Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2014/26766 E. 2016/5316 K. 23.03.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/26766
KARAR NO : 2016/5316
KARAR TARİHİ : 23.03.2016

MAHKEMESİ : Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Katılma Alacağı

… arasındaki katılma alacağı davasının kabulüne dair … Aile Mahkemesi’nden verilen 10.10.2014 gün ve 2012/994 – 2014/712 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR

Davacı … vekili, evlilik birliği içerisinde edinilen davalı adına kayıtlı taşınmaz yönünden alacağın davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı … vekili, davacının katkısının bulunmadığını, kişisel malı olduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 24.843,00 TL alacağın karar tarihinden itibaren faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Hüküm, süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 sayılı HMK 33. m). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, artık değere katılma alacağı isteğine ilişkindir.
Mal rejiminin devamı süresince, bir eşin sahip olduğu edinilmiş malda, diğer eşin artık değerin yarısı oranında katılma alacak hakkı vardır. Artık değere katılma alacağı; eklenecek değerlerden (TMK 229.m) ve denkleştirmeden (TMK 230.m) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere, eşin edinilmiş mallarının (TMK 219.m) toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıktıktan sonra kalan artık değerin (TMK 231.m) yarısı üzerindeki diğer eşin alacak hakkıdır (TMK 236/1.m). Katılma alacağı Yasa’dan kaynaklanan bir hak olup, bu hakkı talep eden eşin gelirinin olmasına veya söz konusu mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkıda bulunulmasına gerek yoktur.
Artık değere katılma alacak miktarı hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malların, bu tarihteki durumlarına göre, ancak tasfiye tarihindeki sürüm (rayiç) değerleri esas alınır (TMK 227/1, 228/1, 232 ve 235/1. m). Yargıtay uygulamalarına göre, tasfiye tarihi karar tarihidir.
Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır. Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilir (TMK 222. m). Değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülürse konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır.
Somut olaya gelince, taraflar, 19.01.2007 tarihinde evlenmiş; 04.03.2011 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, 13.02.2012 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 sayılı Yasa’nın 10, TMK 202/1.m). Alacak talebine konu olan (4) nolu mesken 18.06.2009 tarihinde satış yolu ile alınıp davalı eş adına tapuda tescil edilmiştir. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (TMK 179.m).
Toplanan delillerden; dava konusu taşınmazın alımında davalının evlilik öncesi mevcut olan 40 bin TL birikiminin kullanıldığı, ayrıca inşaat teslimine kadar 25 bin TL ve iç imalatlar için de 25 bin TL para harcandığı hususunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, taşınmazın inşaat seviyelerine göre yapılan hesaplama sonucu davacı lehine katılma alacağına hükmedilmiş ise de; yapılan hesaplama yöntemi yukarıda açıklanan Dairemiz ilke ve uygulamalarındaki hesaplama yöntemine uygun düşmemektedir. Davalı tarafça taşınmazın tamamının kişisel mallarla ödendiği savunulmuş ise de, davacının da kabulünde olan 40 bin TL dışındaki ödemelerin kişisel maldan karşılandığı gösterilen delillerle ispatlanamamıştır. Bu durumda, taşınmazın alımında belirtilen 40 bin TL dışındaki, 50 bin TL’nin edinilmiş mallardan karşılandığının kabulü gerekir (TMK. md. 222). Mahkemece yapılması gereken iş; taşınmazın 90 bin TL’ye mal olduğu, bu bedelin 40 bin TL kısmının davalının kişisel malı ile ödendiği gözetilerek bu miktar yönünden davalı yararına denkleştirme yapılması (TMK. m. 230) gereğinin ve taşınmazın güncel sürüm değerinin 130 bin TL olduğu hususları gözetilerek davacının katılma alacağı hakkında bir karar verilmesi olmalıdır. Durum böyleyken, mahkemece yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olup, hükmün bu sebeple bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle davacı vekilin yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 25,20 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 23.03.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.