Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2017/4826 E. , 2020/5942 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/4826
Karar No : 2020/5942
DAVACI : …
DAVALI : … Kurulu
VEKİLİ : Av. …
DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının iptaline karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Davacı tarafından; 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesi ile getirilen düzenlemelerin olağanüstü halin gereklerini aşar nitelikte olduğu, süre yönünden herhangi bir belirleme içermediği, etkileri olağanüstü hal sona erdikten sonra da devam edecek şekilde geçici olmayan tasarruflar içerdiği ve ölçülülük ilkesine aykırı olduğu, Anayasa ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununda öngörülen hakim ve savcılar hakkında yapılacak inceleme ve soruşturma usulüne ilişkin hükümlere riayet riayet edilmediği, hakkında herhangi bir müfettiş incelemesi ve disiplin soruşturması yaptırılmadan ve savunması alınmadan meslekten çıkarılmasına karar verildiği, FETÖ/PDY terör örgütüne iltisakı ve irtibatı olduğu iddiasıyla hiçbir somut delil ve gerekçe gösterilmeksizin meslekten çıkarılmasına karar verildiği, dava konusu kararda kişiselleştirme yapılmadığı, karara dayanak yapılan olay ve eylemlerin kendisi için geçerli olmadığı, dava konusu karar ile suç ve cezaların şahsiliği ilkesi, silahların eşitliği ilkesi, masumiyet karinesi, adil yargılanma hakkı ve lekelenmeme hakkının ihlal edildiği ileri sürülerek dava konusu kararın yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları bakımından hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir. Öte yandan, dava konusu kararın dayanağı olan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin (6749 sayılı Kanun) 3. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu iddia edilerek anılan hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması talep edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI : Davalı idare tarafından; dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa’nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp “göreve son” müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’İN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …’IN DÜŞÜNCESİ : Dava, davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun … tarih ve … sayılı kararının, davacıya ilişkin kısmının iptali istemiyle açılmıştır.
T.C. Anayasasının 138. maddesinde, “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.”, 139. maddesinde, “Hakimler ve savcılar azlolunamaz, meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”, “Hakimler ve Savcılar Kurulu” başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, “Kurul, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında idari karar alma, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; maddenin 10. fıkrasında ise, “Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz. ” hükümlerine yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” başlıklı 53. maddesinde, “Hakim ve savcıların: a)-Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b)- Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, hallerinde görevleri sona erer.” hükmü öngörülmüştür.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu’nun “Kurulun görevleri” başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmıştır. “Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri” başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, Adli ve İdari yargı hâkim ve savcıları hakkında meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma Genel Kurulun görevleri arasında sayılmış, “Yeniden inceleme, itiraz ve yargı yolu” başlıklı 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da görüleceği hükme bağlanmıştır.
Diğer taraftan, kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde Milli Güvenlik Kurulu’nun, Hükümete olağanüstü hal ilan edilmesi yönünde 20.07.2016 günlü, 498 sayılı tavsiye kararı üzerine toplanan Bakanlar Kurulu’nca 15.07.2016 tarihinde başlatılan darbe girişimi üzerine ülke genelinde olağanüstü hal ilan edilmesine karar verilmiş ve bu karar TBMM’de onaylanarak yürürlüğe girmiştir.
2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu uyarınca 23.07.2016 günlü, 29779 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir.” şeklinde düzenleme yapılmış ve bu Kanun Hükmünde Kararname, 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile yasalaşmış, 08.03.2018 tarihinde yürürlüğe giren ve 7075 sayılı Kanun ile yasalaşan 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 11. maddesinin 2. fıkrasında da, meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenlerin, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’a dava açabilecekleri hükme bağlanmıştır.
Dosyanın incelenmesinden, dava konusu Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararıyla, ilgililer hakkında Kurula intikal eden ihbar, şikayet, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Kurulun, FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları ile birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirme sonucu adı belirlenen hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nin 3’üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu gerekçesiyle, 23/07/2016 günlü, 29779 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3’üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verildiği anlaşılmaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 günlü, E:2017/16-956, K:2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24.04.2017 günlü, E:2015/3, K;2017/3 sayılı kararında da, FETÖ/PDY’nin silahlı bir terör örgütü olduğu belirlenmiş bulunmaktadır.
Bakılmakta olan davanın incelendiği tarih itibariyle; davacı hakkında “silahlı terör örgütüne üye olma” suçu nedeniyle açılan kamu davasında … Ağır Ceza Mahkemesinin … günlü, E:…, K:… sayılı kararı ile mahkumiyet kararı verildiği anlaşılmıştır.
Bu durumda, meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin dava konusu Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu kararında mevzuata ve hukuka aykırılık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde, davacının 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesi ile ilgili Anayasa’ya aykırılık iddiası ise ciddi görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı’nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa’nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK’nın anılan toplantısında “demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla” Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00’den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK’nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2) Davacıya İlişkin Süreç
… tarih ve … sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından … tarih ve … sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın iptali talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusunun ise … Bölge Adliye Mahkemesi … Ceza Dairesinin … sayılı esasına kaydedildiği ve Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği görülmüştür.
B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa’da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa’nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa’nın 5. maddesi: “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.”
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz…”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: “Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar…”
2) AİHS
AİHS’in 6. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.”
AİHS’in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS’in 15. maddesi: “Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir.”
3) Kanun
667 sayılı KHK’nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır…”
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan “Bangalor Yargı Etiği İlkeleri”nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS’in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS’in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM’e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, “yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması” şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Bu kapsamda, davacının adli yardım istemi, …İdare Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Tebligat ve cevap verme” kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, 28/05/2020 tarihli ara kararımızla, davalı idare tarafından dosyaya sunulmuş olan ve davacı hakkında yeni bilgi ve belgeler içeren 03/09/2018 ve 22/10/2018 tarihli ek beyan dilekçeleri ve eklerinin davacıya tebliğ edilmesine ve söz konusu ek beyan dilekçeleri ve eklerinde yer alan bilgi ve belgelerle ilgili olarak cevap hakkını kullanabilmesi ve beyanlarını dosyaya sunabilmesi için davacıya ara kararının tebliğ tarihinden itibaren on gün süre verilmesine karar verilmiştir.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in “Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay’da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay’da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, “Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!”, “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ’nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
“Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup …bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. …Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. …Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır…
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir…
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır…
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir…
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır…”
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ’nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde …siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; –Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.– …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. …FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. (“T” taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ’nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, “önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV’de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi” şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM “demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu” belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM’e göre “kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır.” (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa’nın “Hâkimlik ve savcılık mesleği” kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede “… Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar.” denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak “bağımsızlık” ve “tarafsızlık” ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına” ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir” niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ”kavuşan, bitişen, birleşen”, irtibatlı kavramını ise ”bağlantılı” olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
a) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
a-1)Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.K. isimli şahsa ait Kastamonu Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Soruşturma Bürosunca … numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 30/11/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı:
“… staja Ankara’da başladım… Mülakat sonuçları açıklandığında Ankara’da staj yapacak olan birkaç kişiyi yine Keçiören’de daha önceden gitmediğim bir çalışma evinde topladılar. Burada bize stajda bizimle ilgilenecek olan kişiyi tanıştırdılar. Bizimle stajda ilgilenecek olan kişinin orada isminin H.P. olduğunu öğrendim ve tanıştık. 2012 yılının Temmuz ayında ilk akademi döneminde ben bu kişinin akademide koordinatör hakim olduğunu öğrendim. Bu kişiye “devreci” deniliyordu… H.P. tarafından bize stajda kalmam için evler tutulacağını, birkaç kişinin ev tutmak için görevlendirildiğini, evde kimlerle kalacağımızın da belirleneceğini, bu nedenle staj başlayana kadar ev bulma görevi verilmeyenlerin memleketlerine gidebilecekleri söylendi… 12 Nisan 2012 tarihinde memleketten Ankara’ya gelerek Ankara Adliyesinde stajımı başlattım. Bizim evler hala ayarlanmadığı için ve içerisine eşyalar alınmadığı için ben ders çalıştığım evde Mayıs ayına kadar tek başıma kaldım. Mayıs ayı içerisinde bana Yenimahalle’de İvedik metrosuna yakın bir yerde ev tutulduğunu, içerisine sıfır eşyalar konulduğunu, bu evde yine aynı dönem arkadaşlarım olan ve ilk defa eve taşınınca gördüğüm M.K., M.G. ve F.Ç. ile birlikte kalacağımız söylendi. Staja başladıktan sonra almış olduğumuz ilk maaşlarımızın evlerin tutulması ve eve yeni eşyalar alınması nedeniyle masraf olduğundan ilk maaşımızın cemaat tarafından alınacağını söylediler ve ilk maaşımızı bu şekilde belirttiğimiz sebeplerden dolayı onlara verdim. Aynı zamanda bundan sonraki maaşlarımızda bekar olanlardan yüzde 15’lik kısmını evli olanlardan ise yüzde 10’luk kısmını cemaat adına bizden alacaklarını söylediler. Ben bu arkadaşlarla birlikte bu evde yaklaşık olarak 5 ya da 6 ay kadar kaldım… Stajda kaldığımız cemaat evinde Cumartesi günleri sadece ibadet kısmına ayrılmıştı. Stajdan birkaç arkadaş bir evde toplanıp sabahtan akşama kadar Kur’an-ı Kerim, cevşen, risalei nur, Fetullah GÜLEN’in kitapları okunuyordu. Aynı zamanda Fetullah GÜLEN’in her hafta yayınlanan “bamteli” isimli videosu izleniyordu… Stajda kaldığımız evde kalan arkadaşların bizim gibi diğer kalan arkadaşların evlerine gidip gelmeleri yasaktı. Aynı zamanda bizim evde kalanlar dışında, grupçu ve devreci dışında bizim eve de birinci derece akrabalar dışında herhangi bir kimsenin gelip gitmesi yasaktı. Grupçu olan N.A. ve devreci olan H.P.’nin bizden başka sorumlu olduğu üç stajer evi daha Ankara’da bulunuyordu… Bir de bizim grupçumuz ve devrecimiz dışında başka bir grupçu veya devreciye bağlı Erzurum’da staj evi vardı. Bu evde de üniversite ve yurttan tanıdığım … ve K.K. isimli şahısların kaldığını başkalarından öğrendim…”
Aynı şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca … numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 30/11/2017 – 03/12/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı:
“Ben 1989 Ordu doğumluyum. İlkokul ortaokul ve liseyi devlet okullarında okudum. 2007 yılında liseden mezun oldum, lise öğreniminde 3. sınıfta 1 yıl süreyle FEM dersanesine gittim ve sonrasında Selçuk üniversitesi Hukuk fakültesini kazandım. Bu hukuk fakültesini 2007 yılında kazandım ve bu fakülteden 2011 yılında mezun oldum. Ben üniversite dönemi boyunca 2 yıl yapının evlerinde 2 yılda yurtlarında kaldım. Ben üniversite döneminde yapıya ilişkin bildiklerimi samimi bir şekilde anlatmak istiyorum… Ben 2011 yılında üniversiteden mezun oldum ve sonrasında memleketime döndüm… Temmuz ayı ortalarında kullanmış olduğum … GSM numaralı hattımı, Ankara alan kodlu bir numaradan erkek bir şahıs aradı. Bu şahıs bana ismini söylemedi. Bana okulumu bitirip bitirmediğimi sordu. Bende kendisine mezun olduğumu söyledim ve bu şahısta bana o zaman Ankara’ya ders çalışma evine gel şeklinde söyledi ve geleceğim tarihi ve saati de ayarladı ve bu şekilde sözleştik. Ben bu görüşmede anladım ki okulumu bitirdiğim için Ankara daki hakim savcı çalışma evlerine kabul edilmiştim. Ben bu görüşmeden 2-3 gün sonra memleketimden otobüs ile Ankaraya gittim ve AŞTİ’de indim. Beni AŞTİ’de bir şahıs karşıladı… Beni aştide karşılayan şahıs … KOD ADLI E.G. isimli şahıs idi… Keçiören ilçesinde Dutluk semtinde Itri caddesinde gitsem bulabileceğim ve Google Maps den de yerini gösterebileceğim hakim savcı çalışma evine gittik… Ben Ankara ilindeki açık adresini bulabileceğim bu hakim savcı çalışma evinde 2011 Temmuz ayından 2012 mayıs ayına kadar 8-9 ay kadar kaldım.Bu süreçte bu evi sınava girene kadar çalışma evi, sınav açıklandıktan sonra mülakat evi olarak kullandım. Ayrıca mülakatı geçtikten sonra staj evinin geç bulunması nedeniyle bir müddet daha bu evde tek kalmaya devam ettim… Mülakat sonuçları açıklandıktan sonra stajını benim gibi Ankara da yapacak olan kişilerin bir kısmını Keçiören de öncesinde gitmediğim ve yapı tarafından daha önce Hakim savcı ders çalışma evi olarak kullanılan bir evde topladılar. Burada bize staj döneminde bizimde ilgilenecek kişiyi tanıttılar… bizim dönemde … KOD ADLI H.P.’nin altında sorumlu olduğu 15. Döneme ait Ankara’da 4 tane staj evi kiralandı. Bu staj evinde kimlerin kalacağı … KOD ADLI H.P. tarafından söylenmişti… Ayrıca bizim devrecimiz olan … KOD ADLI H.P. gibi devreci olan … KOD ADLI F. İSİMLİ ŞAHIS vardı… Devreci olan … KOD ADLI F. isimli şahsın sorumlu olduğu 15. Döneme ait 3 staj evi olduğunu daha biliyorum. Bu 3 staj evi dışında bu şahsın Ankara’da başka sorumlu olduğu ev var mıydı bilmiyorum. Ancak Devreci olan … KOD ADLI F. İSİMLİ şahsın sorumlu olduğu Erzurum ilinde 1 staj evi olduğunu biliyorum… Devreci olan … KOD ADLI F. isimli şahsın sorumlu olduğu staj evlerinde kalan kişilerin … KOD ADLI H.P.’nin sorumlu olduğu staj evlerine gidilmesi yasaktı. Ayrıca bunun tam tersi durumunda da gidilmesi yasaktı. Bu evde kalanlarla görüşmemiz evlerine gitmemiz herhangi bir irtibatımız olması istenmezdi, bizim bu evlere gittiğimiz yada onlardan eve gelenleri görmeleri halinde bize kızarlardı, bu şahısları devrecileri ve gurubçuları farklıydı yapı içerisinde çok fazla kişinin birbirini tanımaması için böyle bir sistem kurulmuştu… … KOD ADLI … İSİMLİ şahsın sorumlu olduğu 3 staj evinden birincisinde F.Y., Y.A., Y.T., Y.O. isimli şahıslar kalıyordu… Yine belirtmiş olduğum bu staj evine de yapı tarafından Erzurum iline staj için gönderilen ve Erzurumdaki yapıya ait staj evlerinde kalan … ve K.K. isimli şahısların olduğunu arkadaşım F.Y.’nin bahsetmesi üzerine öğrendim… … KOD ADLI F. İSİMLİ şahsın sorumlu olduğu 3 staj evinden ikincisinde M.N.E., K.Y., M.T., O.Y. isimli şahıslar vardı… … KOD ADLI F. İSİMLİ şahsın sorumlu olduğu 3 staj evinden üçüncüsünde M.Ö., H.V., A.B., N.A., F.Y. isimli şahıslar vardı…”
Aynı şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığının … numaralı soruşturması kapsamında Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince Tokat Adliyesinde düzenlenen 03/12/2017 tarihli şüpheli ek ifade tutanağı:
“… Ben bu soruşturma kapsamında Tokat Cumhuriyet Başsavcılığına 28.11.2017-03.12.2017 tarihleri arasında ETKİN PİŞMANLIK HÜKÜMLERİNDEN FAYDALANMAK İSTEYEREK Otuzdokuz (39) sayfadan ibaret şüpheli ifademi avukatım huzurunda vermiştim. Bu ifademdeki beyanlarım doğrudur ve aynen tekrar ederim. İfademin bir nüshasını da ifadem akabinde aldım ve okudum. Beyanlarıma ekleyecek veya düzeltilecek bir husus olmamakla birlikte ifademde vermiş olduğum ve şüpheli olabilecek şahısların tespiti ve teşhisi için ifademde geçen şahıslar hakkında ayrıntılı anlaşılır bilgi vermek istiyorum. 1- A.K.:…, 2- İ.B.:…, …., 121- …: Bu şahıs Çorumludur. Selçuk hukuk mezunudur. Bu şahıs Diyarbakırın bir ilçesinde savcı olarak görev yapmaktaydı, görsem teşhis ederim…”
Aynı şahsın, davacının “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan yargılandığı davada … Ağır Ceza Mahkemesince verilen … tarih ve E:… K:… sayılı gerekçeli kararda yer alan ifadesi:
“… Ben ihraç edilmeden önce Cumhuriyet Savcısıydım. Konya Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 2011 yılında mezun oldum. Üniversiteyi okurken soruşturma evresinde de beyan ettiğim gibi o dönem cemaat olarak bilinen fakat gelinen süreçte FETÖ/PDY olarak tabir edilen örgütün Güven Erkek Öğrenci yurdunda kalıyordum. Yanlış hatırlamıyorsam 2008-2009 öğretim yılında 2.sınıftayken sanık [davacı] … mezun olamamış bir kaç dersi kalmış ve 5.senesi olması hasebi ile okuldaki sınavlarına girmek maksadıyla kaldığım bu yurda sınav dönemlerinde gelip kalırdı. sınav dönemi bittikten sonra ikamet ettiği Çorum’a dönerdi. sanık [davacı] aynı şekilde 2008 ve 2009 öğretim yılında da mezun olamamış olması sebebiyle 2009 ve 2010 öğretim yılında da Güven Erkek Öğrenci yurduna sınavlara girmek maksadıyla uğrar ve burada kalırdı. Sanık ile olan tanışıklığım bu şekilde başlamıştır. Kendisi ile okuldan sonra en son 15. Dönem Adli Yargı Hakim Savcı adayı iken akademi de karşılaşmıştım. Bu yapının stajyerleri için belirli illerde evleri bulunmaktaydı. Başkalarından duyduğum ve öğrendiğim kadarıyla üniversite ve yurttan tanıdığım sanık sanık [davacı] … ve K.K. Erzurum da cemaate ait staj evinde kalmıştır… “
Bununla birlikte dava dosyasında yer alan 14/12/2017 tarihli teşhis tutanaklarında, ifade sahibi tarafından davacı …’nun net ve kesin bir şekilde teşhis edilmiş olduğu görülmektedir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Y.T. isimli şahsa ait Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca 2017/5312 numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 16/05/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı:
“… Örgütte her toplantı da sık sık bir yerlere gelmek isteyen buradan geçmek zorunda diye vurguluyordu. Bunları bildiğimden çok istemesem de çalışma evleri adı verilen hakim savcılık sınavlarına hazırlanan evlere gittim. Kaldığımız evde T.Ş., …, S.E., Y.A. ve ben bulunmakta idim. Evin sorumluluğunu da 13. Dönem hakim adayı olan … kod isimli H.G. isimli şahıs yapmakta idi. Biz bu evde günlük 13-14 saat ders çalışıyorduk. Evden çıkmamıza ve telefon kullanmamıza İzin verilmiyordu. Ailemizi arayacağımız da dışarı da bulunan ankesörlü telefonlardan arıyorduk. Diğer evlerle iletişime tedbir adı verilen gizlilik gerekçesi ile izin verilmiyordu ve eve … kod isimli şahıstan başkası gelip gitmiyordu. … isimli şahıs haftada 3-4 gün gelip çalışmalarımızı kontrol ediyordu. 10 saatten az çalışılması halinde bu sınavın kazanılamayacağını söylüyordu ve biz onun bu yönlendirmeleri doğrultusunda çalışmalarımızı sürdürüyorduk. Sınava çalıştığımız dönem içerisinde bizden hiç ücret talep etmediler. Tüm ihtiyaçları örgüt karşılıyordu. … isimli şahıs her hafta eve para bırakıyordu. Evdeki nöbetçi de o günün ihtiyaçlarını o paradan karşılıyordu. Çalışmalar sonunda adli ve idari hakimlik sınavlarım kazandım…”
Aynı şahsa ait Antalya Başsavcılığınca 2017/5312 numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 06/06/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı:
“Ben bu konuyla ilgili 17/10/2016 tarihinde Denizli Cumhuriyet Başsavcılığında ve 16/05/2017 tarihinde Antalya Cumhuriyet Başsavcılığında ifade verdim… Konuyla ilgili 16/05/2017 tarihli ifademde de belirttiğim üzere 15. Dönem hakim ve savcıların yıllık kurul albümünü abim getirdi. Oradan da bildiklerimi size söyleyeceğim. Benim amacım etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanarak tüm bildiklerimi size anlatmaktır… Şimdi ise sırayla tespit ettiğim yeni isimleri ve örgüt içerisindeki konumlarını size aktaracağım. Dedi. 15. Dönem mezuniyet albümündeki isimlerin tespitine geçildi:… 24- … …: Hakim savcılık sınavına çalıştığımız evde beraber kalıyorduk. Kendisi üniversite hayatında örgüt evinde kaldığını örgütte abilik yaptığını anlatıyordu. Anlattıklarına göre örgüt içerisinde etkin bir yere sahipti. Kendisinin Konya da birkaç bölgeden sorumlu olduğunu üniversite öğrencilerinin abiliğini yaptığını anlatıyordu. Hakimlik savcılık sınavına da aynı yerde hazırlandık. Kendisine sınavdan sonra örgüt tarafından halen üniversitede okuyan hukuk fakültesi öğrencileri ile ön görüşme yapma görevi verildi. Akademi döneminde de bizden farklı bir evde ancak örgüte ait evde kaldı. Ancak cumartesi toplantıları ortak yapılıyordu. Cumartesi günleri bizim eve geliyordu. Bir defasında örgütün kendisini birisiyle evlendirmek istediğini anlatmıştı. Ancak kendisinin kabul etmediğini bahsetti. Hatta bir kaç kez cumartesi toplantılarında ismini bilmediğim ancak evlenme ile sorumlu olduğunu düşündüğüm kişiler … ile görüştüler. Ancak bildiğim kadarı ile kendisi memleketinden biri ile evlendi. Aynca akademide örgütün talimatı üzerine sınıfının başkanı oldu. Mesleğe geçtikten sonra da örgüt faaliyetlerine devam ettiğini biliyorum, bu kişi FETÖ/PDY örgüt üyesidir…”
Aynı şahsa ait Antalya Başsavcılığınca … numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 09/06/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı:
“…Örgütte her toplantı da sık sık bir yerlere gelmek isteyen buradan geçmek zorunda diye vurguluyordu. Bunları bildiğimden çok istemesem de çalışma evleri adı verilen hakim savcılık sınavlarına hazırlanan evlere gittim. Kaldığımız evde T.Ş., …, S.E., Y.A. ve ben bulunmakta idim. Evin sorumluluğunu da 13. Dönem hakim adayı olan … kod isimli H.G. isimli şahıs yapmakta idi. Biz bu evde günlük 13-14 saat ders çalışıyorduk. Evden çıkmamıza ve telefon kullanmamıza izin verilmiyordu. Ailemizi arayacağımız da dışarı da bulunan ankesörlü telefonlardan arıyorduk. Diğer evlerle iletişime tedbir adı verilen gizlilik gerekçesi ile izin verilmiyordu ve eve … kod isimli şahıstan başkası gelip gitmiyordu. … isimli şahıs haftada 3-4 gün gelip çalışmalarımızı kontrol ediyordu. 10 saatten az çalışılması halinde bu sınavın kazanılamayacağını söylüyordu ve biz onun bu yönlendirmeleri doğrultusunda çalışmalarımızı sürdürüyorduk. Sınava çalıştığımız dönem içerisinde bizden hiç ücret talep etmediler. Tüm ihtiyaçları örgüt karşılıyordu. … isimli şahıs her hafta eve para bırakıyordu. Evdeki nöbetçi de o günün ihtiyaçlarını o paradan karşılıyordu. Çalışmalar sonunda adli ve idari hakimlik sınavlarını kazandım… Ben ayrıca tespit ettiğim 15. Dönem hakim ve savcıları örgüt üyesi olanları size bildireceğim. Bu konuda söyleyeceklerim bunlardan ibarettir…22) … 153528: Hakim savcılık sınavına çalıştığımız evde beraber kalıyorduk. Kendisi üniversite hayatında örgüt evinde kaldığını örgütte abilik yaptığını anlatıyordu . Anlattıklarına göre örgüt içerisinde etkin bir yere sahipti. Kendisinin konya da birkaç bölgeden sorumlu olduğunu üniversite öğrencilerinin ahiliğini yaptığını anlatıyordu. Hakimlik savcılık sınavına da aynı yerde hazırlandık. Kendisine sınavdan sonra örgüt tarafından halen üniversitede okuyan hukuk fakültesi öğrencileri ile ön görüşme yapma görevi verildi. Akademi döneminde de bizden farklı bir evde ancak Örgüte ait evde kaldı. Ancak cumartesi toplantıları ortak yapılıyordu. Cumartesi günleri bizim eve geliyordu. Bir defasında örgütün kendisini birisiyle evlendirmek istediğini anlatmıştı. Ancak kendisinin kabul etmediğini bahsetti. Hatta bir kaç kez cumartesi toplantılarında ismini bilmediğim ancak evlenme ile sorumlu olduğunu düşündüğüm kişiler … ile görüştüler. Ancak bildiğim kadarı ile kendisi memleketinden biri ile evlendi. Ayrıca akademide örgütün talimatı üzerine sınıfının başkanı oldu. Mesleğe geçtikten sonra da örgüt faaliyetlerine devam ettiğini biliyorum, bu kişi FETÖ/PDY örgüt üyesidir…”
Aynı şahsın, davacının “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan yargılandığı davada … Ağır Ceza Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı gerekçeli kararda yer alan ifadesi:
“… Sanık [davacı] …’yu FETÖ nün organize etmiş olduğu hakim savcılık sınavına hazırlık evlerinde birlikte kalmamız nedeni ile tanıdım sınavdan sonra mülakat sürecinde sanık başka bir eve geçti, adaylık sürecinde de örgütün talimatı ile ben Ankara’da adaylığımı devam ettirdim. Sanık [davacı] … ise Erzurum’da adaylığını devam ettirdi, kura çektikten sonra sanık Diyarbakır Silvan’a atandı atandıktan sonra kendisi ile bir iki sefer telefonla konuştuk ancak ondan sonra herhangi bri görüşmüşlüğümüz olmadı adaylık sürecinde sanık [davacı] kaldığı evde üniversite öğrencileri ile ilgileniyordu bunun haricinde sanığın FETÖ yapılanması içerisinde başkaca herhangi bir görevi olup olmadığını bilmiyorum.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Y.A. isimli şahsın FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğinden bahisle hakkında açılan adli soruşturma kapsamında … Cumhuriyet Başsavcılığının … tarih ve … CBS sayılı yazısı ile tutuklanma talebiyle sevk edildiği … Sulh Ceza Hakimliğinin … numaralı sorgusu kapsamında şüpheli sıfatıyla 16/08/2016 tarihinde alınan ifadesine ilişkin ifade sorgu zaptı:
“…SORU 28- HSYK seçimi boyunca mazeret izni gibi herhangi bir izin aldınız mı? aldınız ise bu izinleri nasıl ve ne için kullandınız? CEVABEN : Ben seçim sürecinde iki kez ikişer gün mazeret izni kullandım. Birinde M.S. ile Alanya’ya gittik. Bir gün Alanya’da F.Y. İsimli arkadaşın evinde kaldık, ertesi gün Burdur Bucak İlçesinde Y.T. isimli arkadaşın düğününe geçtik. Pazar günü de döndük. Diğer izinde de Çorum ve Amasya’da bulunan düğünlere (… ve V.B. isimli arkadaşların düğününe) gittim…”
Öğretmen olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan S.K. isimli şahsın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunun 2016/146249 numaralı soruşturma kapsamında Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde düzenlenen 19/09/2017 tarihli ifade tutanağı:
“…2014 yılı Nisan ayında İstanbul da Fem dersahnesinde görev yaparken Fem dershanesinin aynı binada bulunan genel müdürlük katma beni çağırdılar. O dönem Fem dershanesinin genel müdür yardımcısı olan … kod adlı gerçek adını bilmediğim şahıs yanında bulunan ilk defa gördüğüm Üniversiteden mezun olan öğrencilerden sorumlu olduğunu söyleyen bir şahısla birlikte benimle mülakat yaptı. Bana sana başka bir görev vermeyi düşünüyoruz, bu konuyla ilgili seni çağırdık, seni tanımak amacıyla bu soruları soruyoruz, dediler ve yaklaşık 15 dakika konuştuktan sonra sana haber veririz diyerek beni gönderdiler. Yaklaşık 1 ay sonra yine Fem dershanesinin genel müdür yardımcısı … kod isimli şahıs beni genel müdürlük katına çağırdı. Yine yanında bulunan üniversiteden mezun olan şahıslardan sorumlu olduğunu söyleyen şahısla birlikte mülakat şeklinde bir görüşmemiz oldu. Bu görüşme de bana dini bilgiler vermek üzere evime misafir alıp alamayacağımı, eşimin bu duruma razı olup olmayacağını ve araç kullanma konusunda sıkıntım olup olmadığını sordular, bende bana verilecek görevleri yapabileceğimi söyledim. Yaklaşık bir ay sonra yine Fem dershanesi genel müdürlük katma çağrıldım. Özel bir oda da daha sonradan FETÖ/PDY’nin İstanbul ili yargı yapılanması imamı olduğunu öğrendiğim gerçek kimlik bilgilerini bilmediğim … kod adlı şahıs ve bu şahsın yanında bulunan iki kişiyle görüşme yaptık. … kod adlı şahıs bana sana kamu da görevli abileri versek takip edebilir misin, evinde bu abileri ağırlayabilir misin, biz bu şahıslar kamuda olduğu için tedbir maksadıyla alenen görüşemiyoruz, bu şahıslarla gizlilik içerisinde kendi evinde senin görüşmeni, onlarla ilgilenmeni istiyoruz dedi. Bende olabileceğini söyledim. Bunun üzerine … kod adlı şahıs sana haber veririz, dedi. Yaklaşık 2 hafta sonra beni sonradan Gaziantep Büyük Bölgesinin Yargı yapılanması İmamı olduğunu öğrendiğim Hayrettin kod adlı F.G. telefon ile aradı. Bana vermiş olduğu tarihli uçakla Gaziantep iline gelmemi söyledi. Hatırladığım kadarıyla 2014 yılı Temmuz ayında Gaziantep iline gittim. Orada F.G.’nin evinde Malatya ili Dar bölgesinin yargı yapılanmasından sorumlu … kod adlı K.T. ile görüştüm. Yine bu toplantıya benim gibi görevlendirilmiş, … kod adlı İ.S. isimli şahıs Yalova ilinden gelmişti. Bu toplantı sonucunda şahıslarla tanıştım, F.G. bana ve İ.S.’ye bize verilen bölgelerde ki hakim ve savcılardan sorumlu olacağımızı, bu şahısların maneviyat takiplerini yapacağımızı, ibadetlerinin çetelelerini tutacağımızı, sorumlu olduğumuz hakim savcılara Fettulah Gülen’in kitaplarını okutup, vaazlarını dinleteceğimizi, bu şahısların takibini kendi evimizde ve şahısların evlerinde gizlilik içerisinde yapacağımızı, kesinlikle dışarda görüşmeyeceğimizi söylediler. Bana F.G. şimdilik … kod adını kullanacağımı söyledi. Toplantı sonrasında bana Malatya Dar bölgesi olan Tunceli, Bingöl, Elazığ, Malatya, Adıyaman il merkezi ve ilçelerinde görevli olan FETÖ/PDY mensubu hakim savcılardan sorumlu olacağım söylendi. Eşimin de benim sorumlu olduğum hakim savcıların eşlerinden sorumlu olacağı söylendi. Burak kod adlı K.T.’nin de benden sorumlu olduğu söylendi. Bunun üzerine ben K.T. ile birlikte Malatya iline gittim. Malatya iline gittikten sonra K.T. kendisiyle irtibat kurmam için akıllı bir telefon almamı söylemesi üzerine birlikte gidip parasının yarısın ben, yarısını K.T.’nin vermesiyle Samsung marka akıllı bir telefon ile iki adıma kayıtlı sıfır hat aldım. Ben akıllı telefonu aldıktan sonra K.T. benim telefonuma Cover Me isimli programı Google Play’dan indirerek kurdu. Bana bu program üzerinden irtibata geçeceğimizi söyleyerek programı bana gösterdi. K.T. bundan sonra bana FETÖ/PDY ile ilgili geçmişinde ne görev yaptıysan kimlerle tanıştıysan hepsini unutarak, bu şahıslarla bağını kopartacaksın dedi. Ben bunun üzerine İstanbul iline dönüp dershanede ki dönemi kapatıp, eski kullanmış olduğum hatları imha edip eşimle birlikte Malatya iline taşındım. K.T.’nin söylemiş olduğu kriterlere uyan Malatya ili İl Emniyet Müdürlüğünün yakınında bulunan bir apartmanın 3. katındaki daireyi kiraladım. K.T.’nin tutacağım daireyle ilgili kriterleri şu şekildeydi. Tutacağım binada kesinlikle kamera olmayacak, tutalan dairenin bulunduğu bina da kesinlikle sorumlu olduğumuz hakim savcıyı tanıyabilecek potansiyelde hiç kimsenin olmayacağı, apartmanda başka bir boş dairenin olmamasıydı. Ben evi tuttuktan sonra eşyalarımı yerleştirdim. K.T. yapacağım bu hizmet karşılığında eşimle birlikte bana aylık olarak 5300 TL para verileceğini, bu parayı elden F.G. isimli şahıstan alacağımızı, sigortamızın ise FETÖ/PDY’ye müzahir Malatya da bulunan Umut-Der isimli yardımlaşma dayanışma derneği tarafından yatırılacağını söyledi. Aradan 2 hafta geçtikten sonra K.T. beni sorumlu olacağım hakim savcılarla tanıştırdı. Benim sorumlu olduğum T3-T5 olarak adlandırılan 7-8 grup olmak üzere toplam 25 kişi olan öğrenci diye adlandırılan hakim ve savcılarla grup grup olmak üzere toplantı yaparak bana işleyişi öğretti. Ben katıldığım ilk toplantılarda K.T.’nin toplantıya katılan Hakim Savcılardan aidat adı altında bekarlardan maaşlarının % 15, evli ve 3 çocukluya kadar %10, evli ve 3 çocuk üzeri olanlardan %5 para toplandığını öğrendim. Daha sonra toplantıları ben tek başıma yapmaya başladım. Sorumlu olduğum hakim savcılarla irtibat kurabilmem için K.T. ile birlikte telefonuma Google Play’ dan Bylock programını indirdik. Ben programı telefonuma yükledikten sonra sorumlu olduğum hakim savcılara bylock programını Google Play üzerinden indirmelerini bu program yanında IP adreslerinin değiştirebilmesini sağlayan VPN programını indirmelerini söyledim. Ben sorumlu olduğum hakim savcılarla yapacağım toplantılardaki gündemi ayda bir Gaziantep iline giderek F.G. isimli şahıstan alıyordum. Ayrıca sorumlu olduğum hakim ve savcılardan toplamış olduğum aidat paralarını da Gaziantep iline gittiğimde F.G.’nin muhasebecisi olduğunu bildiğim … kod adlı … isimli şahsa teslim ediyordum. Yine maaşımı da F.G. isimli şahıstan alıyordum. Almış olduğum maaş üzerinden de gönlümden kopan parayı aidat olarak O.K.’ya veriyordum. Ben eşimle birlikte aylık 300-400 TL civarında aidat parası veriyordum. Sorumlu olduğum hakim savcılarla yapacak olduğumuz toplantıların yer ve zamanını bir önceki toplantıda veya Bylock üzerinden ben belirliyordum. Yapmış olduğumuz toplantılara katılan hakim ve savcılar toplantılara gelirken gizlilik içerisinde katılmalarını, yanlarında telefon veya sinyal veren cihazlar getirmemelerini söylüyordum. Sorumlu olduğum hakim ve savcılara F.G.’nin talimatıyla maaş alan kişi başı bir Zaman gazetesi aboneliği, maaş başı bir kurban parası verilmesi talimatlarını veriyordum. Yine o dönem yapılacak olan HS(Y)K seçimlerinde FETÖ/PDY örgütüne mensup 11 adli 5 idari bağımsız adayın desteklenmesi konusunda almış olduğum talimatları sorumlu olduğum hakim savcılara iletiyordum. HS(Y)K seçimleri öncesi adli tatilde Türkiye genelinde FETÖ/PDY’ ye mensup yargı üyeleri memleket ve çevrelerinde tanıdık ve dönem arkadaşlarıyla çalışma yapmaya başladı. Yapılan çalışmalar sonucunda ülkücü, demokrat, solcu, ulusalcı, alevi olarak bilinen kesimlerin nabızları yoklanarak kimlere oy verecekleri, gözettiği kriterler öğrenilmeye çalışıldı. Bende belirle zaman aralıklarında Malatya ilinde sorumlu olduğum hakim savcı gruplarıyla bu konuyla ilgili istişare yapıyordum. Sorumlu olduğum hakim savcılar görev yapmış oldukları yerde bağımsız adaylarla ilgili yapmış oldukları çalışmaların durumunu bana aktarırlardı. Tanıdıkları hakim savcıların HSYK seçimlerinden kimlere oy vereceği ne kadar oy topladıklarını bana bildirirlerdi, bende bu bilgileri K.T.’ye bildirirdim. K.T. de bu bilgileri F.G.’ye verirdi. F.G.’nin de bu bilgileri Ankara ilettiğini biliyorum. Ankara’dan gelen dönütler sonucunda yapılan çalışmaların iyi yönde olduğu ve seçimlerin FETÖ/PDY lehine bağımsızların kazanacağı düşünülüyordu. Aynı şekilde yapılan çalışmalar sonucunda HSYK seçimlerinde Yargıda Birlik Platformu yani YBP ye çalışan hakim savcılarda FETÖ/PDY ye mensup hakim savcılar tarafından fişleniyordu. HS(Y)K seçim sonuçları olumsuz olduktan sonra F.G.’nin talimatı ile evlerimizde bulunan FETÖ/PDY’ye ait kitap ve dokümanları elimizden çıkarıp K.T.’ye teslim ettik, K.T. de bu dokümanları Malatya Bölgesine teslim etmiş olabilir. Benim sorumlu olduğum T3(sicili 100000-120000 arası)-T5(sicilil50000-160000 arası) hakim savcılarla yapmış olduğum toplantılarda toplantının yapıldığı hakim savcının evi yada benim evim müsait ise toplantıları eşli olarak katılınırdı. Sorumlu olduğum hakim savcıların eşleriyle eşim A.K. ilgilenirdi. Sorumlu olduğum hakim savcıların eşlerinin kocalarıyla aralarında olan sıkıntıları eşime bildiriyorlardı. Genellikle bu sıkıntılar aile arasında olan anlaşmazlıklar yada evin işleyişiyle ilgili sorunlardı. Ben bu tür sorunları erkeklerle konuşarak çözmeye çalışıyordum. Benim çözemeyeceğim büyüklükteki sorunları benden sorumlu olan F.G.’ye bildiriyordum. F.G. de bu durumu Ankara ile istişare ederek çözüm yolları arıyordu. Bu çözüm yollarından birisi ise hakim savcının hatırını kıramadığı FETÖ/PDY mensubu olan bir abisi yoluyla çözülmeye çalışılıyordu. Ben yaklaşık bir ay kadar … kod adını kullandıktan sonra F.G.’nin talimatıyla … kod adını kullanmaya başladım. Sorumlu olduğum hakim savcılar beni … olarak bilirlerdi. Benim sorumlu olduğum hakim savcılara kod adı verilmesi konusunda FETÖ/PDY örgütü tarafından çok uğraşıldı, ancak bu işlem başarılamadı. Sorumlu olduğumuz hakim savcıları kendi isim ve soy isimleriyle çağırıyorduk. Hakim savcı sınavları, sınavda çıkacak sorularla ilgili benim bilgim yoktur. Bu konuyla ilgili FETÖ/PDY örgütünün aday yapılanması ve takip sistemi ilgilenirdi. Benim sorum olduğum hakim savcı gruplarında cemaat adına karar vermeleri konusunda herhangi bir talimatım olmadı. Bu konuyla ilgili benden sorumlu olan F.G. bana bir talimat vermedi. FETÖ/PDY örgüt yapılanması içerisinde önemli davalar Ankara ilinde bulunan dava takip birimi tarafından yürütülürdü. Bu dava takip biriminin sorumlusu olduğunu bildiğim ancak tanımadığım Davut kod adlı şahıstır. Ben bu şahsı görmedim. FETÖ/PDY mensubu hakim savcıların atanması konusunda Ankara Heyet belirli kriterlerin olduğu bir yol haritası gönderirdi. Bu kriterler genellikle örgüt üyesi hakim savcının büyük şehirlere, büyük şehirler olmazsa il merkezlerine yakın ilçeleri tercih etmeleri istenirdi. Benim sorumlu olduğum hakim savcılar arasında tayin isteyen olduğunda önce bana iletilirdi. Bana sorumlu olduğum hakim savcılar stratejimiz ne olacak, nereleri tercih edelim, nerelere gidelim abilerimiz bu konuda ne diyor, diye sorarlardı. Ben tayine gidecek olan hakim savcılar için stratejinin ne olacağını F.G.’ye sorardım. Ondan aldığım yanıta göre sorumlu olduğum hakim savcılara bildirirdim. Benim Malatya ilinde sorumlu olduğum T3-T5 hakim savcı gruplarında bulunan isimlerini hatırladığım hakim savcılar şunlardı. Malatya ilinde idare hakimi C.U., Malatya idari hakimesi L.U., Malatya idari hakimi S.A., Malatya idari hakimi Y.D, …, Bingöl savcısı …,…. isimli şahısların FETÖ/PDY örgütü mensubu olduğunu biliyorum. 7 haziran 2015 yılında yapılan genel seçimlerde FETÖ/PDY örgütü iktidarın karşısında ki güçlü olan partinin veya FETÖ/PDY mensubu bağımsız adayın desteklenmesi konusunda karar aldı. Bu talimatlar bana F.G. tarafından iletildi. Bende bu talimatları sorumlu olduğum hakim savcı gruplarında bana seçimlerdeki stratejimiz nedir diye soranlara söyledim. Seçimlerde ki stratejinin ne olduğunu sormayana hakim savcılarda oldu. Ocak 2016 tarihi itibariyle F.G. bana ve K.T’ye hitaben bundan sonra çok gerekli olmadıkça sorumlu olduğumuz gruplarla görüşmemizi, iletişimi kullanmış olduğumuz Tango programı üzerinden yapmamızı istedi. Daha sonra kendisinin Kanada ülkesine gittiğini duydum. F.G. yurt dışına gittikten sonra Gaziantep bölgesinin yargı yapılanmasından Emin kod adlı R.Y. isimli şahıs sorumlu oldu. Ben talimatları bundan sonra R.Y. isimli şahıstan almaya başladım. 15 Temmuz darbe girişimine kadarda Gaziantep bölgesinin yargı yapılanması sorumlusu R.Y. isimli şahıstı. Bu şahsın darbe girişiminden sonra Kırgızistan’a gittiğini duydum. Ben 15 Temmuz 2016 tarihinde meydana gelen darbe girişiminden sonra darbeyi cemaatin yaptığını basından öğrendim. Bu süreçten sonra cemaatin göründüğü gibi olmadığını farkederek yaklaşık bir ay sonra Gaziantep ilinden evimi Kocaeli iline taşıyarak cemaatle irtibatımı kestim. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra FETÖ/PDY mensubu şahıslarla kullanmış olduğumuz Tango programı üzerinden yaklaşık bir ay kadar süre görüşme yaptım. Bu süre içerisinde genellikle darbenin cemaat tarafından yapılmadığı şeklinde mesajlar paylaşılıyordu. Daha sonra ben telefonumu kırdım. O zamana kadar yanımda taşıdığım içerisinde sorumlu olduğum hakim savcıların bilgileri, ödemiş oldukları aidat bilgileri ve manevi çeteleleri ile sohbet notları olan usb’yi kırdım…”
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan U.C. isimli şahsın Hakimler ve Savcılar Kurulu Müfettişlerince tanık sıfatıyla alınan ifadesine ilişkin 12/04/2017 tarihli ifade tutanağı:
“…Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım. 2007 yılında okula kayıt için gittiğimde dershaneden şu an isimlerini hatırlayamadığım hocaların yönlendirmesi ile Konya’da FETÖ/PDY bağlantılı bir öğrenci evine sırf barınma amaçlı yerleştim ve üniversitenin ilk yılını burada kalarak tamamladım. Birinci sınıfın sonunda bu evden ayrıldım. İkinci sınıfın başında … Mahallesi, … Sitesinde şu an Bursa’da vergi denetmeni olan İ.K. isimli arkadaşım ile ev tutarak kaldım. Dördüncü sınıfın mart ayına kadar İ. ile birlikte bekar evinde kaldık. İ., okulu bitirip Konya’dan ayrılınca ben, tek kalmamak amacı ile Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okuyan birçok kişinin kaldığı FETÖ/PDY bağlantılı Güven isimli erkek öğrenci yurduna çıktım ve 4 ay burada kalarak 2011 yılında üniversiteyi bitirdim. Mezun olduktan sonra memleketim Erbaa’ya döndüm. Memlekette yaz tatilini geçirirken Güven yurdunu müdürü olan soyismini bilmediğim B. isimli kişi beni arayarak hakimlik sınavına çalışmak istemem halinde sınava Güven yurdunda kalarak çalışabileceğimi söyledi ve beni Konya’ya davet etti. Ben de yurtta sınava daha iyi hazırlanırım düşüncesiyle teklifi kabul ederek 2011 yılı Ekim ayında Konya’ya gittim. Tanıktan 16. Dönem Adli Yargı Hâkim Adayları yıllık albümü de gösterilmek suretiyle, bugüne kadar tanıdığı FETÖ/PDY bağlantılı kişiler soruldu: … …: Üniversite döneminde ve hakim adaylığı sınavına hazırlanırken FETÖ/PDY bağlantılı Güven yurdunda birlikte kalmıştık. Kendisi üniversiteyi 7 ya da 8 yılda zorlukla bitirmesine rağmen girdiği ilk hakim adaylığı sınavında yüksek alarak sınavını kazanması nedeniyle dikkatimizi çekmişti. Hakim adaylığı sınavına hazırlanırken öne çıkan bir yapısının olduğu, örgüt içerisinde ‘abi’ konumunda olduğu göze çarpıyordu. Hakim adaylığı sınavına hazırlanırken kendisine önceden sınav sorularının verilmiş olabileceğini düşünüyorum. Ayrıca örgüt bağlantısının halen devam ettiğini düşünüyorum…”
Aynı şahsın, davacının “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan yargılandığı davada … Ağır Ceza Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı gerekçeli kararda yer alan ifadesi:
“…HSYK Teftiş Kurulunda verdiğim ifade doğrudur, aynen tekrar ederim, sanık [davacı] …’yu örgütle iltisaklı olan Konya Güven yurdundan tanıyorum, orada kaldığını biliyorum, ayrıca bu şahsın yurtta öne çıkan biri olduğunu ve belletmen pozisyonunda olabileceğini düşünüyorum, 2011 yılında bu yurttan ayrıldıktan sonra kendisiyle hiç görüşmedim. Bu sebeple örgütle bağının devam edip etmediğini ve örgüt içinde hangi konumda olduğu hususunda somut bir bilgim yoktur. 2011 yılında fakülteyi 7-8 senede bitirebilmesine rağmen bir kaç ay içindeki çalışmayla hakimlik-savcılık sınavını kazanması bende ve bir kısım arkadaşlarda soru almış olabileceği intibası uyandırmıştı. Bu duyumlar ve söylemlerden ötürü şahsın halen örgütle iltisaklı olabileceği kanaatindeyim. Teftiş Kuruluna verdiğim ifademdeki ‘abi’ den kastım kaldığımız yurtta belletmen olabileceği veya yurtta sorumlu düzeyde olabileceğidir. Bu şahısla ilgili başkaca bilgim ve görgüm yoktur..”
Müezzin olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan İ.S. isimli şahsın Çorum Cumhuriyet Başsavcılığınca 2016/7893 numaralı soruşturma kapsamında ihbar eden sıfatıyla verdiği ifadesine ilişkin düzenlenen 11/08/2016 tarihli ifade tutanağı:
“…Ben halen Çorum … Mahallesinde bulunan … Camii’nde müezzin olarak görev yapmaktayım. Kısa bir süre önce buraya tayin edildim. Daha önceleri uzun yıllar Çorum … Mahallesinde bulunan … Camiisinin müezzinliği görevini yürüttüm. Orada görev yaptığım süre içerisinde halen Yozgat Cumhuriyet Savcısı olduğunu duyduğum …, babası Ş.T. ve dedesi R.T.’yi tanıma fırsatım oldu. Topçu ailesi bildiğim kadarıyla eskiden halk arasında Fethullah Gülen cemaati veya Hizmet Hareketi olarak bilinen şimdi ise terör örgütü olduğu anlaşılan yapıyla bağlantılı bir aileydi. Bildiğim kadarıyla savcı …’nun babası Şahin Topçu Çorum Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü bir soruşturmadan dolayı aranmaktadır. Halen kaçak olarak yurt dışında bulunduğu söylenmektedir. 17 Aralık sürecinden hemen önce FETÖ/PDY terör örgütüne ait dersanelerin kapatılması olayı gündeme geldiğinde bir gün yolda yürürken savcı … ile karşılaşmıştım. O dönemde hatırladığım kadarıyla Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı idi. İzinli olarak Çorum’da bulunuyordu. Ben kendisine ‘Fethullah Gülen cemaatinin yaptıklarını doğru buluyor musun, hükümet ile Fethullah Gülen cemaati arasındaki gerginliği sen nasıl değerlendiriyorsun’ tarzında bir soru sorduğumda, bana cevaben ‘Hükümet H.F.’yi peşimize taktı, bizi heryerde bizi takip ediyorlar, başbakan ve bakanlar hırsızlık yapıyorlar, teröristlerle iş birliği yapıyorlar’ şeklinde bir söz söylemişti. Ben 6 yıl kadar o bölgede çalıştığım için kendisini ve ailesini iyi tanımaktayım. Bu ailenin Fethullah Gülen cemaatine veya FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkili olduğunu düşünmekteyim. Bugün Cumhuriyet Başsavcılığınıza vatandaşlık görevimi yerine getirmek için kendiliğimden geldim. Konu araştırılarsa iddia ettiğim şeyin ortaya çıkacağını düşünmekteyim. Savcı …’nun mesleğe başlarken mülakat aşamasında … İmam Hatip Lisesi’nde Din Kültürü dersi öğretmeni olan M.A.’nın, kendisine referans olarak Ankara’ya götürdüğünü biliyorum. M.A. hocada 15 Temmuz’dan sonra açığa alınmıştır. Söyleyeceklerim bundan ibarettir…”
Aynı şahsın, davacının “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan yargılandığı davada … Ağır Ceza Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı gerekçeli kararda yer alan ifadesi:
“Ben daha önce ifade vermiştim, aynen tekrar ederim, sanık [davacı] … benim daha önceden oturmuş olduğum evde komşum olan Ş.T.’nin oğludur, ailece kendilerine gelip giderdik. Sanık [davacı] …, FETÖ mensubudur, 17/25 Aralık olmadan önce siyasi ortamlar ile ilgili kendisi ile konuştuğumuzda … bana H.F.’nin ve şimdiki Cumhurbaşkanı olan o zamanki Başbakanın devleti ve MİT’i peşlerine taktığını söyleyerek Başbakanı ve H.F.’yi eleştirdi ve ‘Başbakan ve Bakanlar hırsızlık yapıyorlar, teröristler ile iş birliği yapıyorlar’ şeklinde sözler söylemişti, ben kendisine devletin istihbarat ile kimin ne yaptığını öğrenmesinin normal bir şey olduğunu söylediğimde kendisi bana karşılık olarak öyle bir şey olur mu şeklinde çıkıştı, yine sanığın babası Ş.T. ve dedesi R.T. de sanık [davacı] … gibi konuşuyorlardı. Zaten bu kişilerin de FETÖ’ye dahil olduğunu ve ekonomik olarak her sene yardım ettiklerini kendilerinin bana söylemesi nedeni ile biliyorum. Sanığın [davacının] dedesi R.T. kendi arazisini vererek bu yapıya ait yurt yapılacağını söylemişti. Bu olaylar patlak verdikten sonra bu yurdun yapılamadığını biliyorum. Zaten sanık [davacı] …, yine bu yapıya dahil olan ve Alaca’da öğretmenlik yapan M.A. aracılığı ile bu yapı vasıtası ile savcı olmuştu, bunu bana kendi ailesi söylemişti. Hatta ailesinin Alaca’ya gidip M.A. ile bu konuyu görüştüğünü biliyorum, hatta sanık [davacı] …’nun cemaat içi evlilik yaptığını da yine sanığın [davacının] ailesinden öğrendim. Sanık [davacı] hakkındaki bilgim bundan ibarettir.”
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan H.D. isimli şahsın Hakimler ve Savcılar Kurulu Müfettişlerine tanık sıfatıyla verdiği ifadesine ilişkin 03/03/2017 tarihli tanık ifade tutanağı:
“…Ben halen Birecik Adliyesinde hâkim olarak görev yapmaktayım. Ben ortaokul ve lise döneminde FETÖ yapılanması hakkında herhangi bir bilgim ve irtibatım olmamıştı, yani bu yapının dershanesine ve okullarına gitmedim. Ben lise son sınıfta Final dershanesine gittim. Lise bitiminde 2008 yılında Konya Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım. Üniversiteyi kazanınca yurt çıkmamıştı ve yurtta kalan arkadaşlardan da duyduğum kadarıyla yurdun çok kötü ortamı vardı. Bunun üzerine okuluma yakın yerde olan FETÖ’ye ait olan ve ücreti uygun olan Bosna Hersek mahallesinde bulunan Güven isimli yurduna kayıt oldum. Üniversitede 4 yıl boyunca mezun olana kadar bu yurtta kaldım… FETÖ/PDY ile iltisaklı ve irtibatlı olduğunu bildiği kişiler soruldu: …… (153528): Ben bu kişiyi Selçuk üniversitesi hukuk Fakültesinden tanıyorum. Benim kalmış olduğum FETÖ/PDY bağlantılı Güven Yurdunda sınav zamanlarında gelip kalırdı, yurtta FETÖ’yü öven konuşmalar yapardı…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.N. isimli şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/11864 sayılı soruşturma dosyası kapsamında Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 25-26/06/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı:
“…SİNCAN ADLİYESİ STAJ DÖNEMİ 2012 NİSAN-2013 AĞUSTOS AYI: Ben memleketimdeyken mülakat sonuçları açıklandı adli yargı mülakatını kazandım. Staj yapacağım yer ise ikinci tercihim olan Sincan Adliyesi oldu. Ben kazandıktan sonra mülakat evimizin murakıbı Özgür kod adlı İ. isimli şahıs beni arayarak Ankara’ya davet etti… Mülakat evimizin sorumluları olan şahıslar artık staj birimine aktarılacağımızı ve cemaatin staj evinde kalacağımı söyledi… Ben Ankara’da iken göreve başlama yazılarımız daha tebliğ edilmeden önceki bir tarihte hakimlik mesleğinde olan ismini bilmediğim bir şahıs tarafından staj aşamasında neler yapmamız gerektiği konusunda mülakat evinde bir görüşmemiz oldu… İsmini bilmediğim şahıs bu görüşmemizde bizlere toplu olarak salonda tedbire riayet etmemizi, staj döneminde ilk maaşımızın tamamını yapıya himmet olarak vermemizi, daha sonraki dönemlerde ise evlilerden yüzde on, bekarlardan ise yüzde onbeş civarında maaşlarımızı himmet olarak bu yapıya vermemizi söyledi. Hakim savcılık mesleğine yakışır hareketlerde bulunmamızı, disiplin soruşturması geçirmemiz hususunda söylemde bulunduğunu hatırlıyorum… HAKİM SAVCI STAJ EVİ 2012 YILI NİSAN AYI : … Kalmış olduğum staj evinin ve 15. Dönem Hakim Savcı Adaylarının grup sorumlusu olan şahıs A.Ş. idi. Bu şahsın da bir üst sorumlusu Devreci D.A. isimli şahıs idi. Devreci D.A. isimli şahsın bir üst sorumlusu da … kod adlı F.A. isimli şahıs idi. Staj evinde kaldığımız bir günde grup sorumlumuz A.Ş. isimli şahıs evimize gelerek cumartesi günleri Yenimahalle semtinde bir yere gideceğimizi, orada diğer gruptaki 15. Dönem Hakim Savcı adayları ile tanışacağımızı söyledi. O hafta cumartesi günü A.Ş. ile birlikte ben, YK., T.K., B.K. ile Yenimahalle’de 15. Dönem Hakim Savcı Adaylarının olduğu yapının başka bir staj evine gittik. Bu ev, Yenimahalle belediyesine yakın … dubleks bir evdi. Bu staj evinde kalan şahıslar M.N.E., O.Y., M.T., K.Y. idi. Bu evin de grup sorumlusu A.Ş. isimli şahıs idi. Devrecisi ise D.A. isimli şahıstı. Devrecinin bir üst sorumlusu olan şahıs ise F.A. İdi… F.A. isimli şahıs bizlerin bir sıkıntısı olup olmadığını sorar, stajımızı nasıl yapmamız gerektiği hususunda bilgiler verirdi. Staj döneminde cuma günleri mecbur kalmadığımız zamanlarda cuma namazlarına gitmememizi, cumaya gideceksek staj yaptığımız adliyelere uzak camilere gitmemizi söyledi. Adliye mescidinde namaz kılmamamızı, namazlarımızın kılabilirsek kendi evimizde kılmamızı söyledi. Bizlere böyle söylemesinin sebebini kendisi bizlere tedbir amaçlı kimsenin bizim cemaatten olduğumuzu bilmemesi için, kötü niyetli insanların bizleri bu şekilde tanıyıp fişleyebileceklerini onun için bu şekilde yapmamızın daha doğru olacağını söyledi. Bu memlekete sizler gibi milletini vatanını seven, dindar insanların hakim savcı olmalarını istemeyen karanlık ruhlu insanlar var, siz ibadetlerinizi yapın ama tedbiri elden bırakmayın diyordu… Benim ilk başlarda 15 gün boyunca kalmış olduğum yapıya ait staj evim 2012 yılı Haziran ayında evde bulunan T.K. ve Y.K. isimli şahsın evlenmesiyle evde sadece B.K. isimli şahıs kaldığı için bu ev staj evi olarak kullanılmadı. B.K. isimli şahıs, kardeş ev diye tabir ettiğimiz Yenimahallede dubleks staj evine geçmiştir. Sincan’daki bu staj ev artık yapıya mensup şahısların toplandığı bir ev oldu. Son akademi yılında ise Erzurum Adaylarının akademi yurdunda yer olmadığı için bu evde kaldıklarını biliyorum. Bu şahıslar yapıya mensup şahıslar idi. Bu şahısların isimleri …, T.Ş. isimli şahıs idi… İFADEMDE GEÇEN ŞAHIS İSİMLERİNİ AYRINTILI (NERELİ OLDUKLARI, HANGİ OKUL MEZUNU OLDUKLARI, MESLEKLERİ VE YAPIDAKİ POZİSYONLARI HAKKINDA) AÇIKLAMAM GEREKİRSE; … 50- …: Bu şahsın nereli olduğunu bilmiyorum. Konya Selçuk hukuk mezunu olduğunu hatırlıyorum. Bu şahıs Erzurum’da hakim adayı olarak görev yaparken akademide yurdunda yer olmadığı için benim ayrılmış olduğum Sincan’daki staj evinde kalmıştır. Görsem teşhis ederim…”
Aynı şahsın, davacının “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan yargılandığı davada … Ağır Ceza Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı gerekçeli kararda yer alan ifadesi:
“Benimde hakkımda Fetö silahlı terör örgütüne üye olma suçundan … Ağır Ceza Mahkemesinde dava açılmıştır. Ben daha önce soruşturma aşamasında vermiş olduğum ifadelerimi aynen tekrar ederim. Bana sormuş olduğunuz sanığı [davacıyı] 2012 yılından hakimlik stajından tanırım. Sanık [davacı] Erzurum savcı adayıydı. Sanık [davacı] da örgüte müzahir evlerde akademi boyunca kaldı. Sanığın [davacının] birlikte kaldığı kişi T.Ş. idi. Ben evli olduğum içni kendi evimde kalıyordum ancak sanıkla örgüt faaliyeti kapsamındaki sohbetlerde karşılaşıyorduk. Bu sohbetleri D.A. isimli devreci konumundaki şahıs veriyordu. D.A., F.A.’ya bağlıydı. Bu sohbetler Ankarada Yenimahalle’deki bekar hakim savcı adaylarının kaldığı bir evde oluyordu. Genelde 15 günde bir oluyordu. Sanığı [davacıyı] bu toplantılarda bir kaç kez gördüm. Ben Sincan adayıydım sanık [davacı] Erzurum adayıydı o yüzden bağlı olduğumuz grupcularımız farklıydı. Sohbetlerde bizden bire bir görüşmelerde himmet isteniyordu sanık [davacı] da farklı grupta olduğum için himmet verip vermediğini bilmiyorum. Sanığı [davacıyı] … olarak tanırım, kod isim kullanıp kullanmadığını bilmiyorum. Sanığı [davacıyı] 2012-2013 yılları arası akademi döneminden tanırım daha sonra kendisi ile bir irtibatım olmadı. Bu yüzden fetö silahlı terör örgütü ile bağının devam edip etmediğini bilmiyorum…”
Öte yandan, davacının, Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığı Hazırlık Bürosunca yürütülen … numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 11/08/6016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında:
” … Ben ilkokul ve ortaokulda devlet okullarında okudum. 2001-2004 yılları arasında Çorum’da bulunan Özel Murat Han Lisesi’nde okudum. bu lise o dönemde Fethullah GÜLEN’e bağlı olan okullardan biriydi. Lise 2. ve 3. sınıflarında Ahi Dershanesi’ne gittim, bu dershane de aynı şekilde Fethullah GÜLEN’e bağlı dershanelerdendi. 2004 yılında Selçuk Üniv. Hukuk Fak. kazandım. 1. sınıfta Çorum’dan tanıdığım arkadaşlarım ile birlikte öğrenci evinde kaldım. 2. sınfıta ve 3. sınıfın ortasına kadar KYK yurtlarında kaldım. 3. sınıfın ortasında yeniden kendi arkadaşlarım ile ev tuttum. Ben üniversiteyi uzattığım için 2008-2011 yılları arasında sadece sınavlara giriş geliş yaptım. 2011 yılında mezun olduktan sonra Aralık ayındaki Hakimlik-Savcılık sınavlarını kazandım. Hakimlik-Savcılık mülakatlarına hazırlandığım dönemde o dönem Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü’nde daire başkanı olan ve uzaktan akrabamız olan V.B.’nin bana referans olduğunu biliyorum. Kendisi şu an Sayın Cumhurbaşkanımızın danışmanları arasındadır. Ayrıca hemşehrimiz olması sebebi ile M.K. ve M.A. isimli Yargıtay üyelerinden referans olmalarını istedim. Bir de o dönem ve halen Çorum Belediye Başkanı olarak görev yapan Av. M.K.’den bana referans olmasını istedim. Hakimlik-Savcılık stajımı Erzurum ilinde yaptım. çünkü o dönemde bize tercih hakkı sunuyorlardı ve Ankara’ya aday kabulü yapmıyorlardı. Benim tercihlerim arasında Çorum, Ankara, Antalya ve Erzurum vardı. Sonuç olarak beni Erzurum Adliyesinde stajyer olarak göreve başlattılar. 2013 yılı Ağustos ayında Diyarbakır’ın Silvan ilçesine C.Savcısı olarak atandım. 2014 yılı Kasım ayında eşim Hakim olarak Kayseri Adliyesi’ne kura çekti .Fakat akşam yeni bir kararname ile Bingöl Adliyesi’nde eş birleştirmemiz yapıldı. Bu dönemde 2014 yılı Ekim ayında HSYK üye seçimi olmuştu. Ben bu seçimde Yargıda Birlik Platformu’nun adaylarına oy verdim. Sadece ben Silvan’da göreve başladığımda Diyarbakır Başsavcısı olarak görev yapan İ.Ç’ye oy vermiştim. Şu an Yargıda Birlik Derneği’ne üye değilim. Ben bugüne kadar FETÖ ile ilgili hiçbir gazete veya dergiye abone olmadım, onlara burs, himmet ve kurban adı altında hiçbir yardımda da bulunmadım, HSYK’nın 10/08/2016 tarihinde yayımlamış olduğu açığa alınanlar listesinde eşim ve benim neden isimlerimizin yer aldığını bilmiyorum, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Sarıkaya ilçesinde 30’un üzerinde FETÖ ile irtibatı olan şahıs hakkında soruşturma yürüterek tutuklamaya sevk ettim, bu konuda biz tanık ifadeleri ve araştırma tutanaklarını esas alırdık, eğer biz sadece tanımadığımız bir tanığın ifadesi sebebi ile bu işleme maruz kalmışsak üzgünüz, HSYK tarafından ilk yayımlanan 2740 civarında açığa alınan Hakim-Savcı listesinde olmayıp daha sonra yanımlanan 650 civarında Hakim-Savcı arasıda olmamıza bir anlam veremedim, biz asla kendimizin açığa alınan listelerde olacağımızı düşünmemiştik. Ben henüz söz hakkım dahi olmadığı dönemde babamın maddi durumunu iyi olması sebebi ile Çorum’da bulunan Özel Murat Han Lisesinde okudum. Fakat benim o dönemde Fethullah GÜLEN ile ilgili hiçbir bilgim yoktu. Kendi kararlarımızı kendimizin vermeye başladığımız dönemden itibaren bu şahıslarla ilgili hiçbir ilgim, diyaloğum ve gönül birliğim olmamıştır. Biz aile olarak her zaman devletimizin yanında bir duruş sergiledik, çalıştığımız yerlerde de asla muhalif hareket ve eylemlerde bulunmadık, işimizi en iyi şekilde yapmaya çalıştık, açığa alındığımızı öğrendiğimiz ana kadar FETÖ soruşturması yapıyorduk, hatta son dosyada şüpheliyi tutuklamaya dahi sevk etmiştim, üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum…”
Davacı tarafından, tanık ifadelerine karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ait hizmet cetvelinin incelemesinden; davacının, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 2012 yılında mezun olduğu, 153528 sicil numarasıyla 13/04/2012 tarihinde Erzurum Adliyesinde adli yargı hakim ve savcı adayı olarak staja başladığı, Hakimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin 22/08/2013 tarihli kura kararnamesiyle Silvan (Diyarbakır) Cumhuriyet savcılığına atandığı ve 09/09/2013-11/12/2014 tarihleri arasında Silvan (Diyarbakır) Adliyesinde görev yaptığı, akabinde Hakimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin 27/11/2014 tarih ve 2712 sayılı kararnamesiyle Bingöl Cumhuriyet savcılığına atandığı ve 11/12/2014-24/06/2015 tarihleri arasında Bingöl Adliyesinde görev yaptığı görülmüştür.
Tanık beyanları ve davacıya hakime ait hizmet cetveli birlikte değerlendirildiğinde; davacının dönem arkadaşı (15. dönem) tanık E.K.’nin, davacıyla aynı üniversite (Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi) mezunu olduklarını, davacının üniversite döneminde örgüte ait Güven Erkek Öğrenci yurdunda kaldığını ve hakim savcı adaylığı döneminde örgütün Erzurum’da bulunan staj evlerinde kaldığını beyan ettiği; davacının dönem arkadaşı (15. Dönem) tanık Y.T.’nin, davacıyı, hakim savcı adaylığı yazılı yarışma sınavlarına örgütün hakim savcı çalışma evlerinde birlikte hazırlanmaları nedeniyle tanıdığını, davacının, üniversite döneminde örgüte ait evlerde kaldığını ve abilik yaptığını anlattığını, staj döneminde örgüte ait evlerde kaldığını, davacıya üniversitede okuyan hukuk fakültesi öğrencileriyle görüşme yapma görevi verildiğini, örgütün sohbet olarak adlandırdığı toplantılara birlikte katıldıklarını, örgütün talimatıyla akademide sınıf başkanı olduğunu beyan ettiği; tanık U.C.’nin, davacıyla aynı üniversite (Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi) mezunu olduklarını, davacının üniversite döneminde örgüte ait Güven Erkek Öğrenci yurdunda kaldığını ve örgüt içinde ‘abi’ konumunda olduğunun anlaşıldığını beyan ettiği; davacının dönem arkadaşı (15. dönem) tanık İ.N.’nin, davacının, Erzurum hakim adayı olduğunu, staj döneminde örgüte ait evlerde kaldığını, örgütün sohbet olarak adlandırdığı toplantılara birlikte katıldıklarını beyan ettiği; tanık H.D.’nin, davacının üniversite döneminde örgüte ait Güven Erkek Öğrenci yurdunda kaldığını beyan ettiği; söz konusu tanık beyanlarının davacıya ait bilgiler ile uyumlu ve beyanlarının birbirini destekler mahiyette olduğu; Malatya yargı bölgesi olan Tunceli, Bingöl, Elazığ, Malatya, Adıyaman il merkezi ve ilçelerinde görevli olan FETÖ/PDY mensubu hakim savcılardan sorumlu olduğunu beyan eden S.K. isimli tanığın, davacının, sorumlu olduğu T3-T5 grubu içerisinde yer aldığını beyan ettiği ve davacının tanığın beyanlarında geçen tarihte Bingöl Cumhuriyet savcısı olarak görev yaptığı; örgüte ve örgütün yargı yapılanmasına ilişkin samimi açıklamalarda bulunan tanık beyanına itibar edilebilir olduğu; davacının, liseyi örgüte müzahir Özel Murat Han Lisesinde okuduğunu, yine lise döneminde yine örgüte müzahir Ahi Dershanesi’ne gittiğini, 2014 HSK seçimleri döneminde örgütün sözde bağımsız adaylarından İ.Ç.’ye oy verdiğini beyan ettiği görülmüştür. Sonuç olarak, davacı hakkındaki tanık beyanları ile davacının şüpheli sıfatıyla Cumhuriyet savcısı huzurunda verdiği ifadenin, davacının, değişik tarihlerde (lise dönemi, üniversite dönemi, staj dönemi, mesleğe başladıktan sonraki dönemi de kapsayacak şekilde) yapı ile irtibatını ortaya koyduğu değerlendirilmiştir.
Bu durumda, davacının örgüt içinde yer aldığına, lise döneminde örgüte müzahir dershaneye gittiğine, üniversite döneminde örgüte ait yurtta kaldığına, hakim savcı adaylığı yazılı yarışma sınavlarına örgütün hakim savcı çalışma evlerinde hazırlandığına, staj döneminde örgüte ait evlerde kaldığına, örgütün sohbet olarak adlandırdığı toplantılara katıldığına, örgütün talimatıyla akademi döneminde sınıf başkanı olduğuna, örgüt içinde etkin konumda bulunduğuna (abilik, hukuk fakültesi öğrencileriyle görüşme gibi görevler aldığına), örgüt içinde T3-T5 grubunda yer aldığına, 2014 HSK seçimleri döneminde örgütün sözde bağımsız adayını desteklediğine ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen tanık beyanları ile davacının şüpheli sıfatıyla Cumhuriyet savcısı huzurunda verdiği ifadenin birlikte değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
a-2) Davacının Adının Geçtiği ByLock Yazışmaları Şu Şekildedir:
Davacının ceza yargılamasının yapıldığı … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında;
“…Dosya içerisinde bulunan … ID numaralı S.K. [Malatya Bölgesi sivil imamı] adına tespit yapılan bylock kullanıcısı ile … (…) ID numaralı bylock kullanıcısı arasında geçen 15/01/2016 tarihli bylock mesajında:
‘acil, onemli, bingolde paralel yapı soruşturması bugun bingol emniyet kom sube muduru bingol merkezdeki cemaat yapılanmasını isim isim belirlediklerini, sema yaptıklarını, bugun itibariyle nöbetçi savcı … e teslim ettiklerini soylemis GELEN BILGI YAZAN:… … Emniyet evlerde kalan bir kiz ogrencinin ifadesini almis,kizdan ogrendikleri birkac tane abla ve abi ismini dosyaya koymuslar.’
şeklinde yazışmanın olduğu, bu yazışma içeriğinden de sanığın [davacının] görev sicil numarası da belirtilenek FETÖ/PDY kapsamında Bingöl ilindeki soruşturmalarla ilgili örgüt mensuplarına bilgi verdiği görülmüştür.
Dosya içerisinde bulunan K.T. adına tespiti yapılan … ID numaralı ByLock kullanıcısı ile … ID numaralı ByLock kullanıcı arasında geçen 08/01/2016 ve 12/01/2016 tarihli yazışmaların:
‘abi … bey geldi, onemli olan hususlari soyledim abi kom muduru … i evine tava yemeye cagirmis hadim beraber gidelim mi dedi kom muduru omer koparan bingol c. savcisi ortada bir arkadas. o sadece havale yapar, bassavci bu dosyayi muhtemelen teror savcisi … verecek zaten en tehlikeli savcilar …, … ve …. bunlar en tehlikelileri once nevsehir kozaktaydi aslen muslu, esi izmirli esi milli egitimde pedere ogretmeni … abi esim bakmaya calisacak, ama c.savcisi … ulasabilirsek o bakabilir’
şeklinde olduğu, bu yazışma içeriklerinden açıkça anlaşılacağı üzere örgütü yönelik düzenlenen operasyonlar sonrasında örgüt mensuplarının yargı yapılanması içinde yer alan sanıktan [davacıdan] bilgi almaya yönelik konuşmalar yaptıkları,
yazışmanın devamının ise:
‘abi dun bingol emniyet mudurlugu kom sube mufurunun cemaatteki abi ve ablalarin isim ve semasini … savciya vermesine iliskin bugun … savciya sordum. dosyanin icerigi hakkinda bilgisi yok ama boyle bir dosyanin geldigini soylefi icerigini ogrenmeye calisiyoruz’
şeklinde olduğu, bu yazışma içeriğinden de açıkça anlaşılacağı üzere sanığın [davacının] savcılık yetkisini kötüye kullanmak suretiyle örgüte yönelik düzenlenen ve sanığın mesleğe gereği gizli tutması gereken bilgileri örgüt hiyerarşisi kapsamında örgüt mensuplarına ilettiği;
… ID numaralı K.T. ile … ID numaralı [Antep Bölgesi sivil imamı … kod adlı] R.Y. arasında geçen bylock mesajında:
‘bingöl başsavcısı bugün savcı …’ya adliyede paralelci terörist hakim savcı olanları tek tek biliyoruz, kimin üniversitede başörtülü olup sonra açıldığını, kimin cumaya gitmediği halde gizli gizli evinde namaz kıldığını biliyoruz,bu teröristlerin hepsine haddini bildireceğiz, meslekten atılacaklar’
şeklinde yazışmanın olduğu, bu yazışma içeriğinden dönemin Bingöl Başsavcısının FETÖ/PDY Terör Örgütü mensuplarını kastederek sanığa [davacıya] söylediği sözlerin sanık [davacı] tarafından örgüt mensubu kişilere aktarıldığı anlaşılmıştır. Sanık [davacı] yazışmaların yapıldığı dönemde Bingöl ilinde C. savcısı olarak görev yapmaktadır.
… ID numaralı S.K. [Malatya Bölgesi sivil imamı] adına tespit yapılan ByLock kullanıcısı ile … ID numaralı ByLock kullanıcısı arasındaki 16/01/2016 tarihli yazışmanın:
… A.Ç. beye izdivac icin bir abimizin esi … F.B. Kahta hakimini tavsiye etmis. Ablamiz F. hanimla akademiden arkadaslarmis ve F. hanimin baglantisini tahmin ediyor. A. Bey de F. hanim yakin ise gorusmek istiyor. Tavsiye Eden; … S.T. (… … esi) Cevabinizi bekliyorum.’
şeklinde olduğu, bu yazışmalardan açıkça ilgililerin görev sicil numaraları da belirtilmek suretiyle örgüt içi izdivaç görüşmelerinin yapıldığı anlaşılmıştır…” değerlendirmelerine yer verildiği görülmüştür.
Davacı tarafından, adının geçtiği ByLock yazışma içeriklerine karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ait hizmet cetveli ile davacıya ait aile nüfus kayıt örneğinin birlikte incelemesinden; davacının, Hakimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin … tarih ve … sayılı kararnamesiyle Bingöl Cumhuriyet savcılığına atandığı ve 11/12/2014-24/06/2015 tarihleri arasında Bingöl Adliyesinde görev yaptığı, 31/08/2013 tarihinde S. adlı bayan ile evlendiği ve eşinin … sicil numarasıyla yargı mensubu olarak görev yapmakta iken Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu’nun … tarih ve … sayılı kararıyla meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verildiği görülmüştür.
Bu durumda, FETÖ/PDY mensubu şahıslara ait ByLock yazışma içeriklerinde davacının adına, sicil numarasına, görev yaptığı yere açıkça yer verilmesi hususu, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olarak değerlendirilmiştir.
b) Hakim/Savcı Adaylığı Döneminde Adalet Akademisi Yıllık (Albüm) Kurulu Üyeliği/Sınıf Başkanlığı
i. Yıllık (Albüm) Kurulu Üyeliği/Sınıf Başkanlığı Hususunda Genel Değerlendirme
Kararımızın FETÖ’ye ilişkin tespit ve değerlendirmeler kısmında ortaya konulduğu üzere anılan örgüt tarafından, hakim ve savcılara yönelik olarak adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kariyer programları düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim ve savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmeye çalışılmıştır. … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında da; mülakat sınavını kazanan ve hakim-savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacaklarının ve ev sorumlularının kim olacağının anlatıldığı, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibinin yapıldığı; staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmalarının sağlandığı, her ev için bir sorumlu tayin edildiği yönünde tespitlerin yapıldığı görülmektedir.
Bu şekilde hakim ve savcıların, adaylık sürecine örgüt tarafından ayrı bir önem atfedilmekte ve bu dönem içerisinde örgüte bağlı bulunan adayların, örgütle irtibat ve iltisakı bulunmayan diğer adaylardan daha ön plana çıkarılması, dönem arkadaşları arasında örgütsel tabiriyle ”parlatılması” ve bu kişilerin gelecekte unvanlı görevlere getirilmesinin önünün açılması hedeflenmiştir.
Bu hedefin gerçekleştirilmesi amacıylada örgüte iltisak ve irtibatı bulunan hakim-savcı adaylarının görev aldığı mezuniyet yıllık (albüm) kurulları oluşturulduğu ve yıllık (albüm) kurulu üyelerinin albümün hazırlanması amacıyla tertip ettikleri üst düzey ziyaretlerle yüksek yargı ve kamu bürokrasine kendilerini refere ettikleri, yine örgüt tarafından kendisine iltisak ve irtibatı bulunan hakim-savcı adaylarının Adalet Akademisinde sınıf başkanı seçilmesi sağlanarak Akademi üst yönetimiyle ve ders veren öğretim görevlileriyle yakın temaslarının sağlanmaya çalışıldığı anlaşılmıştır.
Bu kapsamda Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Teftiş Kurulu Başkanlığınca Adalet Akademesi Yıllık (albüm) Kurulu başkan ve üyeliği hususunda hazırlanan … tarih ve … sayılı inceleme raporunda, staj döneminde yıllık kurulu başkan ve üyesi olan toplam 292 hâkim ve savcının Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca FETÖ ile irtibat ve iltisakları nedeniyle görevden uzaklaştırılmalarına ve/veya meslekten çıkarılmalarına karar verildiğinin belirtildiği görülmüştür.
Ayrıca söz konusu Tetiş Kurulu raporunda, “Gizli Tanık ‘…’ beyanında; Akademi sınıf başkan ve yardımcılarının cemaat abileri tarafından belirlenen kişilerden oluşmasının temel hedeflerden biri olduğu, diğer bir amacın ise yıllık komitesinin mümkün mertebe cemaat abileri tarafından önceden belirlenen stajyerlerden oluşması olduğu, zira yılsonu gösterisinin yıllık komitesi tarafından hazırlandığı, yılsonu gösterilerinin içeriğinin konjonktüre göre değişmesinin nedenlerinden birinin de yıllık komitelerinin cemaatçilerden oluşmasından kaynaklandığı, incelenmesi halinde bu durumun anlaşılabileceği,
N.Ç. beyanında; İlk akademi döneminde bulunduğu sınıfta sınıf başkanının E.A., sınıf başkan yardımcısının ise S.B. olduğu, sınıf başkanlığı seçimi öncesinde yapılan toplantılarda sınıf başkanlığı seçimlerinde belirlenen adaylara oy verilmesinin söylendiği, verilen talimat doğrultusunda sınıf başkanlarının seçildiği, son akademi döneminde S.B.’in sınıf başkanı seçilmesi nedeniyle yapının bayanlar grubundan olduğunu düşündüğü, ayrıca son akademi döneminde akademi yıllıklarının düzenlendiği, bu yıllıkları sınıf başkanlarının düzenlediği, sınıf başkanlarının da ağırlıklı olarak yapı elemanı olduğu,
İ.E. beyanında; Staj dönemi bittikten sonra 2007 yılında ilk görev yeri olan Mersin İdare Mahkemesine atandığı, o dönem akademide yıllık kurulunda olan kişilerin cemaatçi olduklarının söylendiği, bu kişiler arasında L.K. ve E.B.’in de bulunduğu,
T.D. beyanında; Fetullah Gülen Cemaati mensubu K.O.’un, en son Tokat İlinde hâkim olarak görev yaptığı, 8. Dönem Adli Yargı hâkim ve savcı adaylarının tümünün sorumlusu yani abisi konumunda bulunduğu, aynı zamanda akademide yıllık kurulu organizasyonunda yer aldığı, Fetullah Gülen cemaatindeki aktif pozisyonunu devam ettirdiği,” şeklinde tanık beyanlarına yer verilmiştir.
Sonuç olarak FETÖ için hakim ve savcıların adaylık döneminin de ayrı bir önem arz ettiği, örgüt tarafından Adalet Akademisindeki eğitim sürecinde örgüte iltisak ve irtibatı bulunan hakim-savcı adaylarının emsalleri arasında ön plana çıkarılması sağlanarak gelecekteki unvanları görevlere getirilebilmeleri adına hazırlık yapıldığı, bu kapsamda da staj döneminde albüm kurulu üyelikleri ile sınıf başkanlarının özellikle örgüte irtibat ve iltisakı bulunan hakim ve savcı adaylarından seçilmesinin sağlanmasına özel önem verildiği anlaşılmaktadır.
ii. Yıllık Kurulu Üyeliğinin/Sınıf Başkanlığının Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Davalı Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından dosyaya sunulan bilgi ve belgelerde davacının staj döneminde 15. Dönem Adli Yargı Yıllık Kurulu Üyesi olduğu bilgisine yer verildiği görülmüştür.
Davacı tarafından, yıllık kurulu üyeliği ile ilgili tespite karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Netice itibarıyla, davacının örgütün yargıda etkin olduğu dönemde Adalet Akademisinde yıllık kurulu üyeliği yapmasının FETÖ ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu değerlendirilmiştir.
6) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın, AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan “özel hayata saygı hakkı” çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen “özel hayat” kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu karar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak “kanunla öngörülmüş olma”, aynı maddede sayılan “meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma” ve “demokratik bir toplumda gerekli olma” ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa’nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin “şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması”, “anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması” ve “demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması” gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS’in 8/2 ve Anayasa’nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS’in 15. ve Anayasa’nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS’in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa’nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun’la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu karara dayanak KHK’nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa’nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ’nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS’in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı” hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS’in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının adli yardım isteminin kabul edilmiş olması nedeniyle davanın açılışı sırasında tahsil edilemeyen ve ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına,
3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
4. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 21/12/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.