YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/4172
KARAR NO : 2007/7997
KARAR TARİHİ : 12.07.2007
MAHKEMESİ : ERDEMLİ 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 20/09/2006
NUMARASI : 2006/214-347
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı idare, kadastro tespiti sırasında davalıların murisi H..D….ve arkadaşları adına tespit gören taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşlık, çalılık ve kayalık arazilerden olup şahıslar yararına senetsizden zilyetlikle taşınmaz edinme koşullarının gerçekleşmediğini, kayıt malikleri aleyhine bu sebeple açılan 2000/574 E. sayılı tapu iptali ve tescil davasının kısmen kabulüne, davalıların murisleri Hilmi ve Arzı Dölek’in ölü olduğunun anlaşılması nedeniyle bu kişiler yönünden davanın reddine karar verildiğini ileri sürüp ..ada ..parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile Hazine adına tescilini istemiştir.
Davalılar, yanıt vermemişlerdir.
Mahkemece, davanın kadastro tespitinden itibaren 10 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi ..raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
-KARAR-
Dava, çekişmeli taşınmazın tapu kaydının iptali ile Hazine adına tescili isteğine ilişkindir.
Mahkemece, 3402 Sayılı Yasanın 12/3 maddesinden söz edilerek 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, Türk Medeni Yasasının 715. maddesi hükmüne göre “Sahipsiz yerler ile yararı kamuya ait mallar devletin hüküm ve tasarrufu altındadir.” Yine Kadastro Yasasının 16/C maddesinde de, “Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan kayalar, tepeler, dağlar (bunlardan çıkan kaynaklar) gibi, tarıma elverişli olmayan sahipsiz yerler ile deniz, göl, nehir gibi genel sular tescil ve sınırlandırmaya tabi değildir, istisnalar saklıdır” denilmektedir.
Hukuk Genel Kurulunun 23.11.1988 gün ve 1/825-964 sayılı kararında da değinildiği gibi, “Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler, bu nitelikleri itibariyle yasama organının sebestçe düzenlenmesine açık yerlerden değildirler. Yasama organı çıkaracağı yasalarla, söz konusu taşınmazların bu niteliklerini koruyucu yönde düzenlemede bulunmak zorundadır; zira Anayasa hükümleri yasa koruyucunun yetkilerini ve düzenleme alan ve sınırlarını belirleyici hükümlerdir. Bu itibarla 3402 Sayılı Yasanın devletle kişiler arasındaki uyuşmazlıklara ve davalara son vermek amacıyla devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin bu niteliklerini ortadan kaldıracak yönde yoruma elverişli olarak çıkarıldığını benimseme olanağı yoktur.
Yukarıda sözü edilen Genel Kurul Kararında ki, hak düşürücü sürenin devletin hüküm ve tasarrufu altındaki, özel mülkiyete konu olmayacak yerlerde uygulanamayacağı ilkesi “3402 Sayılı Yasanın 12. maddesini yorumlarken aynı Yasanın 16. maddesinin de birlikte değerlendirilmesi gerekir.” Yasanın 12. maddesi hak düşürücü süreyi tutanaklarda belirtilen “haklara sınırlandırma ve tespitlere ait tutanaklar kesinleştiği tarihten itibaren” işletmeye başlamıştır. Bu itibarla 3402 Sayılı Yasanın 12. maddesinde öngörülen hak düşürücü süre özel mülkiyete konu olmayan ve özel hukuk hükümlerine tabi olmayan üzerinde mülkiyet hakkı kurulamayacak devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmazlar hakkında Hazine tarafından açılacak davalara uygulanmaz” şeklinde açıklanmıştır.
Hukuk Genel Kurulunun 24.03.1999 gün ve 1/170-167 sayılı kararında da “3402 Sayılı Yasanın 12/3 maddesinde düzenlenen 10 yıllık hük düşürücü sürenin, Hazinece açılan ve devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yer iddiasına dayanan davalarda dava koşulu alarak ele alınıp değerlendirilemeyeceği, işin esasına girilip dava konusu taşınmazın gerçek niteliğini, daha açık bir anlatımla özel mülkiyete konu olup, olmayacağının tespit edilmesinden sonra bu yönde bir karar verilmesi gerektiği; yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ortaklaşa kabul edilen birkural haline geldiği” vurgulanmıştır.
Yukarıdan beri açıklanan yerleşmiş Yargıtay Hukuk Genel Kurul Kararları özetlenecek olursa, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve bu nedenle tespit dışı bırakılması gereken taşınmazlar hakkında tespit tutanağı düzenlenmiş olsa bile, yok hükmünde sayılan işlemler, önceki 766 Sayılı Yasanın 31/2 ve halen yürürlükte bulunan 3402 Sayılı Yasanın 12/3 maddelerinde yazılı olan 10 yıllık hak düşürücü süreye tabi değildir.
Hal böyle olunca, eldeki davanın Erdemli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2007/97 Esas sayılı dava dosyası ile birleştirilip, işin esasına girilerek yanların tüm delillerinin toplanması ve hasıl olacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, yukarıda değinilen ilke ve kurallar gözardı edilerek yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir. Davacı Hazinenin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün HUMK.’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 12.07.2007 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.