sorumlu olduğu dört evden ikişer ev toplanacak şekilde haftalık toplantılarımız olurdu. Bunda da sayının kalabalık olması ve dışarıdan dikkat çekeceği sebebiyle ikişer ev olarak kararlaştırılmıştı. Bu evlerden M.B.’ın sorumlu oluduğu ev ile benim sorumlu olduğum ev beraber toplanırdı. A.K.’ın sorumlu olduğu ev ile … kod adlı …’nın sorumlu olduğu ev beraber toplanırdı. Bu toplantılarımız genellikle dini ibadet eksenli olurdu. Örneğin Kuran-ı Kerim okuma, risale okuma, Feto elebaşısının kitaplarını okuma, vaazlarını dinleme eksenli olurdu. Bunun dışında bir talimat geldiğinde … kod adlı … bize aktarırdı. Ayda bir ya da iki ayda bir olmak üzere de devre sorumlumuz olan F. kod adlı B.E. ve ondan sorumlu olarak gelen H. kod adlı S.B.’in de geldiği olurdu. Bu kişiler bizzat talimatları kendileri vermez, hal Hatır sorup evden ayrılırlardı. Bu talimatların içinde FETÖ elebaşından geldiği söylenen notlar okunurdu. Bazıları gündeme dair olurdu. Toplantılarda sohbet yapılması nadiren olurdu. Arada sırada M. kod adlı R.A.’ın bu toplantılara gelip namaz kıldırdığı ya da sohbet yaptığı olurdu. Yine staj yapılanması ile ilgili bahsedeceğim şeyler arasında menfı-müspet ayrımı da şu şekildedir; bu yapıya tamamen karşıt olanlar, ehli dünya olarak tabir edilen yaşam tarzına sahip olanlar menfi olarak adlandırılırdı. Ailevi ya da kendi yaşam tarzı ile muhafazakar bir yapıya sahip olanlar ya da bu yapının olumlu şeyler yaptığını düşünenler, karşıt olmayanlar müspet olarak adlandırılırdı.
13.dönemin evlendirme mesulü A. kod adlı M.E.’dır. Çoğu arkadaşımız da A. kod adlı M.E.’ın yönlendirme ve tavsiyesi ile evlenmiştir. Staj döneminin sonunda Ş. ve N. kod adlı M.F. da evlendirme mesulü olarak 13.dönemle ilgilenmişti. Staj dönemine başladığımız zaman hepimizden arkasında boy-kilo-memleket bilgilerinin yazılı olduğu vesikalık fotoğraf istendi ve evlendirme mesulümüz olan A. kod adlı M.E. … kod adlı …’nın kaldığı evde toplantı yaptı. Bu toplantıda kişilerle tek tek görüşülerek herkesin şahsi fikri olarak evleneceği kişide bulunması gereken özel bir niteliğinin olup olmadığını, memleket ayrımı yapıp yapmayacağını ya da Kürt, Laz, Çerkez gibi etnik yapıya sahip biri ile evlenmek isteyip istemeyeceğimiz, kendinden küçük ya da büyük olacak şekilde herhangi bir yaş sınırının olup olmadığı soruldu. Bende cevaben mümkünse memleketimden veya civarından olmasını, benden yaşça büyük birinin olmasını istedim. Yapı içerisinde genellikle dörtlük olan bir kişi dörtlük olan bir kişi ile, beşlik olan bir kişi beşlik olan bir kişi ile evlendiriliyordu. Ancak bunun istisnai durumları davardı. Bunun dışında bana birkaç kez bazı önerilerde bulundular ama ben ilk başta istemedim. Ancak … kod adlı … beni, …’nın eşi olan M.G. da eşimi tanıyordu. Bu iki şahıs benim ve eşimin anlaşabileceğini düşünmüşler. Daha sonra … kod adlı … bana bu durumu söyledi. İlk başta ben bu hususu kabul etmedim. Akademinin sonlarına doğru yine bana eşimden bahsetti ayrıca M.G.’da bu esnada eşime yıllıktan fotoğrafımı göstermiş, ben de akademinin sonu olması, memleketlim olması nedeniyle görüşmeyi kabul ettim. Sonra … kod adlı … beni Ş. kod adlı M.F.’nın evine gönderdi. Ş. kod adlı M.F. bana bir adres verdi, o adrese gittim. Bu adres Elvankentteki adliye lojmanlarından biriydi. Bu gittiğim ev hakimlik yaptığını ve evlendirmeden sorumlu olduğunu sonradan öğrendiğim O.K.’ın eviydi. O.K.’ın evine gittiğimde kayınvalidesi kapıyı açtı ve içeri davet etti. Sonrasında O.K.’ın eşine beni Ş. kod adlı M.F.’nın gönderdiğini söyledim. Daha sonra O.K.’ın eşi de beni aynı lojmanda alt katta bulunan, kod adını Y. olarak bildiğim, gerçek ismini bilmediğim, hakim olduğunu bildiğim bir şahsın evine gönderdi. Eve girdiğimde Yavuz kod adlı kişi beni bir odada bekletti. Evin başka bir odasında da eşim bekliyormuş. Yaklaşık 5-10 dakika sonra evin salon kısmında bizi görüştürdü. Eşimin akademi dönemi ve öğlen vaktinde gelmiş olması sebebiyle bu görüşme çok uzun sürmedi. Eşim akademiye geri dönmek durumunda kaldı. Daha sonra biz farklı bir tarihte eşimle yine Y. kod adlı şahsın evinde görüştük. Görüşme sonucunda karşılıklı olarak olumlu düşünceler oluşması nedeniyle Y. kod adlı şahsın eşi benim telefonumu eşime vermiş. Eşim ile bu şekilde konuşmaya başladık ve sonrasında evlendik. Şüpheliye yapı aracılığı ile evlenen kişilerin olup olmadığı ve bunları anlatıp anlatamayacağı sorulduğunda; bildiğim ve hatırladığım kadarıyla anlatacağım, dedi. DEVAMLA: … kod adlı …’nın yapı aracılığı ile M.G. ile evlendiğini biliyorum. Bunu ben … kod adlı …’dan öğrendim. Hatta bu şahıslara evlilik için aracılık eden izdivaç sorumlusu Adnan kod adlı M.E.’dı. B.B. yapı aracılığı ile A.B. ile evlendiğini biliyorum. Bunu ben staj döneminde arkadaş ortamında öğrendim. Hatta bu şahıslara evlilik için aracılık eden izdivaç sorumlusu Adnan kod adlı M.E.’dı….Staj dönemi boyunca devre sorumlularımızdan gelen talimatları bize … kod adlı … haftalık yaptığımız toplantılarda iletirdi. Bu yapıda bulunduğumuz sürede genel olarak yapacağımız tüm toplantılarda cep telefonlarımızın toplantı yapacağımız odanın dışına çıkarılması istenirdi. Biz de bu şekilde davranırdık. Bu talimatlardan biri de akademide bulunduğumuz sürede yapılacak olan sınıf başkanlığı seçimleri ile alakalıydı. İlk akademi dönemindeki sınıf başkanlığı seçiminde H.İ.A.’a, ikinci akademi döneminde de Ö.G.’ya oy vermemiz yönünde talimat getirdi. Bu şahıslardan H.İ.A.’ın yapıya mensup olmadığını zannediyorum. Ancak bu hususu net olarak bilmiyorum. Ö.G.’nın da yapıya mensup olduğunu zannediyorum. Bunu düşünmeme sebep ise akademi döneminde kendi sınıfımın yapacağı Afyon gezisinde kalacağımız otelde kimin hangi odada kalacağını otobüste … kod adlı … karar verdi. Sınıf başkanı olduğu halde Ö.G.’nın bir şey dememesi nedeniyle bu işin talimatla yapıldığını düşündüm ve otelde ben baha zimmetli olan K.Ç. ile birlikte kaldım. Bu nedenle bu şahıs hakkında böyle bir intiba oluştu. Ancak bu başkan olan adayların yapıya mensup olup olmadığı konusunda herhangi bir görgüye veya duyuma dayalı bilgim yoktur. Bende … kod adlı …’nın dediği şekilde ilk akademi seçiminde H.İ.A.’a oy vermiştim. İkinci akademi seçiminde ise Ö.G.’ya oy vermiştim. Ayrıca diğer sınıflardaki seçimlerin de bu şekilde gerçekleştiğini biliyorum. Bunun dışında akademi yurdunda kalma konusunda yapıya dahil olmayan kişilerle bu yapıya dahil olan kişilerin yurtta aynı odada kalmaları yasaktı. Çünkü yapıya dahil olan kişilerin namaz kıldığının diğerlerinin bilmesi istenmezdi. Ayrıca ikinci akademi döneminde staj evinde bulunan bazı arkadaşlarımıza akademi yurdunda kalmaları yönünde dilekçe vermeleri istendi. Kararlaştırılan bu talimata göre belirlenen kişiler ikişer kişi aynı odada olacak şekilde dilekçe verip aynı odada kalmaları sağlandı. Bu kişilerden bazıları M.B. ile N.K. bu talimatı yerine getirerek aynı odada kaldılar. Bu talimatın amacı da yurt ortamında yapıya dahil olmayan kişilerle yakınlık kurarak ileriye dönük arkadaşlık ilişkisi kurmaktı. Bu arkadaşlık ilişkisinin de ileride yapılacak olan HSYK seçimlerinde oy kullanmaya yönelik işe yarayacağını düşünmüşlerdi. Zaten bu husus dile getiriliyordu ve zimmetleme olayının da temel amacı buydu. Staj bittikten sonra kura çekmeden önce HSYK’da çalıştığını bildiğim E. kod adlı E.Ö., … kod adlı …’nın aracılığı ile … kod adlı …’nın grubunda bulunan kişileri bir evde toplayarak toplantı yaptı. Bu toplantıya E. kod adlı E.Ö.’ın eşi olan G.’ün de katıldığını hatırlıyorum. Bu toplantıda kura çektikten sonra görev yerlerimizdeki komisyon başkanlarıyla ya da başsavcılarıyla hemen irtibata geçerek kendimizi tanıtmamız istendi. Hatta mümkün olursa da bizzat ziyaret edilmesi istendi. Ayrıca görev yerlerimize başladıktan sonra mesleki anlamda bir sıkıntımız olduğunda … kod adlı … aracılığı ile kendisine iletmemizi istedi. Biz de anlattığı şekilde kura çektikten sonra atandığımız yerlerdeki komisyon başkanları ve başsavcıları arayarak kendimizi tanıttık. Bunun dışında eşimle evlenme kararı aldıktan sonra eş birleştirmesinin ne şekilde olacağı ve buna göre de evimizi nereye kuracağımız yönünde bilgi almak amacıyla eşim E. kod adlı E.Ö.’ı arayarak yakın tarihlerde mazeret kararnamesi olup olmayacağını, olacaksa da tarihini sordu. E. kod adlı E.Ö. da 2013 yılının eylül ayı gibi bir mazeret kararnamesinin olabileceğini talep dilekçelerinin biriktiğini söyledi. Biz de E. kod adlı E.Ö.’ın ilettiği bu tarihe göre ağustos ayında resmi nikah tarihi günü aldık. Resmi nikahı yaptık ve düğün tarihimizi belirledik. Bunun dışında kendisi ile bu açıklamalar çerçevesinde başka bir irtibatımız olmadı. Ancak atandıktan sonra … kod adlı … sorumlu olduğu dönemdeki kişileri arayarak müsait olup olmama durumlarına göre Ankarada … adlı E.Ö.’ın evinde yapılacak olan toplantıya zaman zaman çağırdığı olurdu. Bunun dışında … kod adlı … E. kod adlı E.Ö.’ın katılamayacağı toplantıları da kod adını bilmediğim R.A.’ın Ankarada eşi ile birlikte oturduğu evde yapardı. Biz de bu tarihlerden bir iki keresinde bu toplantılara katıldık. E. kod adlı E.Ö.’ın katılacağı toplantıların Etlikte eski GATA Hastanesinin yakınlarında bulunan kayınvalidesinin evinde yapıldığını biliyorum. Ben aklıma gelen şu hususu da eklemek istiyorum. Stajda ayrıca evlilik süreci içinde olmayan herkesin evlilik seminerine katılması istendi. Yapılacak bu seminer için bize Balgatta bulunan … adında bir adres söylendi. Herkes grup grup belirlenen saatlerde o seminere katılarak evlilik sertifikası aldı. Bizim stajımız bitmeye yakın bir gün beni … kod adlı … kendi evine çağırdı. Gittiğimde orada A.K. ve H.Ö.’in de olduğunu gördüm. Bize hitaben “siz artık grup sorumlusu olacaksınız ve bu görev sizin meslek hayatınız boyunca devam edecek ve değişmeyecek” diyerek sorumlu olduğumuz kişileri ayrı ayrı açıkladı. Buna göre benim grup sorumlusu olarak sorumlu olduğum kişiler … … kod adlı A.T.’dır. Bu görevin amacı … kod adlı … ile bu kişiler arasındaki koordinasyonu sağlamak ve birbirimiz arasındaki ve yapıya duyulan sıcaklığı devam ettirmekti. Diğer grup sorumlularının kimlerden sorumlu olduğunu hatırlayamıyorum. Ben 3 mayıs 2013 tarihine kadarki yapı içerisinde yer aldığım döneme ilişkin tüm bildiklerimi samimi bir şekilde anlattım. Ben 3 mayıs 2013 tarihinde yapılan kurada Kastamonu Merkez’e hakim olarak kura çektim ve burada hakim olarak görev yapmaya başladım. Ayrıca eşim de 7.ayda yapılan kurada Mersin İli Erdemli İlçesine hakim olarak atandı. Resmi nikahı yaptıktan sonra da mazeret kararnamesi ile Kastamonu Merkez’e Cumhuriyet Savcısı olarak tayini çıktı. Bizim kuramız olduktan sonra 13-14-15.dönemlerin T5 olarak adlandırılacağı söylendi. Buna göre atandığımız yerde yapılacak olan toplantılar T5’ler arasında yapılacaktı. T5 taşraya tayini çıkan ve sadece bir dönemin hakim ve savcılarını ifade eden terim olarak kullanılır. T5’den önce de her döneme böyle bir adlandırma yapıldığını biliyorum ancak hangi döneme ne sebeple verildiğini bilmiyorum. Atandıktan sonra düğün hazırlıkları için Ankarada bulunduğumuz bir sırada cep telefonumdan kendisini H.İ.K. olarak tanıtan biri … kod adlı …’nın selamı ile arıyorum diyerek tanıttı ve eşimle beraber beni Sinop’a davet etti. Bizde eşimle beraber belirttiği tarihte Sinop’a H.İ.K.’ın evine gittik. Hatta giderken yine H.İ.K.’ın isteği üzerine Boyabatta görev yapan S.A.’ı da yanımıza aldık. Toplantılar bu şekilde bir iki kere devam etti. Bu toplantılara gittiğimizde ben, eşim ve S.A. dışında …’da vardı. S.A.’ın yapı evliliği yaptığı N.U.’dan boşanarak Boyabat’a atanmıştı. A.Ç. ve M.G. bekardı. Ayrıca Sinop’a gittiğimizde yapmış olduğumuz toplantıları sivil abi denilen kişilerden kod adı Kenan olan gerçek ismini de H. olarak bildiğim kişi ile kod adı Bedia olan gerçek ismini R. olarak bildiğim kişiler yapıyordu. Bir müddet sonra Kastamonuda bulunan T5 grubuna dahil olan kişilerin sayısı 4-5’i bulunca Kastamonudaki kişilerin Sinop’a gitmelerinden vazgeçildi ve toplantıların bizim evde yapılması kararlaştırıldı. Bizim evimizde yapılan toplantılara A.Ç., M.A.A. ve daha sonraki bir tarihte S.Ö. katıldı. S.Ö.’in eşi toplantıya çağırılmıyordu. Bunun sebebini de Bedia kod adlı gerçek adını R. olarak bildiğim kişiye sorduğumda onunla görüşülmeyeceğini söyledi. Ancak sebebini söylemedi. Bu toplantıya M.A.A.’ın eşi Z.A. da katılıyordu ancak meslekle alakalı olan kısma iştirak etmiyordu. Sadece ibadet yönüyle iştirak ediyordu. Bu toplantılarda sivil abi ve ablalar FETÖ elebaşısından gelen gündemleri aktarırdı, sohbet yapardı ve bir müddet bizimle vakit geçirdikten sonra giderlerdi.…İfadeye 30/11/2017 tarih saat:ll:16’da kaldığı yerden devam edildi. DEVAMLA: Yapı içerisinde yapı evliliği yapan kişiler genellikle çocuklarına FETÖ elebaşısından gelen isimleri koymayı tercih ederlerdi. Ancak böyle bir zorunluluk yoktu. Biz de eşimle birlikte FETÖ elebaşısından çocuğumuz için isim istemedik. FETÖ elebaşısından isim isteyen kişilerden … kod adlı … ve A. kod adlı A.Ö.’i hatırlıyorum. Ankarada bir keresinde … kod adlı …’nın çağırması üzerine toplantıya gittik. Bu toplantı esnasında … kod adlı …’ya Kenan kod adlı H. isimli şahsın eşi olan Bedia kod adlı R. isimli şahıs FETÖ elebaşısından çocuğuna gelen ismi söyledi. Anladığım kadarıyla … kod adlı … FETÖ elebaşısından çocuğu için isim istemiş. Toplantıda çocuğuna A. isminin geldiğini hatırlıyorum. Hatta isim geldiğinde … kod adlı …’nın duygulanıp ağladığını hatırlıyorum. Bunun dışında A. kod adlı A.Ö.’in 15 Temmuz sonrasında çocuklarının ismini değiştirmek istiyorum demesi üzerine Ayşen kod adlı A.Ö.’inde çocuğunun ismini FETÖ elebaşısından istediğini anladım. Ayrıca 15 Temmuz sonrasında A. kod adlı A.Ö. ile konuşmamız esnasında bana bu yapıya dahil olduğu için çok pişman olduğunu, ancak yapı ile ilgili bildiklerini anlatması durumunda kimsenin yüzüne bakamayacağını söylemişti. İsim verme olayı ile ilgili bildiklerim bundan ibarettir. Yine staj dönemindeyken arkadaş ortamında devre mesulümüz olan Hatice kod adlı S.B.’in evli olan arkadaşlarımıza kamu misafirhanelerinde kaldıkları zamanlarda eşleri ile cinsel birliktelik yaşamamaları yönünde telkinde bulunduğunu öğrendim. Şu anda da bu yapının kamu misafirhanelerinde kalan kişilerin cinsel münasebetlerinin ileride şantaj olarak kullanılması amacıyla kayda alınmış olabileceğinden şüpheleniyorum. LÜZUM ÜZERİNE SORULDU: Ders çalışma evinde bulunan dörtlük grubunun en üst sorumlusu olan … kod adlı kişiden kendisinin YARSAV’a üye olduğunu öğrendiğimde çok şaşırmıştım. Ancak daha sonraki zamanlarda bu yapıya mensup kişilere YARSAV’a üye olmaları yönünde talimat geldiğini düşünüyorum. Eşim ya da bana bu şekilde herhangi bir talimat gelmedi. LÜZUM ÜZERİNE SORULDU: Eşim ve ben veya ailem veya eşimin ailesi kesinlikle Bank Asya’ya para yatırmadık. Ancak bu hususla ilgili şunları hatırlıyorum. Bu mahrem yapıda bulunan kişilerin kendi adlarına Bank Asya’da hesap açtırmaları yasaktı. Bank Asyayı kurtarma amacıyla bize de ailelerimizden birinin üzerine hesap açtırıp para yatırabileceğimiz ya da kendisine para verip kendisinin yatırabileceğini söyledi. Ancak biz hiçbir şekilde Bank Asyayı kurtarma amacıyla para vermedik….36-… kod adlı …; Kınkkalelidir. Marmara Hukuk Mezunudur. Beyaz tenli, uzun boylu, balık etlidir. Adlı hakimdir. Yapı içerisindeki görevi 13. Dönem hakim-savcı staj evlerinin devre sorumlularından biridir. Görsem teşhis edebilirim…137-Ö.G.; Yanlıdır. Hangi okuldan mezun olduğunu bilmiyorum. Esmer tenli uzun boyludur. Adli hakimdir. Yukarıdaki ifademde anlattığım şekilde son akademi döneminde sınıf başkanı seçilmesi için talimat gelmesi ve Afyon gezisi sırasında … kod adlı … ile aralarında otel odalarında kalacak kişilerin ayarlanması konusunda konuşma geçtiği için bu yapıdan olduğunu tahmin ediyorum. Görsem teşhis edebilirim…”,
Aynı şahsın Tokat Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 14/12/2017 tarihli teşhis tutanağında, davacıyı kesin ve net şekilde teşhis ettiği görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.K. Tokat Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 09/01/2018 tarihli şüpheli ek ifade tutanağında, “40-…. Nereli olduğunu bilmiyorum, ancak ailesinin Kırıkkale’de ikamet ettiğini biliyorum. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Beyaz tenli siyah saçlı, orta boylu, normal kilolu açık bir bayandı. … 13. Dönem hakim adaylarının yapılanmada devre sorumlusu olarak görevi vardı. Yapılanmada bu görevi haricindeki bir görevi olup almadığını bilmiyorum. KHK ile İhraç olduğunu internetten yayımlanan listelerden biliyorum”,
Aynı şahıs Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 09/01/2018 şüpheli ifade tutanağında, “..Ben mülakat açıklandıktan sonra mülakat evi olarak kullandığımız eve …, Y.B., B.K., A.T.’nın geldiğini hatırlıyorum. Buraya geldiklerinde … kendisinin devreci olduğunu ve benim Y.B.’ın sorumlu olduğu evde kalacağımı söylemişti. Yenimahalle de kiralık ev bakmamız gerektiğini söylediler. Daha sonra ben, Y.B., B.K.’la beraber Y.B.’ın sorumlu olacağı ve bizim kalacağımız evi kiraladık. Bu evin adresini net olarak hatırlamıyorum, ancak gitsem gösterebilirim dedi…Bizim 13.dönem Ankara staj yapılanmasında en üstünde bizim dönemdeki tüm stajyerlerden sorumlu M. KOD ADLI R.A. vardı. M. KOD ADLI R.A.’ın altında F. KOD ADLI B.E. vardı. Bizim dönemde iki bölgede ev tutulmuştu. Bu evlerin bir kısmı Demetevler’de, bir kısmı da Yenimahalle’de idi, F. KOD ADLI B.E., Yenimahalle’deki tüm evlerden sorumluydu. M. KOD ADLI R.A.’ın altında bizim dönemdeki Demetevler’deki tüm evlerden sorumlu Z. KOD ADLI bir şahıs vardı, ancak bu şahsın ben sadece ismini duydum, bu şahsı hiç görmedim, bu nedenle bu şahsı görsem de teşhis edemem, ayrıca F. KOD ADLI B.E. bizim stajın ortasına doğru yurt dışına gitti. Bunun yerine bu göreve H. KOD ADLI S.B. geldi ve biz stajı tamamlayana kadar bu görevde devam etti. Ben F. KOD ADLI B.E.’ın sorumlu olduğu Yenimahalle’deki staj evlerinde kalıyordum. Yenimahalle’de staj evi olarak dört ev vardı. F. KOD ADLI B.E.’ın altında yine bu evlerden sorumlu yapı içerisinde devreci olarak adlandırılan kod adı kullanıp kullanmadığını bilmediğim … vardı ve bu dört evden devreci olarak sorumluydu. Devreci …’nın altında dört evden sorumlu kişiler Y.B., M.Y. (Evlendikten sonra Y. yada Y. oldu, ancak kızlık soy ismi Y.’mu Y.’miydi emin değilim) M.D., …’ idi. Y.B.’ın sorumlu olduğu evde ben, N.K. ve B.K. kalıyorduk ve toplamda bu evde dört kişiydik. …’nın sorumlu olduğu evde A.T., R.A. ve H.K. kalıyordu ve bu evde toplamda dört kişi vardı…Yine devrecisi … olan ancak ailesi Samsun’da olması nedeniyle Samsun’da staj yapan Z.E. Vardı. Bu şahıs yapının staj yapılanmasında yer alıyordu ve akademi dönemlerinde yani ilk akademi ve son akademi dönemleri tamamında önce M.Y. (Y.)’in sonrasında da A.K.’ın sorumlu olduğu evde kaldı……’da yine staja başladıktan bir süre sonra evlenerek evden ayrıldı. … alt dönemimiz olan M.G. ile evlendi. Yapı evliliği yaptıklarını bayanlar arasındaki sohbet esnasında ve kendisinden bizzat duydum. Bunların evlenmesine kimin aracılık ettiğinden emin değilim. Bizim dönemde evlilik işlerine A. KOD ADLI M.E. ve Ş. KOD ADLI M.F. aracılık ediyordu. İkisinden birisi aracılık etmiştir…Benim devreci …’nın sorumlu olduğu Yenimahalle’deki 13.döneme ilişkin dört staj evi hakkında hatırladıklarım bundan ibarettir, ayrıca yine F. KOD ADLI B.E. gibi M. KOD ADLI R.A.’ın altında hiç görmediğim, adını soyadını bilmediğim Demetevler’de ki 13.dönem staj evlerinden sorumlu olduğunu bildiğim Z. KOD ADLI bir şahıs vardı. Bu şahısla benim staj yapılanmasında herhangi bir ilişkim olmadı, ancak sohbet esnasında bu şahsın oradaki evlerden sorumlu olduğunu öğrendim. Z. KOD ADLI şahsın altında da … gibi devreci olarak adlandırılan 13.dönemde hakim savcı olan R. isimli şahıs vardı….Yapı içerisinde evliliklikle ilgilenen kişilere İZDİVAÇ SORUMLUSU deniliyordu. Bildiğim kadarıyla bu şahısların kod adı vardır. Staj dönemindeki şahıslar bir evde toplanır ve izdivaç sorumlusu bu eve gelerek bekar hakim-savcı adayları ile tek tek görüşme yapar, evlenmek istedikleri kişilerin özelliklerini sorar ve onlardan vesikalık fotoğraf ister. Fotoğrafın arkasına da isim soy isim yazılmasını ister. Hatırladığım kadarıyla evlilik görüşmeleri görüşmeler izdivaç sorumlusunun evinde yapılır. Bizim dönemde stajın başından ortasına kadar bu görevi A. KOD ADLI M.E. yaptı. Stajın ortasından sonra A. KOD ADLI M.E. yurt dışına gitti. Bunun yerine göreve Ş. KOD ADLI M.F. geldi. İfademin üst kısımlarında hatırladığım ve bildiğim kadarıyla bu şahısların bizim dönemden veya başka dönemden kimlere aracılık ettiklerini söylemiştim. Bende adaylık döneminde A. KOD ADLI M.E.’ın Devreci …’nın sorumlu olduğu 13. Dönem Yeni Mahalledeki evlerde kalan adaylara yapmış olduğu evlilik görüşmesine katıldım. Bu görüşmeye Devreci …’nın sorumlu olduğu 13. Dönem hakim-savcı adaylarının kaldığı Yeni Mahalledeki evlerde kalanlardan Ç.S. hariç herkesin katıldığını hatırlıyorum. Ancak Ç.S.’in önceden erkek arkadaşının bulunması nedeniyle bu toplantıya katılıp katılmadığı hususunda tereddütüm vardır. Ben bu görüşmeye katıldığımda önce benden vesikalık fotoğraf istediler ancak ilk başta ben fotoğraf vermedim. Sonra ısrarları üzerine vesikalık fotoğrafımı vermek zorunda kaldım…Benim yapı içerisinde yer almam ve staj evlerinde kalmam sebebiyle devre sorumluluğu görevini yaptığını bildiğim kişiler vardır. Bunlar … ve SOY İSMİNİ BİLMEDİĞİM R. İSİMLİ ŞAHIS’tır. Bunlar dışında bizim dönemden ya da başka dönemden bu işi yapan kimse var mıydı bilmiyorum.EV SORUMLUSU: Bildiğim kadarıyla devre sorumlusunun altında yer alır. Evde yaşayan şahıslardan biri ev sorumlusu olur. Evin genel düzeni ile ilgilenir. Devre sorumlusuna toplanan himmet iletilemediğinde bu toplanan himmet ev sorumlusuna verilir. Ev sorumlusu evde kaldığı arkadaşlarına karşı kod adı kullanmıyordu. Ev sorumlusuna ilişkin olarak hatırladıklarım bundan ibarettir. Benim yapı içerisinde yer almam ve staj evlerinde kalmam sebebiyle ev sorumluluğu görevini yaptığını bildiğim kişiler vardır. Bunlar Y.B., M.D., … ve M.Y. YA DA Y.’dir. Yukarıda bahsettiğim üzere evde meydana gelen değişiklik üzerine A.K. da ev sorumluluğu görevini yapmıştır. Bunlar dışında bizim dönemden ya da başka dönemden bu işi yapan kimse var mıydı bilmiyorum…Yine stajın son günlerinde toplu olarak bir araya geldiğimizde DEVRECİ … atandıktan sonra senede bir defa bir araya gelineceğini ve kamp yapılacağını söyledi. Ayrıca kura çektiğimiz yerlere gitmeden önce siyah kilitli çanta alınması gerektiğini, F.G.’in kitabını, Risaleyi bu çantanın içine koymamızı ve bu çantayı kilitli tutmamızı söyledi. Kura yerleri belli olduktan sonra ise tebliğ evrakının kısa sürede alınıp bir an evvel görev yerimize giderek mesleğe başlamamız gerektiğini söyledi. Bunun sebebi ise meslekte daha kıdemli olmaktı. Kura yerleri belli olduktan sonra toplu olarak bir araya geldiğimizde … beni M.D. (B.)’ün arayacağını, benim onunla görüşeceğimi söyledi. Ben kura yeri olarak Şanlıurfa’nın Ceylanpınar ilçesini çekmiştim. M.D. (B.) ise kura yeri olarak Şanlıurfa Merkezi çekmişti. Ben Ceylanpınar ilçesinde göreve başladıktan sonra M.B. görüşme amacıyla beni aramadı. Hatırladığım kadarıyla ben atandıktan yaklaşık 5-6 ay kadar yapı ile görüşmem amacıyla beni arayan olmadı. Grup sorumlum olan A.K. beni arayarak Ankara’ya görüşmeye davet etti. Bunun üzerine ben de Ankara’ya geldim. Benim dışımda bu görüşmeye DEVRECİ …’nın sorumluluğu altında olup da benimle birlikte katıldıklarını kesin hatırladığım Y.B., E.E., N.K., A.K. da gelmişti. Hatta bu grupla birlikte Ankara Macunköy’de bulunan Kardelen Balıkta buluşmuştuk. Bu görüşme öncesinde A.K. ile yüz yüze görüştüğümde toplantıya gelmeden telefon bataryasının çıkarılması gerektiğini söyledi, ben de yanlış hatırlamıyorsam telefonumun bataryasını çıkararak çantama koydum. Bu görüşmede devreci … herhangi bir sıkıntımız olup olmadığını, yapı ile irtibata geçip geçmediğimizi sordu. Ben de benimle irtibata geçen kimsenin olmadığını söyledim. O da bu durumu ileteceğini söyledi. Zaten bu görüşmeden yaklaşık 1-2 ay sonra ilerde de anlatacağım üzere meslekteki abilerle görüşmeye başladım. Bu grup görüşmesi sonrasında yine bir grup görüşmesine gittiğimi net olarak hatırlıyorum. Hatta bu grup görüşmesine 2014 yılının Ramazan ayında gittiğimi ve bu görüşmenin R.A.’ın ailesinin evinde yaptığımızı, bu görüşme sonrasında dışarıda Balgat civarında bir yerde iftar yaptığımızı hatırlıyorum. Bu görüşmeye beni A.K. çağırdı. Bu görüşmede R.A.’ın ailesinin evine gelenler hatırladığım kadarıyla …, …N.K.’di. Başkaları da vardı ama net olarak hatırladıklarım bunlar, diğerlerini tam olarak hatırlamıyorum. Yine bu görüşmede R.A.’ın ailesinin evinde cep telefonunun bataryasını çıkardık ve yine telefonu çantama bıraktım. Bu ikinci grup görüşmesi HSYK seçimleri öncesindeydi ve HSYK seçimleri ile alakalı oldu. Bu görüşmede … HSYK seçimleri ile ilgili konuşma yaptı ve bu konuşmada zimmetlerden hatta aynı yerde birlikte çalıştığımız meslektaşlarımızdan oy istememiz gerektiği, hatta oy istemek amacıyla izin alarak zimmetlerimizin görev yaptığı yerlere giderek onlarla konuşmamızı söyledi. Ankara da yaptığımız görüşmelerle ilgili olarak hatırladıklarım bundan ibarettir…Staj döneminde yapı ile ilgili bazı hususları da eklemek istiyorum. Staj döneminde yapı içerisinde kalanlara; “telefon hattınızı değiştirin, telefonunuzda rehberde kayıtlı şahısların çoğunluğunun yapı dışında olmasına dikkat edin, birbirinizle adliyede doğal bağlantı kurmadan konuşmayın, dışarıda namaz kılmayın, vakit namazlarından birinin kaçırılması durumu varsa cem yapın, arada tırnaklarınıza oje sürün, çok dar giyinmeyin, etek boylarınız diz altı olsun, İngilizceyi geliştirin, İngilizce kurslarına gidin, konuşurken inşallah dememeye dikkat edin, yüksek lisans yapın, Ramazan ayında arada adliyede yanınızda su şişesi ile dolaşın, vb” şeklinde konuşma yapılmıştı. Bu konuşmanın bir kısmının DEVRECİ …, bir kısmının da DEVRECİNİN ÜSTÜ OLAN F. KOD ADLI B.E. tarafından yapıldığını hatırlıyorum. Yapı içerisinde İngilizce kursuna gittiğini hatırladığım kişiler Y.B., M.D., A.P. ve M.Y. YA DA Y. dir. Ben de İngilizce kursuna gittim. İngilizce kursuna gitmemizi ya DEVRECİ … ya da F. KOD ADLI B.E. söylemişti. Hatta bu kursun birtakım gideri de yapı tarafından karşılanıyordu. Ayrıca yapı içerisinde evlilere tutacakları evin nerede olacağı konusunda talimat verildiğini sohbet esnasında duymuştum. Staj evlerinde haftalık olarak kitap okuma programı düzenleniyordu. Bu programlar …’ya bağlı olan evlerde dönüşümlü olarak yapılıyordu. Evlilerin evinde de kitap okuma programı düzenlendiği olmuştu. Kitap okuma programına …’ya bağlı olan evlerde kalan kişiler katılmaktaydı. Ayrıca ailesi ile birlikte kalan E.G. de katılmaktaydı. Bu programlara yapıya bağlı olan ve evlenen B.K., A.T. ve R.A. da katılıyordu. R.A., M.D., H.K. ve M.Y. YA DA Y. eşlerinden dolayı Ankara dışına çıkana kadar kitap okuma programına katılmaya devam ettiler. Hatırladığım kadarıyla kitap okuma programları 5 saat sürüyordu. Bu programlarda DEVRECİ … gelen talimatları iletiyordu. Staj dönemi içerisinde DEVRECİ … yapıya dahil olmayan diğer hakim-savcı adaylarına ilişkin öğrendiğimiz bilgileri notlayarak kendisine vermemizi istedi. Yapıya dahil olmayan hakim-savcı adaylarının yapıya bakış açısını öğrenmemizi, yapıya sıcak bakan şahısları belli bir aşamaya geldikten sonra kitap okuma programlarına çağırmamızı söyledi. Ancak bu şekilde kitap okuma programına çağrılan hakim-savcı adayı olmadı. Ayrıca herkesin belirli kişilerle ilgilenmesini istedi. Aynı şekilde akademi döneminde de diğer illerden gelen hakim-savcı adayları ile ilgilenmemizi istedi. Herkese yapıya dahil olmayan hakim-savcı adayları zimmetlendi. Zaten zimmetlenen kişiler yapının staj yapılanmasında yer almayan kişilerdi…Akademi döneminde sınıf temsilciliklerinde ve yıllık kurullarında etkin olmamız gerektiğini, hatta akademi stajı bittikten sonra yapılan etkinliğe katılmamızı, dönem sonunda yapılan yıllıkları almamızı DEVRECİ … söyledi. Staj sonunda yapılan etkinliğe de M.C.’nin geldiğini hatırlıyorum.Yine akademi döneminde sınıf temsilcilerinin seçiminde yapının adayında yapının adaylarım desteklememiz gerektiğini söylediler ancak ilk akademide hangi adaya oy verdiğimizi ve hangi adaya o vermemiz gerektiğini hatırlamıyorum. İkinci akademide benim olduğum sınıfta yapıya dahil olduğunu bildiğim S.B. aday olmuştu ve seçildi. Hatta bu şahsın karşısındaki diğer aday da yapıya dahil olmayan H.İ.A.’dı. Akademi döneminde Afyon’da seminer düzenlenmişti. Bu seminer öncesinde devrecimiz olan … seminerlerde bize zimmetlenen şahıslarla kalmamız gerektiğini söyledi, akabinde seminere gitmeden önce S.B. beni arayarak odada kiminle kalmak istediğimi sordu. Ben de üzerime zimmetli olan A.Ç. ile kalmak istediğimi söyledim ve o şekilde A.Ç. ile birlikte kaldım. Akademi dönemine ilişkin olarak hatırladıklarım bundan ibarettir…DEVAMLA:T1-T2-T3-T4-T5 şeklinde adlandırılan gruplandırma hakkında bilgi sahibi değilim. Bu gruplandırma isimlerini 15 Temmuz darbe girişimi sonrasındaki süreçte duydum. Bu konuda bilgi sahibi değilim ancak ben Ceylanpınar’a kura çektikten sonra yukarıda da belirttiğim üzere yaklaşık 5-6 ay yapıdan herhangi bir kişi ile görüşmedim. Grup sorumlum A.K.’ın beni araması üzerine Ankara’ya gittiğimde yapı ile irtibat kurmadığımı DEVRECİM …’ya söyledim. O da bu durumu ileteceğini söyledi. Bu tarihten yaklaşık 1-2 ay sonra Gaziantep’de yapı ile görüşmeye başladım…2015 yılının yaz ayında Ankara ili Şereflikoçhisar ilçesine Cumhuriyet Savcısı olarak atandım. Şereflikoçhisar’da iken DEVRECİ … bir kez beni telefonla aradı. Sıkıntım olup olmadığını, birisiyle evlilik amacıyla görüşüp görüşmediğimi sordu. Ben de görüşmediğimi, halen bekar olduğumu söyledim. Bu sırada ev taşıdığım için de daha uzun görüşemedik. Telefon görüşmesi sırasındada beni herhangi bir yere davet etmedi…LÜZUM ÜZERİNE SORULDU: Evli olan çiftler bebekleri olmadan önce çocuklarına koyacakları ismi F.G.’den istiyorlardı. Ben DEVRECİ …’dan duyduğum kadarıyla kendisi F.G.’den isim istemişti ve çocuğuna A. isminin geldiğini hatırlıyorum. Yine M.Ç. ve E.Ç.’in de F.G.’den çocuklarına isim istediklerini hatırlıyorum. Hatta çocuklarına iki isim koydular. Çocuklarının ismi B.C.’di. B.’i kendileri koydu, C. de F.G.’den geldi. Bunu net olarak biliyorum.LÜZUM ÜZERİNE SORULDU: Bana sormuş olduğunuz evlilik semineri ile ilgili olarak şunları belirtmek istiyorum. Biz aday olduktan sonra yanlış hatırlamıyorsam R. İSİMLİ şahsın ve …’nın altında bulunan evlerde kalan kişilere ayrı ayrı grup grup evlenme semineri yapıldığını hatırlıyorum. Evlenme seminerine de …’nın altındaki evlerde kalanların bir çoğunun katıldığını hatırlıyorum…”,
Aynı şahsın Tokat Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 29/01/2018 tarihli teşhis tutanağında, davacıyı kesin ve net şekilde teşhis ettiği görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.B. Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 09/10/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağında, “…DEVAMLA: BİRİNCİ ÇALIŞMA EVİ: Ben bu eve gittiğimde evin murakıbı S. kod adlı Özlem’di. Bu evin ser murakıbını hiç hatırlamıyorum..Biz bir müddet yaklaşık birkaç ay bu saydığım …, A.Ö., Y.Ç. Ve F.K. İle ders çalıştık… STAJ DÖNEMİ: Biz Ankara Adliyesinde staj yapmaya başladıktan sonra 13.dönem adli yargı hakim-savcı adayları olarak bizden sorumlu iki tane devreci vardı. Bunlardan birincisi …, ikincisi R. isimli şahıstı. … isimli şahsın altında toplamda 4 ev vardı. R. isimli şahsın altında kaç ev vardı onu tam olarak bilmiyorum, ancak …’ın ev sayısı ile aşağı yukarı aynı olduğunu düşünüyorum, ancak net sayıyı bilmiyorum. …’ın şahsın altında bulunan birinci evde ev sorumlusu bendim. Benim sorumlu olduğum evde benim dışımda A.Ö., M.Y. A.K., vardı. Benim sorumlu olduğum evde toplamda dört kişi kalıyorduk. Ayrıca …’ın altındaki ikinci evin sorumlusu … isimli şahsın olduğunu hatırlıyorum ancak bundan tam olarak emin değilim. …’ın sorumlu olduğu evde … dışında …kalıyorud. Bu ev de toplamda dört kişiydi. Yine …’ın altındaki üçüncü evin sorumlusu M. isimli şahıs,(şu anki soyadının B. olarak hatırladım)tı. Bu evde M. Dışında …kalıyordu. Bu ev de toplamda beş kişi kalıyordu. Yine … isimli şahsın sorumlu olduğu dördüncü evin sorumlusu Y. isimli şahıstı. Bu evde de Y. İsimli şahıs dışında N.K., S.K. kalıyordu, ayrıca şu an hatırladığım kadarıyla ailesinin yanında kalan staj evinde kalmayan ancak yapı içerisinde yer aldığını bildiğim ve …’ın sorumlu olduğu E.G. isimli şahıs vardı, bu şahıs yapı içerisindeydi ancak ailesinin Ankarada olması nedeniyle staj evinde kalmıyordu, yine staj döneminde ilk akademide (Z.E.)isimli şahsın akademi stajına gelerek bizim evde kaldığım ve yapı içerisinde yer aldığını hatırladım, bu şahıs yanlış hatırlamıyorsam memleketi Çarşamba’da staj yapıyordu, Ankara yapılanmasında yer almıyordu, …yine biz staja başladıktan sonra devreci olan … isimli şahıs bize ilk maaşımızın tamanını, sonraki maaşımızın da bekarlardan %15, evlilerden %10’unu istedi. Ben de ilk maaşımın tamamını, sonraki bekar olduğum dönemlerde %15’ini yapıya verdim, dedi…DEVAMLA:Bizim dönemde … dışında diğer devreci olan R. isimli şahsın evinde kaldıklarını bildiğim 13.dönemden kişiler vardır. Ancak bunların kaç evi vardı, sorumluları kimdi bunları bilmiyorum…Ayrıca birinci akademi döneminde devreci olarak söylediğim … isimli şahıs bize hitaben sınıf temsilciliğinde kime oy vereceğimizi söylemişti. Başkan olarak oy vereceğimiz kişinin ismini şuan hatırlamıyorum. Ancak fotoğraf gösterildiğinde hatırlarım. Çünkü bu kişi sınıf başkanı seçilmişti. Yine ben bana sormuş olduğunuz menfi ve müspet tespit hususunu da bildiğim kadarıyla anlatmak istiyorum. Yapıya karşı olan kişilere menfi kişiler, yapı içerisinde yer almayan, yapıya sempati duyan kişilere müspet kişiler deniliyordu. 13. dönemde devreci olarak R. ve … isimli şahıslar vardı. Bu şahısların üstünde F. kod adlı şahıs vardı. Bu şahıs bir müddet bu görevi yaptıktan sonra bunun yerine H. kod adlı S.B. isimli şahıs geldi. F. kod adlı şahsın A. kod adlı eşi vardı. A. kod adlı şahıs evlendirme mesulüydü, dedi. Şüpheliye eşiyle nasıl tanıştığı, yapıdaki evlendirme olayı ile ilgili bildikleri hususu sorulduğunda; DEVAMLA:Biz staj evinde kalmaya başlamamızın akabinde bizden evlenmek için kullanmak üzere vesikalık fotoğraf istemişlerdi, ben de vesikalık fotoğrafımı vermiştim, vesikalık fotoğrafımı verdikten sonra evlendirme mesulü olan A. kod adlı şahıs yine bir kere …’ın kalmış olduğu eve geldi. Diğer evde bulunan herkesi de o eve çağırdı, sonra bizimle tek tek görüşme yaptı. Bana da görüşme sırasında nasıl bir kişi ile evlenmek istersin sorusunu yöneltti, ben de ona hitaben renkli gözlü olmasın, renkli gözlüleri sevmem, her işi çekip çevirebilecek biri olsun, boyu benden uzun olsun, doğulu olmasın, ailem doğuluları istemez vb. şeklinde söyledim. Daha sonra F. kod adlı şahıs bir gün benim sorumlu olduğum staj evine geldi. Bana evlenmek isteyip istemediğimi, iyi birinin bulunduğunu söyledi, ben de erken olduğunu söyledim. Bunun üzerine evleneceğim kişinin iyi biri olduğunu, istersem düşünebileceğimi söylemesi üzerine fotoğrafını gösterdi ve bana hitaben ben burcun karakteri yansıttığına inanırım, ikizler ve koç burcu birbiriyle uyum sağlar, benim bir tane arkadaşım var, bunlar birbirleri ile çok uyumlu vb. şeklinde sözler söyledi. Bunun üzerine ben de tamam şeklinde cevap verdim. Daha sonra ileri bir tarihte A. ve F. kod adlı şahısların evinde şu anki eşim olan A.B. isimli şahıs ile görüştüm, birbirimizi beğendik ve evlendik. Benim eşim ile tanışmam bu şekilde oldu, dedi…… isimli şahsın yapı evliliği yaptığını, M.G. ile yapı aracılığı ile evlendiğini biliyorum, bunlara kimin aracılık ettiğini bilmiyorum. Bu hususları da sohbet esnasında duyduğumu hatırlıyorum…LÜZUM ÜZERİNE SORULDU: Yanlış hatırlamıyorsan … isimli şahıs mesleğe aday olarak göreve başladıktan sonra açıkta namaz kılmamamızı, ima ile namaz kılmamızı söylemişti. İma ile namaz kılarken üç nokta belirlememizi, üç noktadan birinin rüku, birinin secde, birinin kıyam olması gerektiğini, gözle bu noktaları seçerek namaz kılmamızı söylemişti. İma ile namaz kılmışlığım olmuştur ancak bu hususu sürekli yapı içerisinde eleştirdim, dedi…”,
Aynı şahıs Tokat Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 27/02/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağında, “..Ben hukuk fakültesini bitirdikten sonra hakim ya da savcı olmak istiyordum. Kaldığımız öğrenci evine ne iş yaptığım bilmediğim ancak Ankara dan geldiğini bildiğim bir bayan şahıs mezun olmadan önce gelmişti. Şu an şahsı görsem teşhis edebileceğimi zannetmiyorum. Şahıs evde kalanları sırayla odaya çağırarak mezun olduktan sonra ne iş yapmak istediğimizi sordu bende kendisine Hakim olmak istediğimi söylemiştim. Kendisi de bana Ankara ilinde benim gibi Hakim ya da Savcı olmak isteyenlerin kaldığı bir çalışma evinin olduğunu, kalmak isteyip istemediğimi sordu. Bende Hakim olmak istediğim için ders çalışma ortamının daha uygun olacağını düşündüğümden olumlu cevap verdim. 2009 yılında üniversiteden mezun olduktan yaklaşık 1 ay sonra tanımadığım bir numara aradı. Arayan şahıs bana Ankara ya çalışma evine gelip gelmeyeceğimi sordu. Bende olumlu cevap vererek tam tarihini hatırlamadığım bir zaman da Ankara ya gittim. Ankara da AŞTİ de beni yalnızca bir kez gördüğüm ve görsem hatırlayamayacağım bir şahıs karşıladı ve Keçiören de tam adresini hatırlayamadığım bir eve götürdü. Keçiören de bulunan bu evde yaklaşık 5-6 ay kadar kaldım. Kaldığım bu süre içerisinde Aralık-2009 da yapılan Hakim ve Savcılık Sınavını kazanamayınca Nevşehir’e dönmüştüm. Keçiören’de kaldığım bu evde benimle birlikte; A.N.E., S.Ö., soyismini hatırlayamadığım E. isimli bir şahıs, …, Y.K., soyismini hatırlamadığım F.N. isimli bir şahıs ile birlikte kalmıştım……: Kırıkkaleli olduğunu biliyorum. Tokat ta görev yaptığını duymuştum. Görsem teşhis edebilirim…Benim dönemimde staj evlerinden yukarıda ismini bahsettiğim … isimli şahıs sorumlu idi…”,
Aynı şahsın Tokat Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 11/10/2017 tarihli teşhis tutanağında, davacıyı kesin ve net şekilde teşhis ettiği görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Ç.S. Tokat Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 02/11/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağında, “..SORU: Bu çalışma evinde Z.A.M. …… …isimli şahısların da kaldığı değerlendirilmektedir. Bu kişilerle evde kaldınız mı bu şahısları tanıyormusunuz ….. ile aynı evde kalmadım, Bizim dönem hakim olduğunu biliyorum. Başkaca bilgim yoktur..”,
Aynı şahıs Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04/11/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında, “..Ankara Adliyesinde 13.dönem hakim savcı adayı olarak göreve başlamamızın akabinde Ankara Adliyesinde staj yapan arkadaşlar ile dönem – devre arkadaşı olarak adlandırdığımız bir ekip vardı. Ankara’daki yapılanmanın ismi bu şekilde idi. Bu dönemde yapıya ait Ankara stajyerlerine 4 adet ev tutulduğunu biliyorum. 4 adet staj evinin en üstünde 13.dönemde hakim savcı olan … vardı. Bizim dönem sorumlumuz … idi. Bu yapılanmada …’nın altında 4 evden sorumlu olduğunu biliyorum. Bu evlerin başında da birer tane ev ablası vardı. Ben benim kaldığım evin ablası dışında diğer evlerin ev ablalarını bilmiyorum, öncelikle benim ev ablalığımı M.D. isimli şahıs yapıyordu. Evde kalan diğer şahıslar ise; …idi…Benim kalmadığım diğer evlerden; 2. Evde; H.K., R.A., A.B.T., … kalıyordu….. hakkında yukarıda bildiklerimi anlatmıştım…Benim hatırladığım kadarıyla …’in sorumlu olduğu evlerde kalan kişiler bunlardır. Ankara’da başka evlerde kalan var mıydı bilmiyorum. Ben bunlarla biraz alakasızdım. Bu dönemde program ve tesbihat yaptığımızı hatırlamıyorum. Ancak …’in zaman zaman bizlerl toplayıp sohbet yaptığını hatırlıyorum. Ayrıca bu dönemde bekarların maaşlarından %15, evlilerin maaşlarından %10’u himmet olarak alınıyordu. Aldığım ilk maaşımı da himmet olarak verdim. Bende her ay himmet olarak maaşımın % 15’ini veriyordum. Yine zaman gazetesi aboneliği adı altında bizden yıllık olarak ortalama 250 TL para alıyorlardı. Ancak gazete abonelikleri başka kişiler adına oluyordu. Benim adıma herhangi bir abonelik yoktu. Ben bu paraları ev ablası M.D.’e veriyordum. M.’in toplamış olduğu paraları üstü olan …’ya verdiğini düşünüyorum. Ben Ankara stajyeri olduğum için Akademinin yurdunda hiç kalmadım. Evde kalmaya devam ettim. Ayrıca staj döneminde eşimle evlendim, Eşimin yapıyla bir alakası yoktur, Bunu KOM Şubede alınan ifademde ayrıntılı olarak anlatmıştım. Bizim staj döneminde bizimle ilgilenen sivil birisi yoktu, ancak bizim üstümüz olan …’nın da üstünde bulunan o dönemde HSYK Tetkik Hakimi olduğunu bildiğim ancak başka bir bilgisini hatırlamadığım, görsem teşhis edebileceğim birisi vardı, Bu kişi 2012 yılındaki kurul döneminde görev yapıyordu…Yine ben akademi döneminde yapıya mensup kişilere yapıya mensup olmayan kişilerin zimmetlendiğini hatırlıyorum. Hatta bana yapıyla alakası olmayan R.Y. ve D.T. zimmetlenmişti. Bu zimmetlenme olayı …’in başkanlık yaptığı bir istişare toplantısında yapılmıştı, Genelde zimmetlenme tanıdığın kişilerden oluyordu. Ben şu an diğerlerinin zimmetlendiği kişileri hatırlamıyorum. Ancak hatırladığım bazı şeyler vardır,..Ayrıca kalmış olduğumuz staj evlerine dışarıdan yapıya mensup olan devre arkadaşların dışında mensup olmayan kişilerin getirilmesi yasaktı, Bizim dönem sorumlusu olarak bildiğim tek kişi … idi. Bunun üstünde de H. kod adlı yukarıda bahsettiğim kişi vardı. Ayrıca benim yukarıda bahsettiğim dönem arkadaşlarımdan yapı aracılığı ile evlendiğini bildiğim arkadaşlarım vardı, Bunlardan birincisi dönem ablam olan …’dır. Ben …’nın yapı aracılığıyla evlendiğini biliyorum, Bunu staj evlerinde bir çok sohbetten hatırlıyorum. …’nın evlendiği şahsın isminin M.G. olduğunu biliyorum, M.G.’nın da yapıya mensup olduğunu biliyorum…”,
Aynı şahıs Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 09/12/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında,”..Ayrıca ben daha önceki ifademde 13.dönem hakim savcı olduğunu bildiğim A.P., E.B.Y., G.Ö., R.U., S.İ., S.K.’ın da bu yapıya ait aday evlerinde kaldıklarını staj esnasındaki sohbetlerde duyduğumu beyan etmiştim. Ancak şu an bu beyanımı düzeltmek ve beyanıma ekleme yapmak istiyorum, bizim dönemde ilk ifademde …’nın devre sorumlusu olduğunu belirtmiştim, ancak Ankara’da staj yapan bizim dönemlerden sorumlu olduğunu ve altında üç ev bulunduğunu bildiğim R.U.’de Ankara Adliyesinde staj yapan kişilerden sorumlu idi… Ayrıca ben şunları da eklemek istiyorum. Benim Ankara yapılanmasında yapının evlerinde kalan, murakıplık ve ser murakıplık yaptığını bildiğim kişiler vardır, bunlar; …, H.Ö., A.T. ve N.K.’dir…Ben yapı evliliği yaptığım bildiğim kişiler M.G. ve … (Akın), ….A.P.’tır…LÜZUM ÜZERİNE SORULDU; Biz kura çektikten sonra Ankara Adliyesinde staj yapan bayan hakim savcıları grup grup böldüler Her grubun başına grupcu olarak adlandırılan bir kişi bulunuyordu. Ben R.U.’in altında bulunan kişilerin nasıl bölündüğünü ve bölünüp bölünmediğini bilmiyorum ancak benim dahil olduğum …’nın sorumlu olduğu devre gruplara bölündü. Bizim grup sorumluları H.Ö., Y.B. ve A.K.’dı…”,
Aynı şahsın Tokat Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 09/11/2016 tarihli teşhis tutanağında, davacıyı kesin ve net şekilde teşhis ettiği görülmüştür.
İdari yargı hakim adayı olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan D.Y. Adalet Müfettişlerince düzenlenen 30/08/2016 tarihli tanık ifade tutanağında, “…(…): 2008 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi üç ya da dördüncü sınıf öğrencisiydi. Sonradan Tokat Hâkimi olduğunu ve HSYK tarafından meslekten ihraç edildiğini öğrendim. Cemaat içerisinde aktif görev aldığını düşünüyorum. Cemaatte kalan kızlar sohbet programları vs. için ona yönlendiriyorlardı. Hâl ve tavırlarından cemaat içerisinde aktif olduğu anlaşılıyordu. Okul döneminde başı açıktı. Cemaat bağlantısının devam edip etmediğini bilmiyorum..”,
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.B., Tokat Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 04/11/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağında, “… isimli kişi yapılanmanın evlerinde kalmıştır, en son Tokat ilinde Hakim olarak görev yapmaktaydı, evlendiğini ve soyadını olduğunu biliyorum, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında görevden uzaklaştırıldığını biliyorum şuan ihraç olup olmadığını hatırlamıyorum.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.Ö.Y., Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 01/11/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında, “..Ayrıca bu evlerde murakıbın üstü olan Ser Murakıp adı altında bir kişi daha vardı bu Ser Murakıbın ismi …’di, bu şahıs bulunduğumuz eve nadiren gelirdi. Sohbet yapıyordu, bu şahıs Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu idi. Hatta sınav sonrasında bize kitap okuma kampı yapıldı, bu kampa bizi Ser Murakıp … götürmüştü, Bu şahsı görsem rahatlıkla teşhis edebilirim. Ben Ser Murakıbın görevini belirli Murakıplardan sorumlu kişi olduğunu biliyorum, ancak buna ilişkin bir bilgim yoktur… Birinci ve ikinci evdeki Ser Murakıp … isimli şahıstan sonra üçüncü evde de A. isimli şahıs vardı. Bu şahıs zaman zaman gelip bize sohbet ederdi…”,
Aynı şahsın Tokat Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 04/11/2016 tarihli teşhis tutanağında, davacıyı kesin ve net şekilde teşhis ettiği görülmüştür.
İfadesine başvurulan E.P., Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 30/12/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağında, “..Yine hatırladığım kadarı ile bu eve okuldan tanıdığım, bir üst dönemim olan … bir iki kez, bu evden sorumlu olduğunu beyan ettiğim ancak ismini bilmediğim Murakıp ile gelmişti. … bizim murakıbımız ve ser murakıbımız değildi. Ancak başka bir evde Murakıplık yaptığını kendinden duymuştum. … isimli şahsı benim üst dönemim olmaları nedeniyle tanırım. Marmara Üniversitesi Hukuk bölümünden tanıdığım yapı içerisinde MURAKIP olarak adlandırılan görevi bulunuyordu. Murakıp yapı içerisinde bir nevi danışman gibi bir şeydi. Bu kişiyle daha sonraları görüşmedim. Murakıp olduğunu bana bu şahıs kendisi söylemişti. …’ı görsem teşhis ederim.”,
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.K. Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 03/12/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağında, “..Benim yapı evliliği yaptığım bildiğim şahıslar S. VE A. KOD ADLI M.G.’dır. Bu şahsın eşinin ismini … idi. Bu şahısların yapı aracılığı ile evlendiklerini sohbet esnasında S. VE A. KOD ADLI M.G.’nın kendisinden duymuştum. Bu şahıslara yapıda hangi evlendirme mesulünün aracılık yaptığını bilmiyorum..”,
Aynı şahıs Tokat Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 03/12/2017 tarihli şüpheli ek ifade tutanağında, “160- …; Bu şahıs Kırıkkalelidir. A. ve S. Kod alı M.G.’nın eşidir. Yapı Evliliği yapmıştır. En son Tokatta Hakim olaıak görev yapıyordu. Görsem Teşhis ederim..”,
Aynı şahsın Tokat Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 14/12/2017 tarihli teşhis tutanağında, davacıyı kesin ve net şekilde teşhis ettiği görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.G.K. Tokat Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 10-13/02/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında, “..STAJ DÖNEMİ 2011 YILI:2011 yılı yanlış hatırlamıyorsam şubat ayında adli yargı mülakatı açıklandı ve mülakatı kazandığımı öğrendim. Daha sonra beni İSMİNİ VE KOD ADINI BİLMEDİĞİM bir şahıs beni telefonla arayarak seninle Keçiören de bir evde görüşeceğiz dedi. Sonra ben Keçiörendeki bu eve gittim. Bu evde 13. Dönem arkadaşlarımdan .. …,… bu evde gördüm. Bu toplantıda staj dönemimde dönem sorumlumun … olduğunu öğrendim. … beni bir odaya alıp benimle birlikte … ile aynı evde kalacağımı söyledi. Ancak ben ona ailemin Ankara ya yeni taşındığını bende ailemin yanında kalmak istediğimi söyledim. Fakat ilk olarak … kabul etmedi. Ben ailemin yanında kalmamda ısrarcı olunca kabul etmek zorunda kaldı. Ben yapıya ait staj evinde kalmadım. Ancak staj evlerinde düzenlenen dini sohbetlere katılıyordum. Staj dönemimde yapıya ait staj evlerinde kimlerin kimlerle kaldığını bahsetmek istiyorum. Yapının 1. Staj evinde R.A., …, A.T., H.Ö. birlikte yapının staj evinde kalıyorlardı…Yapının 4. stai evinde … isimli şahısların birlikte kaldığını hatırlıyorum. Bu evde akademi döneminde Z.E. isimli şahısta kaldı. Bu şahıs normalde stajını Samsunda yapıyordu. Daha sonraki meslekte yanı içerisinde dönem sorumlumuz olan … ile Ankara da atandıktan sonraki yapmış olduğumuz görüşmede dönem arkadaşım olan dönem arkadaşım olan Z.E. hakkında … artık kendisinin toplantılara gelmeyeceğinden bahsetti. Ancak Z.E.ün yapıdan tamamen ayrıldığını veya farklı bir gruba mı geçtiğini söylemedi. Staj döneminde dönem sorumlum olan … benden ilk maaşımın tamamını daha sonraki ayların ise yüzde 15 lik kısmını istedi. Ben ilk maaşımın tamamını kendisine vermedim. Çünkü ilk maaşımın tamamını babama vermiştim. Daha sonraki aylarda ise maaşımın yüzde 15 lik kısmını düzenli olmamak kaydıyla … ya veriyordum.Ben yukarıda benim staj dönemimde yapı içerisinde dönem sorumlusu olduğunu söylediğim … nın haricinde yine yapı içerisinde aynı dönemin farklı grup sorumlusu olarak görev yaptığını bildiğim şahıs R.U. isimli şahıstır. R.U. isimli şahsın yapı içerisinde staj döneminde sorumlu olduğu grupta bulunan şahıslar ise … isimli şahıslardır. Ben bu şahısların R.U. isimli şahsın grubunda olduklarını benim kendi grubumda bulunan ve dönem sorumlumuz olan … nın sorumluluğundaki staj evlerinde kalan yukarıda bahsettiğim şahısların yanlarına gittiğimde bazen karşılaşıyordum. Aynı zamanda karşılaştığımızda da sohbet esnasında kendilerinin de farklı staj evlerinde kaldıklarını ve grup sorumlulularının da R.U. isimli şahsın olduğunu söylediklerinden dolayı biliyorum. Bu şahıslarla staj evlerinin haricinde akademide staj döneminde benim grubumda bulunan veya R.U. isimli şahsın grubunda bulunan şahısların rahat namaz kılabilmesi için staj evlerinde kalmalarına rağmen akademi yurdunda bir oda ayarlanmıştı. Bu yurdun bir odası grup içerisinde bulunan şahısların rahat namaz kılabilmesi için tahsis edilmişti. Bu odada namaz kılmaya geldiklerinde karşılaştığım için de biliyorum.Ben stai dönemim içerisinde yukarıda bahsetmiş olduğum yapının stai evlerinde düzenlenen dini sohbetlere yukarıda saymış olduğum isimlerle birlikte katılıyordum. Dönem sorumlumuz olan … isimli şahıs bize stai döneminde kurallardan bahsetti. Bu kurallar namazlarımızı isyerinde kılmamamız gerektiğini Eğer kılacaksakta öğlen ve ikindi namazını cem etmemizi, akşam ve yatsı namazını cem etmemizden bahsetti. Ayrıca konuşurken İnşallah kelimesini fazla kullanmamız gerektiğini, Ramazan ayında oruçlu olsak dahi yanımızda su şişesiyle dolaşmamızı hatta özel günlerimizde bu sulardan içmemizi söylediğini hatırlıyorum. 13. Dönem adli yargı staj yapılanmasının devre sorumlusu olan … nın üzerinde sorumlu olan ve yapı içerisinde devreci olarak adlandırılan F. KOD ADLI şahıs vardı. Bu şahıs o dönemde hamile olduğu için yerine H. KOD ADLI şahıs geldi ve staj bitene kadar bu şahıs bizimle DEVRECİ olarak ilgilendi…Staj yapılanmasında yapı içerisinde MENFİ VE MÜSPET ayrımı mevcuttu. Bunu ayrıntılı olarak anlatmak istiyorum. Yapıya karsı olanlar muhafazakar bir hayat tarzı olmayanlar menfi, ailevi veya kendi yaşam tarzı muhafazakar olanlar yapıya karsı olmayanlar müspet olarak adlandırılırdı. Ayrıca staj yapılanmasında zimmetleme olayı vardı. Zimmetleme olayı da su şekildeydi; Dönem sorumlumuz olan … bizden stajda yapı içerisinde olmayıp bizimle muhabbeti olan yakın arkadaşlarımız varsa onlarla ilgilenmemizi ve onlar hakkında bilgi toplamamızı cemaate karsı olan düşünceleri namaz kılıp kılmadıktan, oruç tutup tutmadıkları, siyasi görüşleri, sigara içip içmedikleri, erkek arkadaşı olup olmadıkları gibi bilgileri toplamamız isteniyordu. Bu nedenle benim stajdan yakın arkadaşlarım olan … isimli şahısları … bana zimmetlemisti. Bende bu şahıslar hakkında istemiş olduğu bilgileri … ya aktarıyordum.Staj döneminde akademiye başladıktan sonra sımf başkanı ve sınıf temsilcisi seçimleri vardı. Bu seçimlerden önce staj dönem sorumlumuz olan … yine bizi yapının staj evinde topladı. Bu evde yukarıda yapının 4 staj evinde kaldığım saydığım ve … nın sorumlu olduğu dönem arkadaşlarımın hepsi vardı. Benim sınıfımda Sınıf temsilcisi olarak H.Ö.i, sınıf başkanı olarakta Ö.G. isimli şahsa oy vermemizi istedi. Seçim sonucunda da bu kişiler seçildi.Yine bu dönemde evlilik görüşmesi adı altında … isimli şahıs benden fotoğrafımı istedi. Bu fotoğrafın arkasına boy, kilo, memleketimi yazdım ve kendisine verdim. Staj dönemimde … bana çeşitli tarihlerde erkek hakim savcıların fotoğraflarını gösterdi. Bu fotoğrafları gösterdiğinde isimlerinden bahsetmezdi. Eğer fiziksel olarak beğenirsek görüşme ayarlanıyordu…O dönemde yapı evliliğini yaptığım bildiğim şahıslardan bahsetmek istiyorum. … nın yapı aracılığıyla M.G. ile evlendiğini biliyorum. Ben bunu staj döneminde arkadaş ortamımdan öğrendim. Bu yapı evliliğine aracılık eden şahıs A. KOD ADLI şahıstır…Staj döneminin sonunda bizler gruplara ayrıldık. Ben A.K.’ın sorumlusu olduğu gruptaydım. Benim dışımda bu grupta … de vardı. Bunun haricinde yapı içerisinde grupçu olarak Y.K. ve H.Ö. isimli şahıslar vardı. Yapı içerisinde … nın sorumlu olduğu bizim haricimizdeki diğer kişilerde bu iki grupçuya paylaştırılmıştı. Ancak ben kimin hangi grupta olduğunu hatırlamıyorum…Staj döneminde … nın sorumluluğunda olan gruptaki hamile olan arkadaşlardan … nın, … ün. çocuklarına F.G.den isim istediklerini bizzat kendi ağızlarından veya arkadaş ortamında muhabbet esnasında söylediklerinden biliyorum…40-…: Bu şahıs Kırıkkalelidir. Marmara hukuk mezunudur. Bu şahıs staj dönemimde yapı içerisinde dönem sorumlum olan şahıstır. Bu şahsın yapının staj evlerinde kaldığını biliyorum. Sonrasında hakim olduğunu biliyorum. Görsem teşhis ederim…59-Ö.G.:Bu şahıs Vanlıdır. İstanbul hukuk mezunudur. Bu şahsın yapıdan olduğunu biliyorum çünkü dönem sorumlumuz olan … isimli şahıs sınıf seçimlerinde bu şahsa oy vermemizi istemişti. Görsem teşhis ederim..”,
Aynı şahsın Tokat Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 13/02/2018 tarihli teşhis tutanağında, davacıyı kesin ve net şekilde teşhis ettiği görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan F.G. Tokat Sulh Ceza Hakimliğince düzenlenen 18/18/2016 tarihli ifade sorgu zaptında, “..Yine o tarihte Gülen cemaati evlerinde kaldığını bildiğim hemşehrim olan l.ve 2.sınıfta çok samimi olduğum daha sonrasında semt ablalığı yapan okulda açık gördüğüm … bu kişi bildiğim kadarıyla daha sonradan evlenmiş en son Tokat’ta görev yaptığını duydum, ben Kırıkkaleli olduğumdan Kırıkkale çarşısında karşılaştım, kendisi bana evlendiğini, çocuğu olduğunu, Tokat’ta hakim olduğunu söyledi. Ve telefon numarasını aldım, onun için …’i çok iyi hatırlıyorum, kendisi bu yapıya ait evlerde kalmış, üst düzey görevler yapmıştır. Hatta benim yurttan eve çıkmamda … ile Marmara Hukuk öğrencisi olan Trabzonlu olan B.A.’ın etkisi çok büyüktü, ben …’e “Bu F.G.’e ısınamadım, sevemedim” demiştim, gerçekten de sevemedim, o da bana F.G.’in kitabını alıp, güzel bir yazı yazarak hediye etmişti. Bu kitabımı bulursam Cumhuriyet Savcılığına kitabı teslim edeceğim,..ŞÜPHELİYE FETÖ ADLI YAPIYA MENSUP OLARAK BAŞKA KİMSELERİ TANIYIP TANIMADIĞI, TANIYOR İSE NEREDEN TANIDIĞI HUSUSLARI SORULDU: Yine okuduğum Marmara Hukuk Fakültesinden benim alt ve üst sınıflarda olan ve bu yapının evlerinde kalan, Ankara çalışma evlerinde çalıştığını düşündüğüm çünkü kendilerine ulaşmaya çalıştığımda cep telefonlarının kapalı olduğunu bildiğim Diyarbakırlı olan F.B. yine F.’nın en samimi arkadaşı olan S.Y., Vanlı olduğunu hatırladığım 2006 Marmara Hukuk girişli esmer tenli D., D.nun yanında samimi arkadaşı olan sarışın kısa boylu şuan için nereli olduğunu hatırlamadığım ancak …’in semt ablalılığı yaptığı dönemde semtinde ev ablası olan şuan hakim olduğunu bildiğim kişi vardı. Yine yukarıda ifademde belirdğim Aksaraylı E.T., Aydınlı N.K., Ordu hakimi iken açığa alınan A.G., …, İmranlı hakimi E.K., Antepli bir dönem Horasan hakimliği yapan N., A.G., Sivas/İmranlı hakimi K.,…. hatırlıyorum, bütün bildiğim isimleri ifadelerimde belirttim, üzerinden uzun süre geçtiği içi soyadlarını hatırlayamadım, kimisini memleketini hatırlayamadım, söylediklerimin hepsi doğru ve samimidir, hatırladığım isimler olursa bunu da savcılığa bildireceğim dedi…”,
Aynı şahıs Tokat Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/09/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağında, “..Resim-2 isimli fotoğraftaki G ile numaralandırılan şahıs … isimli şahıstır, bu şahıs şuan evlidir, Marmara üniversitesinde Hukuk Bölümünde okuyordu, İstanbul ili Üsküdar ilçesindeki şuan FETÖ/PDY olarak adlandırılan yapılanmaya ait semtteki adresini bilmediğim bir evde kalmaktaydı, kendisi en son olarak Tokat ilinde Hakimlik yapmaktaydı. FETÖ/PDY soruşturmaları kapsamında açığa alındığını biliyorum. Şahsın şu anki soy adı ’ dır.”,
Savcı adayı olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan F.C. Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 24/10/2016 tarihli tanık ifade tutanağında, “..Hukuk bölgesinde kaldığım yapıya ait ilk ev Üsküdar İlçesi Zeynep Kamil Mahallesinde bulunan “… Apartmanı”ndaydı. Ev ablası Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2005 girişli aslen Kırıkkaleli olan ve bildiğim kadarıyla Bayburt Üniversitesinin kurum avukatı olan F.S.(G.)dü. Bu eve o dönem hukuk bölgesi dışında “bölge ablalığı” yapan ve kendisinden yapıya mensup kişilerce “adanmış kişi” olarak övgüyle bahsedilen ismini hatırlamadığım (ancak bu şahsın … ya da E. olduğunu hatırlıyorum) Marmara Hukuk 2009 mezunu olan bir “abla” sohbet için gelmişti..Daha sonra 2014 yılında Tokat Adliyesinde avukatlık stajı yaparken “… ABLA”yı gördüm ve soyadının “” olduğunu öğrendim. …’yı ben 2007 ya da 2008 yılında yapıya ait toplantılara katılması nedeniyle görmüştüm. …’nın Tokat Ağır Ceza Mahkemesi üyeliği yaptığını staj yaparken öğrendim. Kendisi beni tanımıyordu ancak Tokat Adliyesindeki odasında kendisi ile sohbet ederken kendi dönem arkadaşlarından yapıya mensup kişilerle aynı evde kaldığımı söyleyince tedirgin oldu ve başka hakimlerin …’nın odasına girmesiyle benden dışarı çıkmamı istedi. Yapıya mensup kişilerin “tedbir” adı altında çalışma ortamlarında birbirlerini tanımazlıktan geldiğini biliyorum. …’nın gözaltına alındığını ve adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığını öğrendim. …’yı da daha önceki ifademden sonra teşhis etmiştim……:2009 Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. “Bölge imamlığı” gibi üst düzey bir görevde çalışmış olmakla birlikte hiyerarşide hangi sıfatla görev yaptığıyla ilgili bilgi sahibi değilim. Sadece kendisinden “adanmış kişi” olarak bahsedildiği aklımda kalmış. Ev ablalığı yapan F.S. ile yakın ilişki içerisindeydi. Kendisinin gözaltına alınıp adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığını öğrendim…”,
Aynı şahıs Adalet Müfettişlerince düzenlenen 29/07/2016 tarihli tanık ifade tutanağında, “…: Marmara 2009 mezunu. Ev ablalığından sonra bir üst göreve getirildi. Tokat Ağır Ceza Mahkemesi üyesi iken açığa alındığını duydum.”,
Aynı şahıs Tokat Cumhuriyet Başsavcılığına ibraz etmiş olduğu 22/07/2016 tarihli dilekçesinde de benzer beyanda bulunduğu görülmüştür.
İfadesine başvurulan Gizli tanık … Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16/08/2016 tarihli tanık ifade tutanağında, “16) Söz konusu albümün 164. sayfası tanık tarafından işaret edildi … sicil numaralı …’ı işaret ederek, bu kişiyi Ankara’da iken staj evinden tanıyorum. Bağı çok kuvvetlidir. Ciddi sorumluluklar aldığını düşünüyorum. Ortamlarda grupcu birkaç kişi ile konuşuyorken bu kişi talimat verir gibi ortamdaki herkesle konuştuğunu gördüm. Ancak gizlilik içinde hareket ediyorlardı. Konumunu bilmiyorum.”,
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan N.Ç.H. Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 08/12/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında, “..sınavı kazanamadığım ve stresli olduğum için Ankara’ya Z. ile beraber gittim. Bu gittiğim ev keçiören de bir evdi. Ben giderken bu evin FETÖ/PDY’ye ait bir ev olduğunu bilmiyordum. Ancak bu durumu, oraya gidip kalmaya başladığımda anlamaya başladım. Ben bu eve gittiğimde … isimli şahıs, A. isimli şahıs ve ismini ve soyadını hatırlamadığım bir şahıs daha vardı. Bu evin sorumlusu bir kız vardı. Ayrıca bu kızın üzerinde bir sorumlu var mıydı onu da bilmiyorum. … ve A. isimli şahsı görsem teşhis edebilirim.”,
Aynı şahsın Tokat Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 09/12/2016 tarihli teşhis tutanağında, davacıyı kesin ve net şekilde teşhis ettiği görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Z.M. Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 11/11/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında, “..2009 yılı Haziran aylarında 2009 yılının Aralık ayında yapılan sınava hazırlanmaya başladım, ilk iki sınavı da kazanamadığım için öz dayım olan E.S. bana “Senin daha sistemli çalışman lazım, istersin sana çalışma yeri ayarlayabilirim” şeklinde söyleyince bende bu durumu kabul etlim. Daha sonra telefonda Ankara da bulunan bir adres söyledi. Bu adres Ankara ilinde Keçiören deydi, Ancak adresini tam olarak hatırlayamıyorum. Benim dayım bu evin adresini bana telefonda söyledi ve ben eve gittim, kapıyı çalarak eve gittim. Eve gittiğimde D. ve … isminde iki kişi vardı. Ben bu kişileri teşhis edebilirim, Bu kişiler Marmara üniversitesi mezunlarıydı. Ayrıca bu eve gittiğimde 3 gün eve kimse gelmedi. Bu iki kişiyle birlikte 3 gün kaldım. Daha sonra görsem tanıyabileceğimi düşündüğümüz gözlüklü, baş örtülü, meslekten olmadığını düşündüğüm, kısa boylu, isminin B. olduğunu söyleyen bir bayan geldi. Bana hitaben “Ev yeni kuruldu, dikkatli olalım, bu eve herkes girip çıkmayacak, ailelerin de girip çıkması yasak, bu evde telefon kullanmak yasak, telefonunu alacağım. Mutfak masraflarını siz karşılayacaksınız, faturaların bir kısmını siz karşılayacaksınız, zorunlu olmadıkça dışarı çıkmak yasak, mümkün olmadığında ihtiyaç dışında dışarı çıkmak yasak vb” şeklinde sözler söyledi.”,
şeklinde beyanda bulunmuştur.
Davacı tarafından bu ifadelere karşı kabul etmediği, soyut ve iftira niteliğinde olduğu şeklinde beyanda bulunulmuştur.
Bu durumda, davacının örgütün içinde yer aldığına, örgütün yönlendirmesiyle katalog evliliği yaptığına, örgüt toplantılarına katıldığına, örgüte ait evde kaldığına, ser murakıplık yaptığına, örgüt toplantılarını organize ettiğine, 13. dönem adli yargı hakim-savcı adaylarından sorumlu devreci olduğuna, ev ablalığından sonra örgüt içinde üst göreve getirildiğine, örgütün kilit isimlerinden olduğuna, örgüt adına para topladığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.

6) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın, AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan “özel hayata saygı hakkı” çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen “özel hayat” kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak “kanunla öngörülmüş olma”, aynı maddede sayılan “meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma” ve “demokratik bir toplumda gerekli olma” ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa’nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin “şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması”, “anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması” ve “demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması” gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS’in 8/2 ve Anayasa’nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS’in 15. ve Anayasa’nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS’in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa’nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun’la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK’nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa’nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ’nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS’in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı” hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS’in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.

7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının hak ediş tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faiziyle birlikte tazmini isteminin de reddi gerekmektedir.
Öte yandan davacı tarafından, davalı idarece savunma dilekçesinin yasal cevap verme süresinden sonra verildiği ileri sürülmüş ise de; verilen ek süre içerisinde davalı idarece savunma dilekçesinin sunulduğu anlaşıldığından, davacının söz konusu iddiası yerinde görülmemiştir.

D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2.Davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının hak ediş tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faiziyle birlikte tazmini istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4.Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5. Posta gideri avansından varsa artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
6.Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 16/02/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.