Danıştay Kararı 5. Daire 2016/57172 E. 2021/125 K. 04.02.2021 T.

Danıştay 5. Daire Başkanlığı         2016/57172 E.  ,  2021/125 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2016/57172
Karar No : 2021/125

DAVACI: …

DAVALI: … Kurulu
VEKİLİ: Av. …

DAVANIN KONUSU: Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının iptaline ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesine karar verilmesi istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI: Dava konusu kararın delil sunma hakkı ve savunma hakkı tanınmadan tesis edildiği, masumiyet karinesinin, suç ve cezaların şahsiliği ilkesinin, mülkiyet hakkının, özel hayata saygı hakkının, Anayasa’nın 129. maddesinin 2. fıkrasının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinin 2. fıkrasının ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 71. maddesinin ihlal edildiği, FETÖ ile irtibat ve iltisakına dair kişiselleştirme yapılmadığı ileri sürülerek hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir.

DAVALININ SAVUNMASI: Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa’nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp “göreve son” müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI …’NUN DÜŞÜNCESİ: Dava; Kırklareli hakimi iken meslekten çıkarılan davacı tarafından, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca, FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatları olduğu saptanan hakim ve savcıların, meslekte kalmasının uygun olmadığından bahisle meslekten çıkarılmalarına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının kendisine ait kısmının iptali ile özlük haklarının iadesi istemiyle açılmıştır.
Davalı idarenin usule yönelik savlarına itibar edilmeyerek işin esasına geçildi.
T.C. Anayasasının 138. maddesinde, “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.”; 139. maddesinde, “Hakimler ve savcılar azlolunamaz, meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”; “Hakimler ve Savcılar Kurulu” başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, “Kurul, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında idari karar alma, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar.; 10. fıkrasında ise, “Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz.” hükümleri yer almıştır.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun “Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” başlıklı 53. maddesinde, “Hakim ve savcıların: a)-Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b)- Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, hallerinde görevleri sona erer.” hükmü getirilmiştir.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanununun 4. maddesinin (b) fıkrasının 6. bendinde; “meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar vermek” Kurulun görevleri arasında sayılmış; 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda görüleceği hükme bağlanmıştır.
Diğer taraftan; 15.07.2016 günü yapılan darbe teşebbüsü üzerine; kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe giren 667 sayılı KHK’nın “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir.” şeklinde düzenleme yapılmış ve bu KHK, 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile yasalaşmış, bunu takiben 08.03.2018 tarihinde yürürlüğe giren ve 7075 sayılı Kanun ile yasalaşan 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 11. maddesinin 2. fıkrası ile “meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenler, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabilir.” hükmü getirilmiştir.
HSK Genel Kurulunun bahse konu … tarih ve … sayılı kararıyla; ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisindeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş olarak, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında HSYK’ya intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, HSYK’nın FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3. maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin, meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiştir.
Öte yandan; olağanüstü hal tedbirleri kapsamında yürürlüğe konulan 6749 sayılı Kanun ve 667 sayılı KHK’nın “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasına göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için sözkonusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya mensubiyet şeklinde olması zorunlu olmayıp irtibat ya da iltisak şeklinde olması da yeterli görülmüştür. Nitekim; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarih, 2017/16-956 Esas ve 2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24.04.2017 tarih, 2015/3 Esas, 2017/3 Karar sayılı kararında, Bylock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğu, gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığı ve kişinin örgütle bağlantısını gösteren delil olacağı kabul edilmiştir.
Yürürlükteki hükümler uyarınca; Anayasa’ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmeleri, örgüt hiyerarşisi içerisinde ve ideolojik bağlılıkla hareket etmeleri açık bir suç olduğu gibi, bu kapsamdaki yargı mensuplarının yargılayacağı kişiler açısından da adil yargılanma hakkının ihlaline yol açılacağı ve bunun da nihayetinde yargıya olan güvene zarar vereceği tartışmasız olup; hakim ve savcılar hakkında işlem tesis etme yetkisine sahip olan Hakimler Savcılar Kurulunca gerekli önlemlerin alınmasının gerekeceği de kuşkusuzdur.
Davacı tarafından, savunma hakkı verilmeden dava konusu işlemin tesis edildiği ileri sürülmekte ise de; savunma alınmadan meslekten çıkarmanın usul güvencesi sağlayan adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelere aykırılık oluşturabilecek nitelikte olduğu açık olmakla birlikte; adil yargılanma hakkı, yargılamanın bütünü anlamında bir incelemeyi gerekli kıldığından daha önceki bir safhada savunma alınma yoluna gidilmemesi şeklinde gerçekleşmiş bir eksikliğin yargılama süreci içinde giderilmesinin mümkün olması, diğer taraftan olağanüstü hâli gerekli kılan durum ile 667 sayılı KHK’nın amacı ile 3. ve 4. maddelerinde yargı mensupları ile kamu görevlilerine ilişkin düzenlenen tedbirlerin kapsamı ve içeriği dikkate alındığında, 667 sayılı KHK’de öngörülen meslekten veya kamu görevinden çıkarmanın, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen diğer yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan, geçici olmayan ve nihai sonuç doğuran “olağanüstü tedbir” niteliğini taşıması ve davaya konu Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu kararının, disiplin hukukuna ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektiren meslekten çıkarma cezası niteliğinde bulunmaması karşısında davacının bu iddiasına itibar edilmemiştir.
Diğer yandan, davacı hakkındaki “silahlı terör örgütüne üye olma” suçu isnadı ile … Ağır Ceza Mahkemesinde açılan davada yapılan yargılama sonucunda verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararla; tanık/şüpheli ifadeleri ile FETÖ/PDY terör örgütü üyelerinin aralarında iletişimi sağlamak amacıyla kullanılan bylock programına ilişkin tespitler ve diğer deliller değerlendirilmek suretiyle; 11.08.2014 tarihinden itibaren kriptolu Bylock programı kullanıcısı olduğu tespit edilen davacının; bu programı yoğun ve aktif olarak kullandığı, adı … iken 22.11.2018 tarihinde … olarak değiştirdiği, dolayısıyla Bylock ve Bank Asya kayıtlarında adının Muavviz olarak geçtiği, üniversite eğitimi aldığı dönemde FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne ait evlerde kaldığı, evin abisi olarak görev üstlendiği, yine adalet akademisinde olduğu dönemde devre grup sorumlusu olarak görev üstlendiği, yine örgütün diğer üyelerinden örgüte aktarılmak üzere himmet topladığı, dolayısıyla üzerine atılı suçu sabit görüldüğü gerekçesiyle TCK’nın 314/2. maddesi uyarınca artırım hükümleri uygulandıktan sonra sonuçta 8 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırıldığı, davacının istinaf başvurusunun … Bölge Adliye Mahkemesi … Ceza Dairesince (E:…) reddedildiği ve dosyanın halen Yargıtayda olduğu anlaşılmıştır.
Bu halde; aynı fiil nedeniyle ceza hukuku yönünden yapılan yargılama sonucu varılan hükmün, idari bir tahkikata dayalı olarak tesis edilen idari işlemin iptali istemiyle idari yargıda açılan davada verilecek hükmü etkilemesi gerekliliği, maddi olguların saptanması yolunda mahkemelerce varılan sonuçların, idari soruşturma ile varılan sonuçtan üstün olduğu esasına dayanmaktadır. Ancak mahkeme kararı ile varılan sonucun aksinin yeni bir delil ile kesin olarak ortaya konulması halinde yeni duruma göre bir işlem tesis edilebileceği de açıktır.
Olayda ise; davalı idarece bahse konu örgütle irtibat ya da iltisakı tespit edilen davacının, yukarıda bahsedilen mahkeme kararıyla da, daha ağırı olan silahlı terör örgütüne üye olmak suçunu işlediğinin tespit edildiği görülmüştür.
Bu durumda; idari tespitler yanında ceza yargılaması ile yapılan tespitler ve verilen hüküm birlikte değerlendirildiğinde; uyuşmazlık konusu Hakimler ve Savcılar Kurulu kararının davacıya ilişkin kısmında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davanın REDDİ gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:

A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı’nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa’nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK’nın anılan toplantısında “demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla” Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00’den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK’nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.

2) Davacıya İlişkin Süreç
… tarih ve … sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından … tarih ve … sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın iptaline ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesine karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Diğer yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 8 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusu ise … Bölge Adliye Mahkemesi … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile reddedilmiştir. Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği görülmüştür.

B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa’da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa’nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa’nın 5. maddesi: “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.”
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz…”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: “Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar…”
2) AİHS
AİHS’in 6. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.”
AİHS’in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS’in 15. maddesi: “Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir.”

3) Kanun
667 sayılı KHK’nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır…”

4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan “Bangalor Yargı Etiği İlkeleri”nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.

C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS’in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS’in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM’e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, “yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması” şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Bu kapsamda, davacının adli yardım istemi Dairemizin 05/03/2019 tarihli kararı ile kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Tebligat ve cevap verme” kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, 28/05/2020 tarihli ara kararımızla, davalı idarenin 13/12/2019 tarihli ikinci savunmasında davacının cevap vermesini gerektiren hususlar bulunduğu bildirilerek, 21/01/2020 tarihinde tebliğ edilen ikinci savunma dilekçesi ve ekinde yer alan bilgi ve belgelere ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya on gün süre verilmiştir.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bu kapsamda, davacının ek süre talebi Dairemizin 20/08/2019 tarihli kararı ile kabul edilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in ‘’Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, … / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay’da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay’da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.

2) FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, “Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!”, “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ’nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
“Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup …bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. …Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. …Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır…
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir…
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır…
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir…
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır…”
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ’nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde …siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; –Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.– …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. …FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. (“T” taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ’nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, “önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV’de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi” şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.

3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM “demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu” belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM’e göre “kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır.” (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa’nın “Hâkimlik ve savcılık mesleği” kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede “… Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar.” denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak “bağımsızlık” ve “tarafsızlık” ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.

4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına” ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir” niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ”kavuşan, bitişen, birleşen”, irtibatlı kavramını ise ”bağlantılı” olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.

5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir. Deli

a) ByLock Delili
i. ByLock Uygulamasına İlişkin Genel Değerlendirme
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında belirtildiği üzere ByLock uygulaması, kullanılması için indirilmesi yeterli olmayan ve özel kurulum gerektiren, kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını eklemeden taraflar arasında mesajlaşmanın başlayamadığı, bu bakımından sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân veren, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunan, böylece kullanıcılarının, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlayan bir iletişim sistemidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında; ByLock uygulamasının 2014 yılı başlarında uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olduğu, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve bluetooth yoluyla yüklenildiği hususunun yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşıldığı, ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakınının FETÖ mensuplarına ait örgütsel temasa ve faaliyetlere ilişkin olduğu; kullanıcılar tarafından buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, örgüt liderinin talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye’yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ’ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafi temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, sistemin deşifre olduğunun düşünülmesi halinde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verilerek Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel nitelikte ve amaçta mesajlar gönderildiği ifade edilmiştir.
Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock’a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ”inceleme, kopyalama ve çözümleme” kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de Bylock verilerinin kanuni bir temele dayanmadan ve hukuka aykırı şekilde elde edildiğine yönelik iddialar yönünden yapılan başvuruda; 4/6/2020 tarih ve Başvuru No: 2018/15231 sayılı kararı ile Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi aynı kararında, yapısı, kullanım şekli ve teknik özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkumiyete dayanak olarak alınmasının, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini etkisiz hale getiren keyfi bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceği tespitinde de bulunmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ByLock uygulamasına ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan Y.G. isimli şahıs tarafından İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş beyan: “Bana ByLock adlı programı indirmemi 2014 Temmuz’da Ali adlı kişi söyledi. Önce VPN programını daha sonra da ByLock’u kurmamı, VPN’yi açmadan ByLock’u kullanmamam gerektiğini açıkladı. Daha sonra beni kendisi ekledi ve onaylamamı söyledi. Böylece buradan daha güvenli mesajlaşabilecektik onlara göre. Çünkü 2014 HSYK seçimleri yaklaşmaktaydı ve hızlı bir haberleşme ağı lazımdı.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Malatya Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 16/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “2014 HSYK seçimlerinden yaklaşık 3-4 ay önce E.E.’nin evinde toplanmıştık. …… abi denilen kişi bir programdan bahsetti. Bu program üzerinden haberleşeceğimizi söyleyerek telefonlarımızı istedi. Kendisi telefonlarımıza ByLock denilen programı söz konusu sohbet sırasında yükledi. …ByLock programını kullanan cemaatteki herkesin paylaşımlarını görmek mümkün değildi. Sadece arkadaş listesi (grup) şeklinde oluşturulan arkadaşlarla konuşabilmekte ve yazılar paylaşabilmekteydik. …HSYK seçimlerinin sonuna kadar ByLock programı üzerinden haberleşme sağlanıyordu. Cemaat mensuplarının istemleri doğrultusunda seçimlerden sonra ByLock programını sildim.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B. isimli şahsa ait Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 22/03/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “… isimli şahıs telefonuma ByLock yüklemek istedi. Ancak akıllı telefonum olmadığı için yükleyemedi. Ben de eşimin telefonunu kendisinden habersiz aldım. Bir şeyler yaptı. Bundan sonra buradan haberleşeceğiz dedi. ……, hâkim ve savcıların kişisel bilgilerini (dünya görüşü, siyasi görüş vs.) özellikle ByLock’tan ona atmamı istiyordu. …… bana tablet almamı, başka bir akrabamın adına hat almamı söyledi. Ancak ben bunu da yapmadım. Daha sonra …, bana içinde hat olan bir tablet getirdi. Tablette ByLock programı yüklüydü. Gelen yazıları okuyordum. Ayrıca bana tablette silme programını gösterdi. Herhangi bir durumda onu kullanmamı söyledi.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ö. isimli şahsa ait Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 02/03/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “2014 yılının Ağustos ayında E.Ö. çalıştığı yer olan Silivri’ye gelmemi söyledi. Silivri’ye gittikten sonra beni oradan alıp Silivri İlçesinde oturan D.S.’nin evine götürdü. Burada … kod adlı şahıs da vardı. Kendisi telefonumu istedi. Kendisi bana ByLock isimli programı yükledi. Artık buradan haberleşeceğimizi bana söyledi. Çünkü benim tek kaldığımı, bir şekilde haberleşmemiz gerektiğini söyledi. 2015’in Şubat ayına kadar bu program üzerinden haberleştik.”
Bu durumda, FETÖ tarafından gizliliği sağlamak için örgütsel haberleşme amacıyla oluşturulduğu ve münhasıran FETÖ tarafından kullanıldığı anlaşılan ByLock uygulamasının yüklendiğinin, bu ağa dâhil olunduğunun tespit edilmesi hâlinde, bu kişilerin örgüte üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut örgütle irtibatı ortaya konulmuş olabilecektir.

ii. ByLock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Dava dosyasında, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından davacı hakkında düzenlenmiş “ByLock Tespit Tutanağı” yer almaktadır.
Dava dosyasına sunulan ByLock Tespit Tutanağının incelenmesinden, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca … tarih ve … sayılı soruşturma kapsamında gönderilen ByLock abone listeleri üzerinde yapılan çalışmalarda, davacının 129.862 satırlık ByLock abone listesinin 101892. satırında kaydının olduğu, tespit edilen GSM aboneliğinin …, tespit edilen cihaza ait IMEI numarasının … olduğu belirtilmiştir.
Bununla birlikte davacının yargılandığı … Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında, davacının … nolu GSM hattı ile 20/03/2015-25/09/2015 tarihleri arasında ByLock programı için kiralanan … no’lu hedef IP numarasına 101 kez bağlantı yaptığı tespit edilmiştir.
Diğer yandan, dava dosyasına sunulan ve Kırklareli İl Emniyet Müdürlüğünce düzenlenen 03/03/2017 tarihli tutanakta; davacıya ait … marka/model … IMEI nolu cep telefonu üzerinde yapılan incelemede, “ByLock” uygulamasına ait kalıntılara ve örgüt tarafından örgüt üyelerinin aralarında haberleşmek için kullandıkları “Kakaotalk” adlı uygulama ile bu uygulamaya ait yazışmalara rastlanıldığı yönünde tespitlere yer verilmiştir.
Davacı tarafından; söz konusu “ByLock Tespit Tutanağı”na karşı, ByLock kullanıcısı olmadığına dair hakkında düzenlenen iki ayrı bilirkişi raporu bulunmasına rağmen, aleyhine olan rapora itimat edilerek işlem tesis edilmesinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
ByLock uygulaması ile ilgili yukarıda aktarılan hususların ve davacı hakkında düzenlenmiş olan “ByLock Tespit Tutanağı”nın birlikte değerlendirilmesi sonucunda davacının bu beyanına itibar edilmemiştir.
Netice itibarıyla davacı hakkında düzenlenen “ByLock Tespit Tutanağı”nın, ceza yargılaması aşamasındaki ve 03/03/2017 tarihli tutanaktaki tespitlerin birlikte değerlendirilmesinden; davacı tarafından … GSM numarasından, … IMEI numaralı cihazla ByLock uygulamasının yüklendiği ve anılan program için kiralanan IP adreslerine sahip sunuculara bağlanıldığı anlaşılmaktadır.

b) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Y.T.’ye ait, Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 06/06/2017 tarihli sorgulama tutanağı; “… …: Bu kişi hakkında da üniversite ve çalışma dönemine ilişkin bilgim yoktur ancak yukarıda değindiğim üzere staj dönemi içerisinde örgütün yaptığı toplu toplantılarda kendisinin de bulunduğunu gördüm. Ben ne zaman toplantıya gitsem Mutlu da orada oluyordu. Bu sebeple bu şahıs bu kişi FETÖ/PDY örgütü üyesidir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan U.G.’ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 25/08/2017 tarihli sorgulama tutanağı; “… Staja başlamadan önce bizimle yine görüşme yapanlar oldu. İsmini … olarak bildiğim 138 bin sicilli ve o dönem hakimlik stajı yapan bir kişi gelerek sınava hazırlanma sürecine ilişkin bilgiler aldı. Kendi sınav hazırlığı ve kendi staj sürecine ilişkin bir şeyler anlattı. Sanırım bizden sonra yine sınava hazırlanacak kişilerle ilgili yürütülecek çalışmalarda kullanılmak üzere bu bilgileri değerlendirmek için yaptı. Daha sonra ben memlekette iken … kod adlı C.Y. beni telefonla arayarak bir adres ve tarih vererek o gün o adreste olmamı istedi. Sonuçlar açıklandıktan sanırım iki hafta sonra Keçiören’de Melih Gökçek parkı yakınlarında verdiği adresteki eve gittim. O evde bulunanlar benim gibi hakimlik sınavını kazanan kişilerdi. Bunlar O.Ö., H.Ö., M.E.K., … …, A.K., F.C.Ö. ile soyadını hatırlamadığım … isimli kişi vardı. … Benim gibi staja başlayacak olan yukarıda ismini saydığım kişiler ile toplu halde … kod adlı M.K. isimli ve akademide koordinatör hakim olan kişi toplantı yaptı. Toplantıda M.K. bize tutacağımız evlerin en fazla 3-4 kişi olmasını, idare mahkemesine yakın yerlerde ev bulmamızı ve staj süresince insanlarla ilişkilerimize dair yapmamız gereken şeyleri anlattı. Kendisinin bu dönem stajyerlerden sorumlu hakim olduğunu, stajyerler arasından da N.B. ve Ş.M.A.’nın devre sorumluları olarak görev yapacağını bildirdi. Yine evlerde kalacak kişilere ilişkin paylaşım yapıldı. …”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.B.’ye ait, Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 09/06/2017 tarihli sorgulama tutanağı; “… Ben bana göstermiş olduğunuz yıllık albümlerindeki fotoğrafları tek tek inceledim. Öncelikle şunu belirtmek istiyorum benim teşhislerim 2013 ve 2014 yıllarındaki dönemlerde hakim adayı olduğum ve staj dönemindeki teşhislerdir. Daha önceki ifademde teşhis ettiğim ve şu an teşhis edeceğim isimlerin 2014 yılından sonra örgütle irtibatlarını kesip kesmediklerini bilmiyorum. 15. Dönem Adli Yargı Hakim adayı … isimli şahıs mülakat döneminde kaldığım eve gelip giderdi. Bizimle sohbet ederdi. Gerçek ismini söylememişti. Kod isim kullanıyordu ancak hatırlayamadım.”
Aynı şahsa ait Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 26/04/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı; “ŞÜPHELİNİN MÜLAKAT EVİ; (2013 yılı ilk aylarından Temmuz ayına kadar kaldığını beyan eder.) Bu eve beni SERMURAKIP … KOD ADLI … isimli şahıs götürdü. Bu evin sorumlusu KOD ADINI KULLANDIĞINI BİLDİĞİM ANCAK HATIRLAYAMADIĞIM 15. DÖNEM ADLİ YARGI HAKİM ADAYI OLAN … idi. KOD ADINI KULLANDIĞINI BİLDİĞİM ANCAK HATIRLAYAMADIĞIM 15. DÖNEM ADLİ YARGI HAKİM ADAYI OLAN … bildiğim kadarıyla bizim mülakat evimiz ve karşı sokağımızda bulanan idari yargı mülakat evinden sorumlu idi. Sorumlu olduğu kanısına bu eve gidip gelmesinden dolayı tahmin ediyorum. …’nin sorumlu olduğu adli mülakat evinde benimle beraber kalan şahıslar F.H.İ., T.Ş., … M.K. vardı. Bu eve yine … ile birlikte İSMİNİ VE KOD ADINI BİLMEDİĞİM BİR ŞAHIS daha geliyordu. …’nin sorumlu olduğunu düşündüğüm idari mülakat evinde kalan şahıslar hatırladığım kadarıyla M.A., S… İSİMLİ ŞAHIS VE İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM İKİ KİŞİ idi. Ben bu şahısları halı saha maçı yaptığımızdan dolayı ayrıca birbirlerimizin evlerine gidip gelmemizden dolayı bilmekteyim. Mülakat evinde kaldığım süre boyunca yine bizden kitap okumamızı istiyorlardı. Buna ilişkin haftalık olarak da bir çetele almıyordu. Bu evde cep telefonu serbestti. Bu evde iken mülakata yakın bir dönemde KOD ADINI KULLANDIĞINI BİLDİĞİM ANCAK HATIRLAYAMADIĞIM 15.DÖNEM ADLİ YARGI HAKİM ADAYI OLAN … eve geldi ve mecliste ve diğer kamu kurumlarında ulaşabildiğimiz herkesten mülakat için yardım talebinde bulunmamızı istedi. Buna ilişkin bir ev hazırladık. Yine bu süre zarfında İSMİNİ BİLMEDİĞİM İKİ KİŞİ, … ile birlikte mülakat evimize geldiler. Öncesinde koyu renk takım elbise, tek renk koyu kravat, rugan ayakkabı almamız istenmişti bizde bu şekilde hazırlıklarımızı yapmıştık. Bu şahıslar evde bize mülakat provası yaptırdılar ve bu provada bize nasıl oturulup kalkacağımızı, konuşurken şahısların gözlerine bakmamız gerektiğini, kalkarken önümüzü iliklememiz gerektiği şeklinde telkinlerde bulundular. Ayrıca provaya gelen şahıslar bana Ankara ilinde staj yapmamın iyi olacağını söylediler. Bu şekilde mülakat provasını gerçekleştirdik. … 21-KOD ADINI KULLANDIĞINI BİLDİĞİM ANCAK HATIRLAYAMADIĞIM 15.DÖNEM ADLİ YARGI HAKİM ADAYI OLAN …; Bu şahısın nereli olduğunu bilmiyorum. Mülakat evinin sorumlusu idi. Mülakat provasını ayarlayan kişidir. Görsem teşhis ederim. … 29-… İSİMLİ ŞAHIS; Bu şahsın soyadını ve nereli olduğunu bilmiyorum. İdari hakim olduğunu biliyorum. …’nin sorumlu olduğu idari mülakat evinde kalan şahıstır. Görsem teşhis ederim. 30-İSMİNİ BİLMEDİĞİM İKİ ŞAHIS; Bu şahısların nereli olduklarını bilmiyorum. İdari hakim olduğunu biliyorum. …’nin sorumlu olduğu idari mülakat evinde kalan şahıstır. Görsem teşhis ederim. 31-MÜLAKAT PROVASINA GELEN İKİ ŞAHIS; Bu şahısların nereli olduklarını ve ne iş yaptıklarını bilmiyorum. Mülakat evine prova için gelen şahıslardır. Bu şahısları Mülakat evinin sorumlusu … getirmiştir. Görsem belki teşhis edebilirim. …”
Ayrıca aynı şahıs, dava dosyasında yer alan 16/05/2018 tarihli teşhis tutanağında davacı …’yi kesin ve net olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.M.’ye ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 14/12/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı; “Ben Ankara’da bulunduğum esnada adli, idari ve askeri yargı sınavlarının sonuçları açıklandı ve ben bu üç sınavın mülakatlarına girmeye hak kazandım. Bizim murakıplığımızı yapan … KOD ADLI … İSİMLİ ŞAHIS beni tekrardan çalışma evine çağırdı. Ben de çalışma evine gittim. … KOD ADLI … İSİMLİ murakıp bize bu evin artık kullanılmayacağını, yine kapatılacağını, mülakat sürecinde başka bir evi mülakat evi olarak kullanacağımızı söyledi ve beni alarak Ankara’da mülakat evi olarak kullanıldığını polis memurlarına söylediğim ve adresini tespit ederek tutanak tuttuğumuz mülakat evine götürdü. Bu eve gittiğimde bu evde ben, İ.F., T.D., SOY İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM HALİL İLE SOY İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM … İSİMLİ şahıslar ile kalmaya başladık. Bu mülakat evinin murakıbı KOD ADI KULLANDIĞINI BİLDİĞİM, KOD ADINI VE İSMİNİ ŞU AN HATIRLAMADIĞIM bir şahıs yapıyordu. Ayrıca bu şahıstan önce de yine kısa bir süreliğine bu evin murakıplığını … KOD ADLI … İSİMLİ ŞAHIS yapmıştı. Bu evin sermurakıbı yine yanlış hatırlamıyorsam … KOD İSİMLİ ŞAHIS’dı. …”
Aynı şahsa ait Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/12/2017 tarihli şüpheli ek ifade tutanağı; “KOD ADI KULLANDIĞINI BİLDİĞİM, KOD ADINI VE İSİMİNİ ŞU AN HATIRLAMADIĞIM ŞAHIS: Bu şahsın nereli ve hangi üniversite mezunu olduğunu bilmiyorum. Kalmış olduğum Mülakat evinin MURAKIBI olan şahıstır, görsem teşhis ederim.”
Ayrıca aynı şahıs, dava dosyasında yer alan 27/12/2017 tarihli teşhis tutanağında, “Kod adı kullandığını bildiğim, kod adını ve ismini şu an hatırlamadığım şahıs” olarak beyan ettiği şahsın davacı … olduğunu kesin ve net olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.N.E.’ye ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 01/05/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı; “MEZUN GÖRÜŞMESİ (2011 yılı olduğunu beyan eder): Üniversitede okurken bizim sınıfta olup yapıya ait evde kalan şahıslar …, O.Ö., F.A. isimli şahıslardır. Bunlardan F.A. normalde menzil cemaati olarak adlandırılan yapıya tabiiydi. Ancak maddi durumunun yetersizliğinden dolayı yapıya ait öğrenci evinde kalıyordu ve bildiğim kadarıyla O.Ö. ve … üniversite 4. Sınıfta … diye isimlendirilen semtte üniversiteye yakın bir yerde yapıya ait evde birlikte kalıyordu. Mezun görüşmesi olarak 3 veya 4 defa O.Ö. ve …’nin birlikte kalmış olduğu yapıya ait evde toplandık. Kendisinin Ankara’dan geldiğini Sayıştay veya Danıştayda çalıştığını söyleyen İSMİNİ BİLMEDİĞİM BİR ŞAHIS bizim okul bittiğinde hakimlik savcılığa hazırlanacağımızı söyledi. Bu şahıs geldiği dönemlerde O.Ö. isimli şahıs bana haber veriyordu. Bende onların evine gidiyordum. Burada 45-50 dakika İSMİNİ BİLMEDİĞİM MEZUN GÖRÜŞMESİ YAPAN ŞAHISLA görüştüğümüzde bize hitaben “Sizin gibi Müspet insanların hakim savcı olması iyi olur. Bu nedenle seçiminizi bu şekilde hakim-savcılık yönünde kullanmanızı istiyoruz” şeklinde söyledi. Yanlış hatırlamıyorsam mezun görüşmesi yaptığım İSMİNİ BİLMEDİĞİM BU ŞAHIS bize kağıt verdi, kağıda bizim hakkımızdaki tüm bilgileri yazmamızı istedi. Biz de yazarak ona verdik. Hatta bu yazdığımız bilgilerde üniversite döneminde nerelerde kaldığımızı, yapı içerisinde herhangi bir görev alıp almadığımız hususlarını da yazmıştık. …. DEVAMLA: İLK VE SON OLARAK KALACAĞI HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ (2011 Yılı Haziran – 2012 Yılı Ocak Başı olduğu beyan eder) … KOD ADLI … İSİMLİ şahıs beni Aşti otogarında karşıladı. Otogarda 15-20 dakika kadar … isimli sınıf arkadaşımı bekledik. Daha sonra … geldikten sonra … KOD ADLI … isimli şahısla Keçiören ilçesinde bulunan tam açık adresini hatırlamadığım yapıya ait hakim savcı çalışma evine ticari taksiyle gittik. Eve çıktığımızda … KOD ADLI … İSİMLİ şahıs hakim savcılık sınavına kadar bu evde çalışacağımızı bize söyledi. Bize burada bir kuraldan bahsetmedi ve evden gerekmedikçe ayrılmayın dedikten sonra yanımızdan ayrıldı. Bende … isimli şahıs ile iki hafta boyunca birlikte kaldık, bu iki haftalık süreçte telefonlarımız toplanmadı ve telefonlarımızı kullandık. Bu iki hafta boyunca kendi imkanlarımızla temin ettiğimiz hakim savcılık kitaplarından günde 6-7 saat sınavlara çalıştık. Daha sonra … KOD ADLI … İSİMLİ şahıs eve gelerek yanında bizimle birlikte kalması için … isimli şahsı getirdi.. Yine evden gerekmedikçe ayrılmayın dedikten sonra evden ayrıldı. Daha sonra yine eve belli bir müddet sonra geldi ve yanında M.E.K., S.Ö., H.Ö. isimli şahısları getirdi. Bundan da yaklaşık bir hafta sonra O.Ö. isimli şahsı eve getirdi. Bu saatten sonra evde 2011 yılı adli/idari yargı sınavına kadar biz bu şahıslarla birlikte hazırlandık. Yani toplamda bu evde ben, …, K.Y., M.E.K., S.Ö., H.Ö. toplamda 7 kişi kaldık. Bu eve gittikten sonra ben ev sorumlularına MURAKIB denildiğini, MURAKIBIN bir üst sorumlusuna da SERMURAKIB denildiğini öğrendim. … Bu evde evin SERMURAKIBI olan … KOD ADLI … isimli şahıs tarafından aşağı yukarı ayda bir getirilen denemeler yapılıyordu. Evde birlikte kaldığım …, M.E.K., H.Ö., O.Ö., … isimli şahıslarla yaklaşık 5 tane deneme sınavı olduk. Bu deneme sınavlarını gerçek bir sınavmış gibi hepimiz salonda toplanıp çözüyorduk. Cevapların optik formamı yoksa herhangi bir kağıda mı doldurduğumuzu hatırlamıyorum. Bana sorduğunuz şekli ile çözdüğümüz denemelerin cevaplarının üstüne murakıp veya ser murakıbın kod isimlerini yazıyorduk. Sınav sonrası SERMURAKIBI olan … KOD ADLI … İSİMLİ ŞAHIS bizlere bir iki gün sonra puanlarımızı söylüyordu. … Ben bu evde 2011 yılı ekim ayının sonunda veya kasım ayının başında yapılan askeri hakimlik sınavına girdim. Buna girmemizi bize … KOD ADLI … İSİMLİ şahıs söylemişti. Herkesle birebir görüşme yaptı. … ve M.E.K. bu sınava katılmadılar. Hatırladığım kadarıyla S.Ö. isimli şahısta bu sınava katılmadı. Yine hatırladığım kadarıyla O.Ö. bir sağlık problemi bulunması nedeniyle bu sınava katılmadı. Benimle birlikte H.Ö. ve K.Y. isimli şahısların da bu sınava benimle birlikte katıldıklarını hatırlıyorum. … Ben bu evde 2011 yılı Kasım ayında yapılan idari hakimlik sınavına girdim. … İdari hakimlik sınavından 83 civarında bir puan alarak yazılı sınavı kazandım. Hatırladığım kadarıyla bu sınavı …, M.E.K., O.Ö., … isimli şahıslar kazandılar. Daha sonra 2011 yılı 25 Aralık tarihinde Adli hakimlik sınavına girdim. Bu sınavdan 86 puan alarak yazılı sınavı kazandım. Evde kalan şahıslardan …, M.E.K., O.Ö., … isimli şahıslar sınavı kazandılar. … Yine hatırladığım kadarıyla adli yargı sınavı bittikten bir iki gün sonra okuma kampı başladı. Bu okuma kampına benimle birlikte …, M.E.K., O.Ö., … isimli şahıslar katıldılar. Bu okuma kampını hakim savcı çalışma evindeki … KOD ADLI … isimli şahıs organize etmişti. Yaklaşık 5-6 gün boyunca kalmış olduğum hakim savcı çalışma evinde okuma kampı yaptık. Bu okuma kampında Risalenur, Fetullah GÜLEN’e ait Pırlanta kitapları, cevşen ve Kuran-ı kerimi okuma hedeflerimiz vardı. Bu hedeflerimizi tamamladık. Risale de toplamda 1000 sayfaydı. Bu okuma kampından sonra yaklaşık bir iki haftalığına memleketimize gitmemiz için izin verdiler. …. DEVAMLA: MÜLAKAT EVİ (2012 ocak sonu-nisan ayının başında kaldığım beyan eder) Benim yukarıda kaldığımı belirttiğim hakim savcı çalışma evi bu dönemde evde kalan herkesin adli yargı sınavını kazanması sonucunda mülakat evine çevrildi. Bu evde yanlış hatırlamıyorsam telefonlar açıktı. Bu evde …, M.E.K., O.Ö., S.Ö., … isimli şahıslarla 2012 yılı mart ayında yapılan idari ve adli yargı mülakatlarına hazırlandık. H.Ö. isimli şahıs o dönemde nişanlı olduğu için bizden bir iki hafta geç geldi. … Daha sonra mülakat evinde bulunduğumuz süreçte okuma hedeflerimiz vardı. Ancak dersle ilgili bir çalışmamız yoktu. Ayrıyeten bir kez mülakat provası yapıldı. Bu provanın öncesinde … KOD ADLI … isimli şahıs mülakatta giyebileceğimiz takım elbisenin nasıl olacağını bizlere söyledi. Takım elbiseyi özellikle şu şekilde tarif etti. Koyu (lacivert veya siyah) renkte takım elbise, içine beyaz gömlek, takım elbiseyle uyumlu tonlarda kravat, ayakkabının da göze batmayan parlak olmayan sade bir ayakkabı olmasını istedi. Bizde istenildiği gibi kıyafetlerimizi aldık. Mülakat evinde birlikte kaldığım …, M.E.K., O.Ö., S.Ö., … isimli şahıslarla birlikte hiç kimsenin gerçek mülakatı başlamadan mülakat evinde kalmaya devam ederken mülakat provası adı altında prova yaptık. Bu provaya H.Ö. isimli şahsın katılıp katılmadığını tam olarak hatırlamıyorum. Bu provayı bize mülakat evinin sorumlusu … KOD ADLI … isimli şahsın organize ettiği mülakat provası kaldığımız mülakat evinde yaptık. Bu mülakat provasına İSİMLERİNİ VE KOD İSİMLERİNİ BİLMEDİĞİM TAKIM ELBİSELİ İKİ ŞAHIS geldi. Prova öncesinde biz evin salonunu temizledik. Ortada herhangi bir kitap yoktu. Salonda bulunan koltuğun karşısına uzak mevkide tek bir sandalye koyduk. Prova yaptığımız günde mülakat evinin sorumlusu … KOD ADLI … isimli şahıs bizlere bu provayı ciddiye almamızı bunun gerçek mülakatta heyecanlanmamak için yapıldığını söyledi. Bizleri teker teker salona aldı. Prova öncesinde herkes takım elbisesini giymişti. … Mülakat provasından sonra gerçek mülakat vaktine kadar okuma programlarına ve referans gezmelerine devam ettik. Ben bu evde iken 2012 şubat ayında yapılan idari yargı ve 2012 mart ayında yapılan adli yargı mülakatlarına girdim. Adli yargı mülakatından başarılı oldum ve hakim adayı olarak Ankara Adliyesinde göreve başladım. Ayrıca Adli yargı mülakatını benimle birlikte …, S.Ö., K.Y. isimli şahıslar kazandılar. İdari yargı mülakatım O.Ö. ve M.E.K. isimli şahıslar kazandılar. .. Bu mülakat evinde iken mülakat kazandığımıza dair sonuçlar açıklanınca mülakat evinin sorumlusu … KOD ADLI … isimli şahıs evde kalan ve adli ve idari yargı mülakatını geçenlere staj yerlerini seçerken Ankara ilini seçmemizi söyledi. Bizde bize söylediği gibi staj yerleri için ilk sıraya Ankara sonra diğer illeri yazdık. Ancak o dönemde Ankara da çok yığılma olduğu için sınav ve mülakat ortalamasından ilk 200 ün altında olanları Ankara harici illere gönderiyorlardı. … Bende staj için Ankara adliyesini yazmıştım. Bize kimin söylediğini hatırlamamakla birlikte staj döneminde mehil müddetini kullanmadan ilk gün başlangıç yapmamız halinde kıdemimizin yüksek olacağını, bunun daha sonraki süreçlerde bizim avantaj olabileceği söylenmişti. Ben de 13/04/2012 tarihinde hemen başlangıç yaptım. Bu mülakat evinde kalmaya devam ederken idari yargı stajı başlamıştı. Bu nedenle O.Ö., M.E.K. ve H.Ö. mülakat evinden ayrıldılar. Bu şahısların yerine kaldığımız mülakat evi yerine O.Y. isimli şahıs geldi ve bizimle 15-20 gün kadar birlikte kaldı. S.Ö. de staj yeri İstanbul olduğu için evden ayrıldı. Mülakat evinin sorumlusu … KOD ADLI … isimli şahıs Yenimahalle semtinde ev bulmamız gerektiğini söyledi. Ayrıca bize O.Y., K.Y. ve … bulacağımız evde birlikte kalacağımızı ve bu evin staj evi olarak kullanılacağını söyledi. DEVAMLA: STAJ DÖNEMİ (2012 yılı nisan ayı-2013 temmuz ayında kaldığını beyan eder) Bunun üzerine O.Y. isimli şahısla staj döneminde kalabilmemiz için ev arayışına girdik. Bir iki gün içerisinde Yenimahalle semtinde staj evinde kullanabileceğimiz bir ev bulduk. Bu evi kiraladık. Bu evin kontratı O.Y. üzerinedir. Benim bu evin kontratında herhangi bir imzam yoktur. Bu evin elektrik, su, doğalgaz abonelikleri benim adıma değildir. Bu abonelikler hatırladığım kadarıyla O.Y. üzerinedir. Tutmuş olduğumuz bu staj döneminde kullanacağımız evde benimle birlikte O.Y., K.Y. ve … ile birlikte kaldık. … Sadece Yenimahallede oturmuş olduğumuz evin yakınında bir evde bir defa sohbet olmuştu. Biz bu sohbete bizim evdekiler, kardeş evimizde kalan Y.K., İ.N., … ile birlikte gitmiştik. … Bir keresinde ise aynı ekiple birlikte ekipteki bekar olan B.K., …, O.Y., K.Y., … isimli şahıslarla evlilik sohbeti adı altında bizim evimizde bir kez toplanmıştık. Bu sohbeti İSMİNİ BİLMEDİĞİM ilk defa gördüğüm şahıs yapmıştı. Bu sohbette bize hitaben evlilikle ilgili ayetler, hadisler anlatmıştı. Daha sonra yapının evlilik ile ilgili şahıslarla birebir ilgilendiğini ve aynı yapıda insanların birbiri ile evlenmelerinin daha uygun olacağını, dışarıdan evliliklerin ilerleyen dönemlerde sorun yaratabileceği gibi şeyler söylemişti. Benim dönemimin evlilik sorumlusu İSMİNİ VE KOD İSMİNİ BİLMEDİĞİM ŞAHIS idi. Bu şahıs bizim eve gelip benimle birlikte K.Y., …, O.Y. isimli şahıslarla evlilik hususunda belli aralıklarla birebir görüşüyordu. Benimle yaptığı birebir görüşmelerde evlilikle ilgili kriterlerimi bir kağıda yazdırdı. Bu kriterler meslek, memleket gibi kriterlerdi. Bende kendimin kriterlerini bir kağıda yazarak vesikalık fotoğrafımla birlikte kendisine verdim. Daha sonraki gelişlerinde İSMİNİ VE KOD İSMİNİ BİLMEDİĞİM evlilik sorumlusu olan şahıs bana benim yaşımın küçük olduğunu bu dönem için benim evliliğimin kaldığını meslek döneminde benimle birlikte yeniden ilgilenileceğini söyledi. Bende staj döneminde kimseyle evlilik görüşmesi yapmadım. … Bu dönemde evlilik görüşmesi yapan şahıslar O.Y., … ve K.Y. isimli şahıslardı. … isimli şahıs evlilik görüşmesi yaptı. Ancak bekar kaldı. … Ben staj bitimi olan 2013 Temmuz ayına kadar bahsetmiş olduğum bu staj evinde kaldım. Staj evinde kaldığım dönemde sağlıklı ders çalışamadığım için akademinin yurduna başvurdum. Bana adıma yurt çıktı. Ancak kendim vazgeçip yurda gitmedim. Staj sonuna kadar kalmaya devam ettim. Staj sonunda evden ayrılmadan önce … GERÇEK VEYA KOD ADLI evde birlikte kaldığım …, B.K. ile birlikte kardeş evimiz olarak bahsettiğim diğer staj evinde kalan Y.K., İ.N., T.K. isimli şahısları topladı. Bize hitaben … GERÇEK VEYA KOD ADLI şahıs artık taşraya tayin olup gideceğimizi tayin olduğumuz yerlerde de görev yaptığımız esnada bizimle ilgilenilmeye devam edileceğini 3-4 aylık periyotlarla da görüşmek için Ankara’ya çağrılabileceğimizi söyledi. … Benimle birlikte …, B.K., Y.K., … isimli şahıslarla hayat boyu Ankara’ya çağrıldığımızda bu şahıslarla birlikte olabileceğimizi Ankara’ya geldiğimizde de 3-4 gün kalınabileceğini bu süreçte de okuma kampı yapılabileceğinden bahsetti. … GERÇEK VEYA KOD ADLI isimli şahsın bize yapmış olduğu son sohbetti. … Ben yukarıda bahsetmiş olduğum adli yargı stajına başladıktan yaklaşık 2 ay sonra … KOD ADLI … isimli şahıs benimle birlikte … ve K.Y. isimli şahısları staj evinde ziyaret etti. Bize hitaben bu saatten sonra yapı içerisinde murakıb olarak görev yapacağımızı ve hepimizin birer tane hakim savcı çalışma evinden sorumlu olacağımızı söyledi. Sorumlu olacağımız hakim savcı çalışma evleri için Keçiören ilçesi Senatoryum semti civarında üçümüzün birer tane ev bulmamız gerektiğini belirtti. Bulacağımız evlerin civarında güvenlik kamerası olmamasına dikkat etmemizi ve yapıya ait öğrenci evlerinin civarında bulunmamasına da önem göstermemizi söyledi. İlk önce … MURAKIB olarak sorumlu olacağı Senatoryum civarındaki evi tuttuk. Bu evin kontratı … adınadır. Hatırladığım kadarıyla herhangi bir kefil olarak da kimse imza atmamıştı. …’nin sorumlu olduğu bu evin elektrik, su, doğalgaz gibi aboneliklerinin kimin adına kayıtlı olduğunu hatırlamıyorum. Daha sonrasında benim MURAKIB olarak sorumlu olacağım Keçiören Yeşiltepe semtindeki evi tuttuk. Çünkü Senatoryum civarında uygun bir ev bulamadım. Sorumlu olduğum bu hakim savcı çalışma evinin kontratı benim adımadır. Burada kefil var mıydı yok muydu tam olarak hatırlamıyorum. Evin abonelikleri de yanlış hatırlamıyorsam benim adımadır. En son olarak murakıb olarak sorumlu olacağı Senatoryum civarındaki ev tutuldu. Bu ev tutulurken ben yoktum. Bu yüzden bu evin kimin adına olduğunu bilmiyorum. … ve … isimli şahısların murakıb olarak sorumlu oldukları evde kalan şahısların kimler olduklarını bilmiyorum. Bu tutmuş olduğumuz evlerin kirası, depozitosu ve fatura giderleri için tüm masrafları için SERMURAKIP … KOD ADLI … isimli şahıs bize masraflar için para veriyordu. Bu almış olduğumuz paraya istinaden evleri tutmuştuk. Evler tutulduktan sonra evlere eşyalar yerleştirildi ancak nasıl yerleştirildiğini bilmiyorum. SERMURAKIB … KOD ADLI … isimli şahıs bana ve …, K.Y.’ye murakıb olarak sorumlu olacağımız evlerde kalacak şahısların isim listesini bizlere verdi. Bu şahısları aramamızı ve hakim savcı çalışma evine davet etmemizi söyledi. Bu şahısları aramamız için de benimle birlikte … ve K.Y. isimli şahsa birer adet akıllı olmayan … marka tuşlu bir telefon verdi. Kendisinde de bu telefondan vardı. Birbirimiz ile bu telefonla haberleşeceğimizi söyledi. … Bana sormuş olduğunuz şekilde murakıp dönemde kullandığım hat ile benim gibi murakıp olan K.Y., … ve SER MURAKIP OLAN … KOD ADLI … İSİMLİ şahısla görüşüyorduk. Ayrıca bu hat ile benim sorumlu olmuş olduğum (yaklaşık 8 ay kadar) hakim-savcı ve mülakat evinde kalanlar M.K., S.Ç., S.K., … isimli şahıslarla görüşüyorduk. Ayrıca benim gibi murakıp olan K.Y. ve … isimli şahıslar da benim açık hattı zaman zaman kullandığı olmuştur. Çünkü biz staj evinde de birlikte kalıyorduk. Bu nedenle bana okumuş olduğunuz ve benim açık hatla görüştüğümü söylediğiniz kişilerin bir kısmı ile K.Y. ve … görüşmüş olabilir. Hatta … KOD adlı … isimli şahısla bir araya geldiğimizde bu şahıs bile birilerini aramış olabilir. Bu nedenle bana okumuş olduğunuz isimlerini bir kısmını tanımıyorum. Ayrıca yine bu hatlardan bir kısmı açık hat olabilir, çünkü benim gibi murakıp olan K.Y., … ve Ser murakıp olan … KOD ADLI … isimli şahıslarda benim gibi açık hat kullanıyorlardı ve bu kişilerle benim kullanmış olduğum açık hat ile irtibata geçiyordum. Muhtemelen benim açık hattın görüşme yoğunluğu çok olan hatlar K.Y., … ve sermurakıp olan … KOD ADLI … isimli şahısların kullanmış olduğu açık hatlardır. Ancak bu kişilerin açık hatların kimin adına kayıtlı olduğunu bilmiyorum. … Yine yeri gelmişken şunu belirtmek istiyorum, benimle birlikte murakıplık görevi yapan K.Y. ve …’ye kod adı kullanmaları … KOD ADLI … tarafından söylenmişti, bu şahısların bir kod adları vardı ancak ben gerek bu şahısların arkadaşlarım olması ve gerekirse de bu şahıslarla aynı evde kalmam nedeniyle gerçek isimleri ile hitap ediyordum, bu nedenle kod adlarını hatırlamıyorum. … Benim murakıp olarak sorumlu olduğum evde kalan S.Ç., M.M., M.K., … ve … isimli şahıslar idari yargı yada adli yargı sınavından bir yada ikisini kazandılar. Sadece … isimli şahıs hem idari hemde adli yargı sınavını kazanamamıştı. … isimli şahıs askeri yargı sınavını kazandı. Ben murakıb olarak sorumlu olduğum evde kimseye soru vermedim. Böyle bir olaya da ben şahit olmadım. Askeri yargı sınavı ile ilgili sürecini ben takip etmedim. SERMURAKIB … KOD ADLI … isimli şahıs takip etti. Daha sonrasında adli yargı ve idari yargı sınavım kazananları alıp bir tane adli yargı mülakat evi bir tane idari yargı mülakat evi hazırlandı. Bu mülakat evleri benim daha önceden bahsettiğim … ve K.Y. isimli şahısların ve benim murakıb olarak sorumlu olduğumuz evlerdi. Ancak hangisi idari hangisi adli yargı mülakat evi olduğunu hatırlamıyorum. Sadece hatırladığım M.M. isimli şahsı …’nin murakıb olarak sorumlu olduğu eve adli yargı veya idari yargı mülakatına hazırlanması için götürüp bıraktım. … Ben yapıda yer aldığım süreçte … KOD ADLI … dışında ser murakıp, … KOD ADLI K.Y. ve … dışında murakıplık görevini yapan kimseyi bilmiyorum. … 16-…: Bu şahıs Kahramanmaraş Pazarcıklı idi. Hukuk Fakültesinde okuyordu ve sınıf arkadaşımdı. Bu şahıs Üniversite 4. Sınıfta iken katılmış olduğum mezun görüşmesine benimle birlikte katılan şahıslardandır. Daha sonra bu şahısla çalışma evinde, Mülakat evinde ve Staj evinde de birlikte kaldık. Staj döneminde benim gibi bu şahısta yapı içerisinde Murakıplık görevinde bulunmuştur. Görsem teşhis ederim. … 20- … KOD ADLI … İSİMLİ ŞAHIS: Bu şahıs Konyalı idi. Bu şahıs beni ve … isimli arkadaşımı Ankara AŞTİ otogarında karşılayarak Çalışma Evine getiren şahıstır. Bu şahıs evde çalışmış olduğum ve murakıplık yaptığım dönemde yapıda Sermurakıp olarak görev yapıyordu. Görsem teşhis ederim. “
Ayrıca aynı şahıs, dava dosyasında yer alan 07/05/2018 tarihli teşhis tutanağında davacı …’yi kesin ve net olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.N.’ye ait, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 26/06/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı; “… HAKİM SAVCI STAJ EVİ 2012 YILI NİSAN AYI; Staj evinde kaldığımız bir günde Grup sorumlumuz A.Ş. isimli şahıs evimize gelerek cumartesi günleri Yenimahalle semtinde bir yere gideceğimizi, orada diğer gruptaki 15. Dönem hakim savcı adayları ile tanışacağımızı söyledi. O hafta cumartesi günü A.Ş. ile birlikte ben, Y.K., T.K., B.K. ile Yenimahallede 15. Dönem Hakim Savcı Adaylarının olduğu başka bir yapının staj evine gittik. Bu ev Yenimahalle Belediyesine yakın alt katında bayan kuaförünün olduğu tam açık adresini hatırlamadığım bir dubleks bir evdi. Bu staj evinde kalan şahıslar M.N.E., O.Y., …, K.Y. idi. Bu evin de grub sorumlusu A.Ş. isimli şahıs idi. DEVRECİSİ ise D.A. isimli şahıstı. DEVRECİNİN bir üst sorumlusu olan şahıs ise F.A. idi. Staj döneminde herhangi bir sorumluluk almadım. Ancak bana Grupçumuz yada Devrecimiz yapıya mensup hakim savcıların çocuklarına haftada bir ders vermemi söyledi. Ancak ben hem evli olduğum için hemde istemediğim için bu tekliflerini kabul etmedim. Staj döneminde MURAKIBLIK olarak görev yaptığını bildiğim şahıslar …, M.N.E. idi. SERMURAKIBLIK ve MEZUN GÖRÜŞMESİ yapan hakim savcı adaylarının kim olduğunu ben bilmiyorum. Görev almadığını net bildiğim şahıslar ise T.K., Y.K., B.K. idi. 46-…: Bu şahıs Kahramanmaraşlıdır. Antalya Hukuk mezunudur. Bu şahısla staj döneminde aynı grup içerisindeydik. Bu şahıs bizim kardeş ev nitelendirdiğimiz yapının farklı bir staj evinde kalıyordu. Bu şahıs staj döneminde MURAKIBLIK yapıyordu. Bu şahıs sonrasında Kırklareline hakim olarak atanmıştır. Görsem teşhis ederim… “
Aynı şahsa ait Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16/11/2016 tarihli sorgulama tutanağı; “… Mesleğe başlayınca M.D. beni aradı, benim telefonumu Ankara’da birilerine verdiğini, bunların meslekteki cemaat mensupları olduğunu, bana meslekte yardımcı olacaklarını, beni arayacaklarını ve bunlarla irtibatlı olmamı söyledi. Bir kaç gün sonra D.A. isimli bir kişi beni telefon ile aradı, M.D.’nin selamı ile aradığını, benimle görüşmek istediğini söyledi, onunla Ankara Elvankent’te görüştük. Yanında A.Ş. de vardı, bu kişiler ile konuştuk, bana ne yaptığımı, nerede kaldığımı söylediler, bende “iki gündür amcamda kaldığımı, iki yıldır nişanlıyım, haziran ayında düğünüm olacak, kiralık ev arıyorum adliyeye yakın” dedim. Onlarda 15. Dönem adli yargı hakim savcı adayları arkadaşlarının olduğunu, Sincan adliyesine yakın bir evleri olduğunu, orada 3 tane meslekten arkadaşın olduğunu, onlarla ev tutana kadar kalabileceğimi söyledi. Bende kabul ettim, 1 gün sonra A.Ş. ile görüştüm. A.Ş. beni bu 3 arkadaş ile tanıştırdı. Bu arkadaşlar ile Sincan adiiyesinde beraber staj yapıyorduk. Bunlar Y.K. şuan Elazığ hakimi olarak görev yapmakta, T.K. Elmadağ hakimliğinden, eşi ile birlikte ihraç edildi. B.K. Cumhuriyet Savcısıyken ihraç edildi, bu üç arkadaş ile 10 gün beraber aynı evde kaldık, daha sonra ben evin eşyaları gelince kendi evime geçtim, staja başladıktan 15 gün sonra A.Ş. gelerek “cumartesi günü Yenimahallede bir yere gideceğimizi, orada diğer gruptaki meslekteki arkadaşlarımız ile tanışacağımızı” söyledi. Cumartesi günü A.Ş. ile beraber biz 5 kişi Yenimahalledeki 15. Dönem adli yargı hakim adaylarının bulunduğu Yenimahalle belediyesinin yakınlarında olan dubleks görsem tanıyabileceğim bulabileceğim bir eve gittik. Bu dubleks evde de 4 tane 15. Dönem adli yargı hakim adayları kalıyordu. Bunlardan K.Y. şu an İstanbul Gaziosmanpaşa hakimi olarak görev yapmakta, M.N.E. şu an Tavşanlı Hakimi olarak görev yapmakta, … Kırklareli hakimi iken ihraç edildi. …”
Ayrıca aynı şahıs, dava dosyasında yer alan 01/07/2018 tarihli teşhis tutanağı ile 26/03/2018 tarihli fotoğraf teşhis tutanağında davacı …’yi kesin ve net olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan C.U.’ya ait, Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 05/09/2016 tarihli ek ifade tutanağı; “Ben 2011 yılı adli yargı sınavından 66 puan alarak başarısız oldum. Yine çalışma evime yakın Keçiörende bulunan yapı evinde de hakimliğe çalışan kişiler bulunmaktaydı. Bunlarda sınavlarda yüksek puan alarak başarılı oldular. Bu kişilerinde bizzat şahit olmasam da yine soruları alarak başarılı olduklarını düşünüyorum. Çünkü bizim eve soruları getiren adını … olarak bildiğim şahsın bu evden de sorumlu olduğunu, orada kalan fakülteden arkadaşım K.Y.’den öğrendim. Bu evde kalanların da hepsi şu an hakim savcı olarak görev yapmaktadırlar. Erzincan Üniversitesi hukuk fakültesi mezunu Kahramanmaraşlı K.Y., Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu Denizlili O.Ö., … Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu Kahramanmaraşlı …, … bahsettiğim evde kalıyorlardı ve hepsi sınavı kazandı. Bu kişilerin soruları aldığını düşünüyorum. … Ben 2011 yılı sınavında yüksek puan alan kişilerin araştırılması gerektiğini düşünüyorum. Girdiğim 2011 yılı adli ve idari hakimlik sınavı soruları çok zordu. Ben bu zor soruları kendi hakkıyla sınavı kazanan insanları en asgari düzeye indirmek amacıyla ve kendileri tarafından soru verilen kişilerin sınavı kazanmaları ve bütünüyle o dönem hakim ve savcıların bağlantılı kişilerin sınavı kazanmalarını sağlamak amacıyla yapıldığını düşünüyorum. Bu nedenle 2011 yılı adli ve idari yargı hakim ve savcılık sınavını kazanan kişilerin çok detaylı araştırılması gerektiğini düşünüyorum. …”
Avukat olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan F.A.’ya ait, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 19/01/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı; “… ÜNİVERSİTE 2. SINIF 2008-2009; Ben 2. sınıfın ikinci dönemine kadar Antalya’da menzil cemaatinin yurdunda kaldım. Bu yurtta iken yurtta öğrencilerden sorumlu şahıs ile tartıştım ve sonrasında bu yurttan ayrılarak tekrardan yapının cemaat evinde kaldım ve Üniversite 2. sınıfı bu şekilde tamamladım. 2. sınıfın ikinci döneminde kalmış olduğum yapının cemaat evinde benimle beraber … ve İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM 2 ŞAHIS olmak üzere dört kişi kaldım. Bu evin sorumlusu ismini hatırlayamadığım şahıslardan bir tanesi idi. Bu şahsın üzerinde de yapıda üst konumda olan İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM BAŞKACA BİR ŞAHIS vardı. Üniversite eğitimim üzerinden uzun zaman geçtiği için ve yapıda herhangi bir görev almadığım için bu şahısların isimlerini hatırlamıyorum. Bu dönemde de yine aynı şekilde sohbetler olurdu ancak daha seyrek bir şekilde idi. ÜNİVERSİTE SON SINIFTA YAPI TARAFINDAN ÇALIŞMA EVİNE YÖNLENDİRME SÜRECİ: Ben Üniversite son sınıfın ikinci döneminde iken Ankara ilinden gelen İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM şahıs ile iki üç sefer görüştüm. Bu şahıs hatırladığım kadarıyla Danıştay ya da Sayıştaydan geldiğini söylemişti. Ancak bu şahsın görevinin ne olduğunu bilmiyorum. İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM ve Ankara’dan gelen bu şahıs ile …’ nin kaldığı cemaat evinde görüştüm. Bu görüşmemizde Ankara’dan gelen ismini hatırlamadığım şahıs belli periyotlar ile geleceğini, bizi ziyaret edeceğini, Kuranı Kerim, Risale ve Fetullah GÜLEN’ in kitaplarının ne kadar okunduğunun çetelesini kendisinin tutacağını söyledi. Yine bu ziyaretinde kendisinden kimseye bahsetmememizi istemişti. Ankara’dan gelen ismini hatırlamadığım bu şahıs ile görüşmelerimiz toplu bir şekilde oluyordu. Bu şahıs ile görüşmelerimizde benimle berber O.Ö., M.N.E. ve … vardı ve bu şahsa kaç sayfa kuran okuduğumuzu, risale okuduğumuzu ve Fetullah GÜLEN’in kitaplarını okuduğumuzu söylüyorduk. Ben yoğun olduğum genelde okumadığım halde okumuş gibi çetelemi sözlü olarak söylüyordum. Bu şekilde 2011 yılı Haziran ayında mezun oldum ve ailemin yanına beypazarına gittim. Bu süreçte yine üniversiten arkadaşım olan … ile görüştüm. … de Hakim Savcı Çalışma evinde kaldığını, kendisini Ankara iline geldiğinde bir şahsın karşıladığını ve Hakim Savcı Çalışma evine götürdüğünü, bu evin Altındağ ya da Keçiören semtinde olduğunu burada kaldığını ve cep telefonlarının toplanacağını bu yüzden benimle iletişime geçemeyeceğini söyledi. Ben de o tarihten sonra bir daha kendisiyle görüşmedim. M.N.E.’nin de başkaca bir hakim Savcı çalışma evinde kaldığını … ile yaptığım görüşmeden biliyorum. Öncesinde de bizim farklı hakim savcı çalışma evlerinde kalacağımız söylenmişti. … 6- …; Bu şahıs Maraşlıdır. Hukuk fakültesinde aynı dönem öğrenci idik. Bu şahısla Üniversite son sınıfa kariyer görüşmesine beraber katıldım. Bu şahıs sonrasında Hakim Savcı Çalışma evinde kaldı. Hakim olarak görev yapıyordu ve ihraç edildi. Görsem teşhis ederim…. ”
Ayrıca aynı şahıs, dava dosyasında yer alan 20/01/2018 tarihli teşhis tutanağında davacı …’yi kesin ve net olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.K.’ye ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 03/12/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı; “… … KOD ADLI … İSİMLİ şahsın sorumlu olduğu 3 staj evinden birincisinde F.Y., Y.A., Y.T., Y.O. isimli şahıslar kalıyordu. F.Y.’nin arkadaşım olması münasebetiyle yapının bu staj evini biliyordum. Bu evin sorumlusu kimdi onu bilmiyorum.Yine belirtmiş olduğum bu staj evine de yapı tarafından Erzurum iline staj için gönderilen ve Erzurumdaki yapıya ait staj evlerinde kalan H.T. ve K.K. isimli şahısların olduğunu arkadaşım F.Y.’nin bahsetmesi üzerine öğrendim. … KOD ADLI … İSİMLİ şahsın sorumlu olduğu 3 staj evinden ikincisinde M.N.E., K.Y., …, O.Y. isimli şahıslar vardı. Bu evin sorumlusu kimdi onu bilmiyorum…”
Aynı şahsa ait Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 03/12/2017 tarihli şüpheli ek ifade tutanağı; “125-…: Bu şahıs Kahramanmaraşlıdır, Hangi okul mezunu olduğunu bilmiyorum, bu şahıs hakim olarak görev yapıyordu, görsem teşhis ederim. ”
Ayrıca aynı şahıs, dava dosyasında yer alan 14/12/2017 tarihli teşhis tutanağında davacı …’yi kesin ve net olarak teşhis etmiştir.
Davacının yargılandığı … Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında tanık sıfatıyla ifadesine başvurulan S.S., davacı ile ilgili olarak; “… Ben FETÖ toplantılarına katıldığım dönemde KYK’da birlikte kaldığım arkadaşlarımdan olan sonradan Kırklareli’nde hakimlik yapan ancak ismini vermek istemediğim tutuklandığını duyduğum kişi zaman zaman yüzyüze görüşmede beni davet ederdi ancak ben bu meslektaşın halen FETÖcü olup olmadığını bilmiyorum, ben başlangıçta tereddüt ettim ama bu arkadaşın ismini de verebilirim, bu arkadaş … isimli arkadaşımdır, dediğim gibi o tarihlerde ışık evinde kalıyordu ancak mezun olduktan sonra bağlantısı olup olmadığını bilmem …” şeklinde beyanda bulunmuştur.
Davacı tarafından; davalı idarece tanıkların soruşturma aşamasındaki ifadelerinin esas alındığı, kovuşturma aşamasındaki ifadelerinin ise göz ardı edildiği, mesleğe dönme umudu ve tutuklanma korkusuyla verilen, tanıkların özgür iradesine dayanmayan ve çelişkiler içeren söz konusu beyanların hükme esas alınmasına imkan bulunmadığı ileri sürülmüştür.
Diğer yandan, dava dosyasına sunulan ve Tokat Cumhuriyet Başsavcılığının … sayılı soruşturması kapsamında düzenlenen 04/07/2019 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanağında; davacının, 76 numaralı hakim-savcılık sınavına çalışma evine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında evle ilgisi bulunan ve şüpheli oldukları değerlendirilen şahıslar arasında yer aldığı belirtilmiştir.
Bu durumda, davacının örgüt içerisinde yer aldığına, örgüt toplantılarına katıldığına, sınavlara örgütün hakim-savcı sınav çalışma evlerinde hazırlandığına, üniversite döneminde, mülakat döneminde ve hakim adaylığı döneminde örgüt evlerinde kaldığına, örgütün mülakat evlerinde “murakıp” olarak görev aldığına, örgüt içerisinde aktif bir konumda bulunduğuna, kod adı kullandığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.

6) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın, AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan “özel hayata saygı hakkı” çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen “özel hayat” kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak “kanunla öngörülmüş olma”, aynı maddede sayılan “meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma” ve “demokratik bir toplumda gerekli olma” ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa’nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin “şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması”, “anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması” ve “demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması” gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS’in 8/2 ve Anayasa’nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe ka…l makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS’in 15. ve Anayasa’nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS’in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa’nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun’la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK’nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa’nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ’nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS’in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı” hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS’in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.

7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesine karar verilmesine yönelik isteminin de reddi gerekmektedir.

D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesine karar verilmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Davacının adli yardım isteminin kabul edilmiş olması nedeniyle davanın açılışı sırasında tahsil edilemeyen ve ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5.Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere,