Danıştay Kararı 5. Daire 2017/5835 E. 2020/5953 K. 21.12.2020 T.

Danıştay 5. Daire Başkanlığı         2017/5835 E.  ,  2020/5953 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/5835
Karar No : 2020/5953

DAVACI : …
VEKİLİ : Av. ….

DAVALI : … Kurulu / …
VEKİLİ : Av. …

DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun …tarih ve …sayılı kararı ile bu karara yönelik yeniden inceleme talebine 60 gün içinde cevap verilmemek suretiyle oluştuğu ileri sürülen zımni ret işleminin iptaline karar verilmesi istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI : Meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın disiplin cezası niteliğinde olduğu, hakkında olağanüstü hal ilan edilmeden disiplin soruşturması başlatılarak Hâkimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesinin …tarih ve …sayılı kararıyla görevden uzaklaştırılmasına karar verilmesine rağmen davalı idare tarafından, Anayasa ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununda belirlenen soruşturma usulüne ilişkin hükümlere riayet edilmediği, savunma hakkı ve delil sunma hakkı tanınmadığı, hiçbir somut delil ve gerekçe gösterilmeden meslekten çıkarılmasına karar verildiği ve kararda şahsı ile ilgili olarak kişiselleştirme yapılmadığı, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin Resmi Gazete’de yayımlandığı gün Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulmaması nedeniyle kendiliğinden yürürlükten kalktığı ve yürürlükten kalkan Kanun Hükmünde Kararnameye dayanılarak meslekten çıkarılmasına karar verildiği, silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği iddiasıyla hakkında açılan ceza davasının sonucunun bekletici mesele yapılması gerektiği, dava konusu karar ile Anayasanın 6., 13., 15., 36., 38., 70., 121., 129. maddelerinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6., 8., 9., 10., 15. maddelerinin ve Ek 1 No’lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiği ileri sürülerek dava konusu kararın hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir. Öte yandan, davacı tarafından, dava konusu kararın dayanağı olan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin (6749 sayılı Kanun’un) 3. maddesi ile getirilen düzenlemelerin; olağanüstü halin gereklerini aşar nitelikte olduğu, süre yönünden herhangi bir belirleme içermediği, etkileri olağanüstü hal sona erdikten sonra da devam edecek şekilde geçici olmayan tasarruflar içerdiği ve ölçülülük ilkesine aykırı olduğu ileri sürülerek Anayasaya aykırı olduğundan bahisle iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması isteminde bulunulmuştur.

DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa’nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp “göreve son” müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanun’un 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’İN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI …’NIN DÜŞÜNCESİ : Davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun …tarih ve …sayılı kararının iptali istenilmektedir. Davalı yanın usule yönelik itirazları yerinde görülmediğinden işin esası incelenmiştir.
T.C. Anayasasının 138. maddesinde, “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.” hükmüne yer verilmiş, 139. maddesinde, “Hakimler ve savcılar azlolunamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.” kuralı yer almıştır. “Hakimler ve Savcılar Kurulu” başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında da, “Kurul, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.” hükmü getirilmiş, bu maddenin 10. fıkrasında ise, “Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” başlıklı 53. maddesinde, “Hakim ve savcıların: a) fıkrasında, bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) fıkrasında, Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması hallerinde görevleri sona erer.” şeklinde düzenleme yapılmıştır.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu’nun “Kurulun görevleri” başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmıştır. “Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri” başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, Adli ve İdari yargı hâkim ve savcıları hakkında meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma Genel Kurulun görevleri arasında sayılmış, “Yeniden inceleme, itiraz ve yargı yolu” başlıklı 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da görüleceği hükme bağlanmıştır.
Öte yandan, kamu düzeni ve güvenliği açısından, Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde, Milli Güvenlik Kurulunun, Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20.7.2016 tarih ve 498 sayılı tavsiye kararı üzerine toplanan Bakanlar Kurulu’nca 15.7.2016 tarihinde başlatılan darbe girişimi üzerine ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21.7.2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 4. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunca 22.7.2016 tarihinde kararlaştırılan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname 23.07.2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulmuş, “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir.” şeklinde düzenleme yapılmış ve bu Kanun Hükmünde Kararname, 29.10.2016 tarih ve 29872 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kanunlaşmıştır.
08.03.2018 tarihinde yürürlüğe giren 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 11. maddesinin 2. fıkrasında, “22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3’üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18.10.2016 tarih ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenler, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabilir.” hükmü getirilmiştir.
Olayda, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun …tarih ve …sayılı kararıyla, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3’üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenler hakkında 23/07/2016 tarih ve 29779 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3’üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiştir.
Öte yandan, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 26.9.2017 tarih ve 2017/16-956 Esas, 2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24.4.2017 tarih ve 2015/3 esas, 2017/3 sayılı kararında, FETÖ/PDY’nin silahlı bir terör örgütü olduğu belirlenmiştir.
Davanın incelendiği tarih itibariyle dosyada mevcut belge ve bilgilerden; davacı hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçuyla açılan kamu davasında …Ceza Dairesinin (İlk derece) …tarih ve E:…, K:…sayılı kararı ile suçu sabit görülerek altı yıl, üç ay hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmedildiği ve meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan hüküm giydiği anlaşılmaktadır.
Bu nedenle, meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun …tarih ve …sayılı kararı hukuka uygun olduğundan, davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde, davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesi’nin (6749 sayılı Kanun’un) 3. maddesi ile ilgili Anayasa’ya aykırılık iddiası ise ciddi görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:

A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı’nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa’nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK’nın anılan toplantısında “demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla” Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00’den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK’nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.

2) Davacıya İlişkin Süreç
…tarih ve …sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından …tarih ve …sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebine 60 gün içinde cevap verilmemek suretiyle oluştuğu ileri sürülen zımni ret işleminin iptaline karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda …Ceza Dairesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, anılan karara karşı yapılan temyiz başvurusunun Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2019/477 sayılı esasına kaydedildiği ve Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu temyiz incelemesinin devam ettiği (anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği) görülmüştür.

B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa’da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa’nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa’nın 5. maddesi: “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.”
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz…”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: “Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar…”

2) AİHS
AİHS’in 6. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.”
AİHS’in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS’in 15. maddesi: “Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir.”

3) Kanun
667 sayılı KHK’nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”

Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır…”

4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan “Bangalor Yargı Etiği İlkeleri”nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.

C) İNCELEME VE GEREKÇE
DAVA KONUSU …TARİH VE …SAYILI KARARIN İPTALİNE KARAR VERİLMESİ İSTEMİ YÖNÜNDEN:
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS’in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS’in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM’e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, “yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması” şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Tebligat ve cevap verme” kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.

Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in “Adil Yargılanma Hakkı” başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay’da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay’da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.

2) FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, “Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!”, “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ’nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
“Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup …bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. …Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. …Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır…
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir…
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır…
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir…

Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır…”
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ’nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı Erdal kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde …siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; –Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.– …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. …FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. (“T” taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ’nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, “önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV’de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi” şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.

3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM “demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu” belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM’e göre “kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır.” (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa’nın “Hâkimlik ve savcılık mesleği” kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede “… Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar.” denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak “bağımsızlık” ve “tarafsızlık” ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.

4) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına” ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir” niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ”kavuşan, bitişen, birleşen”, irtibatlı kavramını ise ”bağlantılı” olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.

5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararın dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.

a) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.O isimli şahsa ait, …Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen …numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 14-26/12/2016 tarihli şüpheli 2. sorgulama tutanağı:
“… SORULDU: 2010 yılında oluşan HS(Y)K’nın Yargıtay ve Danıştay üyeleri için yaptığı ilk seçimde Fethullah Gülen cemaat mensuplarının istedikleri isimlerin seçilmelerini sağladıklarını bizzat siz de dile getirdiniz. Bu dönemde seçilen Fethullah Gülen cemaat mensupları kimlerdir? Bu şahıslar hakkında bize bildikleriniz ve gördüklerini anlatır mısınız? CEVABEN : …1)M.S.:…, …, 173) …; İlk seçimde seçilenlerdendir. O dönemde amcasının oğlu O.Ç.’nin de ismi gündeme gelmişti. Önce …Danıştay üyeliğine seçtik. Bilahare O.Ç. Danıştay üyeliğine seçilmiştir. Her ikisinin de Fetullah Gülen cemaat bağlantısı olduğunu duymuştum. Ancak Fetullah Gülen cemaat mensuplarının kontenjanında olup olmadığını şuan hatırlamıyorum …”
Aynı şahsın, davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılandığı …Ceza Dairesinin E:…sayılı dosyasında tutuklu bulunduğu Ceza İnfaz Kurumundan SEGBİS vasıtasıyla katılarak tanık sıfatıyla verdiği ifadesinin yer aldığı 09/05/2018 tarihli 2. Celseye ilişkin SEGBİS çözüm tutanağı:
“Başkan: Şimdi Halil Çırağın terör örgütü silahlı terör örgütü üyeliği suçlamasıyla ilgili neler biliyor sunuzun İ. Bey buyurun. TANIK İ.O. BEYANINDA: … Başkanım biraz öncede söylediğim gibi …şahıs olarak tanımıyorum gıyaben tanıyorum kendisini isim bazında tanıyorum. 2011 yılında Danıştay seçimleri sırasında ismi gündeme gelen arkadaşlardan bir tanesi yanlış hatırlamıyorsam iki isim vardı …, O.Ç. amca çocukları olduğu söylenmişti ikisinin ismi de ilk seçimde gündeme geldi. …tanıyorum ilk seçimde seçildi. O.Ç. de daha sonraki seçimlerde seçildi diye biliyorum. A.B. ve R.Y. Beyin önerdikleri isimlerden bir tanesiydi. Onlar (2.51)anlaşılmadı getirildi. Bizim (2.53)anlaşılmadı 37, 38 binlere karşı bir itirazımız vardı B. Beyin benim 37,38’lere kadar gitmeyelim 32,33’lerde keselim daha kıdemliler seçilmiş olsun diye. Arkadaşlar bunu kabul etmeyip kesinlikle 37’binlerin olması gerektiğini, kendilerinin de 37 binli olduklarını söylediler. Ondan sonraki görüşmeleri B. Bey yürüttüğü için çok fazla ayrıntısını bilmiyorum B. Beyle neler görüştüklerini. Fakat sonuçta mutabık kalınan listede 37 civarında, 36, 37 tane …(3.23)anlaşılmadı önerdiği diğer cemaat mensubu olarak düşündüğümüz 6 arkadaşın da destek verdiği isim seçildi. Halil Bey de onlardan bir tanesiydi diye hatırlıyorum. Başkan: Yani 37 bin, 38 bin sicilliler arasına cemaatin ihsar ettiği kişiler arasındaydınız diyorsunuz. Tanık İ.O.: Ya …Bey de 37,38 olabilir çok emin değilim ama 19 tanesi falan onların 37,38’liğin geri kalan kıdemlilerdendi. Toplam 36,37 isim vardı. O isimlerden bir tanesi olduğunu hatırlıyorum. 37’lilerden olması lazım çok şuan net hatırlamıyorum ama 37’lerden diye aklımda kalmış. Ama onların önerdiği, onların getirdiği isimler arasında olduğunu biliyorum. Daha sonrada bu şekilde seçildiği için biz 2013 yılında o tarihte Yargıtay’da, Danıştay’da yaşanan olaylara tepki olarak cemaatle irtibatı olmadığını düşündüğümüz üyeleri bir araya getiren yemekler düzenlemiştik. O yemeklere de kendilerini çağırmadığımızı hatırlıyorum… Başkan: Niye çağırmadınız sebep. Tanık İ.O.: Cemaat mensubu olmadığından emin olduğumuz isimleri çağırdık çünkü cemaatin Yargıtaydaki ve Danıştay’daki etkinliğini kırmak için zaten düzenlemiştik. İrtibatlı olduğu üzere. Başkan: Anladım, peki. 26.12.2016 tarihli bir ifadeniz var burada da benzer şeyler söylemişsiniz bu ifadeniz doğrudur genel diğer bölümleriyle ilgili. Tanık İ.O.: Yani Danıştay seçimiyle ilgili, Halil Beyle ilgili kısımları doğrudur. Başkan: Doğrudur diyorsunuz. Sanıktan tanıktan sorulmasını istediği husus olup olmadığı soruldu. Var mı bir sorulmasını istediğiniz bir husus Halil Bey. (4:46-4:48)anlaşılmadı …Bey şöyle bir anlaşma yapalım değerlendirmeyi sonraya bırakın, soru olarak sorulmasını istediğiniz husus husus varsa onu sorun diğer tanığın dinlemesine geçeceğiz, sonunda söz vereceğim size değerlendirme için. Sanık [Davacı]: Benim Hakim Savcılar Yüksek Kurulunca Danıştay Üyeliğine seçilmemi cemaate bağlıyor. Acaba kendisine şunu sormak istiyorum. Üye olarak seçim yapılırken üyelerde hangi şartlar aradılar. Kıdemin yanında liyakat aradılar mı, aramadılar mı, liyakat ararken hangi hususları değerlendirdiler. Kişinin görev yaptığı yerlere, görev yaptığı konulara bakıp bakmadıklarını, yani onları bir değerlendirme yapıp yapmadıklarını sormak istiyorum. Başkan: Evet İ. Bey, …Beyi duydunuz. Genel tekrarlamıyorum zamandan tasarruf için cevaplayın lütfen. Tanık İ.O.: Başkanım şöyle seçilenlerin hepsi yasal koşulları taşıyan seçilme şartlarını taşıyan arkadaşlardı. Yasal şartları olmayan seçilme şartları olmayan hiç kimse seçilmedi. Sadece oradaki espiri şuydu, eski kurul zamanından beri özellikle Danıştay’da Yargıtay’da böyle bir usul yok ama şöyle bir tahamül vardı. En kıdemlilerden başlayıp seçerler arada seçilmesini uygun görmediği isim varsa onu atlarlar bir sonrakine geçerler ama kıdemden giderler bu sebeple de yaş ortalaması seçilenlerin 50,55 arasıdır. 50’den aşağı seçilen hiç olmamıştır. Bizde bu tahamülü kısmen devam ettirmek istedik bu nedenle bu kriterleri uygularken 32,33’leride keselim daha aşağıya kadar gitmeyelim çünkü 32,33’lere kadar zaten yeterince sayı vardı. 50 bin kişiyi buluyorduk biz. Başkan: E sayınız vardı. Tanık İ.O.: Tabi yeterli sayı vardı. Ama arkadaşlar hayır biz kendimiz 37’binliyiz seçici olarak burada bulunuyorsak hayda hayda bizim dönemlerimizinde seçilebilmesi gerekir itirazında bulundukları için 37,38’lere geçildi. Bunun da yeni tabi yeterli seçilme yeterliliği olanları sicili Başkan: Yarım kalan toplantıda 37,38’lerin yoksa bu biz yokuz denilen toplantıda siz vardınız değil mi? Tanık İ.O.: Başkanım şöyle vardım. İlk gün orada anlaşma sağlanamadı. Ertesi gün Başkan: Anlaşma sağlanamadı derken neyi kastediyorsunuz. O bir ifadede söylediniz yani iki isim verdiniz bunlar R.Y. ve A.B. bizce yoksa biz yokuz dediler demiştiniz doğru mu, anlamışız. Tanık İ.O.: Şöyle başkanım, o gün değil orada onlar 37,38 binler olsun dedi biz olmasın dedik. Bunun üzerine Birol Bey dedi ki bakın sizinde itibar ettiğiniz isimler var onları da çağıralım yarın bunu tekrar kendi aramızda konuşalım idari yargıcılar olarak. V.B. ve İ.A.U.’yu da davet edelim. Onlar hak verecektir. Yani 37,38’lerin olmaması gerektiğini söyleyecektir dedi. Bu şekilde ayrıldık o gün anlaşamadığımız dediğim 37,38’lerin seçilip seçilmemesi konusunda anlaşamadık. Fakat ertesi gün R. Beyin evinde toplanacaklardı bu iki arkadaşı çağırmamışlar. B. Bey gittiği zaman orada B. Beye şunu söylemişler. Biz kendi aramızda değerlendirdik kimseyle konuşmayacağız bu konuyu, Başkan: Anladım. Tanık İ.O.: 37,38’ler yoksa bizde yokuz demişler. Ondan sonra B. Bey tekrar döndü. 37,38’leri mecburen kabul etmek zorunda kaldık daha sonrada isimlere geçildi. Başkan: Anlaşıldı. Peki sizin sorunuz var mı H. Bey. Sanık Müdafii [davacı vekili]: … İ. Bey siz ifadelerinizde Halil Beye dair özel bir şey söylemiyorsunuz yani genel bütün dosyalarda sizi dinlediğimiz şekilde konuştunuz. Tanık İ.O.: Aynen. Sanık Müdafii [davacı vekili]: Toplantılarda adı önerilenlerdendi diye. Tanık İ.O.: Evet. Sanık Müdafii [davacı vekili]: Halil Beye dair özel bir bilginiz var mıdır, hani şu ilişkileri şu davranışları nedeniyle bu şekilde Bakanlık veya idare kendisine değerlendirmiş olabilir diyebileceğimiz spesifik özel bilgiler var mıdır, cemaatle bağına dair. Tanık İ.O.: Bilmiyorum çünkü kendisini tanımıyorum dediğim gibi. Savcılıkta da isminin geçmiş olması bana hakkında işlem yapılan tüm Yargıtay ve Danıştay üyeleri tek tek sorulduğu için haklarında beyanda bulundum. Yoksa kendisine ilişkin somut görgüye dayalı yada duyuma dayalı herhangi bir bilgi sahibi değilim…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.E. isimli şahsa ait, …Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen …numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 28/11/2016-02/12/2016 tarihli tanık ifade tutanağı:
“…SORU: FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğunu düşündüğünüz hakim savcılardan isimlerini bildiğiniz kişiler kimlerdir? Bunlarla ilgili anlatacağınız somut hususlar nelerdir? CEVABEN: Bu kişilerle olan ilişkilerimizin yukarıda açıklanan sebeplerle 2010 yılından sonra farklı bir boyuta geçtiğini ve azaldığını 2012 yılından sonra da bir mücadeleye dönüştüğünü yukarıda örneklerini verdiğim bir çok olay vesilesiyle izah etmiştim. Ancak özellikle 2011 yılında yapılan Yargıtay ve Danıştay üyeliği seçimlerinde bu iş bir pazarlığa dönüştüğü için daha önce tanımadığım bir çok mensuplarını da bu vesileyle öğrenmiş oldum. Bu kapsamda tanıdığımız veya bu seçimler nedeniyle kendi ifadeleriyle bu yapıya mensup olduğunu öğrendiğimiz Danıştay Üyeleri şunlardır; Ş.I., İ.A., …, V.B., M.Ç., …”
Aynı şahsın, davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılandığı …Ceza Dairesinin E:…sayılı dosyasında tutuklu bulunduğu Ceza İnfaz Kurumundan SEGBİS vasıtasıyla katılarak tanık sıfatıyla verdiği ifadesinin yer aldığı 09/05/2018 tarihli 2. Celseye ilişkin SEGBİS çözüm tutanağı:
“… Başkan: Halil Çırak hakkında silahlı terör örgütü üyeliğinden kamu davası açılmış sizinde tanıklığınız söz konusu bu konuyla ilgili bilginiz nedir B Bey buyurun. TANIK B.E. BEYANINDA:… Sayın Başkan Ben …personelde görev yaptığım dönemde tanıdım. Kırıkkale’de görev yapıyordu İdare Mahkemesi Üyesi olarak yani gıyaben tanıdığım ve işte dönem arkadaşlarımızdan vesaire edindiğim kanaatte muhafazakar bir yapıya sahip olduğu yönündeydi. Bu yapıyla irtibatı konusunda o tarihlerde fazla bir şeyim yoktu malumatım yoktu sayın başkanım. Kendisi sanıyorum bir eş mazereti olabilir eşi Isparta’da bir işe mi başladı öyle bir şey oldu veya ben öyle hatırlıyorum. Isparta’ya tayin istedi ailevi bir sebeple detayını unuttum mazeretini o vesileyle bir iki geldi gitti Isparta’ya hatta bir istedi olmadı sonra bir daha istedi vesaire. Halil bey gördüğünüz gibi o tarihlerde de yani meslekte sessiz sakın yapılı bir arkadaştı, çok konuşmaz, çok sosyal bir yönünü de duymadım ben kendisinin …. 2011’deki bu üyelikler gündeme gelince sayın başkan M.K.’nin evine davet edildiğimde bende idari yargının bir listesini alarak gittim. Şöyle bir ilk 32 ve 33’lerden oluşan 60,70 kişilik bir liste yapmıştım sayın başkanım seçe yani birlikte seçebileceğimizi ittifak edebileceğimizi düşündüğüm … bey benim listemde de vardı. Yani seçebileceğimizi düşündüğüm arkadaşlardan bir tanesiydi. Müzakereler sırasında baktım bu cemaat mensubu A.B. ve R.Y.’nin de listesinde var kendisi ha o zaman biraz daha dedim ki herhalde bu yapıya yakın bir arkadaş diye düşündüm. Sonuçta pazarlıklar sonucu idari yargıyla ilgili seçimde ismi üzerinde bir tartışma olmadı çünkü dediğim gibi benim listemde vardı. 37 binlerle ilgili benim İ. Beyin hatta H.’nin itirazları oldu o konuda bir görüşme yapalım dedik ertesi gün R.Y.’nin evinde ama gelmediler o toplantıya gittim benim dışında kimse gelmemişti ve bu işin pazarlık dışı konuşma dışı. Başkan: Ama … Bey 37’binlerde değil, TANIK B.E.: Değil, değil, … Bey bildiğim kadarıyla 66 doğumlu 33 bin sicilli olması gerekir, kıdemi falan bizim o tarihte seçmek istediğimiz arkadaşlara uygundu yani Halil Beyle ilgili herhangi bir tartışma olmadı benim listemde de vardı sayın başkanım kendisi. Bu vesileyle gördüm yani kendilerine yakın gördükleri bir arkadaş diye düşündüm sayın başkanım. Seçimden sonrada işte Danıştay’da başkanlık seçimlerinde vesaire bazı özellikle daire başkanlığı ve ilk 2012’de Anayasa Mahkemesi Üyeliği seçimlerinde bazı sıkıntılar yaşandı bu şeylerde biz bu yapıda olmayan arkadaşlarla hakim evinde ve bir iki, biri iki defada dışarıda bazı görüşmeler toplantılar yaptık oradaki arkadaşlardan da edindiğim kanaat Halil Beyin sanıyorum idari daire davalarında çalışıyordu ve o yapıdaki arkadaşlarla daha çok görüşüyor hareket ediyor şeklinde bir algı olduğu için kendisini benim yaptığım bu toplantılara çağırmadım. Kendisinin bu yapı içindeki konumu, durumu, faaliyetleriyle ilgili herhangi bir bilgim yok somut bilgim. Dediğim gibi kendisini çok az gördüm, kendisi de sakin tabiatlı bir insandı zaten yani öyle bu yapı içindeyse bile dosyasında ne var bilmiyorum. Ama aktif bir pozisyonunun olmadığını düşünüyorum doğrusu. Ama benim somut bir bilgim yok sayın başkanım… Başkan: Yok, peki siz soruşturma sırasında alınan ifadenizde sanığın [davacının] ismini de diğer 44 kişiyle birlikte cemaat mensubu diye isimler arasında saymışsınız. TANIK B.E.: Evet sayın başkanım. İsmini bu şekilde saydım bu saydığım anlattığım sebeplerle saydım. Başkan: Anladım. TANIK B.E.: Problem şu tabi ben kendisi nasıl hareket eder gibi bir yorum yapamam ama bu yapı mensuplarının idarelerini çok kullanamadıklarını bir kaç olayda gördüm o yüzden de yani benim yapmak istediğim farklı bir şeydi o tarih itibariyle zaten benim dışında da bir şey yapmak isteyen yoktu bu yapıya karşı. Ben bir kanunla yüksek yargıdan istinaflarda görevlendirmelerin daha uygun olacağını düşünerek o şekilde bir çalışma yapmıştım sayın başkanım. Başkan: Peki. TANIK B.E.: Bu listelerin hazırlanma amaçları, Başkan: Sanıktan tanığa sorulması istediği husus olup olmadığı soruldu. Sanık [davacı]: Sürekli cemaat kontenjanından seçildiğim gündeme geliyor bununla ilgili olarak ben bir önce duruşmamda da özellikle şunu iddia ettim. Ben 33’bin siciller içerisin de en erken başkan olanlardan birisiyim. 2001 yılında başkanlık oldum. Danıştay üyesi seçildiğim döneme kadar 10 yıl başkanlık yaptım, o 10 yıllık başkanlık dönemimin tamamı o HSYK döneminden önceki döneme ilişkin bir dönemi kapsıyor. 10 yıllık süre içerisinde ben başarı ile başkanlık yaptım. B. Bey beni başkan olarak tanır, bilir, ben kendi dönemimde başkan olan başka kişiler var başkanlığı yapamayıp başka nedenlerle başarısız olan soruşturma geçirip başkanlıktan ayrılanlar var. Yani başkanlıkta ben başarılı bir şekilde başkanlık yaptığımızı düşünüyorum. Isparta İdare Mahkemesine atanmam memleketime yakın olması nedeniyle. Bizim meslektaşların büyük bir çoğunluğu 32 ve 33 bin sicilliler. Başkan: Sorun sorun tanığa sorun değerlendirmeyi sorun. Sanık [davacı]: Ha yani Ankara’ya sorum şu. Yani seçimler yapılırken benimde listemde var dedi. Kabul ediyorum listede olması gerekir yani benim kadar liyakatlı başarılı bu listeye girebilecek 32 ve 33 bin sicillilerde kaç kişi var yani illaki o cemaat listesinde mi olmamız mı gerekir. Başkan: Söyledi söyledi tanık (57.35)anlaşılmadı söyledi. Sanık [davacı]: Yani yani ben iddia ediyorum kim hangi listeyi yaptıysa yapsın ben o listede olduğumu düşünüyorum. Başkan: Hüseyin bey sizin sorunuz var mı? Sanık Müdafi [davacı vekili]: Yok. Başkan: Savcı Bey sizin sorunuz var mı? Yargıtay C.Savcısı: Sorumuz yok Sayın Başkanım.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan V.B. isimli şahsa ait …Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen yürütülen …numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 15/11/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı:
“… SORULDU : 1-Bu yapıyla ilk kez nerede temas ettiniz? Ben 1984 yılında İzmir ilinde liseyi bitirdikten ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesini kazandıktan sonra babamla tanışan ancak ismini bilmediğim bir şahıs babama Ankara Cebeci’de bulunan bir evin adresini vererek; o adreste bulunan kişilerin benim konaklamam konusunda yardımcı olabileceklerini söylemesi sonucu babam beni bu adrese yönlendirdi ben Ankara’ya geldim, kaydımı yaptırdım ve İzmir’e geri döndüm. Sonrasında üniversite açılma vakti geldiğinde Cebeci’de bana söylenen bu yere gittim fakat bu yere gelen giden çok fazlaydı ben bu evde 10-15 gün kaldım. Ancak bu evin kalabalığı çok rahatsız etti bunun üzerine bu evin sorumlusu olan ancak ismini hatırlamadığım bir şahıs bana beni başka bir eve yerleştireceklerini o evin böyle kalabalık olmadığını söyledi. Ben o zaman anladım ki beni ilk yerleştirdikleri ev geçici bir evmiş. Ancak bu esnada bu şahısların benimle ilgili yaptıkları gözlemler sonucunda benimle ilgili olumsuz intiba edindiklerini anladım. Zira bu şahıslar beni kalıcı ev tabir edilen eve yerleştirmediler. Ben bunun üzerine okulun karşı tarafında bulunan Seyhan Pansiyon isimli yerde bir süre kaldım ancak kalacak yer sorunlarından dolayı bir süre sonra sıkıldım ve aynı yıl okulu bırakarak İzmir’e memleketime döndüm. Fakat sonra tekrar düşünerek okula devam etme karan aldım ve sınav zamanları İzmir’den Ankara’ya gelerek okula devam etmeyi düşündüm. Okul yıllarında yani 1984-1989 yılları arasında bu yapıya yakın kişilerle ara sıra temaslarım oldu. O.Y., K.D., Halil Çırak, O.Ç. ve Ş.I. ile o dönem tanıştım. Bu şahısların o dönemde de bu yapıya müzahir olduklarını biliyordum. Ben Siyasal’da okurken beni arada yemek yemek amacıyla o dönem Tıp Fakültesinde okuyan ve ismini A. olarak söyleyen kişi beni eve davet ederdi. Ben eve gidip yemek yerdim yemekten sonra namaz kılınıp risale okunurdu. Bazen ise Fetullah Gülen’e ait vaaz kasetleri dinlenirdi… 4- Hakim adaylığınız süresince bu yapıya mensup olduğunu bildiğiniz yahut düşündüğünüz o dönemde arkadaşlık kurduğunuz yahut tanıdığınız kişiler kimlerdi? M.G.., Halil Çırak, R.E., M.K., O.Ç. ve K.T. isimli şahısları staj dönemimden tanıyorum. Ancak o dönemde bu şahısların bu yapıya ne derece yakın olduklarını bilmiyorum. Bu şahısların bu yapıya ne derece müzahir olduklarını meslek esnasında farkettim ancak ben bu şahıslarla hiç bir şekilde aynı sohbete, toplantıya vs. Katılmadım… 8- Danıştayda üye olarak görev başladığınız süreç ve sonrasını anlatınız? Ben 2011 yılında yaklaşık altmış kişi ile birlikte Danıştay üyesi seçilince Danıştayın o dönemki birinci başkanlık kurulu bizleri dairelere dağıttı ancak sonrasında bu yapı, Danıştaya yeni üyeler seçilince, yönetimde etkin olmaya başladı. Bu amaçla; Birinci başkanlık ve daire başkanlığı seçimlerinde kendileri ile uyumlu hareket edecek kişilerin seçilmesi için gayret gösterdiler. Bu amaçla çalışan kişilerin gördüğüm kadarıyla G.T.T. ve H.O. olduğunu düşünüyorum. Birinci başkanlık seçimi ile bu örgüt Danıştay’da ciddi bir etki alanı kazandı. Danıştay genel sekreterliğine M.K.’nin seçilmesi ile bu örgüt Danıştay yönetimini neredeyse ele geçirdi. M.K. kendisine iki tane genel sekreter yardımcısı seçti ve başkanlık katındaki bütün tetkik hakimleri değiştirildi. Ayrıca bu örgüt, Danıştay üyelerinin hangi dairelerde görev yapacağına da kısmen karar verdi. Ben bu daire planlamalarında G.T.T. ve H.O.’nun da parmağının olduğunu biliyorum. Ben Danıştay’da göreve başladıktan sonra ilk olarak 15. Daireye atandım. Atandığım dairenin görevi SGK para cezaları, terör tazminatları, tüketici hakları gibi parasal haklardı. Ben bu dairede yaklaşık bir yıl kaldım ve bu dairede kaldığım süre boyunca benim görev yerim değiştirilip etkin bir daireye getirilmedim. Ancak göreve başladıktan yaklaşık bir yıl sonra Danıştay İdare Dava Daireleri Kurulu üyeliğine getirildim. İdare Dava Daireleri Kurulunda toplam yirmi bir kişiydik ben dahil altı kişi bu yapıya yakın görülüyorduk. Bu şahıslar İ.A.. Halil Çırak, M.Ç., O.B. ve Ş.I. idik. İdari Dava Daireleri Kurulu yapısı itibariyle çok stratejik bir yerdi, çok kritik kararlar çıkabilir. Ancak ben verdiğim bütün kararlarda vicadımın sesini dinleyerek karar vermeye çalıştım… 13- Şüpheliye ait 0505…00 numaralı telefonun 1 Haziran 2014 – 21 Temmuz 2016 tarihleri arasındaki HTS kayıtlarının incelenmesiyle; … Halil Çırak isimli kişiyi tanıyor musunuz? Evet kendisiyle tanışırım. Kendisi Danıştay üyesiydi. Kendisiyle görüşmüş olabilirim…”
Aynı şahsın, davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılandığı …Ceza Dairesinin E:…sayılı dosyasında tutuklu bulunduğu Ceza İnfaz Kurumundan SEGBİS vasıtasıyla katılarak tanık sıfatıyla verdiği ifadesinin yer aldığı 09/05/2018 tarihli 2. Celseye ilişkin SEGBİS çözüm tutanağı:
“…Başkan: Sanık [Davacı] Halil Çırak hakkında terör örgütü üyeliğinden cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmış sizinde tanıklığınız söz konusu, ne biliyorsunuz V. Bey bu sanıkla [davacıyla] ilgili olarak. TANIK V.B. BEYANINDA:… Halil Beyi öğrencilik yıllarımdan beri tanıyorum. Başkan: Evet. Tanık V.B.: Savcılıkta da işte bu kişilerden tanıyıp tanımadığınız var mı diye şeyden Halil Beyi de söyledim. Onların içinde bu sohbet ortamında tanıdığım iki kişi daha söyledim fakat hepsi sanki sohbetlerde görmüşüm gibi geçmiş fakat Halil Beyi tanıyorum ama o dönemde sohbet ortamında görmüş değilim. Staj dönemine geldiğimiz zaman oraya hepsi birlikte geçmiş aynı şekilde staj dönemine geldiğimiz zaman, staj döneminde böyle davet üzerine cemaatin işte şey yaptığı yerlerde biri iki defa Halil Beyi de gördüğümü hatırlıyorum. Staj döneminde o şekilde hatırlıyorum. Sonrasına geldiğimiz zaman sonrasında aslında Halil Beyle birlikte stajdan sonra o şeyden sonra Halil Beyle hiç aynı yerde çalışmadık aynı mahkemelerde hiç olmadık. Yani çok nadir belki karşılaştık görüştükse çok nadirdir. Danıştay üyeliğine kadar birlikteliğimiz olmadı. Danıştay üyeliğinde de farklı dairelerde başladık ama dava daireleri kurulunda bir süre beraber görev yaptık. Dava daireleri kurulunda görev yaparken yani çok fazla bir işte orda oda ifade de biraz şey farklı olarak geçmiş dava daireleri grubunda biz görev yaptığım dönemde de ikamete dayalı sohbet grupları şeklinde vardı. Dolayısıyla orada işte dava daireleri grubunda bu yapıya yakın kişiler olarak isimleri saydığımda o sohbet grubu olarak yine ifadeye geçmiş ama ben orada saydığımda bu yapıya yakın olduğunu düşündüğüm kişiler olarak dava dairelerindekileri saydım. Daha önce ifademde de yer alan arz ettiğim İstanbul şeyi var gezisi var İstanbul şeyi, o gezi sırasında hatırladığım kadarıyla Halil Bey de vardı. Halil Beyin de orada hatırladığım kadarıyla olduğunu hatırlıyorum. Onun dışında kararlar konusunda birlikte çalıştığımız dönemde Halil Beyin kendine özgü yani mesela şöyle bir şey ifade edebilirim. İşte bu yapının o zamanki adıyla cemaat olan yapının işte devletle, hükümetle çatışmaya girmeden önceki dönemde bile yani genelde birlikte hareket edildiği muhafazakar kesimle bu yapının birlikte hareket ettiği dönemde bile Halil Bey kendini has bir karar tarzı vardı. Yani mesela o dönemde bile işte kendine göre doğru bildiğini karar veren bir arkadaş olarak hatırlıyorum. Fakat işte belirttiğim staj dönemindeki görme ondan sonra İstanbul seyahatinde yer aldığını hatırlamam nedeniyle bu yapıyla irtibatının olabileceği kanaatine ulaştım. Kendisiyle ilgili özetle söyleyebileceğim bunlardı sayın başkanım… Başkan: Peki sanıkla birlikte aynı gruplarda sohbet gruplarında bulunmuşsunuz ifadelerinizde var çeşitli yerlerde. Tanık V.B.: İfademde söylediğim gibi şey aslında o dönemdeki staj döneminin haricinde olmadı. Sohbet grubunda (14.20)anlaşılmadı staj dönemindeki de şöyleydi. İfademde sohbet grubu olarak geçmiş hatta öğrencilikte sohbet grubu olarak geçmiş. Yani ben şimdi az çok tanıyan biri olarak o dönemlerde zaten bunları sohbet grubu olarak adlandırmakta mümkün değil. Yani insanlar öğrenciler davet edilir işte bunun içinde mesela o dönemde tabi bunların isimlerini anmaya gerek yok. Mesela şuanda aktif görevde olan insanlar da çağrılır, yemek ikram edilir, arkasından vaaz dinlenir, namaz kılınıp bunlar sohbet grubu ve düzenli rutin bu sonraki şeyler gibi faaliyetler değillerdi. Başkan: Mesela şöyle bir ifadeniz hemen dosyada önüme gözüme çarptı. İdari dava daireleri kuruluna seçilmeden seçilmemden sonra Ş.I., İ.A.U., …, M.Ç., O.B. benim olduğum sohbet grubu oluştu. Bu grup toplantısında esasta Fetullah Gülen’in kitapları okunur, Fetullah Gülen’e ait sohbet CD’leri izlenir ve siyasi konular konuşulur diye bir, Tanık V.B.: Evet efendim demin kısaca arz etmeye çalıştım da bu sohbet grupları o dönemde de mesela normalde şey ikamet olarak yapılıyor mesela diyelim ki …Lojmanlarındakiler Yaşamkentdekiler bir araya toplanıyor şey olunuyor dava dairelerinde o dönemde hatırladığım, Başkan: Ama bu gruplar yapıya sahip bu örgüte kesin kişilerdi değil mi? Tanık V.B.: Bu bu yapıya bu yapıya yakın olduğum kişileri bu yapıya yakın olduğunu düşündüğüm kişiler dava daireleri kurulunda bunlar olabileceğini söyledim ama sohbet grubu şeklinde ifadeye o şekilde geçmiş efendim. Başkan: Peki yine sorulan bir soruya verdiğiniz cevapta 2000 lira bazen daha düşük miktarda para verdiğim oluyor demişsiniz. Bu grup toplantılarında sohbet toplantılarına veya ne ad verirseniz verin başka bundan önce dinlenen tanık beyanlarından yürütülen soruş dos duruşmalardan şunu biliyoruz ki bu tip toplantılarda sonunda örgüte bir miktar herkes şey ver aidat yada başka isimle para veriyor sizde verdiğini söylemişsiniz. Sanığın böyle bir ödemede bulunduğunu gördünüz mü? Tanık V.B.: Yok görmedim efendim. Başkan: Görmediniz. Birde bu himmet olarak ödenen paranın yüzde onbeş yada çocuğu çok olanlar yüzde on şeklinde ayrımınız olmuş doğru mudur bu beyanınızda. Tanık V.B.: Doğrudur bekarlardan yüzde onbeş, işte iki çocuktan iki çocuğa kadar olandan yüzde on, yo yo bir çocuktan mı yüzde on sonra yüzde beş veya hiç alınmama şeklinde böyle bir böyle bir şeyleri vardı. Tam şu anda hatırlayamıyorum ama öyle bir, Başkan: Yine sizin yine aynı ifadenizde topladığınız bu paraları İbrahim …toplamaktaydı demişsiniz. Alıp bunu G.T.T.’ye veriyordu o da cemaat ve (17.28)anlaşılmadı yargı mensubunun abisiydi demişsiniz doğru bu beyanlarda doğru değil mi sizin bu beyanlarda. Tanık V.B.: Dava daireleri döneminde, Başkan: Kurulundayken, Başkan: Daire davaları dönemindeyken efendim bu şekilde sohbet toplantıları grup şeklinde bu grup şeklinde olmuyordu. M konuta dayalı olarak grup toplantıları şeklinde yapılıyordu. Başkan: Peki başka söyleyeceğiniz bir şey var mı bu ifadenizle ilgili. Tanık V.B.: Hayır efendim. Başkan: Yok. Halil Bey sizin tanıktan sorulmasını istediğiniz. Sanık [davacı]: V. Bey beni öğrenciliğinden itibaren tanıdığını söyledi buna ilişkin olarak öncelikle kendisinin hangi dönem üniversiteyi kazandığını sormak istiyorum. Tanık V.B.: 1984’de kazandım 89’da mezun oldum. Sanık [davacı]: Hangi bölüm. Tanık V.B.: Kamu yönetimi bölümü. Sanık [davacı]: Kamu yönetimi, ben üniversiteye 1985 yılında girdim ve bölümüm iktisat bölümü, ben V. Beyi öğrencilik yıllarından itibaren hiç tanımıyorum. Üniversite yıllarında hiç tanımadım. Bölümümüz farklı, dönemimiz farklı, kendisiyle hiç tanışmadım. Başkan: Halil Bey bak bak güzel diyorsunuz da bunu soru olarak sorun bu aşamada sonunda size bu beyanları değerlendirmek için bir söz daha vereceğim söz hakkı daha vereceğim. Şimdi eğer tanık ayakta bekliyor soru soru olarak sormak istediğiniz husus varsa onu söyleyin sonunda tanığın hep diğerleriyle birlikte beyanlarını değerlendirirsiniz. Sanık [davacı]: Tamam. Ya da benim ifadede tanık olarak ifadesinde üniversite yıllarında sohbete katıldığımızda İ.K. diye birisinden bahsediyor bunun kim olduğunu ben kendisinden sormak istiyorum. Başkan: Evet İ.K.’den bahsediyor deniyor diyor bu İ.K. kim. Tanık V.B.: İ.K. Yargıtay Üyesi. Başkan: Yargıtay üyesi Tanık V.B.: Hı hı Yargıtay üyesiydi. O dönemde de Ankara Hukukta okuyordu. Ben ifademde belirttiğim aslında bu şey olarak Halil Beyi sadece ben tanıdığımı belirttim bir kaç kişi daha sadece o yıllardan savcının sorusu üzerine savcı beyin sorusu üzerine o yıllardan tanıdığın kişiler var mı. O yıllardan tanıdığım kişiler olarak aynı okuldan mezun olduğumuz kişileri sayarken bunların hepsi sanki sohbetlerde yer almış gibi ifadeye geçmiş. Ben o yıllardan tanıdığımı Halil Beyle ben ilk yıl okulu bırakıp başka okula geçmeyi düşündüm. İlk yıl okula devam etmedim ikinci yıldan itibaren okuduğumuz dönemler çakışıyor fakat Halil Beyi ben öylesine tanıyorum. Başkan: Evet Tanık V.B.: Ama bir yerde gördüm şunu yaptım falan şeklinde bir iddiam yok. Başkan: Evet başka bir sorunuz var mı? Sanık [davacı]: Birde İDDK’da sohbet grubu olarak bahsettiği konuyu orada ismini verdiği kişiler hepsi bu soruşturma kapsamında tutuklanan kişiler olduğunu görüyorum. Ama öbür taraftan diyor bu sohbetlere katılıp katılmadığı yönünde kendisinden açıcı bir beyan almak istiyorum yani bende katılıyor muydum bunlara. Başkan: Sizin isminizi de verdi ifadesinde sizde, Sanık [davacı]: Yani hayır katıldığımı söylemedi sohbet grubunun böyle oluştuğunu düşünüyorum kanaatindeyim şeklinde. Başkan: Evet soruyu şöyle soru ben o işte idare dava daireleri kurulunda bende var mıydım diye soruyorsun öyle mi? Sanık [davacı]: İdare dava daireleri kurulunda ben vardım. Başkan: Kurulunda oluşan sohbet grubunda bende var mıydım diye soruyor. Sanık [davacı]: Tutuklanan isimleri say dedik 5 kişi veya 6 kişi bir kişi var. O grubun sohbet grubunun o kişilerden oluştuğunu düşünüyorum dedi. Ancak ben bunlara katılıyor muyum, katılmıyor muyum. Başkan: Tekrarlamayın buyurun. Sanık [davacı]: Katıldığıma şahit olmuş mu? Tanık V.B.: Ben efendim şöyle aslında demin kısaca anlatmaya çalıştım da çok kısa anlattığım için ifade edemedim kendimi herhalde. Şimdi bu yapının sohbet şeyi şu şekilde oluştu. İlk başta kısa bir süre kim hangi dairede ise o daire olarak bir sohbet grubu oluştu. Nerede oturduğunun önemi yok. Mesela …Ceza bir yerde, işte şu bir yerde veya şu bir yerde şeklinde. Başkan: V. Bey bu grupları kim oluşturdu veya kim tebliğ etti kişilere siz bu grupsunuz diye.Tanık V.B.: Ya genelde işte şey diyelim ki o dönemde grup mesulu kim oluyorsa işte M. Bey, A. Bey akşam gelin bizde şey yapacağız işte çay içeceğiz şeklinde gittiğin zaman orada zaten aynı dairedeki arkadaşlarla birlikte olduğunu anlıyorsun. Başkan: Olduğunu anlıyordun. Tanık V.B.: Bu kısa bir süre, Başkan: Ya özür dilerim. Tanık V.B.: Estağfurullah Başkan: Yani şunu mu demek istiyorsunuz grup sorumlusu olan kişiye tebliğ ediliyordu o gruba katılacak kişilere ev kendi evine veya başka bir yere davet ediyordu. Tanık V.B.: Tabi ki, tabi ki, tabi ki veya diyebilirdi ki kendi evi müsait değilse müsaitseniz akşam size, Başkan: Size geleceğiz. Tanık V.B.: Ha geleceğiz şeklinde, Başkan: Anladım peki devam edin. Tanık V.B.: Daire bazlıydı, fakat ben daire davalarına gittiğim zaman dava dairelerine gittiğim zaman bu daire bazlı sirküla mesela işte birisi Urankent’te oturuyor, biri Yaşamkent’te, biri Bağlıca’da böyle sirkülasyon olmasın herhalde tedbir şeyide düşüncesiyle bu terk edildi. Hangi dairede olursa olsun işte diyelim ki Yaşamkent lojmanlarında oturanlar kendileri orada bir bir grup oluşsun bu şekilde. Dava dairelerinde de bu şekile dönüştü. Bu isimlerde dava dairelerinde dolayısıyla Halil Beyin sorduğu anlamında bir sohbet grubu oluşumu gerçekleşmedi. Bu şekilde dönüştü, bu isimlerde şu şekilde şey oldu. Tabi savcı beyin önünde liste var şeyler var. Ha mesela bu bunlar soruşturma geçirenler bende bende onların orada ismi sayılanların bu yapıyla ilişkisinin olabileceğini söyledim. Fakat o ifadeye sohbet grubu şeklinde geçti o. Başkan: Anladım öyle diyor. Sanık [davacı]: Yani şahit olmadığını ifade Tanık V.B.: Yo Halil Beyin yani o dolayısıyla böyle bir şey olmadığı için Halil Beyin katıldığını da görmedim. Başkan: Peki. Üye F.Y.: Dairelerin oluşturduğu gruplara katıldığını gördünüz mü dairelerin daire bazlı (23.17) anlaşılmadı. Tanık V.B.: Yo hiç yani kendi dairesinde katıldıysa 14’te o o daireye de ben katılmadım yani. Başkan: Peki H. Bey [davacı vekili]: sizin tanıktan sorulmasını istediğiniz hususlar Sanık Müdafii [davacı vekili]: Sorum var efendim. Başkan: Buyurun. Sanık Müdafii [davacı vekili]: V. Bey biz önceki celsede çok tartıştık duruşma sırasında bu İstanbul’daki toplantı müvekkil olmadığını söylüyor çünkü o yaz çocuğu hasta, sizde çok kısa geçtiniz bir cümleyle orada olduğunu hatırlıyorum dediniz yani Danıştay üyeleri toplanmış önemli bir toplantı 2013 yazındaki, hem bu hatırlamayı biraz açsanız orada ne yapıldı, hangi etkinlikler vardı çünkü biz çok eminiz bu konuyu bir yaz toplantısını İstanbul’dakini anlatmanızı rica ederim. Tanık V.B.: Şimdi tabi ilk başta bu şey yapıldığı zaman yılını hatırlamakta bile insan güçlük çekiyordu mesela 2013 mü, 2012 mi, 2011 mi, 2014 mü gibisinden fakat ben şöyle yılını da toparlayarak bir kere Türkçe Olimpiyatlarının o zaman Atatürk Olimpiyat Stadında yapılan çok geniş bir katılım Türkçe Olimpiyatları yapılmıştı hemen onun arkasına denk geldiğini hatırladım onunda 2013 yılında yapıldığını ha orada 30-35 kişilik bir grup olduğunu hatırlıyorum. 30-35 kişilik bir grup olduğunu hatırlıyorum 30-35 kişilik grup olduğunu hatırlıyorum. Şimdi mesela böyle bir şeyde 35 kişilik bir grubu gördüğünüz zaman bunu tanımlarken ve aynı yerde değil iki farklı yerde de şey olduğunu ha burada yapılan şey bu yapıya mensup kişilerin gelip işte diyelim ki dershanelerle, yurt dışı eğitimle, medyayla işte bu o zamanki adıyla Türkçe Olimpiyatlarıyla ilgili olan kişilerin gelip kendi yaptıkları faaliyetler hakkında oraya katılan kişileri motive eden onları daha bağlılığını artırmaya şeyini artırmaya çalışan işte Afrika’da şöyle işler yapıyoruz. Amerika’da şöyleyiz şu kadar okulumuz var şu kadar bilmem şu oluyor bu kadar bu oluyor şeklinde bir konsepti vardı. Son gününde de Altunizade’de bulunan bir dershanenin en üst katını daha önceden işte örgüt lideri olarak ismi geçen şahsın ikamet ettiği kaldığı yerin gidilip orada da işte bir kaç saatte orada geçildi gezildi böyle şeklinde böyle bir şeydi. Zannediyorum 2,3,4 gün gibi bir şey sürdü böyle bir şey vardı ha katılanların net hatırladığım belki işte diyelim ki şu arkadaşı hatırlıyorum net diyebilirim yüzde yüz. Ama diğer katılanların işte bir kaç kişiyi böyle bu şekilde sayabilirim oradaki 35 kişiyi herhangi bir yemeğe 5 sene önce katılanların hepsini tek tek saymanız net olarak yüzde yüz şu katıldı şu katılmadı demeniz zor. Ama hatırladığım kadarıyla ifadesini kullanıyorum ben orada saydıklarımda zaten ben fazla belki saymadıklarımdan katılanlarda vardır. Ha insanlık hali ben oraya saydıklarımdan diyelim ki hakikaten o şeyde işte yurt dışında olmuş olur ama ben onu farklı bir şekilde hatırladım. Bu insani bir şey olarak düşünüyorum. Hatırladığım kadarıyla vardı diye biliyorum. Yani ama net olarak işte diyelim ki o sene yurt dışındaydı kişi ben onu bu insani bir şey yani mümkün olmadığını da 10 gün önce bir yemek yense 35 kişinin 35’ini de liste yapmadan siz aklınızda tutun deseniz bu çok kolay bir şey olduğunu zannetmiyorum yani ben hafızamında o kadar anormal güçlü olduğunu da düşünmüyorum. Başkan: Peki V. Bey ben özür dilerim H. Bey devam edersiniz ben bu arada bu son günkü şeyi merak ettim dershanenin üst katını ziyareti merak ettim. Orada yani belli liratörler mi yapıldı mesela yani şöyle sorayım istersen anlaşılsın diye mesela işte bir şey tavaf mı edildi veyahutta bir şey mi öpüldü veya işte şu yatakta yattı mübarek zat şu odada şurada çalıştı masada çalıştı şeklinde mi, ne yaptınız orada, o en üst katta. Tanık V.B.: Bir binanın 4 veya 5’nci katıydı tam katını şey yapamıyorum ama üst kat olduğunu, teraslı bir bir yer olduğunu hatırlıyorum. Terasta camla kapatılmış teraslı bir yer olduğunu hatırlıyorum. Oraya çıkıldı orada işte işte hoca efendi şu odayı kullanıyordu, yatıp kalktığı bu odaydı. Sohbetleri şu bölümde şu salon kısmında burada yapılıyordu. Gelen misafirler şu kısımlarda kalıyordu şeklinde bir şey oldu. Sonunda gene bu yapıya mensup kişilerden birisi orada gene yaptıkları faaliyetlere ilişkin şey bilgilendirme böyle motivasyon artırıcı bir şey oldu. Ama sorduğunuz anlamda işte yani aslında dinin özünde de hiç olmayan işte böyle sağı solu öpme gibi tavaf gibi bir şey olmadı. Başkan: Peki şu yani veya şöyle burası bir müze havasında mı gezildi orası, bir müze gezer gibi mi gezildi, mesela şunu Tanık V.B.: Oranın, bir bir bakıma Başkan: Hayır şimdi bilirsiniz ben size başka birşey daha şey yaparak söyleyeyim. Mesela Isparta’daki bir evin başka bir kişiyle ilgili şahısla ilgili bir evin müze haline getirildiğini biliyoruz Isparta’daki bir evin müze haline ve oranında ziyaret edildiğini biliyoruz. Yani buna benzer bir şey miydi? Tanık V.B.: Ya kısmen o öyle denebilir şundan dolayı dediğinizi teyit edebilirim. Yani mesela işte yurt dışına ne zaman tam tarihini bilmiyorum ama mevcut haliyle korunduğunu yani çünkü bir bina mesela 5 sene 6 sene başka bir amaçla kullanırsınız bir mekanı. Mevcut haliyle korunduğunu şey yaptığınız için kısmen, Başkan: O şekilde ol peki özür dilerim H. Bey araya girdim siz devam edin lütfen. Sanık Müdafii [davacı vekili]: Estafurullah, estafurullah V. Bey tümüyle dara girsin diye soruyorum tam yüzde yüz emin değiliz değil mi toplantıyla ilgili Halil Beyin katılımıyla ilgili. Tanık V.B.: Yani 10 gün önce olsa gene belki yüzde yüz emin diyebilmem için çok farklı bir şey hatırlamam gerekir. Sanık Müdafii [davacı vekili]: Tamam, tamam. Şimdi ifadenizde var biz yine birinci celsede çok tartıştık heyetimizle G.T.’nin Daireler Genel Kurulundaki kararı size birisi Fetullah Gülen içki içtiği için bu kişinin işe alınmasını istemiyor diye konuşmuş ve vicdanınız sızlamış o olayda yani Gülen cemaatinin o hanımefendinin mağduriyetine dair dahlinde Halil Beyin bir rolü var mıdır? Tanık V.B.: Ben önce sorunuzdaki yanlışı işte Fetullah Gülen şöyle demiş diye, Sanık Müdafii [davacı vekili]: Yok yok Gülen Cemaatinden birileri, Fetullah Gülen değil tabi. Tanık V.B.: Ha ha şu şekilde yani oradaki bir şey şu şeklen kararın sonrasında bu da şeklen kararın doğru olduğunu fakat ben vicdanen o karardan rahatsız olduğumu ifade ediyorum. İfademde aynı şeyi söylüyorum ha benzer şeyler staj bittikten sonra da HSYK mesleğe kabul etmiyor orada çünkü çok geniş bir yetki tanınmış. Orada aynı zamanda yönetmeliğinde iptali istemi yönetmelikte sonradan ret edildi. Ben sonrasında dava daireleri kurulunda söz alarak da bu kararın yanlış olduğunu savunarak da söyledim. Buradaki şeyde o kişiyle karşılaşmamız asıl önemli olan davamızla ilgili olarak da bu kişiyle dava daireleri kuruluna giderken koridorda karşılaştık. Yani mümkün müdür bilmiyorum teknik olarak ama yani karşılaştığımız noktayı bile ben az çok hatırlayabiliyorum yani oradaki şey olsa keşke şey koridorda karşılaştık normalde gündem dağıtılıyor şeylerle ilgili olarak o kendi dairelerinden çıkmış bir karardı. Yani ilk derece olarak dairede karar vermişler 12’nci daire olarak o kararın itirazına biz bakıyoruz. Karşılaştığımızda o gün gündem şey yaptığında tabi gündemden haberimiz karşılıklı olarak ya buna niye karar verdiniz. Ya bunun dedi oradaki sadece şey içki meselesi değil işte sürekli devamsızlık yapıyor fakat büyük bir kısmını raporlarla şey yapmış kapatmış ondan sonra alkollü alkollü olarak işte staja geliyormuş işte şu şu davranışlar var bir sürü şey saydı. O nedenle biz dedi yürütmesini ret ettik dedi. Koridorda onun üzerine şeye geldik toplantıya geldik müzakere edildi ha Halil Beye o kişinin iletişimi oldu mu, şeyi oldu mu bilmiyorum. Biz bunun üzerine orada yürütmeyi oy çokluğuyla, oy çokluğuyla itirazı ret ettik ki sonrasında davanın esası da bir kısmı kısmen ret edildi, kısmen kabul edildi. Oy çokluğuyla ret ettik. Halil Beyin o konuda bir bilgisi var mı yok mu ona ilişkin bir bilgim yok, ifademde de belirtmiyorum. Sanık Müdafii [davacı vekili]: Başkanım son soru. Bu celsede çok önemli bir şey söylediniz şu anki ifadenizde Halil Bey yapının en güçlü olduğu dönemde de değişik bir hakimdi, değişik kararlar verdi kendine özgü görüşleri olurdu dediniz. Yani burada yapı hani çok dahil olmadığı, tam uyum sağlamadığı, yapı üyesi de olmayabileceği gibi bir sonuç çıkar mı ne dersiniz? Tanık V.B.: Yani ben şöyle söyleyebilirim. O tespiti mahkeme yapsın ben bildiklerimi gördüklerimi değerlendireyim. Bir kere bu yapıyla ilgili kişileri değerlendirildiği zaman eğer daireyi diyelim veya piramiti diyelim çok geniş tutarsanız şu anda bu tür hiç soruşturma geçirmemiş belki çok daha fazla insanın dahil olması lazım. Dar tutarsanız işte çok az kişinin girmesi lazım. Buna kadar çünkü yapının içerisi diyelim ki ben mesela diyelim ki sizi işte medyadan da tanıyorum şu bu ama sizinle de iletişim kurup işte sizi de bir şekilde hangi yakınlık kurulabilirse siz de belki bir şekilde dahillik görebilirsiniz. Ama çünkü onlar herkese nabzına göre herkes şeyine göre ama kimisi de işte para vermezse düzenli olarak aidat vermezse yapı dışında kabul eder onu da. Ama kimisini de çok uzak bile olsa yapı içinde kabul eder ve ona da size yapı içinde hissettirebilir. Artık genel olarak ben bildiklerimi işte şey yaptıklarımı nakledip takdir mahkemenin. Sanık Müdafii [davacı vekili]: Tamam peki teşekkürler. Başkan: V. Bey bir şeyde ben soracağım şimdi neydi bu bayanın ismi G., Tanık V.B.: Ben hatırlamıyordum sonradan tabi haberlere G.T. Başkan: Şimdi T. şimdi siz Yargıtay Danıştay’da bu hakim adaylarıyla ilgili bir sadece bu dava mı geldi. Bu bu G.T. davasının önemi ne. Şimdi G.T. davasının şeyi G.T. ile ilgili ne var G.T. ile ilgili ki bu diyelim cemaat bunu şöyle şunu şunun için soruyorum bilgi bakımından şimdi iddia odur ki işte cemaat top yekün veyahutta şey olarak G.T.’nin meslekte kalmasını istemedi. Atılmasını istedi. İşte G.T.’nin mesleğe geri dönmesini isteyenler de var sonradan geri döndüğü de söyleniyor mesleğe kabul edildiği ya G. kim nedir önemi bu kadar önem atfedilmesinin sebebi ne sizce var mı buna ilişkin bir bilgi sizde. Tanık V.B.: Yani net somut bir şey söyleyemesem de değerlendirmemi isterseniz şey yapabilirim aktarabilirim. Şimdi Akademide Akademiyle ilişiği kesilen yine bir bayan zannediyorum intihar etti. İntihar etti otel odasında mı ne intihar etti. İntiharı medyada geniş yer buldu. Bu artık intihar nedeni bu Akademiyle ilişiği kesilmesi mi özel nedenleri var mı yok mu onları bilmiyorum bu medyada geniş yer buldu. G.T.’nin durumu da biraz ona benzetildi bu şey yapan değil ama bu G.T. dava işte açma yolunu ve hukuk yoluyla kendi şeyini seçti. Şimdi G.T. öbür intihar eden şey medyada çok geniş yer bulunca G.T. davası da bu nedenle bu kadar şey oldu birde benim ifademde böyle geçince her gün burada medyayı özet yapan arkadaş çok güzel de yapıyor hani duruşmaları. O da böyle özetleyince şeye şey yapınca artık bu şey oldu. Fakat aslında G.T. davasının cemaat için çok önemli olduğunu düşünmüyorum belki cemaatin farkında bile olmadığını düşünüyorum. O karşılaştığımız kişinin ne derece bunu bilinçli olarak bana söyleyip söylemediği konusunda da fikir sahibi değilim yani karşılaşma noktasında fikir sahibi değilim. Bu kadar çünkü aynı dönemde bırakın stajyeri işte valiler görevden alınıyor cemaatten olan valiler oluyor, olmayanlar olmuyor, hakimler birinci sınıf hakimler görevden alınıyor, meslekten ihraç ediliyor HSYK kararıyla bunların davaları açılıyor bunların davaları Danıştay’da görülüyor bunların davalarına karar veriliyor ama yani ordaki avukatlarımızdan avukat değişikliği de oluyor bir iki. Her şeyi anlatman bildiğin gördüğün herşeyi anlatman doğru değil savcılıktada mahkemede de çünkü onlar bunu şey yapmıyor idari yargıdan olanlar cezayı hiç bilmiyorlar anlamıyorlar dedi. Ben orada karşılaştığımı bunu anlattım. Bunu anlatmam üzerine tekrar bu kadar çok gündemde yer aldı ama cemaat için işte kendi müesseseleri kapatılıyor, kendi üst düzeyleri veya muhalif oldukları çok kişinin görevden alınması Danıştay’da görülüyor davası mesela hakimler var birinci sınıf hakimler kaç tane geçmiştir bilmiyorum. Başkan: Anladım tamam demek istediğinizi anladım. Savcı Bey sizin sorunuz var mı? Yargıtay C.Savcısı: Var Sayın Başkanım. Başkan: Tamam F. Bey, Yargıtay C.Savcısı: Uygun görürseniz F. Bey de sorabilir. Başkan: Bir saniye bekle F. Beyin bir sorusu olacak. F. Bey siz sorun buyurun. Üye F.Y.: Şimdi diyorsun Halil beyle ilgili hazırlık ifadenizde diyorsunuz ki öğrenciliğinden beri tanırım Fetullah Gülen cemaat sohbetlerine o zaman birlikte gidiyorduk dediniz sanıkta buna itiraz etti birlikte aynı dönemde çalışmadık, şey öğrenci olmadık hatta fakültelerimizde farklı dedi sizde o dönemden tanıyorum farklı da olsa anlamında sözler söylediniz. Burada ki kesin bir yargınız var o cemaat sohbetlerine o zaman birlikte gidiyorduk öğrencilik dönemini kasteden bir beyanınız var bunu açıklayabilir misiniz? Tanık V.B.: Ben efendim orada iki kişinin cemaat sohbetlerinde sohbet ifadesini de kullanmadım da, Üye F.Y.: Tamam Tanık V.B.: Cemaat şeylerinde gördüğüm iki kişiden bahsettim. O dönemden tanıdığım şuandaki Danıştay’da olanlardan soruşturma geçirenlerden isimleri de saydım. Fakat onların ikisi birleşip orada sohbetlere birlikte gidiyorum şeklinde yer almış. Ben Halil beyle yani baştan yemin ettik ama gene o dönemde ben Halil beyin, Başkan: Aması yok yemin ettiniz. Tanık V.B.: Hayır hayır tekrar yemin edeyim mi diye Üye F.Y.: Tabi doğru söylüyor Başkan: Yemin etmenize gerek yok …Üye F.Y.: Şunu öğrenmek istiyorum öğrenciliğiniz döneminde siz Halil Beyle birlikte cemaat sohbetlerine gittiniz mi? Tanık V.B.: Hayır efendim gitmedim. Üye F.Y.: Veya sizin olmadığınız bir zamanda Halil Beyin cemaat sohbetlerine gittiğini gördünüz mü? Tanık V.B.: Görmedim efendim. Başkan: Savcı Bey buyurun. Yargıtay C.Savcısı: Sayın Başkanım iki sorum olacak birincisi idari dava daireler kurulunda içinde Halil Bey olsun yada olmasın bir sohbet grubunuz oluşmuş muydu? Tanık V.B.: Hayır efendim oluşmadı. Yargıtay C.Savcısı:Oluşmadı. İkinci sorumda G.T. ile ilgili olacak. Biz biliyoruz ki FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün Adalet Akademisini yönetimini ele geçirdiği dönemlerde bir çok hakim adayı yada personelle ilgili fişleme yaptığı kamu oyunun malumunda. G.T.’nin meslekten kabul edilmemesi açtığı davaların ret edilmesi bu fişlemelere dayandırılmış olabilir mi dosyanızda buna ilişkin bir bilgi belge size aktarılmış mıydı, yada o koridorda gördüğünüz kişi tarafından herhangi bir şekilde bilgi size iletilmiş miydi? Tanık V.B.: Ben ilk kısmına mümkün olabileceğini söylüyorum yani çünkü kendileri için uygun görmüyorsa onun olumsuz bir tavır takınabileceklerini ve bunun mümkün olabileceğini kabul ederim. Ama ona ilişkin ben birşey bilmiyorum. Yani bunla ilgili böyle bir fişleme yaptılar bunu özel takip ettiler onu bilmiyorum. Yargıtay C.Savcısı: Örneğin Adalet Akademisinde G.T.’nin alkol kullanması fişlenmiş olupta dava dosyanıza yansımamış olabilir mi, dosyada dosyada alkol kullanması dava sebebi olarak görülmüş müydü? Tanık V.B.: Tam hatırlamıyorum dosyada da mesela alkollü olarak derslere geliyordu varmıydı yokmuydu aslında dosyaya bakmanın faydalı olacağını düşünüyorum. Dosyada yoksa bu açık bir fişleme olarak görülür. Çünkü dosyada olmadığı halde bu bilgi mesela diyelim ki dosyada şöyle bir bilgi vardıysa işte derslere alkollü olarak geliyordu bu dosyadaki bilginin kullanılması olarak görürüm. Ama dosyada eğer böyle bir bilgi yoksa derslere alkollü geldiğine ilişkin şey yoksa bu arkadan belli bir şekilde ulaşmışsa bunu fişleme olarak görürüm. Yargıtay C.Savcısı: Teşekkür ederim…”

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.E. isimli şahsa ait …Cumhuriyet Başsavcılığınca …numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 18/11/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı:
“… 4-Mesleğe başladığınız tarihten sonraki süreci anlatınız: … 2010 yılı referandumundan sonra yapısı değişen HSYK o dönemde Yargıtay ve Danıştay’a yeni üyeler seçti. Danıştay’a yeni üyeler 3 farklı grupta seçildi. İlk grupta seçilen yaklaşık 50-55 kişinin tamamı cemaat aracılığıyla seçildi ancak benim seçildiğim küçük grup olan 3 kişilik grup cemaate düşman olmayan, bu yapıya yakın ve bu yapının etkileyebileceği, söz geçirebileceği kişilerden seçildi. Ben de o dönemde bu yapının içinde olmamakla birlikte bu yapıyla sıcak ilişkisi olan biriydim. O nedenle Danıştay üyesi olarak seçildiğimi düşünüyorum… 5- Danıştay üyesi seçildikten sonraki süreci anlatınız. Ben 2011 yılı Mayıs ayında Danıştay Üyesi olarak seçilerek göreve başladım. Ben üye olarak seçildikten sonra A.E. beni sohbete kendi evine çağırdı. Ben A.’nın evine gittim. Evde M.Ç., M.A.D., E.Y.S. ve M.Ö. vardı. Evde M.Ç. bir konuşma yaparak önce işten bahsetti, sonradan genel dini konulara başladı, ayrıca müteaddit defalar Gülen’in ismi de sohbette geçti. Ayrıca benden maaşımın % 10’u nispetinde himmet vermemi istediler ancak himmeti kimin istediğini net hatırlayamadım. Bu toplantı bu şekilde bitti ve 15 günde bir sohbet karar alındı. Sohbetler dönüşümlü olarak katılan kişilerin evinde yapılıyordu… 6-12 Ekim 2014 HSYK seçim sürecisini anlatınız: Seçim sürecinde F.E. yanıma gelerek beni bir yere yemeğe davet etti ve Ostim tarafında bir restorantta A.B., D.T., S.A. ve F.E. ile beraber yemek yedik. A.B. yemek esnasında HS(Y)K seçimlerine ilişkin bir konuşma yaptı ve bağımsızların çalışmalarına destek olmamızı istedi. Ben bu konuşmayı soğuk karşıladım, bunun üzerine [A.]B. bana konuşmalarını neden soğuk karşıladığımı sordu, ben ise bir sıkıntının olmadığım söyledim. A.B. benden açık oy istedi. Ben ise desteği geçiştirerek inşallah dedim ve ayrıldım. Bu düzenlenen yemekteki herkes bu örgüte mensup kişilerdi. Ş.I. ve H.T. Danıştay’dan paralel yapının HSYK üye adayı olarak ortaya çıktılar. Ben ne Ş.’yi ne de H.’yi desteklemedim. Daire üyemiz olan T.B.’yi destekledim. Seçim kapsamında bu örgüt lehine herhangi bir çalışma yapmadım, kimseden oy veya destek istemedim… 7- Bu örgüte müzahir, iltisaklı ve irtibatlı olduğunu bildiğiniz kişiler kimlerdir? H.A. (Danıştay tetkik hakimi):…, N.D.(Danıştay tetkik hakimi):…, …., G.T.T. (Danıştay Üyesi), H.E. (Danıştay Üyesi), … (Danıştay Üyesi), H.Y. (Danıştay Üyesi),….”
Aynı şahsın, davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılandığı …Ceza Dairesinin E:…sayılı dosyasında tutuklu bulunduğu Ceza İnfaz Kurumundan SEGBİS vasıtasıyla katılarak tanık sıfatıyla verdiği ifadesinin yer aldığı 09/05/2018 tarihli 2. Celseye ilişkin SEGBİS çözüm tutanağı:
“… Başkan: …hakkında terör örgütü silahlı terör örgütü üyeliğinden kamu davası açılmış H. Bey sizinde tanıklığınız söz konusu ne biliyorsunuz bu konuda. TANIK H.E. BEYANINDA: … Sayın Başkan ben sanıkla herhangi bir yerde çalışmadım. Üye seçildikten sonra Danıştay’da genel kurulda ve zaman zaman daire içinde karşılaştık, gidip gelmemiz söz konusu olmadı, özel bir samimiyetimiz de söz konusu olmadı. Ben bilgi vermek üzere bir dilekçe verdim orada cemaatçi isimlerden bana da soruldu ben cemaatçi olarak biliyorum dedim. 17-25 Aralık’tan sonra bazı isimler basında falan yer almıştı sayın başkan. Dairelerde, genel kurulda da, Danıştay büyük olmadığı için üyeler cemaatçi karşı taraf gibi bir şekillenme başlamıştı. Ben somut olarak örgüt üyeliğine ilişkin herhangi bir tanıklığım söz konusu değil. Ancak ilk 54 kişide seçilmesi bununla ilgili genel bir kanaat vardı ve Danıştay’daki oylamalarda ki genel tavır ve buna benzer sebeplerle cemaatçi olarak biliyorum diye ifade ettim sayın başkan. Başkan: İfade ettiniz. 18.11.2016 tarihli ifadenizde de sanığın [davacının] ismini cemaat üyeleri arasında saymışsınız. TANIK H.E.: Evet sayın başkan Başkan: Doğru mudur bu ifadeniz. TANIK H.E.: Bilgim o şekildeydi, kanaat olarak evet. Başkan: O şekildeydi. Peki. Sanıktan [davacıdan] tanığa sorusu olup olmadığı soruldu. Sanık [davacı]: Başkanım H. Beye şunu sormak istiyorum ben orada Savcı Beyin işte cemaatin müzahir olarak bildiğiniz isimleri sayınız şeklinde bir ifadesi üzerine benimde içinde bulunduğum 49 kişilik bir listeyi sayıyor. Ya bu listeyi siz kendi başınıza kendiniz mi saydınız yoksa orada savcı önünüze bir liste koydu veya o söyleyip siz mi onayladınız. TANIK H.E.: Ben tamamını cemaatçi olarak nitelendirmedim yani bilmediğim üyeleri ayırdım. Sanık [davacı]: Yani çünkü listeye baktığınız zaman harf sırasına göre olan bir liste olduğu görülüyor. Bu harf sırasına göre listeyi bir kişinin aklından tek tek karşıdaki bir kişiye sayarak sayması mümkün değil, burada benim kanaatim savcı bey bu isimleri saydı o da onayladı bu şekilde mi olup olmadığını açık bir şekilde ifade etmesini istiyorum. Yani bu şekilde olup olmadığını açık bir şekilde ifade etmesini istiyorum. Başkan: Yani diyor ki sizin önünüze bir listemi koyuldu sayıldı yoksa siz mi atladınız. TANIK H.E.: Sanık [davacı] başkan ben ayırdığım isimler oldu. Danıştay üyelerinin isimleri tekrar söylendi ben bildiklerimi ifade ettim. Başkan: İfade etti yani okundu cemaatçi mi değil mi diye soruldu. TANIK H.E.: Evet. Başkan: Siz cemaatçi yada değil diye ifade ettiniz. TANIK H.E.: Cemaatçi olarak biliniyor dedim. Başkan: Dediniz peki başka bir sorunuz var mı? Yok. Sanık [davacı] : Yok. Başkan: H. Bey [davacı vekili] sizin var mı? Sanık Müdafii [davacı vekili]: Bir sorum var efendim. Başkan: Buyurun lütfen. Sanık Müdafii [davacı vekili]: H. Bey somut bir bilginiz hani hakim olarak dairedeki görevi, sosyal hayatı belki lojmandaki ilişkiler, …’a dair somut bir görgünüz bilginiz yok değil mi? TANIK H.E.: Aynı lojmanda oturmadık, dışarıda da görüşmemiz olmadı, diyaloğumuzda çok fazla olmadı. Yani Danıştay’daki genel görev ifa ederken ki ilişkiler dışında özel bir diyaloğumuz olmadı…”
Davacı tarafından, tanık ifadelerine karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ait hizmet cetvelinin incelemesinden; davacının, 31/12/1990 tarihli onaya istinaden 14/01/1991 tarihinde …sicil numarasıyla Ankara idari yargı hakim adayı olarak staja başladığı, Hakimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin 03/05/1993 tarihli kur’a kararnamesiyle Van Vergi Mahkemesi üyeliğine atandığı, sırasıyla Van Vergi Mahkemesi üyeliği, Van İdare Mahkemesi üyeliği, Kırıkkale İdare Mahkemesi başkanlığı, Isparta İdare Mahkemesi başkanlığı görevlerini ifa ettiği, Hakimler ve Savcılar (Yüksek) Kurulunun 24/02/2011 tarih ve 92 sayılı kararı ile ise Danıştay üyeliğine atandığı görülmüştür.

Tanık beyanları ve davacıya ait hizmet cetvelleri birlikte değerlendirildiğinde; tanık beyanlarının birbirini destekler mahiyette olduğu ve davacının değişik tarihlerde (üniversite dönemi, staj dönemi, mesleğe atandıktan sonraki dönem ile dava konusu karar ile meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verildiği tarihe kadar olan dönemi) kapsayacak şekilde örgüt ile irtibatını ortaya koyduğu değerlendirilmiştir.
Bu durumda, davacının örgüt içinde yer aldığına, örgütün 2010 yılında HSK’da çoğunluğu ele geçirmesine müteakiben örgüt kontenjanından Danıştay üyeliğine seçildiğine ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen tanık beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.

b) Diğer Hususlar
b-1-Unvanlı Görev
Davalı idare, davacının FETÖ/PDY terör örgütünün yargıda etkin olduğu dönemde unvanlı bir göreve atanmasının davacının anılan terör örgütü ile irtibat ve iltisakına yönelik bir tespit olduğunu ileri sürmüştür.
Kararımızın “FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler” başlıklı kısmında açıklandığı üzere, FETÖ/PDY tarafından bu örgütle iltisak ve irtibatı bulunan hâkim ve savcılar adaylık dahil tüm süreçlerde üst görevlere getirilmek için emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmeye çalışılmış, örgütün Adalet Bakanlığı ve HSK’da etkin olduğu dönemde de örgüt mensupları üst görevlere getirilmişlerdir.
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ait hizmet belgesinin incelenmesinden, davacının hakim olarak görev yapmakta iken FETÖ/PDY terör örgütünün yargıda etkin olduğu dönemde Hakimler ve Savcılar (Yüksek) Kurulunun 24/02/2011 tarih ve 92 sayılı kararı ile Danıştay üyeliğine atandığı görülmüştür.
Davacı tarafından bu tespit ile ilgili herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Öte yandan, yargı mensubu olarak görev yapmış olan İ.O. isimli şahsın …Cumhuriyet Başsavcılığının …numaralı soruşturması kapsamında şüpheli sıfatıyla 14-26/12/2016 tarihleri arasında verdiği ifadesine ilişkin 2. sorgulama tutanağında:
“… SORULDU: 2010 yılında oluşan HS(Y)K’nın Yargıtay ve Danıştay Üyeleri için yaptığı ilk seçimde Fetullah Gülen cemaat mensuplarının istedikleri isimlerin seçilmelerini sağladıklarını bizzat siz de dile getirdiniz. Bu dönemde seçilen Fetullah Gülen cemaat mensupları kimlerdir? Bu şahıslar hakkında bize bildiklerinizi ve gördüklerinizi anlatır mısınız? CEVABEN; …1)M.S.:…, …, 173) …; İlk seçimde seçilenlerdendir. O dönemde amcasının oğlu O.Ç.’nin de ismi gündeme gelmişti. Önce …’ı Danıştay üyeliğine seçtik. Bilahare O.Ç. Danıştay üyeliğine seçilmiştir. Her ikisinin de Fetullah Gülen cemaat bağlantısı olduğunu duymuştum. Ancak Fetullah Gülen cemaat mensuplarının kontenjanında olup olmadığını şuan hatırlamıyorum…” şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür.
Netice itibarıyla davacının FETÖ/PDY terör örgütünün yargıda etkin olduğu dönemde yargıda önemli bir makam olan Danıştay üyeliğine (örgüt kontenjanından) atanmasının yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.

b-2)Çamlıca/ İSTANBUL toplantıları
Davacının ceza yargılamasının yapıldığı …Ceza Dairesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararında;
“Örgüt üyesi Danıştay üyelerinin örgütün organizesiyle İstanbul Anadolu Yakası Çamlıca Fem Dershanesine götürüldüğü, ziyaret edilen yer ile ilgili olarak örgütün içyüzünü anlatan N.V.’nin, ‘Örgüt liderinin yurtdışına kaçmadan önce İstanbul Altunizade Fem Dershanesinde ikamet ettiğini, örgütsel toplantıları bu adreste yaptığını’ söylediği, gerçekleşen ziyaret ile ilgili olarak Danıştay eski üyesi ve dosya tanığı V.B.’nin; ‘Grup sorumlumuz G.T.T. ile İstanbul’a gittik. Benim kalacağım yerin İstanbul Anadolu yakasında bulunan Yeditepe Üniversitesine yakın Fetullah Gülen cemaatine ait olduğunu bildiğim bir yurdun misafirhanesiydi… Bu yurtta benimle birlikte yaklaşık 25 – 30 kişiye yakın Danıştay üyesi olan Fetullah Gülen cemaat mensubu kişiler kalmıştı. Küçük bir grubun da müstakil bir villa da kaldığını duymuştum. Bu iki yerde kalan Danıştay üyelerinin tümü Fetulluh Gülen cemaat mensuplarından oluşmaktaydı. Biz yaklaşık 5 gün kaldık. Bu süre içerisinde boş zamanlarda Fetullah Gülen’e ait kitaplar okunuyordu…’ şeklinde beyanda bulunduğu, tanığın gerek soruşturma aşamasında verdiği beyanda gerekse Dairemizde yargılama sırasında alınan beyanında sanığın [davacının] da bu toplantıya katıldığını söylediği görülmüştür. V.B.’nin beyanına göre sanığın [davacının] örgütün Danıştay’da üye olan mensuplarının moral motivasyonlarının yükseltilmesi ve örgüte bağlılığın artırılması amacıyla tertiplediği İstanbul Anadolu yakasında örgüt mensubu sivil kişilerin sunum yaptığı, son gün örgüt lideri Fethullah Gülen’in ülkeden ayrılmadan önce barındığı ve o haliyle muhafaza edilen İstanbul Altunizade/Çamlıca FEM Dershanelerinin üst katında bulunan odaların ziyaret edildiği toplantı ve geziye katıldığı bu tavrının örgüt üyelerinin birlikte hareketinin bir parçası olmakla hiyerarşik yapı içerisinde yer alma iradesini gösterdiği kabul edilmiştir.” tespitlerine yer verildiği görülmüştür.
Davacı tarafından, bu tespit ile ilgili herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Netice itibarıyla, örgüt içi motivasyonu arttırmak amacıyla, 2012 yılında son derece hassas gizlilik kuralları uygulanarak gerçekleştirilen örgüt liderinin bir dönem kaldığı Çamlıca FEM Dersanesi ziyaretine davacının da katılmış olması hususu, davacının anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olarak değerlendirilmiştir.

b-3)Hukuk Adamları Birliği Derneği (HUKAB) Üyeliği
Davacının ceza yargılamasının yapıldığı …Ceza Dairesinin …tarih ve E:…, K:… sayılı kararında;
“Ankara İl Emniyet Müdürlüğünün cevabi yazı ekinde gönderdiği 04.02.2018 tarihli raporda sanığın [davacının] 667 sayılı KHK ile kapatılan Hukuk Adamları Birliği Derneğinin Denetim Kurulu Yedek üyesi olduğunun belirtildiği, söz konusu derneğin 667 sayılı, 22/7/2016 tarihli KHK irdelendiğinde; milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen Fethullahçı Terör Örgütüne (FETÖ/PDY) aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenen; Ekli (III) sayılı listede yer alan vakıf ve dernekler ile bunların iktisadi işletmelerinden olmakla kapatıldığı;
Yine ilgili KHK ‘ nın “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlığında,
“MADDE 3 – (1) Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun salt çoğunluğunca; Yargıtay daire başkanı ve üyeleri hakkında Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca; Danıştay daire başkanı ve üyeleri hakkında Danıştay Başkanlık Kurulunca; hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu GenelKurulunca ve Sayıştay meslek mensupları hakkında Sayıştay Başkanınınbaşkanlığında, başkan yardımcıları ile Sayıştay Başkanı tarafındanbelirlenecek bir daire başkanı ve bir üyeden oluşan komisyonca meslektekalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve hususi damgalı pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından onbeş gün içinde tahliye edilir.” şeklinde düzenlemenin bulunduğu belirlenmiştir.
Bunun yanında dosya kapsamına Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının …muhabere sayılı 18/03/2019 tarihli yazı ile gönderdiği Derneğin Yönetim Kurulu üyelerinin tamamı ve Denetim Kurulu üyeleri hakkında FETÖ/PDY iltisakı nedeniyle soruşturma yada kovuşturmaya ilişkin olarak …Cumhuriyet Başsavcılığının …gün ve …sayılı müzekkeresi ve örgüt yöneticiliğinden kamu davası açılmış bulunan Danıştay eski üyesi Y.Ç. (…ID) ile H.T. (…ID) arasındaki ByLock uygulaması üzerinden yapılan yazışma içeriği incelendiğinde; Derneğin örgüt lehine faaliyetlerde bulunulmasının amaçlandığı sanığın [davacının] da savunmasında ikrar ettiği şekilde Derneğin Denetim Kurulu Yedek üyesi olduğu bu kapsamda örgüt adına sivil hayatında da faaliyetlerde bulunduğu gözlemlenmiştir.
Örgüt liderinin toplumsal algı yaratmak maksatlı olarak YARSAV örneğinde olduğu gibi bu dernekte de üyelerinin mahrem yapısını korumak saiki ile derneğe üye olunmasını önerdiği ve sanığın bu hiyerarşik bilinç ile hareket etttiği mahkememizce değerlendirilmiştir.” tespitlerine yer verildiği görülmüştür.
Davacı tarafından,HUKAB üyeliğine ilişkin olarak beyanda bulunulmamıştır.
Netice itibarıyla, davacının, HUKAB Derneğinin denetim kurulu yedek üyesi olması hususu FETÖ ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu değerlendirilmiştir.

6) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın, AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan “özel hayata saygı hakkı” çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen “özel hayat” kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu karar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak “kanunla öngörülmüş olma”, aynı maddede sayılan “meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma” ve “demokratik bir toplumda gerekli olma” ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa’nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin “şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması”, “anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması” ve “demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması” gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS’in 8/2 ve Anayasa’nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS’in 15. ve Anayasa’nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS’in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa’nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun’la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu karara dayanak KHK’nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa’nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ’nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS’in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı” hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS’in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.

7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.

DAVACININ MESLEKTE KALMASININ UYGUN OLMADIĞINA VE MESLEKTEN ÇIKARILMASINA İLİŞKİN HSK GENEL KURULUNUN …TARİH VE …SAYILI KARARINA KARŞI HAKİMLER VE SAVCILAR GENEL KURULU NEZDİNDE YAPILAN YENİDEN İNCELEME İSTEMİNE, HSK GENEL KURULUNCA 60 GÜN İÇERİSİNDE CEVAP VERİLMEMEK SURETİYLE OLUŞTUĞU İLERİ SÜRÜLEN ZIMNİ RET İŞLEMİNİN İPTALİ İSTEMİ YÖNÜNDEN:
Davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin HSK Genel Kurulunun …tarih ve …sayılı kararının son paragrafında; 6087 sayılı Kanun’un 33. maddesi uyarınca, kararın tebliği tarihinden itibaren on gün içerisinde, HSK Genel Kurulu nezdinde yeniden inceleme talebinde bulunulabileceğinin belirtildiği görülmüştür.
6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Kanunu’nun “Yeniden inceleme, itiraz ve yargı yolu” başlıklı 33. maddesinde; HSK Genel Kurulunun ilk defa aldığı kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde, Genel Kuruldan yeniden inceleme talebinde bulunulabileceği, yeniden inceleme talebi üzerine verilen kararların kesin olduğu kurala bağlanmıştır.
08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmi Gazetede yayımlanan 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kabul edilen 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin ”Yargı Denetimi” başlıklı 11. maddesinin 2. fıkrasında ise; ”22/7/2016 tarihli ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenler, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinin birlikte incelenmesinden, yargı mensuplarının meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına ilişkin kararlara karşı dava açılabilmesi için bu kararların kesinleşmesi gerektiği, kesinleşmenin de on gün içinde yeniden inceleme talebinde bulunulması halinde, HSK Genel Kurulunca yeniden inceleme talepleri hakkında bir karar verilmesi ya da yeniden inceleme talebinde bulunulmaması halinde olacağı açıktır. Bu nedenle yargı mensuplarının, meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına ilişkin kararlara yönelik olarak yeniden inceleme talebinde bulunmaları halinde ve HSK Genel Kurulunca 60 gün içerisinde bu istem hakkında karar verilmemesi halinde zımni ret işleminin oluştuğundan bahsedilemeyeceği gibi kesinleşmeden de bahsetmeye olanak bulunmamaktadır.
Bu nedenle, davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin …tarih ve …sayılı kararın, bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin HSK Genel Kurulunun …tarih ve …sayılı kararı ile reddedilmesi suretiyle kesinleştiği anlaşıldığından, kesinleşmiş bu kararın iptali isteminin incelenmesi gerektiği açıktır.
Bu durumda, davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin …tarih ve …sayılı karara ilişkin yeniden inceleme talebine davalı idarece 60 gün içerisinde cevap verilmemesi suretiyle oluştuğu öne sürülen zımni ret işlemine ilişkin iptal isteminin, yukarıda yer verilen gerekçe uyarınca ortada oluşmuş bir zımni ret işlemi bulunduğundan bahsedilemeyeceğinden, incelenmeksizin reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.

D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun …tarih ve …sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun …tarih ve …sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebine 60 gün içerisinde cevap verilmemek suretiyle oluştuğu ileri sürülen zımni ret işleminin iptali istemi yönünden DAVANIN İNCELENMEKSİZİN REDDİNE,
3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam …TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen …TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 21/12/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.