Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2016/45981 E. , 2021/118 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2016/45981
Karar No : 2021/118
DAVACI : …
VEKİLİ : Av. …
DAVALI : … Kurulu / …
VEKİLİ : Av. …
DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun …tarih ve …sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin zımnen reddine ilişkin kararın iptali ve yoksun kalınan mali ve özlük hakların yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Davacı tarafından dava konusu karar tesis edilirken, hiçbir aşamada savunmasının alınmadığı, bu sebeple savunma hakkının ihlal edildiği, hakimlik teminatı dikkate alınmaksızın ve soruşturma yürütülmeksizin disiplin cezası verildiği, isnat edilen suçlamanın belirli olmadığı, suç ve cezaların şahsiliği ilkesinin ihlal edildiği ileri sürülerek dava konusu kararın hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa’nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp “göreve son” müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Yasa’nın 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …’NIN DÜŞÜNCESİ: Dava; davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun …tarih ve …sayılı kararının ve bu kararın şahsi yönünden yeniden incelenmesi talebinin zımnen reddine ilişkin kısmının iptali istemiyle açılmıştır.
Anayasanın 138. maddesinde, “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.”, 139. maddesinde, “Hakimler ve savcılar azlolunamaz…. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”, 140. maddesinin üçüncü fıkrasında, “Hakim ve savcıların nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.”, Hakimler ve Savcılar Kurulu başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, “Kurul, … meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.”, bu maddenin 10. fıkrasında ise, “Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz.” hükümlerine yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” başlıklı 53. maddesinde, ” Hakim ve savcıların: a) Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, c) Görevdeyken, 8 inci maddenin (a), (d) ve (g) bentlerinde yazılı niteliklerden herhangi birini kaybetmeleri, d) Meslekten çekilmeleri veya çekilmiş sayılmaları, e) İstek, yaş haddi veya malullük nedenlerinden biriyle emekliye ayrılmaları, f) Ölümleri, hallerinde görevleri sona erer.” hükmü yer almıştır.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu’nun “Kurulun görevleri” başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmış, “Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri” başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, 4. maddenin anılan bentlerindeki düzenlemelere Genel Kurulun görevleri arasında yer verilmiş, 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da görüleceği hükme bağlanmıştır.
15.7.2016 günü başlatılan darbe girişimi üzerine; kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde; Milli Güvenlik Kurulunun Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20.7.2016 tarihli ve 498 sayılı tavsiye kararı üzerine, toplanan Bakanlar Kurulu’nca ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21.7.2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Davaya konu Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararlarıyla, ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisindeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş olarak, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3 üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin, 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiştir.
667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesinde, yargı mensuplarının meslekten çıkarılmasının gerekçesi olarak, Anayasa’ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmeleri ile örgüt hiyerarşisi içerisinde ve ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği ifade edilmiştir.
6749 sayılı Kanun ve 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında, genel olarak “terör örgütlerine” veya “Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar”dan söz edilmekle birlikte, 667 sayılı KHK’nın genel gerekçesi ile madde gerekçesinde “FETÖ/PDY” maddede sayılan “terör örgütü, yapı, oluşum veya gruplar” arasında belirtilmiş ve anılan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için sözkonusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya mensubiyet şeklinde olması zorunlu olmayıp irtibat ya da iltisak şeklinde olması da yeterli görülmüştür.
Yargıç ve savcıların kararlarının normatif kurallara ve hukuka uygun olması, gerekçelerinin hukuk alemini tatmin etmesi kuşkusuz çok önemlidir. Ancak bir o kadar önemli husus da bir bütün olarak yargı camiasının özellikle de yargı mensuplarının kamuoyunda bıraktıkları intibadır. Toplumda adalete güven ve inancın artmasında meslek mensuplarının isabetli kararlarının yanında vakur ve tarafsız duruşlarının katkısı yadsınamaz bir realitedir.
Anayasaya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girerek örgüt hiyerarşisi altında ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği kuşkusuzdur.
Dosyanın içerisinde yer alan ve davalı idarece sunulan belgelerin incelenmesinden, tanık/şüpheli ifadeleri ile davacıya ilişkin tespitler dikkate alındığında davacının FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatının olduğu anlaşılmıştır.
Bu durumda, davacı hakkında tesis edilen işlemlerde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı’nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa’nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK’nın anılan toplantısında “demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla” Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00’den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK’nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2) Davacıya İlişkin Süreç
… tarih ve … sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından … tarih ve … sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin davalı idarece 60 gün içerisinde cevap verilmemesine ilişkin kararın iptali ve bu karar nedeniyle yoksun kalınan mali ve özlük haklarının yasal faiziyle birlikte iadesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan davacının, silahlı terör örgütüne üyelik iddiasıyla açılan ceza davasının … Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında devam ettiği görülmüştür.
B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa’da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa’nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa’nın 5. maddesi: “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.”
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz…”
Anayasa’nın dava konusu kararın tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: “Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar…”
2) AİHS
AİHS’in 6. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.”
AİHS’in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS’in 15. maddesi: “Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir.”
3) Kanun
667 sayılı KHK’nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır…”
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan “Bangalor Yargı Etiği İlkeleri”nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS’in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS’in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM’e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu karara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, “yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması” şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Tebligat ve cevap verme” kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dosyaya sunulan 24/06/2020 tarihli Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçesi ve eki CD’de davacının cevap vermesini gerektiren hususlar bulunduğu davacıya 14/10/2020 tarihli ara kararımızla bildirilmiş, Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçesi ve eki CD’ye ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya on gün süre tanınmıştır.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in ‘’Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay’da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay’da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, “Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!”, “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ’nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
“Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup …bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. …Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. …Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır…
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir…
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır…
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir…
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır…”
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ’nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı Erdal kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde …siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; –Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.– …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. …FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. (“T” taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ’nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, “önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV’de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi” şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM “demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu” belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM’e göre “kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır.” (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa’nın “Hâkimlik ve savcılık mesleği” kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede “… Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar.” denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak “bağımsızlık” ve “tarafsızlık” ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına” ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir” niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ”kavuşan, bitişen, birleşen”, irtibatlı kavramını ise ”bağlantılı” olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararın dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
a) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.B., Hâkimler ve Savcılar Kurulunca düzenlenen 24/04/2017 tarihli tanık ifade tutanağında; “…): Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Üniversite hazirlik doneminde FETO/PDY örgütüne ait Tekirdag Set Dershanesine gitmiştir…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.P., Hâkimler ve Savcılar Kurulunca düzenlenen 08/03/2017 tarihli tanık ifade tutanağında; “..…): Benim gibi Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okuyordu. Farklı sınıfta idik. Kendisi okulda başı kapalı idi, akademiye gelince akademide de baş örtüsü yasağı olmamasına rağmen başını açmıştı. Fetö cemaat yapısı içinde yer alırdı..”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.E.; Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 28/12/2018 tarihli sorgulama tutanağında; “…Ben 4. Sınıfta okurken yine bu görüşmelere katılan hukukçu olan arkadaşlardan birisinin davetiyle Cebeci semtinde gittiğim bir evde İDARİ HAKİM ADAYI OLDUĞUNU SÖYLEYEN …İSİMLİ ŞAHIS (Bizim bir üst dönemimiz idi.) yine yukarda bahsettiğim üzere önce toplu olarak daha sonra tek tek görüşerek ilerde ne yapmak istediğimizi sordu. Bu şahıs ile bire bir görüşmemizde yine aynı yönde konuşmamızdan sonra bana ilerde ne yapmak istediğimi sordu.Ben de kendisine memleketime dönüp Hakimlik sınavına hazırlanacağımı söyledim. İDARİ HAKİM ADAYI OLDUĞUNU SÖYLEYEN …İSİMLİ ŞAHIS bana Ankara ilinde sadece hakim savcılık sınavlarına hazırlık kapsamında evlerin bulunduğunu, bu evlerde sınavlara hazırlanmamın daha kolay ve verimli olacağını ailemin durumundan dolayı benden ücret almmavacasını söyledi. Ben de memleketime döneceğimi sınavlara memleketimde hazırlanacağımı, Ankara ilinde herhangi bir evde kitap ve sair ihtiyaçlarımı karşılayamam diyerek evden ayrıldım. 18-İDARİ HAKİM ADAYI OLDUĞUNU SÖYLEYEN …İSİMLİ ŞAHIS; Bu şahsın nereli olduğunu bilmiyorum. Ankara hukuk mezunudur. Benim üst dönemimdi. Benimle 4. sınıfta mezun görüşmesi yapan kişidir. Sonrasında İdari Hakim olduğunu biliyorum. Görsem teşhis ederim…”
Ayrıca aynı şahıs, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 29/12/2018 tarihli teşhis tutanağında davacıyı net ve kesin olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Z.N.Y.; Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 15/10/2017 tarihli sorgulama tutanağında; “..…kod adlı şahıs; Gerçek adını soyadını, nereli olduğunu bilmiyorum, Stajyer Hakim olduğunu biliyorum. Mülakat evinin sermurakıbı olan şahıstır, fiziksel özelliğini bilmiyorum görsem teşhis edebilirim…”
Ayrıca aynı şahıs, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 15/10/2017 tarihli teşhis tutanağında davacıyı net ve kesin olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan F.K.; Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 20/09/2017 tarihli sorgulama tutanağında; “…Benim sınav sorularının verilmesine ilişkin bildiklerim bundan ibarettir. Bu evde biz 2013 yılında sonbahar döneminde yapılan adli ve idari yargı sınavlarına hazırlandık, bu sınavlardan idari ve adli yargı sınavlarını …ile ben kazanmıştık. Diğerlerinin hangi sınavları kazandıklarını tam olarak hatırlamıyorum. Sınavlara girdikten sonra kitap okuma kampı yapılacaktı ancak 17-25 Aralık olayları nedeniyle kitap okuma kampı yapılamadı. Sonra biz ayrılarak memlekete gittik. Sınavları kazandığımız açıklandıktan sonra ocak ayı gibi tekrardan sınava hazırlandığımız eve gittim, bu evlerde yine sınava hazırlandığımız .. vardı.Ben bu evde kısa süreliğine kaldım sonrasında beni kod adını …olarak bildiğim gerçek ismini bilmediğim kişi beni alarak Keçiören’de bulunan, gösterebileceğim mülakat evine götürdü. MÜLAKAT EVİ: …kod adlı şahıs beni bu eve götürdüğünde 2013 yılı adli ve idari yargı sınavlarını kazanan…. ve ben kalmaya başladık, bu evin murakıbı …kod adlı şahıstı, evin sermurakıbı kod adını hatırlamadığım, kod adı kullanan hakimlik yaptığını hatırladığım (o dönemde atanmamış da olabilir bunu tam olarak hatırlamıyorum) kişi vardı, bu evde kurulu bir sabit hat yoktu, telefonlarımız açıktı, bu evde …kod adlı şahıs bize hitaben; “etek diz altında olacak ama aşırı uzun olmayacak, topuklu ayakkabının topuğu çok yüksek olmayacak, ayakkabı rengi siyah olacak, gömlek beyaz olacak, takım elbise siyah olacak, vb. şeyler söyledi, biz de dediklerine benzer şekilde mülakat alışverişi yaptık, daha sonra mülakamiyala, dönemde bu eve üç geldi, bu kişilerin isimlerini kod adlarını bilmiyorum, bu kişilerden bir tanesinin esmer, uzun boylu olduğunu hatırlıyorum, bu şahsı görsem teşhis edebilirim, diğerlerini görsem teşhis edemem.14) …kod adlı şahıs; Nereli olduğunu bilmiyorum, hangi üniversiteden mezun olduğunu ve diğer bilgilerini bilmiyorum, beni çalışma evinden mülakat evine götüren kişidir, muhtemelen bu şahıs bir üst dönemden hakim savcı adayıydı, şahsı görsem teşhis edebilirim..”
Ayrıca aynı şahıs, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/09/2017 tarihli teşhis tutanağında davacıyı net ve kesin olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan D.B.Ö.; Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 06/03/2018 tarihli sorgulama tutanağında;”…2013 yılı Temmuz ayında bir alt dönemim olan 8. İdari yargı göreve atandı. Bunlarında çoğu Danıştay a atandı. Bu süreçte E.G. ve S.G. isimli şahıslar evlenerek Sivas a tayinleri olmuştu. Bende birlikte kalmış olduğum D. B. ile anlaşamadığım için bizlerin grupları değişti. Artık bu süreçten sonra da yapıyla görüşmelerimiz Y.Ş. isimli şahıs tarafından yapıldı. Ben bu şahsı Danıştayda ismen tanıyordum, ancak bu şahsın evimize gelerek sohbet yapacağını söylediğinden bu şahsında yapıdan olduğunu bu vesile ile öğrendim. Y.Ş. ile yaptığımız sohbetlere benim alt dönemim olan M.D., H.Y., M.T. ve sonrasında …isimli şahıslar katıldı. M. D., H.Y. 8. Dönem İdari yargı hakimleriydi. …9. Dönem idari yargı hakimiydi. …da adli yargı hakim adayıydı. Bizim toplantılarımız bu şekilde oluyordu. Bizim sohbet grubumuzun herhangi bir kodlaması (T4,T5 ) yoktu. Bu kavramları ben burada duydum. Ancak bu dönemlere ilişkin saymış olduğum isimlerden Y.Ş. sorumlu idi. Bu toplantılarda Y.Ş. in eşi H.Ş. de bulunuyordu. Y. Ş. bizim sohbet sorumlumıızdu. Bu şahsın bizden sorumlu olduğu Ama H. Ş. yapının bu toplantılarına ara ara katılır, sadece bizlere dini sohbet yapardı, mesleki kısımlarla ilgilenmezdi. Bu toplantılarda önce Y. Ş. gündeme dair bir şey varsa onları bizlere aktarırdı. Bu toplantılarda Y.Ş. isimli şahıs Hükümetin nasıl yolsuzluk yaptığından bahsederdi, yargının nasıl siyasallaştığından bahsederdi. Kıyafet konusunda artık daha rahat olabileceğimiz, açıkça namaz kılabileceğimiz anlatıldı. Ben zaten yapının kıyafet kıstashğına çok uygun hareket etmediğim için benim çok bişey değişmemişti. 2014 yılında yapılan belediye seçimlerinde bizlere MHP ye oy vermemizi, büyükşehir belediye başkanlığı için de CHP ye oy vermemiz istenmişti. Bende milliyetçi bir aileden geldiğim için MHP ye ve CHP ye oy verdim. 2014 yılı kararnamesi ile Danıştayda görevli bayan dönem arkadaşlarım taşraya atanması sonrası onlarla pek görüşmedim. Sadece watsapptaki 7. Dönem idari yargı bayanları grubundan görüşüyordum. Ancak zaten bu durum sadece yapıya mensuplar için değildi. Dönemdeki tüm 7. Dönem bayan hakimler bulunurdu. Ben bize sohbet veren Y.Ş. isimli şahsı ismen tanıdığım için yapı içerisinde herhangi bir kod adı kullanıp kullanmadığını bilmiyorum. 14-…: Bu şahıs Tekirdağlıdır. Ankara hukuk mezunudur. O dönemde Danıştay Tetkik hakimiydi. Görsem teşhis ederim…”
Ayrıca aynı şahıs, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 06/03/2018 tarihli teşhis tutanağında davacıyı net ve kesin olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan K.Ş.C.; Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 15/02/2018 tarihli sorgulama tutanağında “…HAKİM SAVCI MÜLAKAT EVİ 2014 YILI OCAK-HAZİRAN AYI: 1. Ve 2. Hakim savcı çalışma evimin sermıırakıbı olan …KOD ADLI ŞAHIS adli ve 2013 yılı idari yargı sınavını kazanan A.A., A.S., N.D. isimli şahısları alarak ticari taksiyle açık adresini bilmediğim Balgat semtinde Mhp binasına yakın bir mülakat evine götürdü. Yapının bu mülakat evine götürdü. Daha sonradan bu eve başkaca bir hakim savcı çalışma evinden geldiğini düşündüğüm Ş.D. ve S.B. isimli şahıslar sonradan gelmişlerdi. Biz bu evde 6 kişi olarak 6 ay kadar beraber kaldım. Bu evin murakıbı …KOD ADINI kullanan sonradan da akademide o döneme Koordinatör hakimlik yapan M.K. nın eşi olduğunu gördüğüm …olduğunu öğrendim. Beni mülakat evine götüren …KOD ADLI şahsı mülakat evinde bulunduğum süre zarfında daha görmedim. Duyduğum kadarıyla da bu süreçte …KOD ADLI ŞAHIS yapıyla bağını koparmıştı. Bu şahsın yerine de SERMURAKIB olarak …KOD ADLI bir şahıs geldi. …KOD ADLI SERMURAKIB mülakat eviyle kısa süre ilgilendi. Bu süreçte 6 ay boyunca mülakat evinde bizimle …KOD ADLI …ilgilendi. Ben memleketimde iken mülakat için elbisemi almıştım. Öncesinde de sorumlularımızın mülakat için elbise almamızı söylediklerini hatırlıyorum. Bu evdeyken mülakat provası adı altında eve KOD ADINI VE İSMİNİ BİLMEDİĞİM 3 ŞAHIS GELDİ. Bu şahıslardan bir tanesinin ifademin devamında anlatacağım üzerine …KOD ADLİ şahıs olduğunu öğrendim. Eve gelen Bu şahıs salonda 3 sandalye koyarak oturdular. Karşılarında da mülakat provasına girecek bizlerin oturması için bir sandalye vcırdı. STAJ DÖNEMİ BAŞLANGICI 2014 MAYIS: Hatırladığım kadarıyla …KOD ADLI …staj evinde S.K.D., N.D. ile birlikte yapının staj evinde kalacağımızı söyledi. S.K.D. benim üniversiteden bir üst sınıfımda idi. Yapı vasıtasıyla S.K.D. beni aradı bir araya geldik. Sonrasında ben …KOD ADLI …’nın yönlendirmesi ile S.K.D. ile birlikte staj evi kiraladık. Bu evin açık adresini bilmiyorum. Bildiğim kadarıyla Cevizlidere semtinde …. Sokak …apartmanı 3 yada 4. Kattı. Bu evi kendi imkanlarımız ile sahibinden bulduk. Ev sahibi ile birlikte yapının staj evi için kira kontratı yaptık. Kira kontratında kiracı S.K.D. olarak gözüküyordu. Kiracı kefili ise bendim. Ev sahibimizin ismi H.M. idi. Biz ev sahibine evini kiralarken kendimizi hakim stajyeri olarak tanıtmıştık. Ev sahibimiz H.M. ye evin kirasını ATM den her ayın 15 nin haftasında ATM den kira bedeli adı altında TC kimlik numaramı girerek yatırmışlığım olmuştur. Ev sahibi ile ben muhatap olduğum için kirayı bu şekilde ben yatırıyordum. Ancak S.K.D. de bu dönemde kira bedeli olarak benim sibi benim yatırmadığım ayda kirayı yatırmışlığı olmuştur. Yapının staj evini bu şekilde kiraladık. Biz staj evine geçtiğimizde maaş almamıştık. Dolayısıyla kira ve kira depozitosu verecek paramız yoktu. …KOD ADLI …da bu aşamada depozito ve diğer giderlerimiz olarak bana bir miktar para verdi. Bu evin elektrik. su, doğalgaz abonelikleri S.K.D. nin üzerinedir. Benim üzerime herhangi bir abonelik ve bu ev haricinde kiracı kefili pozisyonunda bir kira kontratım yoktur. 41-…KOD ADLI …: Bu şahsın nereli olduğunu bilmiyorum. Ankara hukuk mezunu olabilir. Bu şahıs 9 Dönem idari yargı hakimiydi. Bu şahıs mülakat evimizin murakıbıydı. Görsem teşhis ederim…”
Ayrıca aynı şahıs, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/02/2017 tarihli teşhis tutanağında davacıyı net ve kesin olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan N.T.; Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 02/05/2018 tarihli sorgulama tutanağında; “…ÜNİVERSİTE 1. SINIF:2010-2011 YILI: Ben bu yıl devlet yurduna başvuru süresini kaçırdığım için dershaneden öğretmenim vasıtasıyla cemaat ile tanıştım ve bu vesileyle cemaat evlerinde kalmaya başladım. Üniversite birinci sınıfta kalmış olduğum cemaat evi Türközü semtinde idi. Bu evde benimle beraber kalan şahıslar H.D., Z.D., …(…DE OLABİLİR) isimli şahıslardı. Bu evin ev ablası yani sorumlusu H.D. isimli şahıstı. Biz bu evde genelde akşamları sohbet olurdu. Bu sohbetlerde Fetullah GÜLEN in kitapları ve dini kitaplar okunurdu. Ben bu yıl aynı cemaat evinde kalarak eğitimimi tamamladım. Bu yıl ev sorumlusunun üzerinde Bölge Talebe Mesulü (BTM) diye adlandıracağım A.N. isimli şahıs vardı. Bildiğim kadarıyla bu şahıs Bölgedeki cemaat evlerini dolaşarak bu evde kalanların sıkıntılarıyla ilgilenen şahıs idi. Benim kalmış olduğum cemaat evine de 2-3 kere gelmişliği olmuştur. Bu şahsın üzerinde ycıpı içerisinde …isimli bir şahıs olduğunu bir keresinde A.N. ile evimize gelinmesinden dolayı bilmekteyim. …isimli şahsın yapıdaki görev tanımlamasını bilmiyorum. Sadece BTM nin üzerinde BBTM olarak görev aldığını bilmekteyim. Bu yıl hatırladığım kadarıyla lise öğrencileri de belirli müsait günlerde evimize ders çalışmak için gelirlerdi. Ben bu gelen lise öğrencilerinin isimlerini hatırlamıyorum ve şuan ne iş yaptıklarını bilmiyorum. Ben bu şekilde birinci sınıfı tamamlayarak üniversite 2. Sınıfa geçtim. 2-…: Bu şahıs Tekir dağlı idi. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi 3. sınıf öğrencisiydi. Bu şahıs benim üniversite 1. Sınıfta kalmış olduğum yapıya ait evde birlikte kaldığım şahıslardandır. Yapıda bir görevi vardı ancak ne olduğunu net olarak hatırlamıyorum. Daha sonradan İdari Hakim olduğunu duydum. Görsem teşhis ederim…”
Ayrıca aynı şahıs, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04/05/2018 tarihli teşhis tutanağında davacıyı net ve kesin olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.T., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 17/10/2016 tarihli sorgulama tutanağında; “..Ben 2014 yılında İdari Yargı hakimi adayı olarak sınavı kazandım ve staja başlamadan hemen önce beni kullandığını cep telefonundan 0312 alan koduyla başlayan ancak şu ânda tapı hâtırlamadığım bir numaradan tanımadığım bir bayan şahıs beni aradı ve bana “ben senin İstanbuldan arkadaşınım” demesi üzerine üniversite yıllarında cemaat evinde kalmış olmam sebebiyle bu kişinin cemaat yapılanmasından birisi olduğunu anladım ve ayrıca ismini sorgulama ihtiyacı hissetmedim. Telefondaki bayan şahıs bana “biletini al gel, Ankara’ya geldiğinde seni karşılayacağız ve stajda neler yapman gerektiği konuşunda sana yardımcı olacağız” dedi. Bunun üzerine bu kişiyle Ankarada ne zaman görüşeceğimiz hususunda anlaştık, Ankara otogarına stajımı başlatmak üzere Gebzeden geldim. Tarih olarak 2014 yılının mayıs ayının başıydı. Otogara geldiğimde beni.. Zeynep Kaya karşıladı. Bir taksiye biııerek Keçiören ilçesi Etlik semtinde bulunan bir eve geldik. Eve girdiğimizde daha sonradan aynı evi paylaşacağımız ancak sonradan mesleğe kabulleri yapılmayan B.T. ve S.A. ile halen Samsun İdare Mahkemesinde üye hakim olarak görev vapan ve ihraç ve açığa alma listesinde bulunmayan …isimli kişiler bulunmaktaydı. …dördümüze hitaben Emek civarında bir ev bulmamızı ve birlikte kalacağımızı söyledi. O gün …evden ayrıldı ve o tarihten itibaren kendisini bir daha görmedim..”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A., Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/01/2019 tarihli fotoğraflı teşhis tutanağında; “..31 numaralı fotoğraf …; Bu şahsı tanırım. Kendisi mülakat evinde kısa süreliğine ser murakıbımız olarak görev yapmıştır. Kod Adı: …diye hatırlıyorum. İfademde belirttiğim …) isimli kişidir…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.E., İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 25/04/2017 tarihli sorgulama tutanağında;”..…sicil nolu ……)’nin idari yargı hakimi olduğunu biliyorum. Örgütün evlerinde ablalık yaptığı yönünde bilgim vardır. Şöyle ki kendisi benim kaldığım evde kalmadı. Ancak başka evlerde ev sorumluluğu yapıyordu. Ayrıca fakülteye gelen öğrencilerle yakinen ilgilendiğini gözlemliyordum. Okulda kendisiyle aynı sınıftaydık. Okul bittikten sonra kendisini akademide birkaç kere gördüm. Sonraki faaliyetleriyle ilgili olarak bir bilgiye sahip değilim. Çünkü çok yakın bir arkadaş değildik…”
Aynı doğrultuda yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.Y.D., Türkiye Adalet Akademisinde düzenlenen 23/08/2016 tarihli tanık ifade tutanağında, “..…: Ankara Hukuk mezunu. Dönemini bilmemekle birlikte Adli Yargı Hakim Adayı idi. Şu an nerede görev yaptığını bilmiyorum. Öğrenciliği döneminde cemaat evi veya yurtlarında kaldığını biliyorum. Cemaat bağlantısının devam edip etmediğini bilmiyorum..”
Davacı tarafından bu ifadelerin soyut ve çelişkili olduğu, hukuka aykırı yöntemlerle elde edildiği beyan edilmiştir.
Öte yandan davacı tarafından; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında verilen 05/12/2017 ve 07/12/2017 tarihli ifadelerinde; “.. Yukarıda vermiş olduğum bilgiler doğrudur ve bana aittir. Ben 1990 yılında Tekirdağ ilinde doğdum. Anne ve babam sağ olup, 3 kız kardeşiz. Kardeşlerim ilkokul mezunu olup, işçi olarak çalışmaktadırlar. Babam emekli kamyon şoförüdür. Annem ise ev hanımıdır. Ben ilköğretimimi Tekirdağ Malkara ilçesinde 1996 yılında köy okulunda başladım, Malkara ilçesindeki devlet okuluna geçiş yaparak 2004 yılında mezun oldum. 2004 yılında sınav sonucuna göre Tekirdağ Malkara Anadolu lisesine yerleştim. Malkara ilçesinde ailemle birlikte kalıyordum. Lise 2. Sınıfta Final Dershanesi ve FEM Dershanesinin yapmış oldukları seviye tespit sınavına girdim. Bu sınavlardan FEM Dersahanesinin yaptığından %100 bursluluk hakkı kazındım ve o dönemde bu dershanenin Üniversiteye yerleştirme oranı çok yüksek olduğu için ve ailemin maddi durumu kötü olduğu için FEM Dershanesine gitmeye karar verdim. Bu dershaneye Lise 2. Sınıf ikinci dönemi ile Lise 3. Sınıfta gittim. Ben dershaneye gittiğim dönemde dershanede düzenlenen kandil gecelerinde yapılan dini sohbetlere katıldım ancak bunun haricinde herhangi yapının evinde sohbetlere katılmadım. Benimle özel olarak ilgilenen bir bayanda olmadı. Sadece Dershanede Rehber öğretmen olan Edebiyatçı olan …isimli öğretmen ilgilendi. Esra isimli öğretmen benim ders çalışmamı ve denemelerimizin sonuçlarını takip etti. Bunun haricinde beni özel olarak bir eve çağırmadı. 2008-2009 Eğitim öğretim döneminde girmiş olduğum Üniversite sınavında Türkiye derecesinde 600. olarak Ankara Hukuk Fakültesine yerleştim. Babamla birlikte Ankara iline giderek KYK’dan yerleşme olmadığı için özel yurtlar baktık. Özel yurtlar çok pahalı olduğu için bu yurtlarda kalma imkanım olmadı. Ailemin maddi durumu kötü olmasından dolayı yapının Ankara Kolej semtinde olan …isimli yurda yerleştim. Ben bu yurtta yaklaşık 1 yıl kaldım. Ben bu dönemlerde …ve …nolu GSM hatlarını aldığımı hatırlıyorum ancak hangi dönemlerde bu numaraları kullandığımı hatırlamıyorum. Üniversite Birinci sınıfta yapının …isimli öğrenci yurdunda kaldığım dönemde Ankara Üniversitesinde Hukuk Fakültesinde aym dönemde okuyan …isimli şahıs vardı. Bu şahsın haricinde aynı dönem olan ve zaman zaman yurda gelen Antalyalı olduğunu bildiğim …isimli şahıs vardı. …isimli bayan 2008-2009 eğitim öğretim yılında Ankara Üniversite Hukuk Fakültesi 1. sınıftaydı, İstanbullu olduğunu hatırlıyorum, bu bayanla yaklaşık bir yıl kaldım. Bu bayan esmer tenli, orta boylu, zayıf, siyah saçlı, açık giyimli bir bayandı. ……isimli bayan 2008-2009 eğitim öğretim yılında Ankara Üniversite Hukuk Fakültesi 1. sınıftaydı, Antalyalı olduğunu hatırlıyorum, bu bayanla yurtta kaldığım dönemde yaklaşık bir yıl görüştüm. Yurttan ayrıldıktan sonra bu bayanla bir görüşmem olmadı. Sadece okulda karşılaştık. Yapı içerisindeki görevi ve konumu hakkında bilgim yoktur. Bu bayan orta boylu, normal kilolu, buğday tenli, kapalı giyimli bir bayandı. Benim yurtta kaldığım dönemlerde farklı bölümlerde okuyan öğrenciler vardı. Bu bayanlarla fazla görüşmediğim için isimlerini ve kim olduklarını hatırlayamıyorum. Bunlardan sadece Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesinde eğitim gören Ayşe isimli bayanı hatırlıyorum. Bu bayının nereli olduğunu hatırlamıyorum, aklımda İç Anadolu Bölgesinde bir ilde yaşadığı kalmış. Bu bayan Orta boylu normal kilolu, buğday tenli, siyah ve dalgalı saçlı açık giyimli bir bayandı. Ben Üniversite İkinci sınıfta yani 2009-2010 Eğitim Öğretim döneminde KYK’ya yerleşmem üzerine Fakülte içerisinde bulunan Milli Piyango öğrenci yurduna yerleştim. Bu yurtta yaklaşık bir yıl kaldım. Bu yurtta kaldığım süreçte benimle Başak Yurdunda kalan, yurtta görevli olduğunu bildiğim benden 5-6 yaş kadar büyük olan ve Üniversiteyi bitirmiş olan Pembe isim ya da kod adlı bir bayan irtibat kurdu. Pembe bana arada bir yurda sohbetlere gelmemi istedi. Ben de arada bir yurda gittiğim için tamam dedim. Ben 2 haftada bir ders duruma göre sohbetlere katılmaya devam ettim. Bu sohbetler Başak yurdunda mescit gibi bir yerde yapılıyordu. Sohbetlerde dini içerikli konulardan bahsediliyordu. Namaz kılınır, Kur’an-ı Kerim okunuyordu, risale okunur, Fettullah GÜLEN’in kitaplarından okunur kitapta geçen konulara göre paylaşımlar yapılırdı. Sohbetlere yaklaşık 8-10 kadar öğrenci katılıyordu. Benimle birlikte sohbetlere katılanlardan bazılarının isimlerini hatırlıyorum. Bu kişilerle sadece bu sohbet ortamında karşılaşırdım. Bu sohbete benimle sınıf arkadaşlarımdan bildiğim Selin ve Merve isimli bayanlar katılmaktaydı. Yine benimle birlikte Milli Piyango öğrenci yurdunda kalan ve aynı sınıfta olduğumuz Zeynep isimli kişi de katılmaktaydı. Ayrıca yapının evlerinde ve yurtlarında kalmadıklarını bildiğim benimle aynı sınıfta Emel ve Rabia isimli şahıslarda katılırdı. Bu sohbetler Milli Piyango öğrenci yurduna yakın olan bir evde yapılmaktaydı. Bu eve yukarıda isimlerini söylediğim bayanlarla farklı kişilerde geldiği olurdu. Ben yukarıda isimlerini beyan ettiğim bayanlar haricinde gelenleri tanımıyorum. Bizimle ilgilenen şahsı yukarda beyan ettiğim gibi Pembe isimli bayandı. Bu bayan haricinde sohbet verenler yapının evlerinde kalıyor olarak bildiğim Esra, Sevim, Zeynep isimli bayanlar bulunmaktaydı. Pembe isimli yada kod adlı bayan benden 5-6 yaş büyük bir bayandır. Bu bayanın nereli olduğunu bilmiyorum. Yapının Başak Öğrenci yurdunda katlardan görevli bayan olarak hatırlıyorum. Hangi Üniversite ve Hangi bölümden mezun olduğunu hatırlayamıyorum. Bu bayan uzun boylu, zayıf, esmer tenli, kapalı giyimli bir bayandı. Pembe benimle ilgilenirdi ve sohbet yapılacak yeri söyleyerek sohbetlere çağırırdı. Beni …veya …nolu GSM hattımdan arayarak sohbetlere çağırmış olabilir. Ayrıca sohbet olacağı zamanlar sınıfta nerede ve ne zaman olacağı …tarafından bize aktarıldı. Selin isimli bayan 2009-2010 Eğitim Öğretim döneminde Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2. Sınıftaydı. Yani benimle aynı sınıftaydı. Bu bayanın yapının evlerinden birisinde kaldığım hatırlıyorum. Bu bayanı evde ziyaret etmediğim için evinin nerede olduğunu bilmiyorum. Selin’in Erzurumlu olduğunu hatırlıyorum. Orta boylu, normal kilolu, beyaz tenli, kapalı giyimli bir bayandı. Selin ile telefondan irtibat kurmadım ve görüşmedim. Selin’in daha sonrasında Adli Hakim/Savcı olduğunu duydum. …isimli bayan 2009-2010 Eğitim Öğretim döneminde Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2. Sınıftaydı. Aynı şubede olduğumuzu hatırlıyorum. Bu bayanın yapının evlerinden birisinde kaldığını hatırlıyorum. Babayani evde ziyaret etmediğim için evinin nerede olduğunu bilmiyorum. …isimli bayanın Mersinli olduğunu hatırlıyorum. Uzun boylu, zayıf, kumral tenli, kumral kısa saçlı, açık giyimli bir bayandı. …isimli bayan 2009-2010 Eğitim Öğretim döneminde Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2. Sınıftaydı. Aynı şubede olduğumuzu hatırlıyorum. Benimle birlikte Milli Piyango öğrenci yurdunda kalmaktaydı. …isimli bayanın İzmirli olduğunu hatırlıyorum. Uzun boylu, zayıf, esmer tenli, siyah saçlı, açık giyimli bir bayandı. …isimli bayan 2009-2010 Eğitim Öğretim döneminde Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2. Sınıftaydı. Aynı şubede olduğumuzu hatırlıyorum. Bu bayanın Ankaralı olduğunu ve ailesinin yanında kaldığını hatırlıyorum. Orta boylu, zayıf, beyaz tenli, kumral saçlı, hafif dalgalı saçlı açık giyimli bir bayandı. …isimli bayan 2009-2010 Eğitim Öğretim döneminde Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2. Sınıftaydı. Aynı şubede olduğumuzu hatırlıyorum. Bu bayanın SakaryalI olduğunu ve sonrasında Hakim/Savcı olduğunu hatırlıyorum. …isimli yada kod adlı bayan benden 6-7 yaş büyük bir bayandır. Bu bayanın nereli olduğunu bilmiyorum. Ama genelde Ankara ilinde kaldığım ve bekar olduğunu hatırlıyorum. Ankara ya da Gazi Üniversitesi Biyoloji bölümü mezunu olduğunu hatırlıyorum. Bu bayan orta boylu, zayıf, beyaz tenli, kapalı giyimli bir bayandı. Esra Yapının Başak yurdunda ya da yapının evinde …olmadığı zamanlarda sohbetler yapan bayandı. Sevim isimli yada kod adlı bayan benden 6-7 yaş büyük bir bayandır. Bu bayamn nereli olduğunu bilmiyorum. Ama genelde Ankara ilinde yapımn evlerinde kaldığını ve bekar olduğunu hatırlıyorum. Üniversite mezunu olduğunu biliyorum ancak hangi üniversite ve bölümden mezun olduğunu hatırlamıyorum. Bu bayan uzun boylu, zayıf, buğday tenli, kapalı giyimli bir bayandı. …Başak yurdunda ya da yapının evinde …ve …olmadığı zamanlarda sohbetler yapan bayandı. …isimli yada kod adlı bayan benden 5-6 yaş büyük bir bayandır. Bu bayanın Mersinli olduğunu hatırlıyorum. Bu bayan da Ankara ilinde yapının evlerinde kaldığını ve bekar olduğunu hatırlıyorum. Üniversite’ mezunu olduğunu biliyorum ancak hangi üniversite ve bölümden mezun olduğunu hatırlamıyorum. Bu bayan uzun boylu, zayıf, esmer tenli, kapalı giyimli bir bayandı. Zeynep Yapının Başak yurdunda ya da yapının evinde …, …ve …olmadığı zamanlarda sohbetler yapan bayandı. 2010- 2011 Eğitim Öğretim döneminde yani Üçüncü sınıfta ben yapının evine çıktım. Bu ev Ankara ilinde Kolej semtinin arka tarafından Seyran Bağları isimli semtte eve çıktım. Beni bu eve sohbete gelen bayanların tavsiyesi ve teşviki ile geçtim. Bana liseden öğrencilerin geldiğini bu Allah Rızası öğrencilere ders anlatılması gerektiği benimde bu öğrencilere ders anlatıp anlatamayacağımı söyledi. Ben de Allah Rızası için okuldan bana kalan vakitte ders anlatabileceğimi söyledim. Bunun üzerine bu eve yerleştim. Bu evde abla denilen bir sorumlu yoktu. Bu evde kalanlardan iki tanesi Türkmenistan uyrukluydu. Bir tanesi Ankara Üniversitesi Matematik Bölümünde okuyan uzun boylu, zayıf, beyaz tenli, kızıl saçlı, açık ismini hatırlamadığım bir bayan ile kalmaktaydık. Bu evde Seyran Anadolu Lisesi olarak hatırladığım eve yönlendirilen lise öğrencilerine matematik dersi anlatırdım. Daha somaları evde kalanlardan toplanılan para ile evin kira, doğalgaz, su elektrik ödemelerini ben yapmaya başladım. Bu evden sorumlu bayan ikinci sınıftaki sohbete gelen bayanlardı. Evin masrafları yetmediği zaman bu bayanlar bana gerekli olan miktar kadar para veriyorlardı ben de bu evin ihtiyaçlarını gideriyordum. Evde kalan kişilerden aylık 200 TL kadar para toplanıyordu, ancak Türkmenler bize göre daha az ödedikleri için evin giderlerine yetmiyordu. Bu evde ben gelen lise öğrencilerine matematik dersi çalıştırdıktan soma bazen ev sorumlularından birisi gelerek bu öğrencilere sohbet veriyordu. Ben bu sohbet esnasında aynı odada bulunmadığım için ne konuştukları konusunda bilgim yoktur. 2011- 2012 Eğitim Öğretim döneminde yani Dördüncü sınıfta ben yapmm başka bir evine okula yakın bir eve yerleştim. Bu ev Ankara Hukuk Fakültesinin arka sokağı tarafındaydı. Semt olarak yine Kurtuluş semti bilinmekteydi. Ben bu evin tam adresini hatırlamıyorum. Bu evde ev ablası Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi ikinci sınıfta okuyan …isimli şahıstı. Bu şahsın Aydınlı olduğunu hatırlıyorum. Kısa boylu, zayıf, esmer tenli, düz siyah saçlı açık bir bayandı. Bu evde iki daha vardı. Bu şahıslar Ankara Hukuk Fakültesi birinci sınıf öğrencileriydi. …isimli bayanın Antalyalı olduğunu, hafif kilolu, kıvırcık saçlı esmer tenli açık tenli bir bayandı. …isimli bayanın Burdurlu olduğunu hatırlıyorum. Uzun boylu, zayıf esmer tenli kapalı bir bayandı. Ben …ve …isimli bayanlarla dördüncü bittikten sonra bir daha görüşmedim. Bu bayanların bu yapılanma içerisinde devam ettiklerini düşünmüyorum. Ben Üniversite dördüncü sınıfta yapmış olduğum kariyer görüşmesi ve sonrasındaki bana verilen görevler hakkında Tokat Cumhuriyet Başsavcılığında bilgi verdim. Bunun haricinde hatırladığım ve şahısların teşhisi esnasında aklıma gelen özelliklerini beyan etmek istiyorum. 1-Kariyer görüşmesi yaptığım …KOD adlı şahıs; Orta boylu, zayıf, beyaz tenli, kumral saçlı açık bir bayandı. 13. Dönem Hakim/Savcı adayı olarak hatırlıyorum. Nereli olduğunu bilmiyorum. 2-Kariyer görüşmesine yönlendiren …olarak bildiğim kod adı mı ismimi olduğu konusunda bilgim olmayan şahıs; Orta boylu, zayıf, beyaz tenli, kapalı bir bayandı. Nereli olduğunu bilmiyorum. 3-Murakıp olarak bildiğim …KOD adlı şahıs; Uzun boylu, zayıf, esmer tenli, siyah saçlı açık bir bayan. 15. Dönem Hakim/Savcı adayı olarak hatırlıyorum. 4-Hakim/Savcı çalışma evindeki ev arkadaşım ve 9. Dönem idari yargı staj dönem arkadaşım olan D.K. isimli bayan; Kısa boylu, zayıf, beyaz tenli dalgalı saçlı açık bir bayandı. 5-Hakim/Savcı çalışma evindeki ev arkadaşım ve 9. Dönem idari yargı staj dönem arkadaşım olan Yasemin isimli bayan; Uzun boylu, zayıf, beyaz tenli dalgalı saçlı açık bir bayandı. 6-Hakim/Savcı çalışma evindeki ev arkadaşım ve Adli Yargı sınavını kazanan …isimli bayan; Normal boylu ve orta kilolu, esmer tenli dalgalı siyah saçlı açık bir bayandı. 7-Hakim/Savcı çalışma evindeki ev arkadaşım ve 9. Dönem idari yargı staj dönem arkadaşım olan Gamze isimli bayan; Orta boylu, orta kilolu, esmer tenli siyah saçlı açık bir bayandı. 8-Hakim/Savcı çalışma evindeki ev arkadaşım ve 9. Dönem idari yargı staj dönem arkadaşım olan E.Ö.isimli bayan; Normal boylu ve hafif kilolu, beyaz tenli siyah saçlı açık bir bayandı. 9- SER MURAKIP …KOD ADLI bayan; Hakim adayı olarak biliyorum, kısa boylu, biraz kilolu, esmer tenli, siyah saçlı açık bir bayandı. 10- Staj dönemindeki devreci …KOD ADLI Derya; orta boylu, zayıf, siyah saçlı esmer tenli açık bir bayandı. 11- …KOD ADLI Derya’nın üstü olan …KOD adlı bayan; Uzun boylu, zayıf, beyaz tenli, kapalı bir bayandı. 12- Staj ev arkadaşım A.A. isimli bayan; Uzun boylu, zayıf, esmer tenli, siyah saçlı açık bir bayandı. 13- Staj ev arkadaşım Kübra isimli bayan; Uzun boylu, zayıf, beyaz tenli kumral saçlı açık bir bayandı. 14- Staj ev arkadaşım G.H. isimli bayan; Orta boylu, orta kilolu, beyaz tenli kumral saçlı açık bir bayandı. 15- Staj dönem arkadaşım M.Ö. isimli bayan; Orta boylu, orta kilolu, esmer tenli siyah saçlı açık bir bayandı. 16- Staj dönem arkadaşım F.A. isimli bayan; Uzun boylu, zayıf, esmer tenli siyah saçlı açık bir bayandı. 17- Staj dönem arkadaşım …isimli bayan; Uzun boylu, orta kilolu, beyaz tenli sarı saçlı açık bir bayandı. 18- Staj dönem arkadaşım …isimli bayan; Orta boylu, orta kilolu, beyaz tenli kumral saçlı açık bir bayandı. 19- Staj dönem arkadaşım …isimli bayan; Uzun boylu, zayıf, esmer tenli siyah saçlı açık bir bayandı. 20- Staj dönem arkadaşım B.K. isimli bayan; Uzun boylu, zayıf, beyaz tenli kumral saçlı açık bir bayandı. 21- Staj dönem arkadaşım S.K. isimli bayan; Uzun boylu, zayıf, beyaz tenli kumral saçlı açık bir bayandı. 22- Evlilik sorumlusu olarak bildiğim Oğuzhan isimli kişi;Orta boylu, zayıf, esmer siyah saçlı bir şahıstı. 23- Murakıplığını yaptığım Hilal isimli şahıs; Orta boylu, orta kiloda beyaz tenli siyah saçlı bir bayandı. 24- Ser murakıplık yaptığını bildiğim G.Ç. isimli bayan; Orta boylu, zayıf, esmer, siyah saçlı bir bayandı. 25- Murakıplığını yaptığım …isimli şahıs; Orta boylu, zayıf, esmer, siyah saçlı bir bayandı. 26- Murakıplığını yaptığım …isimli bayan; Orta boylu, zayıf, esmer, siyah saçlı bir bayandı. 27- Murakıplığını yaptığım savcılık esnasında ismini hatırlayamadığım olarak beyan ettiğim ancak şuan ismini Afife olarak hatırladığım bayan; Kısa boylu, zayıf, beyaz tenli, kumral saçlı bir bayandı. 28- SER MURAKIPLIĞINI YAPTIĞIM …isimli şahıs; Orta boylu zayıf, esmer siyah saçlı bir şahıstı. 29- SER MURAKIPLIĞINI YAPTIĞIM …isimli şahıs; Orta boylu biraz kilolu, esmer tenli, siyah saçlı bir şahıstı. 30- SER MURAKIPLIĞINI YAPTIĞIM …isimli şahıs; Orta boylu, orta kilolu, esmer tenli siyah saçlı bir şahıstı. 31- MURAKIPLIK YAPAN …isimli bayan; Orta boylu zayıf beyaz tenli siyah saçlı bir bayandı. 32- MURAKIPLIK YAPAN …isimli bayan; Orta boylu biraz kilolu beyaz tenli kumral saçlı bir bayandı. 33- DEVRECİ STAJ DÖNEM SORUMLUSU OLARAK BİLDİĞİM ELİF isimli bayan; Orta boylu, zayıf siyah saçlı bir bayandı. 34-SER MURAKIPLIĞINI YAPTIĞIM …isimli şahıs; Orta boylu, zayıf, beyaz tenli kumral saçlı bir şahıstı. 35- … KOD ADLI ŞAHIS; Orta boylu, orta kilolu, esmer tenli kapalı bir bayandı. Bu bayanın herhangi bir yerde çalışmadığını biliyorum. Benim bildiklerim ve anlatacaklarım bundan ibarettir.” şeklinde beyanda bulunduğu ve ifadesinde isimleri geçen şahısları fotoğraftan teşhis ettiği ve buna ilişkin tutanakların dosya içerisine alındığı, 05.12.2017 tarihli ifadesinde; “Yukarıda açık kimlik bilgileri doğrudur, bana aittir. Ben bildiklerimi samimi bir şekilde anlatmak istiyorum. Ben 2008 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım, 2012 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldum. Ben Üniversite 1. Sınıfta Ankara Kolejde bulunan yapıya ait Başak Öğrenci Yurdunda kaldım. Ailemin bu yapının yurtlarında kalmama rıza göstermemeleri nedeniyle Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi içerisinde bulunan KYK’ya ait Milli Piyango yurduna çıktım ve 2. Sınıf boyunca kaldım. 3. Sınıfta sohbet hocalarının tavsiyesi ile yapının evlerinde kalmaya başladım. 3.sınıfta ve 4.sınıfta mezun olana kadar bu yapının evlerinde kaldım. Ben 4. Sınıfa geçtikten 1-2 ay sonra bizimle Kariyer görüşmesi adı altında görüşme yaptılar. Bu görüşmeyi bize 4.sınıfın başından 2 ay sonra …KOD ADLI BİR ŞAHIS yaptı. Bu şahsa beni gerçek ismimi kod ismimi olduğunu bilmediğim …İSİMLİ şahıs yönlendirmişti. Kariyer görüşmesini bire bir yaptı. Benim dışımda kimseyle yapmadı. Kariyer görüşmesini …KOD ADLI ŞAHISla 5-6 kez yaptım. Bu görüşmelerin son görüşmesi hariç diğer görüşmeler genelde dini içerikli oluyordu. …KOD ADLI ŞAHIS benimle son kez 4.sınıfta mezuniyete yakın bir zamanda görüştü. Bu görüşme diğer görüşmeler gibi dini içerikli değildi, farklı idi. Bu şahıs son görüşmede bana hitaben Ankara’da Hakim/Savcı çalışma evlerinin olduğunu ve gelip gelmeyeceğimi sordu. Ben de Hakim / Savcı olmak istediğim için Hakim/Savcı Çalışma Evlerinde kalmayı kabul ettim. Daha sonra mezun oldum. Daha sonra …KOD ADLI ŞAHIS beni …KOD İSİMLİ BİR ŞAHSA yönlendirdi. Hatta …KOD İSİMLİ ŞAHIS o dönemde beni …KOD İSİMLİ ŞAHSIN Ankara’daki Güven Parkta beklediğini söyledi. Ben de Güven Parka gittim ve …KOD İSİMLİ ŞAHIS ile buluştum. Bu şahıs beni alarak Keçiören Aktepe’de yer alan ilk ve son kez kalacağım şu an Google Maps’ten veya gittiğimde gösterebileceğim bir eve götürdü. Bu ev benim ilk ve son çalışma evimdi. İLK VE SON OLARAK KALMIŞ OLDUĞUM ÇALIŞMA EVİ (2012 Yılı TEMMUZ ayından 2013 yılı MAYIS ayları arasında kaldım. Bu süreçte ev hem çalışma hem de mülakat evi olarak kullanıldı.) Ben bu eve gittiğimde bu evde; D.K., …isimli şahıs, …isimli şahıs, …isimli şahıs, E.Ö. isimli şahıs olmak üzere 6 kişiydik. Bu evin MURAKIBI ŞEYDA KOD adlı şahıstı, SER MURAKIP …isimli şahıstı. Bu eve gittiğimde …KOD adlı şahıs beni tek odaya aldı. Bana abdest almamı, başımı örtmemi söyledi. Ben de abdest aldım, başımı örttüm ve …KOD adlı şahsın bulunduğu odaya gittim. …KOD isimli şahıs bana “bu evden, bu evdeki kişilerden ve DIAMOND isimli çalışma kitabından kimseye bahsetmeyeceğime dair yemin edermisin” şeklinde söyledi. Ben de yemin ederim diyerek yemin ettim. Ayrıca eve gittiğimde …KOD ADLI ŞAHIS bu evde telefon kullanmak yasak, en az 10 saat ders çalışılacak şeklinde söyledi ve benden o zaman üstümde getirmiş olduğum numarasını hatırlamadığım hattın takılı olduğu telefonun bataryasını ve kartını çıkararak kendisine teslim etmemi söyledi. Ben de telefonumu istediği şekilde …KOD İSİMLİ ŞAHSA teslim ettim. Ayrıca …KOD ADLI ŞAHIS bu görüşmemizde ve sonraki geldiklerinde komşularla çok konuşmamızı, konuşmak zorunda kaldığımız durumlarda da avukat stajı yaptığımızı söylememizi istedi. Ayrıca birilerini aramamız gerektiğinde büfe tarzı kontörlü telefonlardan aramamızı söyledi. Bu evde yanlış hatırlamıyorsam içeriden dışarıya araması Ankara içine açık olan ve diğer il dışlarına kapalı olan bir sabit hat vardı. Bu sabit hattın dışarıdan içeriyi araması açıktı. Bu sabit hattın numarasının ailemize vermemiz söyleniyordu. Ben bu hattı anneme, babama, ablalarıma verdim ve bu hat üzerinden görüşme yaptık. Bu evin sabit hattının D.K. adına kayıtlı olduğunu hatırlıyorum. Bu evin doğalgaz, su, elektrik gibi aboneliklerin kimin üzerine olduğunu hatırlamıyorum. Bu evde kaldığımız dönemde düzenli bir miktar para veriyorduk, diğer kısmını …KOD adlı şahıs getiriyordu. Yanlış hatırlamıyorsam bu evin fatura yatırma ve kira ödeme işlerini de o yapıyordu. Bu evde kaldığımız dönemde …KOD ADLI ŞAHIS eve deneme getiriyordu. Biz bu denemeleri çözüyorduk, çözdüğümüz denemeleri optiğe kodluyorduk. Yanlış hatırlamıyorsam optiğe …ismini yazıyorduk. Bu evde kaldığımız dönem içerisinde 2012 yılında yapılan KASIM ve ARALIK İdari ve Adli Yargı sınavına girdik. Şüpheliye 2012 yılında yapılan KASIM ve ARALIK İdari ve Adli Yargı sınav sorularının verilip verilmediği hususu sorulduğunda; Ben kesinlikle soru verilme iddialarını kabul etmiyorum, ben böyle bir olaya şahit olmadım. Ben hem İdari Yargı hem Adli Yargı sınavlarını kazandım. …İSİMLİ ŞAHIS sadece Adli Yargıyı kazandı. Evde kalan diğer kişilerde benim gibi hem Adli hem İdari Yargı sınavlarını kazandılar. Biz ev olarak Adli ve İdari Yargı sınavlarına girdikten sonra kitap okuma kampına katıldık. Bu kitap okuma kampı yaklaşık bir hafta olarak yapıldı. Bizim kitap okuma kampına bizim çalışma evinde benimle beraber kalan diğer kişiler katıldı. Biz daha sonra memleketimize döndük, memleketimizde 10-15 gün kalmamızın akabinde tekrardan çalışma evine döndük. Eve döndükten sonra İdari Yargı sınavını kazanamadığını, Adli Yargı sınavını kazandığını yukarıda söylediğim …İSİMLİ ŞAHIS başka bir eve gönderildi. İdari Yargıyı kazananlar olarak çalışma evini Mülakat evi olarak kullanmaya başladık. Bu evde mülakat evi olduğundan ve ders çalışmamamız nedeniyle telefon serbestti. Sabit hat vardı ancak çok kullanılmıyordu. Bu evin Murakıbı yine …KOD ADLI ŞAHIStı, Ser Murakıbı da …KOD İSİMLİ ŞAHIStı. Ancak …bu eve çok uğramazdı. O dönemde bu evde bulunduğumuz esnada istediğimiz zaman dışarı çıkabiliyorduk, zaten o dönemde referans arıyorduk. Bu evde bulunduğumuz esnada …KOD ADLI ŞAHIS bize hitaben; “siyah veya lacivert takım elbise alın, diz altında olacak şekilde etek, normal topuklu ayakkabı, beyaz gömlek, mülakat öncesi kuaföre gidin, abartılı olmayan makyaj yapın” şeklinde söyledi. Ayrıca bu evde bulunduğumuz sürede bize mülakat provası yapıldı. Mülakat provası yapılacağını bize …KOD ADLI ŞAHIS söyledi. Mülakat provasının olacağı gün sanki gerçek mülakata giriyormuş gibi hazırlandık. Bize mülakat provası yapmak için bizim eve sivil olduğunu bildiğim …KOD ADLI BAYAN ile ismini, soyismini ve kod adını bilmediğim bir bayan şahıs geldi. Bu şahıslar geldiğinde bizi tek tek odaya aldılar. Ben de tek odaya girdim. Bu iki şahıs sandalyeye oturmuşlardı ve önlerinde masa vardı. Ben de tek koltuğa oturdum. Bana hukuki soru sordular. Bende bildiğim kadarıyla cevapladım. Sonrasında mülakatın iyi olduğunu söylediler ve ben de odadan çıktım. Daha sonra yapılan mülakatta İdari Yargı sınavını kazandım ve 9. dönem İdari Yargı Adayı olarak Ankara Bölge İdare Mahkemesinde staja başladım. Biz mülakat evinde kaldığımız sırada daha sonra devreciliğimizi yapan …KOD ADLI …İSİMLİ ŞAHIS mülakat evine geldi. Bize hitaben “benim altımda 3 ev kiralanacak, bu üç evin her birinde 4’er kişi kalacak” şeklinde sözler söyledi. Biz mülakatı kazandıktan sonra …KOD adlı …İSİMLİ şahsın altında sorumlu olacağı 3 tane staj evi kiraladık. Bu evlerden birini ben kiraladım. Diğer iki evin kimin kiraladığını şu an hatırlamıyorum. Biz evleri kiraladıktan sonra …KOD adlı …isimli şahıs kiraladığımız evin birine …KOD adlı gerçek ismini bilmediğim bir şahsı getirdi. Bu toplantıya …KOD adlı …isimli şahsın sorumlu olduğu 3 evde kalacak olan; ben, G. H., A.A., …isimli şahıs, M.Ö., …isimli şahıs, ……, …, …, …isimli şahıs, …isimli şahıs ve …isimli şahıslar katılmışlardı. Bu toplantıda …KOD ADLI ŞAHIS bize önce dini sohbet yaptı, sonrasında bize hitaben genel bir konuşma yaptı, bu konuşmada bize ” Namazlarınızı açıktan kılmayın, namazlarınızı zor durumda kalırsanız ima ile kılabilir veya cem edebilirsiniz, diz altı pantolon, diz altı etek, makyaj abartısız, topuklu ayakkabı giyebilirsiniz, birbirinizle samimi görüntü vermeyin vb.” şeklinde sözler söyledi. Zaten bana kimin söylediğini tam olarak hatırlamıyorum ancak Ankara Adliyesini staj yeri olarak seçmemi söylemişlerdi. Ayrıca bu toplantıda …KOD adlı …isimli şahsın üzerinde yapı içerisinde ne ad verildiğini bilmediğim konumda olan …KOD adlı şahıs olduğunu öğrendik. Yani bizim dönemde Ankara staj yapılanmasının üstünde olduğunu bildiğim kişi …KOD adlı şahıstır, onun altında DEVRECİ olarak adlandırılan …KOD adlı …isimli şahıstı. …KOD adlı …isimli şahsın altında da grupçu dediğimiz kod adını hatırlamadığım G.H. vardı. …KOD adlı …isimli şahsın altında 9. Dönem Ankara İdari Yargı Staj yapılanmasına ilişkin yukarıda belirttiğim gibi 3 ev vardı. Bu evlerin birincisinde ben, G. H., A. A., …isimli şahıs kalıyordu. İkinci evde; …, …isimli şahıs, F. A., E. Ö. kalıyordu. Üçüncü evde; D.K., …isimli şahıs, …isimli şahıs ve …isimli şahıs kalıyordu. Bizim grupçumuz olan kod adını hatırlamadığım …HAYIRSEVER dışında yine grupçu olarak adlandırılan kod adını bilmediğim PELİN isimli şahıs vardı. Bu şahsın üstünde …KOD adlı …vardı. …isimli şahsın kimlerden sorumlu olduğu konusunda veya altında bizim döneme ait kaç evden sorumlu olduğunu bilmiyorum. Şüpheliye Kod adı kullanıp kullanmadığı, başka kod adını kullanan olup olmadığını bilip bilmediği sorulduğunda; Bildiğim kadarıyla anlatacağım.Bizim dönemde devrecimiz olan …KOD adlı …isimli şahıs bizim dönemde herkesin bir kod adına seçmesi gerektiğini, kod adını seçerken unutmamamız için ismimize yakın isimler seçmemizi söyledi. Bizde isimlerimize yakın kod isimleri seçtik ve hangi kod isimleri kullanacağımızı devrecimize ve grupçumuza söyledik. Yapı içerisinde çetele tutulurken veya diğer herhangi bir işlem yapılırken bu kod adları üzerinden yapılıyordu. Bunun amacı bu tip işlemlerin gizliliğini sağlamaktı. Ben burada kod adı olarak …kod adını seçtim. Bizim dönemde herkes kendine bir kod adı seçti ancak ben şu an kimin ne kod adı kullandığını hatırlamıyorum. Ayrıca staj döneminde bizim evlere yapı içerisinde yer almasına rağmen farklı sebeplerle staj evlerinde kalmayan şahıslar vardı, bu kişilerden hatırladıklarım; B.K. ve S. K. isimli şahıslardı. Bu şahıslar yapı içerisinde olmalarına rağmen evli oldukları için kendi evlerinde kalıyorlardı. Cumartesi günleri yapılan programlara katılıyorlardı. Bunlardan B.K. isimli şahıs bizim evde programa katılıyordu. S.K. isimli şahıs yukarıda belirttiğim M.Ö.’nün kaldığı ikinci eve giderek programa katıldığını biliyorum. Biz staja başladığımızda devreci olan …KOD adlı …isimli şahıs bizden ilk maaşımızın tamamını yapıya vermemizi istedi. Hatta bunu isterken evleri tutarken masraf olacağını, maaşımızın bereketi olacağını söyledi. Bunun üzerine ben de ilk maaşımın tamamını …KOD adlı …isimli şahsa verdim. Daha sonraki süreçte de benden maaşımın %10’unu talep ettiler, ben de verdim. Bizim dönemde Devrecimiz olan …KOD adlı Derya isimli şahıs bize evlilikle ilgili bir toplantı yaptı. Bize hitaben ” evlilik için fotoğraflarınız lazım ” şeklinde söyledi. Bizde sonrasında bu vesikalık fotoğrafımızı verdik. Ayrıca bu şahıs bir keresinde staj evine yanında bizim dönemin evlilik sorumlusu olan kod adını hatırlayamadığım …isimli şahsı getirdi. Bu şahıs bizimle genel olarak evlilikle ilgili görüşme yaptı. Bizim staj döneminde bizim dönemden yapıya mensup olan kimse evlenmediği için yapı evliliği yapan kimse olmadı. Ben de yapı evliliği yapmadım. Staj döneminde yapıdan olan bir kişi yapıyla ilgisi olmayan diğer bir veya bir kaç kişi ile yakın ilişki kurmasına ve onunla ilgilenmesine “ZİMMETLENME” deniyordu. Bunun amacının ne olduğunu bilmiyorum. Bu zimmetlenme olayı bize söylendiğinde daha önceden sevdiğim, çok iyi anlaştığım ve halen sevmeye devam ettiğim yapı ile alakası olmayan G.Y., S.Y. isimli şahıslardı. Yine yapı içerisinde bu dönemde Menfi-Müsbet denilen bir olayda vardı. Bu olay yapıya düşman olan kişiler hakkında bilgi vermeye Menfi-Müsbet deniliyordu. Ben staj döneminde 1 ay kadar ilk akademide, akademinin yurdunda kaldım. Ben bu süreçte staj evinde kaldığım kişilerle aram iyi değildi. Devre mesulümüz olan …KOD ADLI …İSİMLİ ŞAHIS bana akademinin yurduna çıkmak istermisin şeklinde söylemesi üzerine ben de gönüllü olarak çıkabileceğimi söyledim ve daha sonra akademinin yurduna çıktım. Devre mesulümüz olan …KOD ADLI …İSİMLİ ŞAHIS bana yine staj evinde kalan M.Ö. isimli şahısla birlikte aynı odada kalmamı söyledi ve ben ilk akademi döneminde bu şahısla kalmaya başladım. Zaten son akademi döneminde de yine devre mesulümüzün talebiyle M.Ö. ile birlikte kaldık. Şüpheliye staj döneminde hakim savcı adaylarına verilen hangi görevlerin olduğu, bu görevin ne olduğu ve bu görevleri kimlerin yaptığı hususları sorulduğunda; bildiğim kadarıyla anlatacağım. MURAKIPLIK; Çalışma evinden yada mülakat evinden sorumlu olan kişidir. Murakıp genelde haftada bir çalışma evinde bulunan kişileri ziyaret eder. Bunların ihtiyaçlarını karşılar. Murakıplar, sermurakıpların vermiş olduğu denemeleri, çalışma evindeki kişilere çözdürür. Murakıp bir evden sorumludur. SERMURAKIPLIK; Çalışma evinden yada mülakat evinden sorumlu olan murakıbın üstü konumundadır. Genel olarak birden fazla evden ve birden fazla murakıptan sorumludur. Murakıplarla belli zamanlar görüşen, evlere daha seyrek giden, genelde murakıplarla görüşen kişidir. FAKÜLTECİLİK; Üniversite son sınıf öğrencileriyle görüşen ve üniversite son sınıf öğrencilerini Ankara’da bulunan hakim savcılık evlerine yönlendiren kişidir. Ben bu üç görev dışında hakim savcı adaylarına adaylık sürecinde başka bir görev veriliyor mu, tam olarak bilmiyorum. Bildiğim kadarı bunlardır. Ayrıca hatırladığım kadarıyla sorunuz üzerine şu hususu da belirtmek istiyorum. Ankara’da ki çalışma evleri 4’lük lerin kaldığı evler ve 5’lik lerin kaldığı evler olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. 4’lük lerin evleri ve 5’lik lerin evleri ayrıdır. Ayrıca bunların murakıp ve sermurakıpları da ayrıdır. 4’lük ve 5’lik mevzusu ile ilgili bildiklerim bundan ibarettir. Ben 2013 yılının Mayıs ayında staja başladıktan sonra bana başlarda herhangi bir görev verilmedi. 2013 yılının Ekim Kasım ayları gibi bana yapıda murakıplık görevi verildi. Bizim eve …KOD ADLI …İSİMLİ ŞAHIS geldi. Bizim evde şahısla yüz yüze teke tek görüşme yaptım. Bu görüşmede bana hitaben “Ayvalı civarlarında bir çalışma evi var, bu evin 4’lüklerin kalmış olduğu bir ev olduğunu ve grubun 4’lük olduğunu, bunlara murakıplık yapar’mısın, bunlarla ilgilenir’misin” şeklinde söyledi. Ben de elimden geldiği kadarıyla yapabileceğimi söyledim. Sonrasında yanlış hatırlamıyorsam yine …KOD ADLI …İSİMLİ ŞAHIS ile birlikte Ayvalı’da bulunan şuan gösterebileceğim bir eve gittik. Ancak bu eve ilk gittiğimizde …KOD ADLI …ile birlikte mi, yoksa tek mi gittim, tam olarak emin değilim. Bu eve gittiğimde yanlış hatırlamıyorsam 4 kişi kalıyordu. Bu şahısların hepsinin 4’lük olduğunu …KOD ADLI …İSİMLİ ŞAHIS söylemişti. Bu eve gittiğimde 2 TANE …İSİMLİ ŞAHIS olduğunu hatırlıyorum. …İSİMLİ ŞAHISLARDAN BİRİNİN Marmara Hukuk Mezunu ve Amasyalı olduğunu hatırlıyorum. …İSİMLİ ŞAHISLARDAN DİĞERİNİN Karadeniz’den bir yerden olduğunu hatırlıyorum. Bu iki şahıs dışında ismini ve soy ismini hatırlamadığım, Ankara’lı olduğunu hatırladığım bir şahıs daha vardı. Bu şahsın Üniversitesini hatırlamıyorum. Ayrıca bu evde ismini ve soy ismini hatırlamadığım, Gaziantep’li olduğunu , eşinin o dönemde Gaziantep’in bir ilçesinde kaymakamlık yaptığını bildiğim bir şahıs daha vardı ve bu evde toplam 4 kişi kalıyorlardı. İki kişinin isminin …olduğunu hatırlıyorum ancak …isimli şahıs bir tanemiydi, iki tanemiydi tam olarak hatırlamıyorum. Bu şahısları görsem teşhis ederim. Ben bu eve 2013 yılının Ekim ayı gibi murakıplık yapmaya başladım, yanlış hatırlamıyorsam Aralık sonu gibi de bu evdekilerin sınavları kazanamamaları sebebiyle bu evle ilgilenmeyi bıraktım. Ben bu eve genelde haftada bir giderek şahısların ihtiyaçlarını soruyordum. Onlarla hal hatır sorup sohbet ediyordum. Bu ev çok çalışan bir ev değildi. Bu şahıslar sınavı kazanamayınca bir daha o eve gitmedim. Ayrıca bu evde hatırladığım kadarıyla yukarıda ismini ve soy ismini hatırlamadığım, eşinin Gaziantep’in ilçelerin birinde kaymakam olduğunu söylediğim şahıs kendi cep telefonunu kullanıyordu. Diğer evde kalan 3 kişinin ise cep telefonu kullanması yasaktı. Bu evde yine içeriden dışarıya aramaya kapalı olduğunu hatırladığım bir sabit hat vardı. Bu sabit hat emin olmamakla birlikte Hilal isimli şahıslardan birinin adına kayıtlı olduğunu hatırlıyorum. Ancak bundan tam olarak emin değilim. Diğer faturalar kimin adına kayıtlıydı bilmiyorum. Ayrıca ben kalmış olduğum staj evi dışında ne çalışma evi, ne mülakat evi, ne de diğer başka evin elektrik, su, doğalgaz aboneliklerini üzerime almadım. Ayrıca herhangi bir kira sözleşmesine veya başka bir şeye de imza atmadım. Yine Ayvalı’da ki bu eve murakıplık yaptığım dönemde …KOD ADLI …İSİMLİ ŞAHIS dışında murakıplık yada ser murakıplık yapan kimseyi tam olarak hatırlamıyorum. Ben yukarıda belirtmiş olduğum Ayvalı’da bulunan ev dışında ben bir eve daha murakıplık yaptım. Bu ev Cevizlidere Dikmen civarında bir evdi. Bu görevi bana kod adını hatırlamadığım ser murakıp G.Ç. (soy isminden tam olarak emin değilim) isimli şahıs verdi. Bu şahıs bu görevi vermek için bulunduğum staj evine geldi. Bana hitaben “5’lik gruptan olan kişilerin Cevizlidere’de bir evde kaldığını, bu evin murakıplığını yapar mısın” dedi, ben de kabul ettim, sonrasında birlikte o eve gittik, evdekilerle tanıştık, evdekiler Adli veya İdari yargı sınavlarının en az birini kazanmış, mülakata girmiş ve sonuçlarını bekliyorlardı. Bu ev mülakat evi olduğu için telefon kullanmak serbestti. Bu evin faturalarının kimin adına kayıtlı olduğunu, kira sözleşmesini kimin yaptığını hatırlamıyorum. Ben bu evde kalan kişilere kira parası vermedim. Bu evde tam emin olmamakla birlikte sabit hat olmadığını hatırlıyorum. Ben bu eve murakıplık yapmaya 2014 yılının Şubat-Mart aylarında başladım. Yaklaşık bir buçuk ay bunlarla ilgilendim. Tahminim Nisan-Mayıs ayı gibi de bu görevi bıraktım. Bu görevi yaptığım dönemde ben kod adını hatırlamadığım SERMURAKIPLIK …dışında ne murakıp ne de ser murakıp hatırlıyorum. Hatırladığım kadarıyla bu mülakat evinde kalan kişiler …İSİMLİ ŞAHIS, …İSİMLİ ŞAHIS, …İSİMLİ ŞAHIS, İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM 2 ŞAHIS vardı. Bu şahıslardan NİMET Ankaralı olduğunu ve Marmara Hukuk mezunu olduğunu hatırlıyorum. …İSİMLİ ŞAHSIN Antalyalı olduğunu ve İstanbul Hukuk Mezunu olduğunu hatırlıyorum, …İSİMLİ ŞAHSIN Erzurumlu olduğunu, İstanbul hukuk mezunu olduğunu hatırlıyorum, DİĞER İKİ ŞAHIStan birinin birinin Konya hukuk mezunu olduğunu hatırlıyorum ancak nereli olduğunu hatırlamıyorum, diğerinin ise İstanbul’da oturduğunu ve İstanbul hukuk mezunu olduğunu hatırlıyorum. Ayrıca ben yukarıda Mart ayında murakıplık yapmaya başladığım dönemde …KOD ADLI ve sivil olan birisi yine benim kalmış olduğum staj evine geldi. Benimle teke tek görüştü ve bu görüşmede bana hitaben “Keçiörende bir ev var, bu ev 5’lik bir ev, bu evde kalanlar şuan mülakat sonuçlarını bekliyor, bu evle ilgilenen kimse yok, bu evle ve ilgilendiğin diğer evle sermurakıp olarak ilgilenmek ister misin” şeklinde söyledi. Ben ilk başta iki eve birlikte bakmamın zor olacağını gerekçe göstererek talebini reddettim. Bunun üzerine şahıs kısa süre yaparsın, uzun sürmez deyince ben de kabul ettim. Bu teklifi kabul ettikten sonra bir önceki murakıp olarak görev yaptığım ev ve bu söylemiş olduğu evden sorumlu sermurakıp olmaya başladım. Bu şahıs bana Keçiören’de şuan gösterebileceğim bir evin adresini verdi. Ben bu adrese tek başıma gittim. Bu adrese gittiğimde adreste; …isimli Erzurumlu olan bir şahıs vardı. Bu şahıs hangi üniversite mezunu olduğunu hatırlamıyorum. …isimli Antalyalı bir şahıs vardı. Bu şahsın Ankara hukuk mezunu olduğunu hatırlıyorum. …isimli Karamanlı bir şahıs vardı. …isimli Aydın’lı olduğunu bildiğim bir şahıs vardı. Bu şahsın Ankara hukuk mezunu olduğunu hatırlıyorum. Bu evde kalan kişiler yine mülakatı kazanmış sonuçlarını bekliyorlardı. Bu evde sabit hat yoktu. Bu evde kalan kişiler telefonlarını kullanabiliyorlardı. Bu eve birkaç kez gittim. Uzun süre gitmedim. Bu evin diğer faturalarının kimin adına kayıtlı olduğunu, kira sözleşmesini kimin imzaladığını bilmiyorum. Ben imzalamadım. Ev sahipleriyle muhatap olmadım. Bu eve de yanlış hatırlamıyorsam Nisan ayı gibi gitmeyi bıraktım. Bu sermurakıplık yaptığım dönemde benim üstümde …KOD ADLI ŞAHIS vardı. Yine bu dönemde benim gibi sermurakıplık yapan kimseyi bilmiyorum. Benim altımda bu dönemde murakıplık yapan (yukarıda bahsetmiş olduğum Dikmen Cevizlidere’de ki evden sorumlu) KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM …İSİMLİ ŞAHIS vardı. Yine benim altımda KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM …İSİMLİ ŞAHIS vardı. Bu şahıs ta Keçiören’de ki evden sorumluydu. Bunun dışında benim altımda veya başka yerde görev yapan bu dönemde murakıp bilmiyorum. Ayrıca staj döneminde yapının staj evlerinde kalıp yine yapıda farklı görevler alan adaylardan bildiklerim vardır. Ser murakıp olarak görev yaptığını bildiğim kişiler …, …KOD ADLI …İSİMLİ ŞAHIS, …İSİMLİ ŞAHIS, …İSİMLİ ŞAHISların ser murakıp olduğunu hatırlıyorum. Ayrıca D.K. isimli şahsın kod adını siz bana söyledikten sonra …olarak hatırladım. Diğer ser murakıplık yapan şahıslar da kod adı kullanıyordu ancak şuan kod adlarını hatırlamıyorum. Yine staj döneminde staj evinde kalıpta murakıplık yaptığını bildiğim kişiler …İSİMLİ ŞAHIS, F.A. isimli şahısları hatırlıyorum. Bu şahısların kod adlarını hatırlamıyorum ancak bu şahıslarda kod adı kullanıyordu. …KOD ADLI DERYA isimli şahsı DEVRECİYDİ. …KOD ADLI …ve KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM …İSİMLİ ŞAHISLAR GRUPÇU olarak görev yapıyorlardı. Ayrıca ben murakıplığı bıraktıktan sonra son Akademi dönemim başladı. Sonrasında devre mesulümüz olan …KOD ADLI …İSİMLİ ŞAHSIN talebi üzerinde M.Ö. ile birlikte akademi yurdunda kaldım. Zaten bu dönemde staj evinde kalmayı istemiyordum. Kendi özel hayatımda eşimle görüşüyordum. Yukarıda bahsettiğim görevleri yapmak istemedim. Artık irtibatımı koparmak istedim. Akademi yurdu da bunun için bir fırsattı. O dönemde 17-25 Aralık olayları yaşanmıştı ve siyasi konuşmalar çok oluyordu. Bunlardan dolayı bu yapıdan uzaklaşmak istediğim için akademinin yurdunda kalmak istedim. Bundan sonrada orada ki kişilerle görüşmek istemedim. Eşimi ilk akademi döneminde bizim sınıfın koordinatör hakimi olduğundan dolayı tanıdım. Eşimle evliliğim yapı aracılığıyla gerçekleşmemiştir. Eşimle ben birbirimizi akademide görmemiz üzerine etkilendik ve severek evlendik. Evlendikten sonra da bu yapıyla bir daha irtibatım kalmadı. Evlendikten sonra bu yapıyla irtibatım olduğu hususunu kabul etmiyorum. Ben yapı içerisinde herhangi bir program kullanmadım. Ancak sorunuz üzerine aklıma gelen bir hususu anlatmak istiyorum. Bana …KOD ADLI …İSİMLİ ŞAHSIN murakıplık görevini verdiğini yukarıda belirtmiştim. Burada bu görevi verirken …KOD ADLI …İSİMLİ ŞAHIS bana Samsung marka tuşlu içerisinde hattı bulunan bir telefon verdi ve bana hitaben “bu hattı yapı içerisindeki görüşmelerinde kullanacaksın. Murakıplığını yaptığın öğrencilere bu telefonu numarasını vereceksin, bu şahıslara özel numaranı verme, benimle de bu telefondan irtibata geç, yapı içerisindeki bir konuyu özel telefonlardan konuşmayın vb.” şeklinde sözler söyledi. Bu hat kimin adına kayıtlıydı bilmiyorum. Bu hatlar yapı içerisinde açık hat olarak adlandırılıyordu. Ben sadece bir açık hat kullandım. O da kısa süreliğine yapmış olduğum murakıplık ve ser murakıplık içindi. Bu hattı benden önce birileri kullandı mı ondan da tam olarak emin değilim. 17-25 Aralık olaylarından sonra bize hükümetle bir kavgaya girilmiş gibi konuşmalar daha çok siyasi hale gelmişti. 17-25 Aralık öncesinde cemaat olarak bildiğim, şuan da örgüt olarak adlandırdığım yapıda 17-25 Aralık öncesinde çok siyasi konular konuşulmazdı. Ben şuan çok yokulduğum için herşeyi tam olarak hatırlamıyorum. Ancak bir keresinde bizim devrecimiz olan …KOD ADLI …İSİMLİ ŞAHIS arkadaşı olduğunu ve Adli Yargı’da devreci olduğunu öğrendiğim ELİF İSİMLİ BİR ŞAHIS gelmişti, bu şahsın devreci olduğunu geldiğinde öğrendim. Ben aklıma geldiğinde ekleyecek birşeyim olduğunda eklemek isterim. Ben bu yapı içerisinde yer aldığım için pişmanım, ben bu yapıya girdiğimde örgüt olduğunu bilmiyordum, tamamen dini cemaat olduğunu düşünerek girdim, benim devlete düşmanlık eden, devletle kavgaya girişen yapıyla işim olamaz, yukarıda bildiklerimi samimi bir şekilde anlattım, benim için bu yapı silahlı bir terör örgütüdür, etkin pişmanlık dahil lehime olan tüm hükümlerin uygulanmasını istiyorum.”
Bu durumda, davacının örgütün içinde yer aldığına, örgüt toplantılarına katıldığına, örgüte himmet verdiğine, üniversitede örgüt evlerinde kaldığına, lise döneminde örgüte müzahir dershaneye gittiğine, örgüt içinde kod adı alarak faaliyetlerde bulunduğuna, sınavlara örgütün hakim-savcı sınav çalışma evlerinde hazırlandığına ayrıca hakim adayı olduktan sonra bu evlerde sorumlu şahıs olarak görev yaptığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
6) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın, AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan “özel hayata saygı hakkı” çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen “özel hayat” kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak “kanunla öngörülmüş olma”, aynı maddede sayılan “meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma” ve “demokratik bir toplumda gerekli olma” ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa’nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin “şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması”, “anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması” ve “demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması” gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS’in 8/2 ve Anayasa’nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS’in 15. ve Anayasa’nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS’in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa’nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun’la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK’nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa’nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ’nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS’in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı” hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS’in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin dava konusu …tarih ve …sayılı kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı mali ve özlük haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi isteminin de reddi gerekmektedir.
DAVA KONUSU ZIMNİ RET İŞLEMİNİN İPTAL İSTEMİ YÖNÜNDEN:
Davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin HSK Genel Kurulunun …tarih ve …sayılı kararına karşı Hakimler ve Savcılar Genel Kurulu nezdinde yapılan yeniden inceleme istemine, HSK Genel Kurulunca 60 gün içerisinde cevap verilmemek suretiyle oluşan zımni ret işleminin iptali istemine gelince;
Davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin HSK Genel Kurulunun …tarih ve …sayılı kararının son paragrafında; 6087 sayılı Kanun’un 33’üncü maddesi uyarınca, kararın tebliği tarihinden itibaren on gün içerisinde, HSK Genel Kurulu nezdinde yeniden inceleme talebinde bulunulabileceğinin belirtildiği görülmüştür.
6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Kanunu’nun “Yeniden inceleme, itiraz ve yargı yolu” başlıklı 33. maddesinde; HSK Genel Kurulunun ilk defa aldığı kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde, Genel Kuruldan yeniden inceleme talebinde bulunulabileceği, yeniden inceleme talebi üzerine verilen kararların kesin olduğu kurala bağlanmıştır.
08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmi Gazetede yayımlanan 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kabul edilen 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin ”Yargı Denetimi” başlıklı 11. maddesinin 2. fıkrasında ise; ”22/7/2016 tarihli ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenler, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinin birlikte incelenmesinden, yargı mensuplarının meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına ilişkin kararlara karşı dava açılabilmesi için bu kararların kesinleşmesi gerektiği, kesinleşmenin de on gün içinde yeniden inceleme talebinde bulunulması halinde, HSK Genel Kurulunca yeniden inceleme talepleri hakkında bir karar verilmesi, ya da yeniden inceleme talebinde bulunulmaması halinde olacağı açıktır. Bu nedenle yargı mensuplarının, meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına ilişkin kararlara yönelik olarak yeniden inceleme talebinde bulunmaları halinde ve HSK Genel Kurulunca 60 gün içerisinde bu istem hakkında karar verilmemesi halinde zımni ret işleminin oluştuğundan bahsedilemeyeceği gibi kesinleşmeden de bahsetmeye olanak bulunmamaktadır.
Bu nedenle, davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin …tarih ve …sayılı kararın, bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin HSK Genel Kurulunun …tarih ve …sayılı kararı ile reddedilmesi suretiyle kesinleştiği anlaşıldığından dava konusu edilen kesinleşmiş bu kararın iptali isteminin incelenmesi gerektiği açıktır.
Bununla birlikte, davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin …tarih ve …sayılı karara ilişkin yeniden inceleme talebine davalı idarece 60 gün içerisinde cevap verilmemesi suretiyle oluştuğu öne sürülen zımni ret işlemine ilişkin iptal istemi yönünden ise, bu istemin yukarıda yer verilen gerekçe uyarıca ortada oluşmuş bir zımni ret işleminden bahsedilemeyeceğinden incelenmeksizin reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.
D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun …tarih ve …sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı mali ve özlük haklarının yasal faiziyle birlikte iadesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3.Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun …tarih ve …sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebine 60 gün içerisinde cevap verilmemesinin iptali istemi yönünden DAVANIN İNCELENMEKSİZİN REDDİNE,
4. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam …TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
5. Posta gideri avansından varsa artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
6. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen …TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
7. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 03/02/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.