Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2015/7667 E. 2016/5252 K. 05.04.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/7667
KARAR NO : 2016/5252
KARAR TARİHİ : 05.04.2016

MAHKEMESİ :TÜKETİCİ MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki geçici su aboneliği tesisi ve menfi tespit davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili dilekçesinde, müvekkili olan davacının,…İlçesi, …, 46736 ada 1 parsel, A Blok 20 no.lu bağımsız bölümde bulunan meskenine su abonesi olabilmek için davalı tarafından haksız olarak 3.250,00 TL kanal katılım ve şebeke bedeli istendiğini belirterek bu bedelin haksız olduğunun tespiti ile yüksek bedel içermeksizin abone yapılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Verilen bu kararın, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi tarafından, 2012/28696 Esas, 2013/8630 Karar sayılı karar ile ve “…. Davacı su abonesi olabilmek için kendisinden 3.250,00 TL kanal katılım ve şebeke bedeli istendiğini belirterek bu bedelin haksız şart olduğunun kabulü ile yüksek bedel içermeksizin abone yapılmasına karar verilmesi istemiyle eldeki davayı açmıştır. Hukukçu … ve inşaat mühendisi ..i’nin düzenlediği bilirkişi raporu ile, davacının 3.760,00 TL ödemesi gerektiği belirlenmiş, mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Oysa aynı ada parselde yer alan başka bir yerle ilgili olarak, Dairemizin 2012/ 11416 Esas sayılı dosyasında mimar ..’in düzenlediği rapora göre; davacının 1198,42 TL ödemesi gerektiği belirlenmiştir. O halde mahkemece, bilirkişi raporları arasındaki farklılığın neden kaynaklandığı, davacının ödemesi gereken miktarın tespiti hususunda yeni bir bilirkişi incelemesi yapılarak, sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olduğu…” gerekçesiyle mahkemece bozmaya uyularak yargılamaya devam olunmuştur.
Yapılan yargılama neticesinde de, davacı tarafından açılan su aboneliğinin sağlanmasıyla ilgili davanın konusuz kalması nedeniyle esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına, davacı tarafından açılan menfi tespit davasının kabulü ile; davacıdan alınması gereken kanal katılım bedelinin 469,96 TL, su şebekesi hissesinin 469,96 TL olmak üzere toplam 939,92 TL olduğunun tespitine karar verilmiş, verilen bu hüküm süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yargıtay’ın bozma kararına gerek iradi, gerekse kanuni şekilde uymuş olan yerel mahkeme, bozma kararı doğrultusunda inceleme yapmak ve hüküm kurmak zorundadır. Mahkeme, uyma kararını kaldırarak, direnme kararı veremeyeceği gibi; hükmün bozma kararı kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olan bölümleri hakkında da yeni bir hüküm kuramaz. Bozmaya uyulmakla, bozma lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak doğar.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda ve Hukuk Muhakemeleri Kanununda “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır.
Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlanan bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Y.İ.B.K.).
Bu ilke, kamu düzeni ile ilgili olup; Yargıtay’ca kendiliğinden dikkate alınması gerekir. Hakimin değişmesi dahi açıklanan bu hukuki ilkeye etki yapamaz.(Aynı yönde …nun 26.2.1986 gün ve 1986/1-50 E.-174 K.; 11.5.1994 gün ve 1994/8-252 E.-314 K.; 1.12.1999 gün ve 1999/18-1041 E.-1006 K.; 11.5.2005 gün ve 2005/2-315 E.-333 K.; 27.09.2006 gün ve 2006/19-635 E.-573 K. sayılı ilamları).
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakacak olursak,yerel mahkeme bozma kararına uymakla birlikte bozma gereğini yerine getirmemiş, aynı parseldeki başkabir yere ilişkin olarak davadaki (2012/11416 E.sayılı bozma kararı) bilirkişi raporu ile eldeki davadaki bilirkişi raporu mukayese edilmemiştir.
Kaldı ki; Somut olayda mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporu, hüküm kurmaya yeterli ve elverişli değildir.
Zira, Tarifeler Yönetmeliğinin 39.maddesinde; “Su ve kanalizasyon harcamalarına katılma payları: K… Formülüne göre hesaplanan değerdir. Bu değer gayrimenkulün vergi değerinin %2’sini geçemez.” denilmektedir. Yine formülde “Adil bir katılımın sağlanmasına yönelik katsayının”: N ile ifade edildiği, “Gayrimenkulün toplam inşaat alanının”: S ile ifade edildiği, N’nin ise S/1000 olduğu (N=S/1000) olduğu” belirtilmiş bulunmaktadır. Bilirkişi raporunu hazırlarken, formülde ifade edilen birim değerleri tek tek ele alıp, uygulamak zorundadır. Hükme esas alınan raporda, bilirkişinin; (N=S/1000) yerine, arsa payı oranını uyguladığı ve S/1000=1.00 alınarak hesaplama yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu haliyle, rapor hüküm kurmaya elverişli değildir.
Bu durumda, mahkemece; aboneliğe başvurulduğu sırada, Kanunun 89. maddesi uyarınca arsa vergi değerinin % 2’si oranında kanal katılım payı tahsiline dair evraklar ile ödenen avansın mahsubunu içerir, katılım paylarının hesabına ilişkin Tarifeler Yönetmeliğinde bulunmakta olan formüldeki hesaplama “gayrimenkulün toplam inşaat alanı ile metre tül maliyetinin güncel değeri ve gayrimenkulün yola nazaran cephesi” esas alınarak yeniden alınacak uzman bilirkişi raporundan sonra; oluşacak sonuç dairesinde bir hüküm verilmesi gerekmektedir.
Yukarıda izah olunan nedenler ile, mahkemece işlem yapılıp, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 05.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.