YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/14014
KARAR NO : 2016/5273
KARAR TARİHİ : 06.04.2016
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili dilekçesi ile; davaya konu 1070 ve 594 parseller dava dışı … adına kayıtlı iken davalıların murisi…’ın her iki parseldeki miras payını harici sözleşme ile davacıya sattığını, satış tarihi olan 17.10.1982’de sözleşmede belirlenen 50.000 TL (eski TL.) bedelin davalıların murisine ödendiğini, ancak davaya konu taşınmazlarda ortaklığın giderilmesi davası açıldığını ve taşınmazın 2.005.000,00TL bedelle satıldığını, veraset ilamına göre bu yerdeki davalıların hisselerinin toplamının 90.225,00TL olduğunu ileri sürerek, 90.225,00 TL’nin dava tarihinden itibaren davalılardan alınarak, davacıya verilmesine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılara usulüne uygun davetiye tebliğ edilmiş, ancak davaya cevap vermemişlerdir.
Mahkemece; davanın kısmen kabulüne, 2.383,28 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan alınarak, davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin ise sair temyiz itirazları yerinde değildir. Ancak;
Somut olayda; taraflar arasında imzalanan 17.10.1982 tarihli satış sözleşmesi resmi biçimde yapılmadığından hukuken geçersizdir. (TMK m.706, BK m.213, TBK. md 237, T.Kanunu m.26 Noterlik Kanunu m.60). Bu nedenle, geçerli sözleşmelerde olduğu gibi taraflarına hak ve borç doğurmaz. Bu durumda alıcı; geçersiz sözleşme nedeniyle, satıcıya verdiği bedeli sebepsiz zenginleşme kuralları çerçevesinde geri isteyebilir.
Sebepsiz zenginleşme, bir kimsenin mal varlığının haklı bir sebep olmaksızın diğer bir kimsenin mal varlığı aleyhine çoğalması olup, sebepsiz zenginleşme gereğince verilenlerin iadesi sağlanırken, ödenen paranın ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması, başka bir deyişle denkleştirici adalet ilkesinin uygulanması gerekir.
Denkleştirici adalet ilkesi, haklı bir sebebe dayanmadan, başkasının mal varlığından istifade ederek, kendi mal varlığını artıran kişinin, elde ettiği kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğünü ifade eder.
Denkleştirici adalet ilkesi gereğince güncelleme yapılırken, güncellemeye esas alınan somut veriler tek tek uygulanarak ödeme tarihinden ifanın imkânsız hale geldiği tarihe kadar paranın ulaştığı değer her bir dönem için hesaplanmalı, sonra bunların ortalaması alınmalıdır.
Yukarıda açıklananlar ışığında; somut olayda, mahkemece davacının yapmış olduğu ödemenin denkleştirici adalet ilkesi gereğince güncellenmiş değerinin tespiti yönünden bilirkişi raporu alınmasında hukuka aykırılık yoktur. Ne var ki, hükme esas alınan bilirkişi raporu az yukarıda açıklanan ilke ve esaslara uygun değildir.
Mahkemece; hükme esas alınan bilirkişi raporunda satış bedeli olarak ödenen 17.10.1982 tarihindeki 50.000TL’nin dava tarihi olan 08.07.2013 tarihindeki alım gücüne ulaştırılması için yapılan hesaplamada döviz fiyatları, altın fiyatları, aylık brüt asgari ücret tutarı ve enflasyon oranı şeklinde dört kalemin değerlendirmeye dahil edildiği görülmektedir.
O halde mahkemece yapılacak iş Yargıtay’ın istikrar kazanmış uygulamalarına göre öncelikle ifanın imkansız hale geldiği tarihi tespit etmek ardından davacının ödediği satış bedelinin ifanın imkansız hale geldiği tarihte ulaştığı alım gücü, enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın, döviz kurlarındaki artış, maaş artışları vs gibi ekonomik etkenlerin ortalamalarının alınarak uzman bilirkişi vasıtasıyla hesaplamak ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmektir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 06.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.