YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/11433
KARAR NO : 2008/1338
KARAR TARİHİ : 06.02.2008
MAHKEMESİ : MARMARİS 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 19/10/2006
NUMARASI : 2006/129-2006/253
Taraflar arasında görülen davada;Davacı, maliki bulunduğu 497 parsel sayılı taşınmazın 2327 ve 2328 sayılı parsellere ifraz edildiğini ve bu ifraz parsellerinden boş olan 2327 parselin satışı yapılacakken hataen üzerinde lojman binası olan ancak kayıtta arsa görünen 2328 parselin davalıya satıldığını ileri sürerek, tapu iptal, tescil istemiştir.
Davalı, satım aktinden itibaren 1 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, resmi akit tarihinde hata olgusundan haberdar olunduğunun kabulü gerektiği, akit tarihinden dava tarihine kadar da 1 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
-KARAR-
Dava, hata hukuksal nedenine dayalı tapu iptali- tescil isteğine ilişkindir.Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.Dosya içeriği ve toplanan delillerden, çekişme konusu 4122 m2’lik “içinde bir adet betonarme lojmanı bulunan avlu” vasfındaki 497 parsel sayılı taşınmazın davacı Orman İdaresi adına kayıtlı iken 26.10.2004’de ifraz edilerek 2327 ve 2328 sayılı parsellere ayrıldığı, ancak fiili durumda lojman binası 2322 m2’lik 2328 sayılı parselde kaldığı halde ifraz krokisi ile ifraz beyannamesinde 1800 m2’lik 2327 sayılı parsel içersinde gösterildiği ve sicile de bu şekilde yansıtıldığı; Orman İdaresinin, sicile arsa vasfıyla kaydedilen ancak içerisinde lojman binası bulunan 2328 sayılı parseli 31.12.2004 tarihli akitte davalı Köy Tüzel Kişiliğine ihale suretiyle sattığı görülmektedir.
Davacı İdare, gerçekte arsa vasfında olan 2327 sayılı parseli satmak istedikleri halde, ifraz sırasında oluşan yanlışlık nedeniyle lojman binasının bulunduğu 2328 sayılı parselin satıldığını, meydana gelen hatayı sonradan öğrendiklerini ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
Bilindiği üzere, sözleşmenin konusu, niteliği ve ödenecek miktar gibi hususlarda dikkatsizliği veya bilgisizliği sonucu gerçek iradesine uymayan beyanda bulunmak suretiyle esaslı hataya düşen tarafın sözleşme ile bağlı sayılamayacağı kuşkusuzdur. Hemen belirtmek gerekir ki, Borçlar Kanunu’nda esaslı hatanın tanımı yapılmamış, 24. maddede sınırlayıcı olmamak üzere örnekler gösterilmiştir. Kısaca iç irade ile açıklanan irade arasındaki bilmeyerek yapılan uyumsuzluk olarak tanımlanan hatanın esaslı kabul edilebilmesi için, uygulamada ve bilimsel alanda ortaklaşa benimsendiği gibi, girişilen taahhüdün başlıca sebebini teşkil etmesi, daha açık söyleyişle hem yanılgıya düşen taraf yönünden (Subjektif unsur), hem de iş hayatındaki dürüstlük kuralları (objektif unsur) açısından, hataya düşülmese idi böyle bir sözleşmenin hiç veya açıklanan biçimde yapılmayacağının ispatlanması zorunludur.
Bu koşulların varlığı halinde hataya düşen taraf, isterse iptal hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırılabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir. Yeter ki hatanın ileri sürülmesi Borçlar Kanununun 25. ve Medeni Kanunun 2. maddesinde hükme bağlanan dürüstlük kuralına aykırı olmasın. Hemen belirtmek gerekir ki, sözleşme yapılırken hataya düşen tarafın kusurlu bulunması sözleşmenin iptaline engel değildir. Ne var ki, Borçlar Kanununun 26. maddesinde öngörüldüğü gibi hatayı bilmeyen veya bilecek durumda bulunmayan ve kusursuz olan karşı tarafın menfi, gerektiğinde müspet zararının ödenmesi gerekir.
Öte yandan, iptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. Hatanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde, sözleşmenin karşı tarafına yöneltilecek tek taraflı bir irade açıklaması ile bildirilebileceği gibi def’i veya dava yoluyla da kullanılabilir. Hatanın öğrenildiği tarih olarak , hataya düşenin bildirdiği tarih esas alınır. Ancak diğer taraf öğrenmenin daha önce olduğunu iddia ederse, o takdirde bu iddiasını ispat zorunluluğundadır. Ayrıca hatanın varlığı her türlü delille ispat edilebilir.
Hal böyle olunca, öncelikle ileri sürülen hata olgusunun ne zaman öğrenildiğinin açıklığa kavuşturulması, davanın süresinde açıldığının anlaşılması halinde, toplanan ve toplanacak tüm delillerin yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, 1 yıllık sürenin başlangıcında akit tarihi esas alınıp davanın süre yönünden reddedilmesi doğru değildir. Davacının temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK.’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 06.02.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.