YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/8251
KARAR NO : 2013/18347
KARAR TARİHİ : 25.11.2013
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı oiaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-e bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarakdolandırıcılıksuçunun işlenmesi nitelikli hal kabul edilmiştir. Hangi kurum ve kuruluşların, kamusal nitelik taşıdığı, o kurumun kadro bakımından bağlı olduğu durumu düzenleyen mevzuata göre belirlenir. Bu nitelikli halin oluşması için, eylemin kamu kurum ve kuruluşlarının mal varlığına zarar vermek amacıyla işlenmesi gerekir.
Zarar vermek, kamu kurum ve kuruluşlarından hakkı olmayan bir parayı almak ya da bir borcu geri vermemek şeklinde olabilir. Bu suçun zarar göreni kamu kurum ve kuruluşunun tüzel kişiliğidir. Kamu kurum ve kuruluşlarının zarar görmesi söz konusu değilse bu suç oluşmayacaktır. Dolandırıcılık suçunun kamu yararına çalışan hayır kurumlarının zararına işlenmesi madde kapsamında değildir.
Sanıklardan Mehmet ve Fikriye müşterek çocukları olan 1994 doğumlu Erkan’ı; sanıklardan Ali ve İlkay’ın müşterekçocukları olan 1992 doğumlu Rabia’yı, sanık Serdarın muhasebe bürosunda fiilen çalışmadıkları halde, çalışıyormuş gibi göstererek işe giriş çıkış bildirimi düzenlemek suretiyle sahte sigortalılık kaydı oluşturdukları, bu şekilde dolandırıcılık ve sahtecilik suçlarını işlediklerinin iddia edildiği olayda; sanıkların soruşturma ve kovuşturma sırasındaki birbirlerini doğrulayan anlatımları, işyeri durum tespit tutanağında, haksız olarak sigortalı yapıldıkları iddia edilen çocukların fiilen çalıştırıldıklarına ilişkin tutanağa geçen işyeri sahibinin beyanları, sigortalı olarak gösterilen küçüklerin fiilen suça konu işyerinde işe giriş bildirgelerinde belirtildiği şekilde çalıştıklarının aksine bir durumun tespit edilememesi, 5510 sayılı Kanun hükümleri gereğince hiçbir sosyal güvencesi bulunmayan 18yaşından küçüklerin tedavi masraflarının kurum tarafından karşılanması gerektiğinden sigortalı olan bu kişilerin kurum aleyhine zarar doğurucu bir durumlarının söz konusu olmaması, yine Sigortalı Tescil ve Hizmet Daire Başkanlığının 10.04.2008 tarih ve 2008/7 e-sigorta yazılarıyla, SGK memurlarına araştırma yapma zorunluluğunun getirilmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanıklar hakkında sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarının unsurlarının oluşmadığını belirleyen mahkeme kararında bir isabetsizlik görülememiştir.
Sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin (ONANMASINA), 25.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.