Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2008/4262 E. 2008/8711 K. 09.07.2008 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/4262
KARAR NO : 2008/8711
KARAR TARİHİ : 09.07.2008

MAHKEMESİ : BÜYÜKÇEKMECE 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 22/03/2007
NUMARASI : 2004/803-2007/192
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, davalı A.in verdiğini hatırlamadığı vekaletnameyi kötüye kullanarak 3604 parsel sayılı taşınmazdaki AO111 Blok .nolu bağımsız bölümünü davalı S..S.’inde davalı Y.a muvazaalı olarak temlik ettiğini kendisini zararlandırma kastı ile hareket ettiklerini ileri sürerek tapu iptali tescili isteğinde bulunmuştur.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 22.1.2008 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat B. S. ile temyiz edilen vs.vekili Avukat D.O. geldiler duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescili isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; davcının 5.6.2001 tarihinde davalılardan A.i vekil tayin ettiği ve A.inde davacının maliki olduğu çekişme konusu 3604 ada . nolu bağımsız bölümü vekaleten davalı S.’e 23.12.2003 tarihinde S.’inde davalı Y. 17.3.2004 tarihinde satış suretiyle temlik ettiği anlaşılmaktadır.
Davacı vekalet görevinin kötüye kullanıldığını ileri sürerek eldeki davayı açmıştır. Bilindiği üzere; Borçlar Kanununun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 maddesinde “vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir…” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi,ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur. Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Nevarki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olaya gelince; taşınmazın vekaletten temlik edildiği kayden sabit olup, taşınmazın satılması konusunda davacının iradesinin bulunduğu, esasen bu nedenle vekaletname verildiği nevar ki vekil A.in S.’e yaptığısatış aktinde değer 30.000.00-YTL.S.’in Y.a yaptığı satış aktinde ise 39,000,00-YTL. üzerinden gerçekleştirildiği, oysa taşınmazın satış tarihlerindeki gerçek değerinin ilk satış tarihinde 75.000,00-YTL.sonraki satış tarihinde 80.000.00-YTL.olduğu , böylece değerler arasında aşırı fark bulunduğu, davacı vekil A. ile diğer davalılar Y. ve S.’in aynı şirkette görev yaptıkları birbirleriyle ilişki içerisinde oldukları kaldıki taşınmazın satış suretiyle birkaç el değiştirdiği halde aralarında bir kira ilişkisi kurulmadan davacının kardeşi L.’in kullandığı dosya kapsamı ile sabittir.
O halde, somut olgular yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde yapılan temliklerin davacıyı zararlandırma kastı ile el ve işbirliği içerisinde gerçekleştirildiği kabul edilmelidir.
Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
Davacının temyiz itirazı yerindedir.Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 9.7.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.